Müslüman’ım demenin suç olduğu komünist Sırp hâkimiyetinde büyük bir mücadele veren Aliya İzzetbeoviç, bu uzun ve soylu mücadelenin neticesinde özgür Bosna’nın Cumhurbaşkanı olarak adını tarihe yazacaktı. O, Avrupa’nın gözleri önünde cereyan eden insanlık dışı katliamların yaşandığı halkına hem savaşçı hem de bir bilge olarak hep yol gösterdi. Halkına inanç, azim ve sağlam karakter bırakan bu büyük şahsiyet, insanlığın onurla iftihar edeceği tarih sayfalarındaki yerini almıştır.
Aliya İzzetbegoviç’in daha önce Türkçeye tercüme edilen Doğu ve Batı Arasında İslam adlı muhteşem kitabından sonra, peş peşe Konuşmalar, Özgürlüğe Kaçışım/Zindandan Notlar, Tarihe Tanıklığım yayınlandı. Bu ay içinde ise İslam Deklarasyonu/Ve İslamî yeniden doğuşun sorunları başlıklı çok mühim bir kitabı daha Fide yayınları tarafından yayınlandı. 216 sayfalık bu kitabı Dr. Rahman Ademi tercüme etmiş.
Kitap iki ana başlıktan oluşuyor. Birinci bölümde İslami Yeniden Doğuşun Sorunları teferruatlı bir şekilde ele alınıyor. ‘Müslümanlar neden geri kaldı?’ sorusundan İslam ve Çağdaşlık’a, Kur’an-ı nasıl okumalı? sorusundan, Allah Resulü Muhammed (a.s)’a, Kur’an ve İslam’ın şartlarından Hicret hakkındaki düşüncelere kadar bir dizi başlık altında fikirlerini serdediyor. İslam’ın temel sorunlarının tartışıldığı kitapta Aliya İzzetbegoviç hem bir mücadele adamı, hem de batıyı ve doğuyu iyi bilen bir entelektüel olarak sorunların kaynağına iniyor. Yöntem olarak geçmişten tevarüs eden bilgi birikiminin yeni bir tekrarından ziyade, çağla yüzleşen İslam’ın günümüzde doğru olarak anlaşılması ve modern dünyaya vereceği cevabın tatmin edici bir şekilde nasıl idrakleri ve gönülleri kuşatması gerektiğinin arayışı içindedir. Kendine tarih sahnesinde yer açmış ve batıdaki din adamlarına benzeyen ‘ruhban sınıfı’ şeklinde insanları uyuşturan, köhnemiş hocalardan, mollalardan hazzetmez. İslam’ın doğru bir şekilde anlaşılması ve mücadele alanını sürdürmesi için ‘kendi manevî ve maddî kaynaklarına, yani İslam ve Müslümanlara dönerek sahip çıkmak olduğunu kavrayacak bir neslin doğmasıdır’ onun hayali.
Müslümanların tarihlerinde iftihar edecekleri birikimleri okuyunca bugün içinde yaşadığımız maddi ve manevi acziyetin içinde boğuluyor insan. Harun ed-Reşid’in halef zamanında İslam topraklarında 11.000 Hıristiyan kilisesi, yüzlerce sinagog ve zorastra (ateşe tapanların tapınakları) mevcuttu. Emevî sultanı mütefekkir Hâkim 400.000 ciltlik kütüphaneye sahip idi ve 400 yıl sonra “Bilgin” lakaplı Fransız kralı V. Şarl ancak bin adetten az fazla bir kitap sayısıyla övünebildi. 891 yılında Yakubî Bağdat’ta 100’en fazla kütüphane saymaktadır. Irak’ın küçük bir kasabası olan Nadife’de bulunan kütüphanenin içinde 40.000 cilt kitap, Hama’lı Kürd prensi ebu’l-Fidaa’nın şahsi kütüphanesinde 70.000 cilt, Güney Arabistan’da olan Resulid el-Muayid’in kütüphanesinde 100.000 cilt, Maraga’oa 400.000 cilt kitap bulunuyordu ve Rey’de bulunan kitapların tasnif edelmesi için 10 büyük katalog gerekiyordu. Fakat en kapsamlı kütüphane 6.500 cilt matematik ve 1.800 cilt felsefeden olmak üzere 1.600.000 cilt kitaba sahip olan Kahire’deki El-Azîz’in kütüphanesidir. Sh. 19.
