Şöyle bir düşündü.
Kalbi sıkışmıştı akşam yemeğinden sonra. Sonrası biraz bulanıktı. Panik havasında kanepeye uzandığında kadını ve kızları endişeyle turluyorlardı evin her yanını. Sonrasında uzun ve siyah bir boşluk… Tariflenemez bir şey işte. Tüm ağırlıklar ağır çekimle hafifletilmiş, gürültüsü alınmış karmaşa, anlaşılmaz dudak hareketleri, alabildiğine sağırlık ve kör olmaya ramak kalmışlığın hissi.
Kötü bir geceydi evet.
Şimdi sabahın bu erken vaktinde her zamankinden daha kalabalık sokak. Sanki bir yığın insanla beraber yürüyordu yolda. Yürüme değil de sanki baş üstünde taşınıyordu. Kalabalığa dört bir yanından tutunuyor akıp giderken. Hava soğuk mu yoksa sıcak mı? Neden hiç esinti yok bu sabah? Hayret! Şu karşıdaki kedici kadın başını örtmüş, muhtemelen naftalin kokulu tülbentle. Kadın, ateş kullanmadan, evvelki sigarasıyla bir sigara daha yaktı, daldı ve gitti.
Hepi topu şu kadar sevdiği insanla beraber sığmadılar da yeşil arabaya onlar biraz geriden gelir oldular şimdi. Hemen arkadaki arabadan kızları seçebiliyordu. Başlarını bağlamışlar, pek bir şeker olmuşlar. Gözleri kırmızı, annelerinin çakılmış bakışlarının aksine.
- Bizim hanım pek böyle olmazdı. Bir tuhaflıktır gidiyor geceden beri. Hele bir ineyim şu arabadan, konuşuruz nasılsa. Hayrolsun inşallah!
Cami avlusunda, hemen duvarın dibinde öylece duruyorken, sabahtan bu yana olan biten her şeyi çözmeye çalıştı. Kürekler havada boşa döndü, su dondu kaldı, kayık orta yerinden çat diye çatladı. Hemen önünde duran herkesi tanıyordu bir şekilde. Üçlü beşli gruplar oluşturmuşlar laflıyorlardı hüzünle. Telefonlarıyla pek bir sık konuşuyorlardı.
Kadını ve kızları biraz uzaktalar, etrafları kalabalık. Kalabalıktan kimi erkekler ufaklığı havaya kaldırıp duruyorlar. Büyük kızına ise baş okşaması düşüyor sadece;
- Ama bu haksızlık! O da çocuk daha. O da pek bir güzel ve bir o kadar da sevimli. Onu da şöyle bir uçurun havada. Fırfırlı eteği dönsün, saçları uçuşsun, gözlerinin içi gülsün, dişleri görünsün… Burkmayın benim serçemin canını!
Sesini kendisi bile duymadı. Kimsenin de umurunda olmadı zaten. Kızlar annelerinin kanatlarına sığındılar.
“Sorun çözülüyor bir şekilde. Burukluk ertelenen bir şey midir yoksa yok olup gider mi? Al sana şu hayattan bir muamma daha. Neyse ki çocuklar çabucak atlatıveriyorlar”
diye söylendi iç geçirirken.
Bu kızın ana rahmine düşüş haberini Üsküdar’da bir lokantada almıştı kadınından. Çatalındaki Adana Kebap ayran bardağına nasıl da cup diye düşüvermişti. Kahkaha ile güldü hatırlayınca. Herkesin olanca ciddiyetinin tam orta yerine düşürse de bu manzarayı, değişen bir şey olmadı yine. İşte tam da bugün gibiydi o gün de; ayakları yerden kesikmiş gibiydi. Fakat kendisi ayrı bir dünyadaydı, diğerleri ayrı bir dünyada. O günle şimdi olan arasında ince bir fark vardı ya.. neyse.
“Hey gidi Ferhat Dedem! Kenarları şeritli mavi-beyaz mendili çıkarmış kurulanıyor yine. Her abdestten sonra aynı hareketler; dudakları kıpır kıpır, alnını, ensesini, kollarını, sakalını sırasıyla sıvazlıyor mendille. Kalabalığın içinde hemen fark ediliyor. Gelip tam karşımda duaya durdu. Allah razı olsun. Sevişiriz böyle karşılıklı.”
