Yağmur duasına dair veya insanların yağmurdan ne anladığına dair. Belki fikri bir bereket olur da şu yukarıdaki müşkil anket şıklarını da cevaplayabiliriz. Doğrusu ben bilemedim. Kim ne ister. Allah akıl, fikir ve bilhassa feraset versin. Amin.
"Bizim için "Haçlı seferi başlatıyorlar" deme cüretini bile gösterebilmişken...
Neden Gül’ün cumhurbaşkanlığı konusuna sıcak yaklaşmadığı artık açığa çıkan Tayyip Erdoğan için en azından bir mırın kırın bile etmiyorsunuz?
Biz "Uzlaşma" deyince "Milli irade hırsızı" oluyoruz da...
Neden Tayyip Erdoğan "Uzlaşma" deyince bir şey olmuyor?
Biz "Jest" deyince "Sandığın mesajını almamış" oluyoruz da...
Neden benzer bir jesti Tayyip Erdoğan bekleyince bir şey olmuyor?" demiş Ahmet Hakan Coşkun gazetesindeki köşesinde. Eğriye eğri, doğruya doğru.
Ben de soruyorum, neden? Bırakın kardeşim eveleyip gevelemeyi artık, halk size "yürüyün ya vekillerim!" dedi. Açık ve net olarak ilan edin. Abdullah Gül Cumhurbaşkanı adayımızdır deyin. Cumhurbaşkanlığına en layık olanımızdır.
Bu ülkeye başbakanlık yapmışken eşinin başı açıkmıydı, o zaman kriz çıkmıyordu da şimdi ne değişti? Bu ülkenin başbakanının başı da örtülü. Halk bunda bir beis görmüyor da size ne oluyor!
Bırakınız efendim kriz mi çıkıyor darbe mi oluyor ne oluyorsa olsun artık. Yıllardır başımızda darbe derneğiyle yaşamaktan usandık yahu. Ne olacaksa olsun, tehdit altında yaşamaktan bıktık artık.
Tayyip Erdoğan'ın, boyalı / boyasız medyanın (Allah aşkına kaldı mı hala öyle şeyler) ne düşündüğü umrumda değil!
E tabi halk istiyorsa ona da söyleyecek bir sözümüz yok. Fakat kendi adıma Abdullah Gül'ün reis-i cumhur olmasını istemiyorum. AKP'ye yakışan bir isim evet ama daha da yakışanları var Bkz: E. Günay, R. Çamuroğlu, O. Yağmurdereli ve türevleri
Öyle sanıyorum ki bu mevzu çok su götüreceğe benziyor. Niye mi? Sene ya 96 ya da 97 yanlış hatırlamıyorsam ama o zamanlar büyükşehir belediye başkanı olan kişi herkesin malumu R.T.E ve bizde o zamanlar ajansta çalışıyoruz. Belediye de muhabirlik yapıyoruz. Tabi bir nevi staj görüyoruz . Fazla birşey soramıyoruz ama yinede böyle içimizde bir gazetecilik dürtüsü oluşmuş herşeye meraklı gözler ile bakıp şundan da bir haber çıkarmı formatındayız... Ne ise çok fazla derinlere girmeyeceğim.O gün çok enterasan bir hadise yaşanmıştı orda. Bir ihale olmuş ,İGDAŞ'ın binalarına klima takılması ile ilgili herkes teklifini vermiş ve sonuçlarını bekliyor. Kazanan taraf Gedik klimaydı yanlış hatırlamıyorsam Sivaslı bir iş adamıydı... Ne ise ihaleyi kazanan taraf içeriye RTE ile görüşmeye girmişlerdi bizde kapının ağzında bekliyoruz. Görüşmeleri bitmiş ama halen birşey konuşuluyordu RTE ile ihaleyi kazanan adam arasında... Şöyle demişti R.T.E: –"Bakınız bu binaların klimaları zamanından bir gün sonra dahi biter ise anlaşmaların hiç bir kanuni hükmü kalmaz ve bizde gerekeni yaparız " demişti. Cevaban yetkili ise şöyle demişti: –Sayın başkan ticari zekanıza hayranım. Tuttugunuzu kopartan bir yapınız var. Ben merak ediyorum size de sormak istiyorum. Sizin gibi bir insanı neden belediyenin başında cürütüyorlar" demiş ilaveten "kendileri biz sizleri bu ülkenin başında görmek istiyoruz demişlerdi. " R.T.E: (tebessümle) – inşallah onunda vakti gelecek demişti. İster inanın ister inanmayın. Bu hadiseyi bire bir yaşamışlığım var. Varın gerisini siz düşünün...
“Ben yokum, Biz’i sizlerden öğrendim. Şimdi sizlerde her bir ben ile biziz.”
Desenize RTE böyleleri yüzünden yoldan çıkmış. RTE nin yoldan çıkmış olmasının bir ispatı onu çoğu kimsenin, daha da önemlisi sevenlerinin dahi RTE diye plaka gibi isimlendirmesi. ikinci bir ispatı "inşallah onunda vakti gelecek" diyerek, müslümana yakışmayan, kalbine düştüğünde tövbe etmesi icab eden baş olma sevdasıdır. Baş olma sevdası nefsin ayıplarındandır.
Ya hu durup dururken niye konuyla ilgisi bulunmayan sataşmalarda bulundum ki. Niye mi? Bunun nedeni sizin konuya olan alakasızlığınız. hani kel alaka derler ya öyle. "bu mevzu", "niye mi", "sene 96 ..." bu alakasızlık, bu ilgisizlik beni gerçekten ilgilendiriyor.
Anınıza bir anıyla karşılık vermek istiyorum. Birkaç sene önce bir çiftçi RTE ye dert yanar. Her çiftçi gibi oda mahvolduğunu anlatmaya başlar. Nihayetinde anasının ağladığını söyler. iktidara geldiğinde herkesin gözyaşını sileceğini söyleyen adam okadar değişmiş, o kadar halkına yabancılaşmış ki (tebessümle değil tabi)"hadi lan, al ananı git burdan" der. Bu hadiseyi birebir yaşamadık hep birlikte yaşadık. Ve o gün şahsiyetli müslümanlar olarak "sen ne biçim yöneticisin ki kendi halkına küfür ediyor, Amerikan halkına dua ediyorsun. Allah seni azletsin" dedik. Varın gerisini siz düşünün.
