
Satranç dedimse tabii ki demokrasinin oyun kurallarına göre oynanandan değil, daha önceki yazılarımda bahsettiğim nev-i sahsımıza münhasır şartlar ve kurallar çerçevesinde oynanan oyundan bahsediyorum.
Takımlar:
The Cephe
Statüko veya Cumhuriyet muhafizları deyin dilerseniz. Doğrusu bu tanımlama da tam olarak tarif etmiyor ama kimden bahsettigimi bilmiyorsanız , oyuncuları saydığımda daha iyi anlaşılır. Halka ragmen “ev sahibi” takım. Hep öyle olmuştur.
Kadro, Baykal, asker (emekli ve muvazzaf) yargı (muvazzaf ve emekli) , YÖK, diğer bürokrasi , malum medya, diğer bilumum seçkinler, seçkinlik vehminde olanlar, hayal edenler, çetelerinden oluşmaktadır. Takımı “sandıksal demokrasi” ile kaybettikleri maçtan ayak oyunları ile hükmen galip çıkmakta ısrar edenler olarak ta tanımlayabiliriz.
Demokratik Güçler
Erodoğan,. Gül, AK-Parti,. Hükümet, destekleyen demokratik , dindar entellektüeller ve halk. Halka rağmen “misafir takım“.
Oyun Stratejileri:
The Cephe
Seçimden sonra “başarının bin tane babası vardır; yenilgi yetimdir” sözüne uygun olarak parti içi, parti dışı , başarı için çatışmacı, faşist yöntemleri tavsiye edenler ve amigoluğunu yapanlar dahil herkes “pazartesi santrforluğu” yapıp “benim dediğim gibi oynasaydın kazanırdık” dediler. Tabii “kabahat aptal millette’ cevabı herkesi tatmin etmedi. Baykal’ın buna ilaveten “bak hala ötüyor, kaybettik sayılmaz ” mesajı verme ihtiyacı var. Etrafında oluşan zinciri kırmak, basınçları difuze etmek için ve “ordu devamlı seferde olmalı, yoksa isyan eder” kuralı gereği seçimden önceki sefer halinin devamında karar kılmış gözüküyor Baykal ve etrafındakiler. Böylece savaşan ordunun başkumandanı olarak isyankarları “davaya ihanet” ile suçlayabilir ve CB seçimi işinin içine gene çomak sokarak, “bakın sandıkla da olmuyor bu iş; hala anahtar elimde” diyerek, demokrasi memokrasi değil rakibin burnunu kanatmakla tatmin olacak ne istediğinden habersiz parti içi ve cephe içi muhalefetin havasını alabilir.
Asker: Bildiğiniz gibi.
Daha önce de söylediğim gibi, 22 Temmuz’da yatağa “patron biziz, gerekirse darbe yaparız” düşüncesi ile gidenler 23 Temmuz’da demokratik ülkenin askeri olarak uyanacağını bekleyemeyiz. Zihniyet olarak askerin bir bütün olduğunu varsayabiriz ama tek bir oyun stratejisi üzerinde birleştiklerini sanmıyorum. Hatta en üst kademe arasında bile doğru strateji konusunda mutabakat olduğu kanısında değilim. “hadi kırıp dökelim, benden sonra tufan“ diyen Eruygurgiller olabileceği gibi “yapacak başka şeyimiz yok, denemelerimiz geri tepti; daha sonra gene gerek biz gerek diğer bürokrasi vasıtası ile politikaları etkilemeye devam ederiz“ diyenler de olduğu intibaım var. Muvazzaf askerin son zamanlarda fazla konuşmama politikasına büyük ölçüde sadık kaldığı, ve Edip Başer-kafalıların da onlar adına konuşmadığı görüldüğüne göre değerlendirme intibalar, spekülasyonlar seviyesinde olmak zorunda.
Sanıyorum Baykal’ın seçimden önce elinde patlayan “yoksa çatışma çıkar, ona göre!“ bombasının fünyesini tekrar çekmesi kendisine cesaret veren bazı askeri mahfillerin de olduğu anlamına gelebilir. Ama ben bu cesaretlendirmenin “tamam sonuna kadar arkandayız“ seviyesinde olduğunu sanmıyorum. Büyük ihtimalle Baykal da postalsever medya gibi askere gene “olmaz, oldurtmayın” kışkırtması yapmaya çalışıyor. “Bakin gene fırsat yarattım, tartışılmazı tartışılır yaptım, yardim edin” diyor mealen. Daha önce de bahsettiğim gibi askerin böylesi bir kumar oynayacak kadar basireti bağlanmış olduğu kanısında değilim. Ama bu “korkunun“ zihinlerde var olmasından da hiç rahatsız olmadığı ve bunu bertaraf etmek yerine güçlendirmek istediğinden de şüphem yok.