Bazen çocuklarını ellerinden tutup gezmeye çıktıklarında onu namaz yolunda bulurlardı. Karşılarına geçip de aynen böyle duaya dururdu. Gözlerinin içine düşerlerdi hep beraber. Her merasimin sonunda “aman ha çocuklara dikkat edesen evlat!” der yürürdü. İyi de bu çocuklar kendisinden tarafa baktıkları halde niye ötede kalmayı tercih ediyorlardı ki? Ne yapsa ne etse çekemedi ilgilerini.
Cami girişinden görebildiği kadarıyla müezzin ezan okuyordu. Ama güneş vaktin henüz gelmediğini söylüyordu. O zaman bu salâ olmalıydı. Günlerden Cuma da değil, kim ölmüştü acep? Eskiden cami minarelerinde olurdu müezzinler. Şimdi işin kolayı var; mikrofon. Şerefeler kuş pislikleri doluydu artık. Toprak bağlamıştı zeminini ve toprakta envai çeşitte otlar büyüyordu. Hani şu an bir imkânı olsa bütün müezzinlerin minareye her vakitte çıkmaları emrini verebilirdi.
Müezzin şunları söylüyor olmalıydı;
Essalatü vesselamu aleyke ya Rasulallah
esselatü vesselamu aleyke ya Habiballah
esselatü vesselamu aleyke ya seyyiden evveline vel ahirin.
velhamdulillahi rabbil âlemin.
Ne kimseyi duyabiliyordu, ne kimse kendisini… Salavat getirdi ve sustu.. konuştuğunu kimse duymuyor olsa da sustu…
Beyaz avlu üzerinde saf saf oldu herkes. Omuzlar birbirine değdi. Güneş altında olduklarından olsa gerek genelde gözler kısıktı. Erkeklere nazaran daha az sayıda kadın ve birkaç kız çocuğu en arkada elleri bağırlarında bekleşiyorlardı. Çocuklarının ve kadının eli kendisine doğru uzanmıştı. Ama namaza durmalıydı şimdi. ‘Vecelle senaüke’ li Sübhanenekeyi okudu. Sübhanekeyi böyle okumayalı epey uzunca bir zaman olmuştu. ‘Esselamu aleykum ve rahmetullah’ dedi bir sağına bir soluna. Omuzları titredi, şaşırdı.
Selvi ağaçları sadece mezarlıklarda kaldı artık. Ahşaptan, taştan küçük ve eski camiler kent tarafından yutulalı beri bu böyle. Kalın kabuklu gövdeleri, tozu tutan iğne yaprakları, minarelerle yarışa tutuşan boylarıyla hep dede çağrışımı yapardı bu ağaçlar. Kazılmış bir mezar yerine geldiler hep birlikte. Kendisinden evvel biri kardeşi biri ahretliği iki kişi girdi mezar yerine. En son babası için girmişti mezara. Bu sefer biraz fazla mı kalabalık oldular ne? Neyse ki diğerleri çıktı. Şimdi cenaze inecek aşağıya. Bir dünyalığın daha defteri kapanacak. Geride kalanlar buğulu ve hararetli gözlerle izleyecekler olanı ve biteni. Ama her şey çabucak unutuluverilecekti nasılsa. Mezarlıktan çıkışta çay içilecek, anılar tazelenecek, rahmet okunacak ama illaki unutulacak. Belki üç beş hafta sonu, bir iki bayram aile efradınca ziyaret edilecek, sonrasında vefalı birkaç hafızanın dışında yer bulamayacaktı.
Birkaç saniyenin içinde aklından geçenler bunlardı işte.
Ve ilk toprak düştü…
Toprak düştüğünde, düştü toprağa. Güneşin altında, bu Ağustos’ta kavrulmuş toprak, birbiri ardına savrulan kürek darbeleriyle iniyordu tepeden aşağıya. Birazdan gözlerini doldurmak için aşağıya doğru patır kütür düşen toprak kümecikleri arasından annesini, kadınını, kızlarını ve kardeşini seçebildi bir müddet. Son bir kez sarılmak mümkün olsun istedi.
Olmadı.
Dünya bitti.
Son kez düşündüğü şey en son hangi vaktin namazını kıldığıydı.
Her şey alabildiğine fluydu.