Konuyla ilgili yorumuza gelince. Şu cemaat.com neden hala anket yapmayı öğrenemedi. Daha öncede söylemiştim anketlerde boşluk olmamalı. Hani nerde benim işaretleyeceğim şık. Bakın işte modern zihnin felaketi: kendi isteğinize göre yol çiziyorsunuz. Dolayısıyla sizin hedeflerinize varıyoruz. Asrın felaketi olan 2002-2007 seçimleri de böyleydi. 40.000 oy ile bir vekil çıkarken 2.000.000 oy ile aynı vekili çıkaramıyorsun. Bu kuru bilgi kısmı. Aslında türkiyede yaklaşık 20.000.000 oy (oyların yarısı) telef oldu. Mesela sandık başına giden işçi partilinin pusulasında neden işçi partisi yok. "Vardı ya nasıl olmaz" diyenler sizden bir halt olmaz.
Şu anketlere en azından diğer diye bir seçenek koyunda bu konuda farklı fikirler yüzde kaç onu görelim bari.
Ben fikrimi yazayım: Abdullah Gül Amerikan mandasından yanadır. Böyle bir adama Cumhurbaşkanlığı verilemez. kendisi değişken bir yapıya sahip olduğu için nezaman ne yapacağı belli olmayan biridir. Güvenilir biri değildir.
E ozaman neden olmamalı seçeneğini işaretlemiyorsun kardeşim derseniz gene derim ki sizden bir halt olmaz. Yukarıdaki olmamalının ifadesi ile benim ifadem taban tabana zıttır. Ben size on çeşit olmamalı sayabilirim.
olmamalı: hanımının başı örtülü
olmamalı: güya islamcı
olmamalı: vecdi gönül olmalı gerginlik olmamalı *
olmamalı: laikliği sindirememiş
olmamalı: yeteri siyasi bilgiye sahip değil
olmamalı: ülke satışına onay veriyor
olmamalı: BOP için gece gündüz çalışıyor, amaerikancı mandacı.
olmamalı: AB için yeterince çalışmıyor
olmamalı: AB için gecesini gündüzüne katmış çalışıyor
olmamalı: karizmatik değil, hitabeti zayıf
* anket bunu demek istiyorsa ben karşıyım, olmasını hiç istemiyorum ne olacak neyi işaretleyeyim ben şimdi
Not: Bu yazı sadece yazmak için yazılmıştır önemsemeyin. Zaten önemsilen şeylerin çoğunu ben önemsemiyorum. Elhamdulillah azınlıktayım.
Sizi önemsiyorum zira yazdıklarım gardiyan küfürleri, jandarma düdükleri değil duyduklarımdır Ali efendi. Bakınız bu konu hakkında fazla münakaşaya girmeyeceğim. Zira ben sizler gibi ifrat ve tefrit çubuğunda hamd olsun durmuyorum. Orta yerde durmaya çalışan biriyim. Benim burada yazdığım yorum kendi şahsımla ilgili mini bir anı idi hem burada ben bir belediye başkanının aksiyonundan bahsediyorum Erdoğan'nın kendi düşünce platformunda hedefinin ve gayesinin nasıl on ikiye kilitlendiğinin kendi iç dünyasında duygularını özümseyerek en büyük hedeflere nasıl ideal bir hayalinin, olduğunu, onada inanarak cevap verdiğini söylüyorum. Tutmuş bana azınlık ve nefsilikten bahsediyorsunuz? Bu bahsettiğiniz mevzu siyaset tavsiyem o ki kullandığınız terminolojilere dikkat edin adama gülerler… Sizler gibi kardeşlerimiz çeşitli yönlerden esen rüzgârların tesiriyle, sağlam bir temel ve köke bağlanamıyanlar zümresine dahil oldu; sağa-sola eğilip bükülerek bir yerlere gelmeye çalıştınız. Bir dediniz biz Osmanlı torunuyuz bir dediniz bizimle olmayan cennete giremez! Telkinlere göre hareket tarzını benimsemiş, bazan ilim adına, bazan yenilik adına farkına vararak veya varmıyarak çok zararlı işler yaptığınızın farkında değilsiniz.. Evet ihtisaslarının zevkine varamamış, sırrına erememiş bazı matematikçiler gibi, sizin gibi azınlıklarda; mevzularını kuru, tatsız, somurtkan durumlarla yorumlamaya sokup; düşüncelerini her türlü estetikten, elâstikiyetten mahrum çirkin hâllere götürü verip; problemlerini güya kendilerinden başkalarının çözemiyeceği sahte güçlükler içinde, çok abus gösteriyorsunuz. İnşallah, gün gelir, herkes sizin gibi bu dille olgunlaşıp yorum yazarsa güzelleşen “anınız” ı sıkılmadan bu şekilde ser levha yapıp hatta zihniyetlerini başka ülkelerden aldığına aldırmayarak, ne mal olduğu belli olan perinçek kafalı zevatı bile başımıza alıp onları da büyük ses uyumuna uydurmak zorunda kalmazsınız... Size sevgilerimi sunuyorum. Aklınızı başınıza alınız. Dünya ya bakış açızını değiştiriniz. Sizden bunu rica ediyorum.
Not: Bu yazı siz okuduktan 5 dakka sonra zihninize girsin ve beyninizde bazı şeyler artık cerayan etsin. Sizleri önemsiyorum, lütfen siz de bizleri önemseyin olur mu?
“Ben yokum, Biz’i sizlerden öğrendim. Şimdi sizlerde her bir ben ile biziz.”
Önemsenmemesini söylediğim, yani tartışılmasını istemediğim yazım, malesef yine önemsenmiştir. Çünkü tartışma kültürünün bu sitede gelişmediğine kaniyim. Yazıya müdahale edecekseniz iki noktada müdahale etmeliydiniz.
1. sevenleri tarafından RTE olarak kısaltılması onun haksız olduğunu gösterir mi?
2. "inşallah onunda vakti gelecek" cümlesi bir ahlaki zaafiyet midir?
Ama malesef siz bu iki konuda hiçbir fikir yürütmemişsiniz. Bana hemen bir etiket vurmuş, o etikete göre yargılamışsınız. Beni neye göre kategorize etmişsiniz, bilmek isterim. Bilmenizi isterim ki elhamdulillah müslümanlardanım.
Yazınızda bizi anlayın demişsiniz. Bu yüzden anlamaya gayret ediyorum. Sizde bana yardımcı olun, lütfen. Çünkü yazınız yeterince açık değil. Biz neyi eğip bükmüşüz. Osmanlıyız deyip de bu medeniyete ters düşen ne yapmışız. Ne zaman yenilik adını ağzımıza almışız. Bunlar hep yargı cümleleri. Hani bu cümlelerin nedenleri. En önemlisi ise Saadet Partisi'nden taraf olduğumu zan mı ettiniz, bildiniz mi? Nerden çıkardınız?
Gelin daha açık konuşalım. Bakış açımız nedir, mesela? Müslüman olmak neyi gerektirir? Kimler ne yaparsa cennete girer? Kimler cehennemle korkutulabilir. Kim korkutabilir.