Hal böyle olunca Baykal’ınki yenilmişlik psikolojisinin yarattığı sahte kahramanlık gösterisi ve iç muhalefeti pasifize etme yöntemi olarak değerlendirmek gerekir.
Diğer oyuncular: Oyunun parçası gibi görünmeyen fakat esas oyuncuları çok yakından izleyen ve tavırları ile oyunu yönlendirmekte rol oynayan bazı oyuncular ilerde sahaya çıkabilir.
Bunların başında tabii ki Bahçeli'nin MHP’si geliyor.
MHP’nin seçim sonrası demokratik tavrı, birdenbire demokrasi hidayetine ermesinden değil tabii. Seçimlerin sonucunu ve CB seçimi sürecinde uyanıklık yapayım derken cöp tenekesini boylayan Ağar-Mumcu vakıalarını iyi okumuş gözüküyor MHP. Ağar-Mumcu çark olayında siyasilerin verdikleri demokrasi dışında çözüme karşı olma vaatlerinin piyasa değerinin 1 liranın da altında olduğunu gördük. Bahçeli ciddi gözüküyor ama Bizanslılara entrika derslerinin verildiği siyasi ortamda minareyi çalanlar 25 Nisan’daki “Teziç’e suikast” şovuna benzer bir tiyatro ile “yeni şartlar“ yaratıp MHP’ye de 'öyle dedik ama şimdi şartlar değişti’ deme imkanı da sağlayabilir. Dedik ya burası Türkiye diye ve kafası Zenith gibi calışan, Danıştay eli ile ailesinin milletin kesesinden caldığı 4 milyar doları koruyan Baba "dün dündür, bu gün bu gündür' deyiverirsiniz. Vaa mı bunun baska izah taazı" şeklinde bir akil adamlik yapabilir; MHP yerse.
Ama ben bu ihtimali fazla güçlü görmüyorum , çünkü 367 için de MHP’nin yedekleri var. Bu yedekler tam da MHP’nin yerini dolduramasa da birkaç DSP’li hatta CHP’li “dönek“ ile takviyeli DTP’dir. 341+25 (DTP+ Bağımsızlar –Mesut Yılmaz-Kamer Genç) = 365. Sadece 2 takviye işi görür (bu Yılmaz , Genç fireleri de kesin değil). Hal böyle olunca MHP, CHP’nin peşine takılıp boykot oyununu oynarsa o yolu daha önce seçen niyazilerin akıbetini paylaşır. Sanıyorum bunu gördü MHP akil adamları.
Bunun ötesinde tahminimce bazı kurnazca hesapları da olabilir Bahçeli’nin. Hatırlarsanız seçim meydanlarında Bahçeli “Erdoğan Gül’ü harcadı“ diyerek araya kara kedi sokmaya çalıştı. Erdoğan’ın seçim arifesinde “tamam uzlaşmaya karşı değiliz, gerekirse birkaç aday götürürüz“ şeklinde geri adim olarak algılanabilecek sinyal vermesini Bahçeli kendi şüphelerini güçlendirici delil olarak okudu muhtemelen. Bu okumaya dayanarak seçimden hemen sonra “biz Gül’e engel olmayız, aday belirleme AK-Parti’nin bileceği iştir; Meclis’e gireriz“ diyerek “uzlaşmaya çalışma“ sözü veren Erdoğan’ı kontrepiyede bırakmak istiyor. Mealen “bakin Gül’ün önünden engel kalktığı halde o’nu geri çekmeyi düşünüyor. Ben size söylemedim mi taa baştan Gül’ü harcayacak diye?“ diyebilecek ve Erdoğan’a puan kaybettirip kendisi puan kazanacak. Stratejinin tamamen bunun üzerine kurulu olduğunu sanmıyorum çünkü onlar da Gül’ü geri çekme ihtimalinin güçlü olmadığını görebiliyorlardır sanıyorum; ama ikinci neden olarak telakki etmek gerek.