Hatırlayamadı.
Yorumlar
ve ilk toprak düştü..
Per, 23/08/2007 - 15:50 — zeynep nilgunve ilk toprak düştü.. toprak düştüğünde düştü toprağa..bir parantez içi kadardır hayat..açılır parantez..kapanır parantez..bir varmış bir yokmuş;insan toprağa düşer...
Toprağa bir tohum daha düştü...
Per, 23/08/2007 - 15:54 — yusa ırmakSaatin zinciri bitince eylemez tık tık;
Vakt-i merhûnu gelince ruha derler çık çık!
Hakk'a kulluk eyle zira,
Ahirette dinlemezler hık mık...
Bir başkası da bu duyguyu şöyle seslendirir:
Kaderde ne ise olur etme merak!
Nefsine uyma Hakk'ın emrine bak!
Altından ağacın olsa, zümrütten yaprak,
Akibet gözünü doldurur bir avuç toprak.
Evet, günler su gibi akıp giderken, yine bu gün kıymetli Yusuf bey'in yazısında takılı kaldı gözüm. Sanıyorum 4, 5 defa okudum bu yazıyı... Her okumamda ise farklı bir lezzet buldum. Hikayenin içeriği, akıcılığı, kullanılan kelimeler, ölmüşün gözü ile çevreyi temaşa... tek kelimeyle harika olmuş bence. Daha doğrusu insanın her geçen gün bir adım daha ahiret yurduna doğru yaklaştırdığının özeti olmuş sanki hikaye. Bizler, hayatının her karesini ibadet felsefesi ve kulluk şuuruyla örgülemeliyiz, örgülemeli ve bu cebri çekiş ve tabi itişi, hayatı tatlı yaşama mevzuunda kendi terakkisi için bir güç kaynağı olarak kabul etmeli ve değerlendirmeli, ölüme ve ahiret yolculuğuna her zaman hazır olmalı imişiz meğer bir kere daha iyice anladım... Annesinin baş örtüsü gibi içi-dışı temiz bir şekilde öteden gelecek daveti beklemeliymişiz... Çünkü ne zaman “gel” denileceği belli değil ki! Öyleyse her an temiz durmalı, saf kalmalı. Akıl, mantık, kalb, kafa, duygu ve düşünceleri daima berrak tutmalı ve her an gitmeye hazır durmalıymışız... Evet, bir hadis-i şerifte ifade edildiği gibi, “Men kerihe likâallah kerihallahu likaeh - Allah’a kavuşmaktan hoşlanmayan kimseyle Allah da mülâkî olmayı istemez....
Eyvallah Üstad... SLM
“Ben yokum, Biz’i sizlerden öğrendim. Şimdi sizlerde her bir ben ile biziz.”
Nerde benim hesabım
Per, 23/08/2007 - 16:53 — Sakine AkçaBu bir rabıta belki...Her vakit yapılması gereken. Yusuf bey kardeşim bize hatırlattı.
Yıllar önce bir yazı yazmıştım. Bir hastalık sonrasında...Kendimi koymuştum tahta arabaya ve musalla taşına...
Bu arada evde olabilecekleri de sıralamıştım. Üzüntü ve ardından unutmaya doğru külleniş...
En son parağrafta da en sevdiğim Allah yolundaki kardeşimin herkes gittikten sonra mezarın başında selviler altında kaldığını, bana Yasin okuduğunu yazmıştım.
Hatta o sevdiğim insanı daha da acıtmak için soruyordum mezardan:"hadi bakalım ne yapacaksın bensiz? Hangi arkadaşını koyacaksın ki benim yerime?"
Buna öyle inanmıştım ki adı geçen kardeşime yazıyı o gün götürdüm verdim.
Neden böyle yazdın ki diye sormuştu.
Şimdi o toprakla buluştu, ben buralardayım henüz. Onun yerine kimseleri koyamadım. Hasip olan Allah elbette...O ne derse o oluyor. Allah yâr ve yardımcımız olsun.
Hayat ve ölüm.....
Per, 23/08/2007 - 17:35 — medine doganHayati ve ölümu birlikte hissetriren bir yazi olmus.Yazan ölünumde hayatinda farkinda olarak yazmis.Sanki kuyunun derinliklerinde yazilmis gibi....