Bir şartla konuşabiliriz. Her cümlenizin izahı olmalı. Sırf yargı cümlelerinden oluşan yazıları önemsemem bilesiniz?
Not:konu çok uzayacaksa ve aramızdaysa özelden yazışabiliriz.
Tüm bunlar bu anketler, bu sorular bu insanlar bir yerden kalkmalı ve bir yere varmalı değil midir? değil midir ki insan ziyandadır. burda yapılan bu beyanların ne kadarından hükümetin bi ferdi haberdar?
ya da Gül, kendine biçilen bu rolü üstlendiğinde velev ki göreve gelemediğinde bizden fikrimizi mi soracak
olan olur bekleyip görmek ve medyadi bu gereksizliğin içine batmak niyetinde değilim.
verilse de hoşnut ol
verilmese de hoşnut ol
buyruğuna kulak verdim
Eğer bugün AK Parti bu kadar yüksek bir oyla birinci parti olmuşsa bunda Abdullah Gül'ün adaylığının türlü oyunlarla engellenmesinin payı büyük. Bu yüzden bence bu aşamada AK Parti'nin 'acaba Gül'ü tekrar aday göstermesek mi?' tarzında olası bir düşüncesi oldukça saçma. Bu halkı kandırmak olur, 'siz bize bunun için oy verdiniz ama kusura bakmayın, biz biraz tırsmaktayız, oylarınızı daha hayırlı işlerde kullanıcaz, söz!' demek olur, yani ayıp olur...
Türkiye, verdiği kararın uygulanmasını bekliyor...
Salı, 14/08/2007 - 21:36 — Said ERCAN (doğrulanmadı)
Gizli zarflar içinde 2 kişiden biri olarak verdiğiniz oyların arkasında ne pahasına olursa olsun göğsünüzü siper ederek duracak mısınız? yoksa menderes polatkanlar gibi bu yeni "gül"lerimizinde ayaklar altında ezilmesine müsade edecek misiz?
Ben bu halkın bir darbe karşısında kılını bile kıpırdatmayacağını düşünenlerdenim, inşAllah ben yanılıyorumdur inşAllah...
Liraya, bu ülkenin kurucusu yerine kendi resmini basanların inadına;
"Emirleriniz Tanrı buyruğudur..." diyenlere karşı;
en çok sandalye sayısına sahip olduğu halde Bakanlığını basan askerlerce "İstifa et; yoksa bu odadan cesedin çıkar..." diyenlere karşı yutkunanların adına;
Menderes'ler, Zorlu'lar, Başgil'ler...
ve daha bir çok "den den"ler adına OLMALIDIR.
Not. R.T.E. diyen ismi mübarek Ali bey !
Hitap ettiğin -yanlış ve doğrularıyla- nihayetinde bu ülkenin Başbakanıdır, senin askerlik arkadaşın değil. Hoş, insan arkadaşına bile böyle hitap etmez. Suçlu veya teröristlerin adı kısaltılır. Sürekli vurgu yapıyorsanız en fazla Başbakan, veya Erdoğan dersiniz. R.T.E. yazmaya verdiğin zahmetten daha azdır, emin olasın. A.S. denmesinden hoşnutsanız buyrun !
Merhaba Emre bey kardeşim, kısaltmalar ile ilgili bahsettiğiniz mevzuya canı gönülden katılıyorum. Demem o ki o yorumu yazarken ve dahi RTE(Recep Tayyip Erdoğan) diye kısaltırken farklı bir ruh haletindeydim. İsmi lazım değil bir kardeşim "Babazula" diye bir grubun sözsüz parçalarını atmış idi bir şarkıları vardı ki adı "kısaltmalar" dı. Sanıyorum yorum yazarken o "kısaltmalar"ı dinliyordum. R.T.E(Recep Tayyip Erdoğan) oradan öyle akılda kaldı. Çok fazla begenmediğim bu parçaya inat kısaltma yaparak yorum yazıyordum. Ben kendi adıma saygıda kusur ettiğimin farkındayım. Dili iyi kullanmamız gerektiği kanısındayım. Ülkenin başındaki bu insana elbetteki böyle yakışıksız alaycı algılanabilecek kelime ve söz, hal ve davranışlardan uzak durulması gerektiği kanısındayım. Tabiki bu sadece Erdoğan için değil her insan için geçerlidir... Anlayacağınız yaptığım yorumdaki kısaltmalardan dolayı tüm dostlardan özür diler saygılar sunarım. Es–selam...
“Ben yokum, Biz’i sizlerden öğrendim. Şimdi sizlerde her bir ben ile biziz.”
İyi niyetine inandığım, arkadaş olmayı arzuladığım, yazı dilini çok beğendiğim, muhterem Emre Bey, zahmette rahmet vardır biliriz.
tepkinize maddeler halinde tepki vermek istiyorum.
1. R.T.E. denmemesini isteyen benim. Yazıyı dikkatli okuyun.
2. ismi mübarek Ali bey! bey kelimesini kişiliğimi kastederek küçük yazmadıysanız, yazıyı dikkatli yazın. aksi halde sorgulamadan yargılamış olursunuz ki bu sizi küçültür. En azından imlanın hakkını verin.
3. Bu ülkenin başbakanı, bu ülkeden daha önemli değildir. Kastınız RTE içinse 1. maddeye tekrar bakın.
4. Ben de sizin askerlik arkadaşınız değilim. Dinime küfrediyorsanız zaten müslüman değilsiniz.
5. Zahmette rahmet olduğunu tekrar belirteyim.
Sonuç:
Bizler dil katliamına uğramış bir milletiz. Değiştirilip dönüştürülmek ve sonra yok edilmek istenen milletlerin önce kelimeleri değiştirilir. Bu şeytanın süregelen büyük oyunudur*. İblisi tanımadan felaha eremeyiz. Konumuzla ilgili kelime sayının anadilimizdeki karşılığı muhterem . Eğer muhterem kelimesini kullanıyor olsaydık, sayın Başbakan, Apo'ya (niçin kısaltma yaptığım, terörist olduğu için değil) sayın demezdi. Muhterem olmadığını bilirdi. Sayın olmadığını bilemedi.
Şimdi bazıları çıkıp 'yahu sayın kelimesi Türkçe' diyebilir, 'nasıl anadilimizde olmaz'. Arkadaşlar, her Türkçe kelime anadilimizden değildir. Bunu böylece bilin.
* Allah "haram ağaç" demişti. İblis ise "ebediyet ağacı" dedi. Dikkat: "helal ağaç" demedi. İstereniz bunu uzun uzadıya konuşuruz.
