renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Başkanların Eşleri

Abdullah ve Hayrunnisa Gül

Kadın modern dünya döneminde tartışmaların öznelerinden biri oldu. Kadının toplumsal- siyasal hayattaki yeri, özgürlüğü, hakları, giyimi, anneliğine kadar tartışılmaya devam edilmektedir. Türkiye’de Cumhuriyetin kuruluşu ile yaşanan değişim merkezinde problem olmaya devam ediyor. Kadınların birçok sorunları bulunurken son zamanlarda daha çok başörtüsü merkezindeki tartışmaların odak noktası oldu. Üniversitelerde başlayan sorun şimdi de Çankaya’ya Abdullah Gül’ün seçilmesi ile beraber konuşulmaya devam ediyor. Biz burada daha çok kadınların bu makamlarda bulunan eşlerinin yanında nasıl bir fonksiyon içinde olduklarını irdelemek istiyoruz. Tarihsel süreçte eşlerin tümüyle bulundukları ortamdan bağımsız hareket edemedikleri ve siyasal- sosyal işlerliğin içerisinde etkin oldukları görülüyor.

Tartışmanın öznesi kadının sosyal- siyasal hayattaki konumu ve bu konumun modern zamandaki evrimi üzerinde durmakta fayda var. Yaratılış kıssasında erkeği tamamlayan- bütünleşen bir unsur olan kadın tarih boyunca kendine biçilen veya kabul ettiği konumu çoğu kez yadırgamadan yaşamıştır. Bazı araştırmacılar erkeğin sosyal- siyasal hayattaki hakimiyetini ilk çağlarda hakim güç olan kadının elinden aldığı için bunu paylaşmaya yeltenmediği için kadın üzerinde baskı kurduğunu iddia eder. Tarih bize kadının ev merkezli bir hayat kurduğunu gösterir. Ancak bazı istisnalarla erkeği geriden yönlendiren gizli iktidar ortağı olduğunu gösteren; Kleopatra, Hürrem Sultan gibi örneklerde yok değildir. Hz. Aişe, gibi peygamber eşlerinin, Saba Melikesi Belkıs gibi yöneticilerin aktif bir şekilde sosyal- siyasal işlerliğin içinde olduklarını görüyoruz. Kralların yanında kraliçelerin sözünün değerinin en kralın kadar etkili olmuştur. Kral gücünü doğal ortağıyla paylaşmıştır.

Modern dönemlere baktığımızda en çok ön plana gelen sloganlardan birinin kadının özgürlüğü olmuştur. Kadını evden çıkarmak ve sosyal hayattaki kararlarında özgür kılmak için büyük mücadeleler verilmiştir. Ancak enteresan bir çelişkidir ki kadına verildiği iddia edilen hakların ve özgürlüklerin kontrolünün erkeğin elinde olduğunu göstermiştir. İş, spor, kamu, sanat hangi alana bakarsak bakalım erkeklerin kadınlar üzerindeki hakimiyetlerininde evrim geçirdiğini ancak şekil dışında özsel bir dönüşüm yaşanmadığını da görürüz. Dünya üzerinde kaç ülkenin devlet başkanı kadındır? Seçilen meclislerinde kaç milletvekili vardır? Belediye ve il genel meclislerinde üye kadın sayısı kaçtır? İş hayatında patron konumunda olan kadın sayısı kaçtır? Kamu alanında çalışan oranı bakımından erkekleri bazı noktalarda geçtikleri halde yönetim mevkiinde kaç kadın bulunuyor? Tarihte filozof olan kadın ismi bilen var mı? Bu soruların cevapları aşağı yukarı aynıdır. Ve geçmiş zamanla ilerlemecilik söylemine rağmen pek farkın olmadığını gözlemlemekteyiz.