öl-d-üm
Per, 23/08/2007 - 21:22 — Zeynep HatunSelamunaleykum
Can, toprağına düştü.
Toprağa bir can daha düştü.
Saati vakti belli mi ,sırası gelen gidiyor işte ..
Alıpta verebildiğimiz her nefeste bu bilinçle yaşayalım inşaAllah.
Kalın sağlıcakla...
Rabbim imanımızı arttırsın...(amin)
Eyvallah Yusuf'um
Cum, 24/08/2007 - 18:07 — Şadan ErcanTam sahibine yakışır güzellikte bir eser olmuş. Ellerin dert görmesin Yusuf'um. Gözlerimiz yollarda yazılarını beklemekteydik. Bu kadar hasret yetti gari demekteydik.
Ağızların tadını kaçıran ölümü hatırlatmışsın, Mevla razı olsun. Allah cümlemize hayırlı ömürler ve hayırlı ölümler nasib etsin. (amin)
"daha az tv, daha çok kitap !"
Güzel Hikaye
Cts, 25/08/2007 - 01:27 — S.Setenay ÖzekMalcolm x;"onurlu bir müslüman gibi yaşamak ve ölmek istiyorum"diye dua edermiş sürekli.Bu hikaye bana bunu hatırlattı.Sanırım,gözlerine toprak dolmadan önce tek düşündüğü şey,son kıldığı namazın hangi vakit olduğunu düşünen biri "onurlu bir müslüman gibi ölmek" tanımına uyan biridir.Ve en büyük üzüntüsü geride kalan serçelerinin burkuluşunu görmesidir.
Allah hayırlı bir ömür ve ölüm nasip etsin.
Bir de "Sve je laz" Yusuf Abi.
Gerçek yürek acısı...
Salı, 04/09/2007 - 12:22 — Zübeyde Kavak''Allaha kavuşmaktan hoşlanmayan kimseyle, Allah da mülaki olmayı istemez.''
Bir de o yüce ile karşılaşmaktan korkanlar var!! Onlar ne olacak? Ne olacak halimiz???? Ne yapacağız? Nereden başlayacağız? ya da başlamalıyız???Rahmet dilemekten başka çaremiz kalmayacak mı!! Gözyaşı dökelim mi okyanuslarca?? Boğulur muyuz kendi yaptıklarımızın içinde yoksa!!!
Bize verilmiş her bir dakika yalnışları düzeltmek için bir fırsattır desekte, defalarca tövbeler etsek de, gene defalarca günahlar edinmiyor muyuz ahmakça.
Biri bana şu riyakar nefsi yok etmenin yollarını sunabilir mi?? Kanlı kanlı ama? öyle bir yok etmeliyim ki bir daha benim karşıma çıkmasın salak şey.
Girmesin kanıma, bulandırmasın zihnimi.
Hayatımda ilk defa birini öldürmek isitiyorum işte.Bana pişmanlık veren,kendimi her an şüpheli bir zanlı gibi hissettiren ,masumiyetimi lekeleyen o yaratıktan kurtulmalıyım......Ama gecikmek istemiyorum yaaa......
Her günah işlememdeki benle yüzleşince o hain şeyi gözlerimde benimle alay ederken buluyorum....Ama bundan sonra....???
Acaba bir gün gelip, ölüme laylaylom.... diyebilir miyim.??.
Şu sapkın nefsimi aşıp da çok ötelerde gibi görünen gerçeklere tebessümle başı dik bir edayla selam çakabilir miyim ???
Yoksa sevdiklerimin duaları eşliğinde acıların ve kaybedilmişliklerin en kötü hissiyle gerçek ve ebedi hayatın umutsuzluğuyla kahr içinde mi olacağım.Bilmiyorum işte.!!!!!
Hazırım ben arkadaşlar!!!! diyebilenleriniz var mı??
Allahım sen affet beni...
dünya ahiret
Per, 06/09/2007 - 22:41 — duru mertBediüzzaman geliyor aklıma her ölüm dünya ilişkisi okuduğumda.. "DÜNYA İLE TEK BAĞLANTIM ÖLÜMÜMDÜR." demişti kendisi ile konuşulan kitaplarından birinde. Az kelime çok mana.Uzatmak istemem.. Yazınız çok güzel olmuş.tebrikler..