Not: Emre Bey sadece sataşmalarınıza cevap vermekle yetindim. Sizin yazınızın tahlilini yapmakta isterim, müsade ederseniz.
Bir delinin kuyuya taşı atıp akıllılarca çıkartılmaya çalışılması gibi kısa ve düz bir yol, uzun ve dik bir yokuşa dönmüştü. Ama olacak olan oldu ve demokrasi oyununa göre gayet yasal olarak cumhurbaşkanı seçimi dün nihayete erdi. Beklentilere mutabık olarak 11. cumhurbaşkanımız ise Abdullah Gül. İslam Bankasındaki geçmişi, son dönemlerde AB ve ABD ile olan temasları, akıcı İngilizcesi ve de halkın içinde gelip halka kendini sevdirebilmesi açısından bu makama layık mümtaz kişilerdendi zaten. Ki bu göreve layık olduğunu düşünmeyen de yok gibiydi. Velev ki en muhalefeti dahi olsa… Lakin "evet, bu göreve layık, hatta hakkı" diye başlayan ve "ama…" diye devam eden cümlelerin de mantığını matematik açısından anlayamasak da halet-i ruhiye olarak anlamaya çalışıyoruz.
Türkiye'de nedendir bilinmez halkın içinden gelen, halk gibi davranan liderlere, cumhurbaşkanlarına, başbakanlara, bürokratlara… vb. belirli çevrelerin kini, husumeti her an patlamaya hazır yanardağ gibi fokurdayıp durmakta. Bu, Adnan Menderes zamanından başlayıp Turgut Özal'a, oradan da Abdullah Gül'e kadar süregelen bir âdet gibi duruyor.
Aslında bu kişiler adı altında istenmeyen, sevilmeyen ya da nefret edilen halkın bizzat kendisi galiba, diye düşünüyoruz bazen. Bu yargımızı doğrulayan ifadeleri son seçim öncesinde ve sonrasında gerek akademisyenlerden gerekse gazetecilerden hata politikacılardan dahi duyduk, duyuyoruz. Yüzde doksan dokuz dahi istese olmaz, diyen sözüm ona profesörler; "o partiye oy atanlar göbeğini taşıyanlar, bidon kafalılar" diyen gazeteciler ve de "bu halk hâla yanlışı seçiyor" diyebilen halktan kopuk ama halka hizmete talib olan politikacılar…
Neye bu kadar düşmanlık, bu anlaşılmaz öfke nedendir diye bizim onları anlamaya çalıştığımız gibi acaba kendileri de ellerini şöyle bir çenelerine koyup düşünüyorlar mıdır, acaba. Düşünüyorlar mı acaba söylediğimiz sözlerde, takındığımız tavırda bir gariplik var mı? Çünkü söyledikleri sözler bazen öylesine komik, öylesine basit ki insan ben nasıl bir ülkede kimlerle yaşıyormuşum diye hayıflanmadan edemiyor.
Öyle ki Cumhurbaşkanlığı seçimi sonrasında Abdullah Gül'ün konuşmayı okudum basında çıktığı kadarıyla. Laikliğin sosyal barışın sağlanmasındaki öneminden bahsetmiş mesela. Ama yukarıda değindiğimiz çevreler bu sosyal kelimesini bölücülük, barış kelimesini tehdit, laiklik kelimesini de şeriat yanlılığı olarak algılamak için ufacık akıllarını zorluyorlar, neredeyse yırtınıyorlar. Kendi kendimizi yönlendiriyoruz yani. Ortada fol yok yumurta yok ama biz kendimizi darı ambarında sanıyoruz.
Abdullah Gül cumhurbaşkanı oldu ama yine ezik bir duruş göstermek mecburiyetinde. Buna mecbur çünkü hayal ürünü korkuların sahte tanrıları bunu istiyorlar. Düşünün bir, sizin oğlunuz, eşiniz cumhurbaşkanı seçilecek ama siz o salonda yoksunuz. Eğer gidecek olursanız, giyiminiz kuşamınız yüzünden alaya alınacak, hırpalanacak, hor görüleceksiniz. Hani bir Yeşilçam sineması gibi… Genç, köyünden çıkar gelir mektebini bitirir ama mezuniyet gecesine ailesini çağıramaz. Çünkü o gecede hep sosyeteler vardır ve onlar kendinden gayrısına hep hor bakarlar, onları hep hizmetçi gibi görürler. Hakeza tam bu misal olmasa da Abdullah Gül'ün düştüğü durumda buna benziyor işte.
Şimdi bu yeni gelen dönem ile biraz daha umutluyuz. Hemen herkesin birbirine hor değil hoş gözle baktığı bir ülke için balık baştan kokar diyoruz. Ama şunu da unutmamak lazım; bu günlerde bazıları gece mesailerini daha çok yapacak. Bize düşen ise bunlara panzehir olmak! Önümüzde zaten Ramazan-ı Şerif var. Bu vesile ile biz de biraz gece mesaisi yapalım ve dualarımızla bu zor günlerdeki şerlerin hayra tebdil olması, hayırların da ziyadeleşmesi, tuzak kuranların da kurduğu tuzakların boşa gitmesi için rabbimize yalvaralım.
Ey menba-ı ÂŞK! Gönlüme kıldığın nazar-ı mehabbet kadardır kıymetim...
Yorumlar
Alternatif anket
Per, 09/08/2007 - 16:45 — Şadan ErcanCumhurbaşkanı olmasını kim istemiyor?
a-Tayyip Erdoğan
b-Boyalı Medya
c-Genel Kurmay
d-Derin Devlet
e-Laikçiler
f-Hepsi
Cumhurbaşkanı olmasını kim istiyor?
a-Tayyip Erdoğan
b-Halk
c-Boyasız Medya
d-Kendisi
e-Hepsi
f-Birinci şık hariç hepsi
Keşke bir de yağmur anketi olsa
Per, 09/08/2007 - 17:09 — Sakine AkçaYağmur duasına dair veya insanların yağmurdan ne anladığına dair. Belki fikri bir bereket olur da şu yukarıdaki müşkil anket şıklarını da cevaplayabiliriz. Doğrusu ben bilemedim. Kim ne ister. Allah akıl, fikir ve bilhassa feraset versin. Amin.
Darbe borozancılarından bıktık artık
Cum, 10/08/2007 - 12:53 — Eray Mert"Bizim için "Haçlı seferi başlatıyorlar" deme cüretini bile gösterebilmişken...
Neden Gül’ün cumhurbaşkanlığı konusuna sıcak yaklaşmadığı artık açığa çıkan Tayyip Erdoğan için en azından bir mırın kırın bile etmiyorsunuz?