Şunu da tekrar hatırlatmakta yarar var. Gerek Baykal, gerek diğer “The Cephe” elemanları bu çatışma siyaseti ile bu Meclis’in de seçmesini engelleyerek ülkeyi bir daha seçime götürmek istemiyorlar tabii ki. Böyle bir durumda Tarhanalı Erdem “AK-Parti yüzde 60’a dayandı “ derse artık ağızlarını açamayacaklarını bilmiyorlarsa zihinsel ve hayasal özürlü olduklarını düşünmek gerek. Dolayısı ile bütün oyun planı aba altından sopa, kuru gürültü ile caydırmak üzerine kurulu. Ama Erdoğan resti görüp “artık zırnık yok” dediğinde oynayacak kartları yok
Demokratik Güçler
Seçim meydanlarında CB sürecini gündeme getirerek en coşkulu tezahüratı almış Gül, “Cumhuriyet elden gider, tehlikenin farkındamısınız” çığırtkanlığına rağmen zafer kazanmış Erdoğan ve AK-Parti için taviz için hiçbir “görünür“ makül neden yok. Artık bu seçimlerin sadece hükümetin icraatlarına güven oyu değil CB süreci politikaları konusunda da referandum olduğu üzerinde konsensüs var.
Geri adim için “görünür makul neden yok“ dememin sebebi daha önceki yazılarımda da bahsettiğim “statüko direnecek“ tespitinden. Perde arkasında şu anda bilumum entrikalar, Washington, Kudüs eksenini de içine alan girişimler olduğunun delillerini görüyoruz. Fakat bunlar da bu şer güçlerin AK-Parti’yi başarısız kılmak için gemi azıya aldıkları manasına gelmez. Bizim medya da bu Hudson, AEI (American Enterprise Institute) , WINEP (Washington Institute for Near Eastern Policy) gibi neocon Yahudilerine ait odaklar ve onların Zeyno Baran gibi ponpon kızları ve Soner Çağaptay gibi ponpon oğlanlarının ABD siyasetini etkileme gücü fazla abartıldı. Bu işin İsrail için dahi bir varoluş gerekliliği olarak algılandığı kanaatinde değilim. İsrail demi nereden çıktı? Zeyno’nun, Soner’in patronları ABD değil İsrail için çalışır da ondan. ABD’ nin dış politikasını ve özellikle Ortadoğu politikasını Yahudiler şekillendirir. Washington’un da seçim sath-i mailinde olduğunu hesaba katarsanız, “ABD Türkiye’yi kaybediyor“, “Islamofaşizm yükseliyor“ yaygaraları daha da manalanir.
Bu noktada Erdoğan ve AK-Parti için Gül’den vaz geçmenin geri adım olarak görünmeden yapılması imkansızdır. Ve böylesi bir geri adim sembolik olarak ta olsa büyük tavizdir; ve böyle algılanacaktır. Böyle bir sonuç karşısında milletin ve inteligentsianın kafalarına “demek sandık çok fazla şey ifade etmiyormuş, Askerin, Baykal’ın ve malum The Cephe’nin istemediği olmazmış“ fikri kazınmış olacaktır. Bu seçimlerle başlayan çok olumlu demokratikleşme, normalleşme, meşrulaşma rüzgarını kesici etkisi olacaktır. Biliyorsunuz Gül’ün en uygun aday olduğunu fakat “CB'nın isminden önemli olanın“ demokrasinin galip gelmesi, meşruiyetin tesisi olduğunu vurgulamıştım epey önce. İcraatlar yönünden Çankaya’da Gül, Atalay, Şener, Aydın hatta Gönül’ün olması arasında fazla fark olmayacaktır. Hele hele yeni CB’nın Sezer’in selefi olacağını göz önüne alırsak aralarındaki fark manasızlaşır. Ama bir kere Gül aday gösterildikten ve ondan sonra gözümüzün önünde cereyan eden gayrimeşru oyunlar oynandıktan “yeter karar milletin“ dendikten ve millet kararını verdikten sonra bunların hiçbiri olmamış gibi davranmak Erdoğan’a da AK-Parti’ye de meşruiyete de büyük darbe olur. Sunu da unutmamak lazim, AK-Parti'nin elinde bir de "madem öyle bu defa da millete seçtirelim" jokeri durmaktadır.
Her ne kadar teorik olarak Erdoğan’ın elinde birçok tercih varmış gibi gözükse de aslında yoktur. Gül de ısrar edilecektir. Ve sonuç bellidir.
Hayırlı olsun.
Not: Bu yazıyı 3 Ağustos’ta yazdım ama yeni siyasi gelişmeler herhangi bir tashih veya tadilat lüzumu göstermedi. Hala Gül’ün adaylığında ısrar zaruretinde ısrarlıyım.
Son yorumlar
8 sa. 10 dk. önce
8 sa. 19 dk. önce
11 sa. 58 dk. önce
18 sa. 22 sn. önce
1 gün 5 sa. önce
1 gün 8 sa. önce
1 gün 11 sa. önce
1 gün 13 sa. önce
1 gün 15 sa. önce
1 gün 16 sa. önce