Şimdiye kıyasla utancımızı gizlemek için çaresiz kaldığımız tarihimizden örnekler vermeye devam ediyor. 1190 zereziroe lire Sevilya’lı olan İbn-i el-Avvan, bitki, meyve, gübre çeşitlerini açıklayan “Kitabü’l-Felah” (Köylü’nün Kitabı)’ı yayınlayarak meşhur oldu. Bu ziraat uzmanı, ziraat bilim hakkında ortaçağın büyük öğretmeni sayılabilir. Müslümanların sadece ilimde değil fen ve medeniyette de ne kadar ilerde olduklarına örnek olarak şunlarda gösterilebilir. Saraybosna su şebekesine Viyana’dan 378, Londra’dan ise 148 yıl evvel kavuştu! Halka açık olan hamamlar, banyolar İslam’ın temizlik hususundaki titizliğini gösteriyordu. 1965 yılında yayınlanan İtalyan gazetesi “Corriere della Sera”nın bir haberi: Paris’teki evlerin % 66’sı ve eğer sadece şehir merkezi hakkında konuşacak olursak o zaman evlerin tam tamına % 80’inin banyosu yoktur. Sh. 21. Böyle ihtişamlı bir tarihten söz ediyor İzzetbegoviç. Ama ne acıdır ki, yine kendisi Müslümanların geri kalmalarının sebeplerini yüreği kanayarak yazacaktır: ‘İslam komşusu açken tok uyuyan kimse Müslüman değildir demektedir. Bazı istatistiklere göre bazı Müslüman ülkelerinde sürekli olarak beslenilen (aç olan) insanların sayısı bazen nüfusun % 20’sine yükselmektedir. Aynı zamanda onların din “kardeşleri” ipek ve atlastan yapma yataklarında huzurlu olarak uyumaktadırlar ve en azından vicdan rahatsızlığı dolayısıyla uykusuzluk çekmemektedirler.’ Sh. 26. Müslümanların geri kalış sebeplerini ilerleyen satırlarda da izah eden Aliya, salih ameli unutup, heva ve hevesin peşine takılarak Kerim Kitaplarına sırtlarını dönen Müslümanların yaşadıkları problemlere kitabın ikinci bölümü olan İslam Deklarasyonu’nda cevap veriyor.
‘Bildiri, hangi tarafta olduklarını apaçık bir biçimde kalplerinde hisseden ve nereye ait olduklarını bilen Müslümanlara yöneliktir’ diyerek İslam deklarasyonuna başlar Aliya. Hedef: Müslümanların İslamlaşması. Slogan ise, inanmak ve mücadele etmek olarak ortaya konur. Müslüman halkların geri kalmışlığı başlığıyla muhafazakâr ve modernistleri sorgular. ‘İnsanı sadece terbiye etmekle kalmayan aynı zamanda dünyaya nizam verme yeteneği olan İslam, kendi kabulleri doğrultusunda, İslamî yenilenme fikrine, her zaman iki tip insan tarafından korşu çıkılmaktadır: Muhafazakârlar eski reçeteleri, modernisler ise başkasına ait (yabancı) reçeteleri istemektedirler. Birinciler İslam’ı geçmişe çekmekte, ikinciler ise ona yabancı bir gelecek hazırlamaktadırlar.’ Sh. 157. Halklarını ‘itaate’ alıştıran muhafazakâr düşüncenin köreltici taassubuna da, modernizmin sahte ilerlemeciliğine de karşı çıkar Aliya İzzetbegoviç. Onun özlemini çektiği Müslüman şöyledir: ‘Hayatı sadece din ve dua ile değil, aynı zamanda çalışma ve bilimle tanzim etmek gerektiğine inanan, dünya tasavvurunda ibadethane ile fabrikanın yan yana olması gerektiğine izin vermekle kalmayıp talep eden, insanları sadece terbiye etmek değil aynı zamanda onların dünyadaki hayatını kolaylaştırmak gerektiğini düşünen ve bu iki hedefin birbirine kurban edilmesi için hiçbir sebebin bulunmadığı gikrinde olan kimse, o İslam’a aittir.’ Sh. 177.
‘Her insanın değerinin hakikî ölçüsü onun kendi şahsî hayatı ve topluma ne verdiği ve ondan ne aldığı ile alakalıdır. Bütün yücelik ve şükran Allah’a aittir ve insanların gerçek kalitesini ancak Allah tespit edebilir.’ Sh. 185. Müslüman’ın asıl vazifesinin iktidara talip olmak değil, insanları kazanmak olduğunu ısrarla vurgulayan bu muhteşem kitabın yazarını rahmetle anıyor, kitabı okuyucuyla buluşturan Fide yayınlarına da teşekkür ediyorum.
İslam Deklarasyonu
Ve İslamî Yeniden Doğuşun Sorunları
Aliya İzzetbegoviç
Fide Yayınları
İstanbul, Ağustos 2007
Son yorumlar
7 sa. 42 dk. önce
7 sa. 51 dk. önce
11 sa. 30 dk. önce
17 sa. 32 dk. önce
1 gün 5 sa. önce
1 gün 7 sa. önce
1 gün 11 sa. önce
1 gün 13 sa. önce
1 gün 14 sa. önce
1 gün 15 sa. önce