Biz "Uzlaşma" deyince "Milli irade hırsızı" oluyoruz da...
Neden Tayyip Erdoğan "Uzlaşma" deyince bir şey olmuyor?
Biz "Jest" deyince "Sandığın mesajını almamış" oluyoruz da...
Neden benzer bir jesti Tayyip Erdoğan bekleyince bir şey olmuyor?" demiş Ahmet Hakan Coşkun gazetesindeki köşesinde. Eğriye eğri, doğruya doğru.
Ben de soruyorum, neden? Bırakın kardeşim eveleyip gevelemeyi artık, halk size "yürüyün ya vekillerim!" dedi. Açık ve net olarak ilan edin. Abdullah Gül Cumhurbaşkanı adayımızdır deyin. Cumhurbaşkanlığına en layık olanımızdır.
Bu ülkeye başbakanlık yapmışken eşinin başı açıkmıydı, o zaman kriz çıkmıyordu da şimdi ne değişti? Bu ülkenin başbakanının başı da örtülü. Halk bunda bir beis görmüyor da size ne oluyor!
Bırakınız efendim kriz mi çıkıyor darbe mi oluyor ne oluyorsa olsun artık. Yıllardır başımızda darbe derneğiyle yaşamaktan usandık yahu. Ne olacaksa olsun, tehdit altında yaşamaktan bıktık artık.
ben istemiyorum
Per, 09/08/2007 - 16:53 — Cihat ArpacıkTayyip Erdoğan'ın, boyalı / boyasız medyanın (Allah aşkına kaldı mı hala öyle şeyler) ne düşündüğü umrumda değil!
E tabi halk istiyorsa ona da söyleyecek bir sözümüz yok. Fakat kendi adıma Abdullah Gül'ün reis-i cumhur olmasını istemiyorum. AKP'ye yakışan bir isim evet ama daha da yakışanları var Bkz: E. Günay, R. Çamuroğlu, O. Yağmurdereli ve türevleri
Mini bir Anı...
Per, 09/08/2007 - 18:09 — yusa ırmakÖyle sanıyorum ki bu mevzu çok su götüreceğe benziyor. Niye mi? Sene ya 96 ya da 97 yanlış hatırlamıyorsam ama o zamanlar büyükşehir belediye başkanı olan kişi herkesin malumu R.T.E ve bizde o zamanlar ajansta çalışıyoruz. Belediye de muhabirlik yapıyoruz. Tabi bir nevi staj görüyoruz . Fazla birşey soramıyoruz ama yinede böyle içimizde bir gazetecilik dürtüsü oluşmuş herşeye meraklı gözler ile bakıp şundan da bir haber çıkarmı formatındayız... Ne ise çok fazla derinlere girmeyeceğim.O gün çok enterasan bir hadise yaşanmıştı orda. Bir ihale olmuş ,İGDAŞ'ın binalarına klima takılması ile ilgili herkes teklifini vermiş ve sonuçlarını bekliyor. Kazanan taraf Gedik klimaydı yanlış hatırlamıyorsam Sivaslı bir iş adamıydı... Ne ise ihaleyi kazanan taraf içeriye RTE ile görüşmeye girmişlerdi bizde kapının ağzında bekliyoruz. Görüşmeleri bitmiş ama halen birşey konuşuluyordu RTE ile ihaleyi kazanan adam arasında... Şöyle demişti R.T.E: –"Bakınız bu binaların klimaları zamanından bir gün sonra dahi biter ise anlaşmaların hiç bir kanuni hükmü kalmaz ve bizde gerekeni yaparız " demişti. Cevaban yetkili ise şöyle demişti: –Sayın başkan ticari zekanıza hayranım. Tuttugunuzu kopartan bir yapınız var. Ben merak ediyorum size de sormak istiyorum. Sizin gibi bir insanı neden belediyenin başında cürütüyorlar" demiş ilaveten "kendileri biz sizleri bu ülkenin başında görmek istiyoruz demişlerdi. " R.T.E: (tebessümle) – inşallah onunda vakti gelecek demişti. İster inanın ister inanmayın. Bu hadiseyi bire bir yaşamışlığım var. Varın gerisini siz düşünün...
“Ben yokum, Biz’i sizlerden öğrendim. Şimdi sizlerde her bir ben ile biziz.”
Anına anı
Salı, 14/08/2007 - 01:59 — Ali Sadıkali sadık
Desenize RTE böyleleri yüzünden yoldan çıkmış. RTE nin yoldan çıkmış olmasının bir ispatı onu çoğu kimsenin, daha da önemlisi sevenlerinin dahi RTE diye plaka gibi isimlendirmesi. ikinci bir ispatı "inşallah onunda vakti gelecek" diyerek, müslümana yakışmayan, kalbine düştüğünde tövbe etmesi icab eden baş olma sevdasıdır. Baş olma sevdası nefsin ayıplarındandır.
Ya hu durup dururken niye konuyla ilgisi bulunmayan sataşmalarda bulundum ki. Niye mi? Bunun nedeni sizin konuya olan alakasızlığınız. hani kel alaka derler ya öyle. "bu mevzu", "niye mi", "sene 96 ..." bu alakasızlık, bu ilgisizlik beni gerçekten ilgilendiriyor.
Anınıza bir anıyla karşılık vermek istiyorum. Birkaç sene önce bir çiftçi RTE ye dert yanar. Her çiftçi gibi oda mahvolduğunu anlatmaya başlar. Nihayetinde anasının ağladığını söyler. iktidara geldiğinde herkesin gözyaşını sileceğini söyleyen adam okadar değişmiş, o kadar halkına yabancılaşmış ki (tebessümle değil tabi)"hadi lan, al ananı git burdan" der. Bu hadiseyi birebir yaşamadık hep birlikte yaşadık. Ve o gün şahsiyetli müslümanlar olarak "sen ne biçim yöneticisin ki kendi halkına küfür ediyor, Amerikan halkına dua ediyorsun. Allah seni azletsin" dedik. Varın gerisini siz düşünün.
Konuyla ilgili yorumuza gelince. Şu cemaat.com neden hala anket yapmayı öğrenemedi. Daha öncede söylemiştim anketlerde boşluk olmamalı. Hani nerde benim işaretleyeceğim şık. Bakın işte modern zihnin felaketi: kendi isteğinize göre yol çiziyorsunuz. Dolayısıyla sizin hedeflerinize varıyoruz. Asrın felaketi olan 2002-2007 seçimleri de böyleydi. 40.000 oy ile bir vekil çıkarken 2.000.000 oy ile aynı vekili çıkaramıyorsun. Bu kuru bilgi kısmı. Aslında türkiyede yaklaşık 20.000.000 oy (oyların yarısı) telef oldu. Mesela sandık başına giden işçi partilinin pusulasında neden işçi partisi yok. "Vardı ya nasıl olmaz" diyenler sizden bir halt olmaz.
Şu anketlere en azından diğer diye bir seçenek koyunda bu konuda farklı fikirler yüzde kaç onu görelim bari.
Ben fikrimi yazayım: Abdullah Gül Amerikan mandasından yanadır. Böyle bir adama Cumhurbaşkanlığı verilemez. kendisi değişken bir yapıya sahip olduğu için nezaman ne yapacağı belli olmayan biridir. Güvenilir biri değildir.
E ozaman neden olmamalı seçeneğini işaretlemiyorsun kardeşim derseniz gene derim ki sizden bir halt olmaz. Yukarıdaki olmamalının ifadesi ile benim ifadem taban tabana zıttır. Ben size on çeşit olmamalı sayabilirim.
olmamalı: hanımının başı örtülü
olmamalı: güya islamcı
olmamalı: vecdi gönül olmalı gerginlik olmamalı *
olmamalı: laikliği sindirememiş
olmamalı: yeteri siyasi bilgiye sahip değil
olmamalı: ülke satışına onay veriyor
olmamalı: BOP için gece gündüz çalışıyor, amaerikancı mandacı.
olmamalı: AB için yeterince çalışmıyor
olmamalı: AB için gecesini gündüzüne katmış çalışıyor
olmamalı: karizmatik değil, hitabeti zayıf
* anket bunu demek istiyorsa ben karşıyım, olmasını hiç istemiyorum ne olacak neyi işaretleyeyim ben şimdi
Not: Bu yazı sadece yazmak için yazılmıştır önemsemeyin. Zaten önemsilen şeylerin çoğunu ben önemsemiyorum. Elhamdulillah azınlıktayım.
Sizi önemsiyorum zira
Çar, 15/08/2007 - 10:47 — yusa ırmakSizi önemsiyorum zira yazdıklarım gardiyan küfürleri, jandarma düdükleri değil duyduklarımdır Ali efendi. Bakınız bu konu hakkında fazla münakaşaya girmeyeceğim. Zira ben sizler gibi ifrat ve tefrit çubuğunda hamd olsun durmuyorum. Orta yerde durmaya çalışan biriyim. Benim burada yazdığım yorum kendi şahsımla ilgili mini bir anı idi hem burada ben bir belediye başkanının aksiyonundan bahsediyorum Erdoğan'nın kendi düşünce platformunda hedefinin ve gayesinin nasıl on ikiye kilitlendiğinin kendi iç dünyasında duygularını özümseyerek en büyük hedeflere nasıl ideal bir hayalinin, olduğunu, onada inanarak cevap verdiğini söylüyorum. Tutmuş bana azınlık ve nefsilikten bahsediyorsunuz? Bu bahsettiğiniz mevzu siyaset tavsiyem o ki kullandığınız terminolojilere dikkat edin adama gülerler… Sizler gibi kardeşlerimiz çeşitli yönlerden esen rüzgârların tesiriyle, sağlam bir temel ve köke bağlanamıyanlar zümresine dahil oldu; sağa-sola eğilip bükülerek bir yerlere gelmeye çalıştınız. Bir dediniz biz Osmanlı torunuyuz bir dediniz bizimle olmayan cennete giremez! Telkinlere göre hareket tarzını benimsemiş, bazan ilim adına, bazan yenilik adına farkına vararak veya varmıyarak çok zararlı işler yaptığınızın farkında değilsiniz.. Evet ihtisaslarının zevkine varamamış, sırrına erememiş bazı matematikçiler gibi, sizin gibi azınlıklarda; mevzularını kuru, tatsız, somurtkan durumlarla yorumlamaya sokup; düşüncelerini her türlü estetikten, elâstikiyetten mahrum çirkin hâllere götürü verip; problemlerini güya kendilerinden başkalarının çözemiyeceği sahte güçlükler içinde, çok abus gösteriyorsunuz. İnşallah, gün gelir, herkes sizin gibi bu dille olgunlaşıp yorum yazarsa güzelleşen “anınız” ı sıkılmadan bu şekilde ser levha yapıp hatta zihniyetlerini başka ülkelerden aldığına aldırmayarak, ne mal olduğu belli olan perinçek kafalı zevatı bile başımıza alıp onları da büyük ses uyumuna uydurmak zorunda kalmazsınız... Size sevgilerimi sunuyorum. Aklınızı başınıza alınız. Dünya ya bakış açızını değiştiriniz. Sizden bunu rica ediyorum.
Not: Bu yazı siz okuduktan 5 dakka sonra zihninize girsin ve beyninizde bazı şeyler artık cerayan etsin. Sizleri önemsiyorum, lütfen siz de bizleri önemseyin olur mu?
“Ben yokum, Biz’i sizlerden öğrendim. Şimdi sizlerde her bir ben ile biziz.”
Beni önemseyin, Benimkini önemsemeyin.
Çar, 15/08/2007 - 13:14 — Ali SadıkSelamun aleykum, Yuşa Bey.
Önemsenmemesini söylediğim, yani tartışılmasını istemediğim yazım, malesef yine önemsenmiştir. Çünkü tartışma kültürünün bu sitede gelişmediğine kaniyim. Yazıya müdahale edecekseniz iki noktada müdahale etmeliydiniz.
1. sevenleri tarafından RTE olarak kısaltılması onun haksız olduğunu gösterir mi?
2. "inşallah onunda vakti gelecek" cümlesi bir ahlaki zaafiyet midir?
Ama malesef siz bu iki konuda hiçbir fikir yürütmemişsiniz. Bana hemen bir etiket vurmuş, o etikete göre yargılamışsınız. Beni neye göre kategorize etmişsiniz, bilmek isterim. Bilmenizi isterim ki elhamdulillah müslümanlardanım.
Yazınızda bizi anlayın demişsiniz. Bu yüzden anlamaya gayret ediyorum. Sizde bana yardımcı olun, lütfen. Çünkü yazınız yeterince açık değil. Biz neyi eğip bükmüşüz. Osmanlıyız deyip de bu medeniyete ters düşen ne yapmışız. Ne zaman yenilik adını ağzımıza almışız. Bunlar hep yargı cümleleri. Hani bu cümlelerin nedenleri. En önemlisi ise Saadet Partisi'nden taraf olduğumu zan mı ettiniz, bildiniz mi? Nerden çıkardınız?
Gelin daha açık konuşalım. Bakış açımız nedir, mesela? Müslüman olmak neyi gerektirir? Kimler ne yaparsa cennete girer? Kimler cehennemle korkutulabilir. Kim korkutabilir.
Bir şartla konuşabiliriz. Her cümlenizin izahı olmalı. Sırf yargı cümlelerinden oluşan yazıları önemsemem bilesiniz?
Not: konu çok uzayacaksa ve aramızdaysa özelden yazışabiliriz.
Önemsiyorum!
Çar, 15/08/2007 - 16:00 — yusa ırmakPeki. Bu konuyu özelden konuşalım Ali bey, anlaşılmayan değer yargılarımız nelermiş buyrun söyleyin... Adresimi burdan alabilirsiniz.
yusairmak@hotmail.com
“Ben yokum, Biz’i sizlerden öğrendim. Şimdi sizlerde her bir ben ile biziz.”
Bir Yerden Kalkmalı Bir Yere Varmalı
Per, 09/08/2007 - 18:20 — muhsine arzuTüm bunlar bu anketler, bu sorular bu insanlar bir yerden kalkmalı ve bir yere varmalı değil midir? değil midir ki insan ziyandadır. burda yapılan bu beyanların ne kadarından hükümetin bi ferdi haberdar?
ya da Gül, kendine biçilen bu rolü üstlendiğinde velev ki göreve gelemediğinde bizden fikrimizi mi soracak
olan olur bekleyip görmek ve medyadi bu gereksizliğin içine batmak niyetinde değilim.
verilse de hoşnut ol
verilmese de hoşnut ol
buyruğuna kulak verdim
halkın tercihi
Cts, 11/08/2007 - 21:51 — zehra girayEğer bugün AK Parti bu kadar yüksek bir oyla birinci parti olmuşsa bunda Abdullah Gül'ün adaylığının türlü oyunlarla engellenmesinin payı büyük. Bu yüzden bence bu aşamada AK Parti'nin 'acaba Gül'ü tekrar aday göstermesek mi?' tarzında olası bir düşüncesi oldukça saçma. Bu halkı kandırmak olur, 'siz bize bunun için oy verdiniz ama kusura bakmayın, biz biraz tırsmaktayız, oylarınızı daha hayırlı işlerde kullanıcaz, söz!' demek olur, yani ayıp olur...
Türkiye, verdiği kararın uygulanmasını bekliyor...
!'_'!
anket şöyle olmalıydı?
Salı, 14/08/2007 - 21:36 — Said ERCAN (doğrulanmadı)Gizli zarflar içinde 2 kişiden biri olarak verdiğiniz oyların arkasında ne pahasına olursa olsun göğsünüzü siper ederek duracak mısınız? yoksa menderes polatkanlar gibi bu yeni "gül"lerimizinde ayaklar altında ezilmesine müsade edecek misiz?
Ben bu halkın bir darbe karşısında kılını bile kıpırdatmayacağını düşünenlerdenim, inşAllah ben yanılıyorumdur inşAllah...
Düşünce
Çar, 15/08/2007 - 01:33 — Selman MaltaşSen Yoksan; Kimse Yoktur . . .
kurtuba
Gül, ve ah şu kısaltmalar
Salı, 14/08/2007 - 22:04 — emre şimşek (doğrulanmadı)Liraya, bu ülkenin kurucusu yerine kendi resmini basanların inadına;
"Emirleriniz Tanrı buyruğudur..." diyenlere karşı;
en çok sandalye sayısına sahip olduğu halde Bakanlığını basan askerlerce "İstifa et; yoksa bu odadan cesedin çıkar..." diyenlere karşı yutkunanların adına;
Menderes'ler, Zorlu'lar, Başgil'ler...
ve daha bir çok "den den"ler adına OLMALIDIR.
Not.
R.T.E. diyen ismi mübarek Ali bey !
Hitap ettiğin -yanlış ve doğrularıyla- nihayetinde bu ülkenin Başbakanıdır, senin askerlik arkadaşın değil. Hoş, insan arkadaşına bile böyle hitap etmez. Suçlu veya teröristlerin adı kısaltılır. Sürekli vurgu yapıyorsanız en fazla Başbakan, veya Erdoğan dersiniz. R.T.E. yazmaya verdiğin zahmetten daha azdır, emin olasın. A.S. denmesinden hoşnutsanız buyrun !
Özür Beyanıdır...
Çar, 15/08/2007 - 01:42 — yusa ırmakSelamunaleyküm,
Merhaba Emre bey kardeşim, kısaltmalar ile ilgili bahsettiğiniz mevzuya canı gönülden katılıyorum. Demem o ki o yorumu yazarken ve dahi RTE(Recep Tayyip Erdoğan) diye kısaltırken farklı bir ruh haletindeydim. İsmi lazım değil bir kardeşim "Babazula" diye bir grubun sözsüz parçalarını atmış idi bir şarkıları vardı ki adı "kısaltmalar" dı. Sanıyorum yorum yazarken o "kısaltmalar"ı dinliyordum. R.T.E(Recep Tayyip Erdoğan) oradan öyle akılda kaldı. Çok fazla begenmediğim bu parçaya inat kısaltma yaparak yorum yazıyordum. Ben kendi adıma saygıda kusur ettiğimin farkındayım. Dili iyi kullanmamız gerektiği kanısındayım. Ülkenin başındaki bu insana elbetteki böyle yakışıksız alaycı algılanabilecek kelime ve söz, hal ve davranışlardan uzak durulması gerektiği kanısındayım. Tabiki bu sadece Erdoğan için değil her insan için geçerlidir... Anlayacağınız yaptığım yorumdaki kısaltmalardan dolayı tüm dostlardan özür diler saygılar sunarım. Es–selam...
“Ben yokum, Biz’i sizlerden öğrendim. Şimdi sizlerde her bir ben ile biziz.”
hoşnutluğum hoşnutsuzluğumdandır.
Çar, 15/08/2007 - 02:36 — Ali Sadıkinnemeal usri yusra
İyi niyetine inandığım, arkadaş olmayı arzuladığım, yazı dilini çok beğendiğim, muhterem Emre Bey, zahmette rahmet vardır biliriz.
tepkinize maddeler halinde tepki vermek istiyorum.
1. R.T.E. denmemesini isteyen benim. Yazıyı dikkatli okuyun.
2. ismi mübarek Ali bey! bey kelimesini kişiliğimi kastederek küçük yazmadıysanız, yazıyı dikkatli yazın. aksi halde sorgulamadan yargılamış olursunuz ki bu sizi küçültür. En azından imlanın hakkını verin.
3. Bu ülkenin başbakanı, bu ülkeden daha önemli değildir. Kastınız RTE içinse 1. maddeye tekrar bakın.
4. Ben de sizin askerlik arkadaşınız değilim. Dinime küfrediyorsanız zaten müslüman değilsiniz.
5. Zahmette rahmet olduğunu tekrar belirteyim.
Sonuç:
Bizler dil katliamına uğramış bir milletiz. Değiştirilip dönüştürülmek ve sonra yok edilmek istenen milletlerin önce kelimeleri değiştirilir. Bu şeytanın süregelen büyük oyunudur*. İblisi tanımadan felaha eremeyiz. Konumuzla ilgili kelime sayının anadilimizdeki karşılığı muhterem . Eğer muhterem kelimesini kullanıyor olsaydık, sayın Başbakan, Apo'ya (niçin kısaltma yaptığım, terörist olduğu için değil) sayın demezdi. Muhterem olmadığını bilirdi. Sayın olmadığını bilemedi.
Şimdi bazıları çıkıp 'yahu sayın kelimesi Türkçe' diyebilir, 'nasıl anadilimizde olmaz'. Arkadaşlar, her Türkçe kelime anadilimizden değildir. Bunu böylece bilin.
* Allah "haram ağaç" demişti. İblis ise "ebediyet ağacı" dedi. Dikkat: "helal ağaç" demedi. İstereniz bunu uzun uzadıya konuşuruz.
Not: Emre Bey sadece sataşmalarınıza cevap vermekle yetindim. Sizin yazınızın tahlilini yapmakta isterim, müsade ederseniz.
"Doğru" Tırnak içinde
Çar, 15/08/2007 - 21:23 — emre şimşek (doğrulanmadı)Mehmet Altan'ın Asker Düşmanlığı isimli yazısı...
Balık baştan kokar
Çar, 29/08/2007 - 19:37 — Ümit DemirBir delinin kuyuya taşı atıp akıllılarca çıkartılmaya çalışılması gibi kısa ve düz bir yol, uzun ve dik bir yokuşa dönmüştü. Ama olacak olan oldu ve demokrasi oyununa göre gayet yasal olarak cumhurbaşkanı seçimi dün nihayete erdi. Beklentilere mutabık olarak 11. cumhurbaşkanımız ise Abdullah Gül. İslam Bankasındaki geçmişi, son dönemlerde AB ve ABD ile olan temasları, akıcı İngilizcesi ve de halkın içinde gelip halka kendini sevdirebilmesi açısından bu makama layık mümtaz kişilerdendi zaten. Ki bu göreve layık olduğunu düşünmeyen de yok gibiydi. Velev ki en muhalefeti dahi olsa… Lakin "evet, bu göreve layık, hatta hakkı" diye başlayan ve "ama…" diye devam eden cümlelerin de mantığını matematik açısından anlayamasak da halet-i ruhiye olarak anlamaya çalışıyoruz.
Türkiye'de nedendir bilinmez halkın içinden gelen, halk gibi davranan liderlere, cumhurbaşkanlarına, başbakanlara, bürokratlara… vb. belirli çevrelerin kini, husumeti her an patlamaya hazır yanardağ gibi fokurdayıp durmakta. Bu, Adnan Menderes zamanından başlayıp Turgut Özal'a, oradan da Abdullah Gül'e kadar süregelen bir âdet gibi duruyor.
Aslında bu kişiler adı altında istenmeyen, sevilmeyen ya da nefret edilen halkın bizzat kendisi galiba, diye düşünüyoruz bazen. Bu yargımızı doğrulayan ifadeleri son seçim öncesinde ve sonrasında gerek akademisyenlerden gerekse gazetecilerden hata politikacılardan dahi duyduk, duyuyoruz. Yüzde doksan dokuz dahi istese olmaz, diyen sözüm ona profesörler; "o partiye oy atanlar göbeğini taşıyanlar, bidon kafalılar" diyen gazeteciler ve de "bu halk hâla yanlışı seçiyor" diyebilen halktan kopuk ama halka hizmete talib olan politikacılar…
Neye bu kadar düşmanlık, bu anlaşılmaz öfke nedendir diye bizim onları anlamaya çalıştığımız gibi acaba kendileri de ellerini şöyle bir çenelerine koyup düşünüyorlar mıdır, acaba. Düşünüyorlar mı acaba söylediğimiz sözlerde, takındığımız tavırda bir gariplik var mı? Çünkü söyledikleri sözler bazen öylesine komik, öylesine basit ki insan ben nasıl bir ülkede kimlerle yaşıyormuşum diye hayıflanmadan edemiyor.
Öyle ki Cumhurbaşkanlığı seçimi sonrasında Abdullah Gül'ün konuşmayı okudum basında çıktığı kadarıyla. Laikliğin sosyal barışın sağlanmasındaki öneminden bahsetmiş mesela. Ama yukarıda değindiğimiz çevreler bu sosyal kelimesini bölücülük, barış kelimesini tehdit, laiklik kelimesini de şeriat yanlılığı olarak algılamak için ufacık akıllarını zorluyorlar, neredeyse yırtınıyorlar. Kendi kendimizi yönlendiriyoruz yani. Ortada fol yok yumurta yok ama biz kendimizi darı ambarında sanıyoruz.
Abdullah Gül cumhurbaşkanı oldu ama yine ezik bir duruş göstermek mecburiyetinde. Buna mecbur çünkü hayal ürünü korkuların sahte tanrıları bunu istiyorlar. Düşünün bir, sizin oğlunuz, eşiniz cumhurbaşkanı seçilecek ama siz o salonda yoksunuz. Eğer gidecek olursanız, giyiminiz kuşamınız yüzünden alaya alınacak, hırpalanacak, hor görüleceksiniz. Hani bir Yeşilçam sineması gibi… Genç, köyünden çıkar gelir mektebini bitirir ama mezuniyet gecesine ailesini çağıramaz. Çünkü o gecede hep sosyeteler vardır ve onlar kendinden gayrısına hep hor bakarlar, onları hep hizmetçi gibi görürler. Hakeza tam bu misal olmasa da Abdullah Gül'ün düştüğü durumda buna benziyor işte.
Şimdi bu yeni gelen dönem ile biraz daha umutluyuz. Hemen herkesin birbirine hor değil hoş gözle baktığı bir ülke için balık baştan kokar diyoruz. Ama şunu da unutmamak lazım; bu günlerde bazıları gece mesailerini daha çok yapacak. Bize düşen ise bunlara panzehir olmak! Önümüzde zaten Ramazan-ı Şerif var. Bu vesile ile biz de biraz gece mesaisi yapalım ve dualarımızla bu zor günlerdeki şerlerin hayra tebdil olması, hayırların da ziyadeleşmesi, tuzak kuranların da kurduğu tuzakların boşa gitmesi için rabbimize yalvaralım.
Ey menba-ı ÂŞK! Gönlüme kıldığın nazar-ı mehabbet kadardır kıymetim...