Geçtiğimiz aylarda Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanı Nimet Çubukçu’nun Deniz Baykal için "Eşiyle akşam yemeği bile yemeyen, yanında hiçbir yere götürmeyen biri, başörtüsüyle eşini her yerde temsil eden, eşinin yanından ayrılmayan kadını oraya yakıştıramıyor." Sözleriyle başlayan bir tartışma yaşandı. Polemik seven ve hazır cevaplı olan Deniz Baykal’ın "Bir Türk kadınının, örnek alınması ve saygı duyulması gereken yaşam tarzını bir kenara bırakıp, ’Neden yanında taşımıyorsun, götürmüyor’ gibi yakışıksız değerlendirmelerde bulunuyor. Sen kim oluyorsun, böylesine saygın bir yaşam çizgisine ne hakla müdahale ediyorsun? Ne yapmamız gerektiğini sana mı soracağız. Olcay, nasıl davranması gerektiğini senden mi öğrenecek? Olcay’ın adını bir daha ağzına almasın" sözleriyle cevap bulan ve bir süre devam eden tartışma da görüldü ki kadının yeri henüz tayin edilmiş görünmüyor. Böyle cevap veren Baykal, aynı soruyu kendine sorup “Bana ne başkasının giyim tercihinden, özel yaşamından” demeyi beceremiyor.

Kralların- padişahların- vezirlerin- komutanların çağımızdaki tekabül ettiği kişilere ve bunların eşlerine baktığımızda etki ve konumlanmanın değişmediği müşahede edilir. Türkiye cumhuriyeti Cumhurbaşkanlarına bakıldığında en etkin kadın Semra Özal’dır. Bu yönüyle başkanın eşi olarak güç paylaşımını yapmıştır. Semra Özal eşi Turgut Özal üzerinde her aşamada etkili olmuş ve iktidar içinde iktidar oluşturmuştur. Mevhibe İnönü, Reşide Bayar, Atıfet Sunay, Emel Korutürk, Semra Sezer, Nazmiye Demirel klasik Türk kadını gibi eşinin yanında duran ve destek veren konumda görülmüştür. Son cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün eşi Hayrunnisa Gül’ün nasıl bir çizgi izleyeceği tam olarak bilinmese de şimdiye kadar ki duruşundan bazı ipuçları vermektedir. Başörtüsü ile okul kaydını yapma mücadelesi ve ardından AİHM yaptığı başvuru, toplum ile olan sıcak diyalogları olumlu bir portre çizmektedir. AİHM şikâyetini geri çekmesi gibi olaylarda da olduğu devlet içinde görevli olan eşini zorlayacak davranışlardan da kaçınıyor. Bu kaçınma davranışı cumhurbaşkanı eşi olarak nereye kadar götüreceği ise merak ediliyor.

Başbakan eşleri açısından ise eşlerin yanında aktif rol oynayan, destek olan ancak siyasal etki bakımından geride duranlar ise Berna Yılmaz ve Emine Erdoğan’dır. Rahşan Ecevit ise bu noktada siyasal güç paylaşımını en aktif bir şekilde kullanmış ve en etkili olmuş cumhuriyet Türkiye’si kadınıdır. Tansu Çiller kısa bir dönem etkili olmaya çalışsa da bunu etkili ve kalıcı bir hale getirememiştir. Basından kendisine biçilen Türk Thatcher’ı olamadı. Kendisine sunulan büyük imkânı değerlendiremedi.

Devlet yönetiminde etkili olan diğer grup olan asker ve sivil bürokrasisinin ayrı bir yeri vardır. Genelde eşlerinin sahip oldukları konum ile eşdeğer durumdadırlar. Kadınların gücü eşlerinin sahip oldukları konum kadardır. Alt kademedeki personel eşleri onlara yakın görünmeye çalışırlar. Sivil bürokraside sınırlı etki mekanizmasının oluştuğu gözlemlenir. Özellikle vali eşleri bu noktada ön plana gelirler. Eşleriyle birlikte ili yönetirler.

Kadının konumu noktasında yine de bizzat kadının kendisinin üstlendiği rol ve bu rolü ne kadar iyi yerine getirebildiği yine kendisine bağlıdır. Eşlerin sahip oldukları kişilik yapısı, sosyal çevresi ve aldığı eğitim aktivitesinin sınırlarını belirlemektedir. İnsanların onlara konum ve rol biçip oynatmasının, müdahale etmesinin anlamı yoktur. Özellikle ideolojik angajmanlarla kadını tarif etmek ve ona misyon yükleyip, tavır almak sağlıklı değildir. Modern çağda kadını rahat bırakmanın zamanı gelmiş ve geçmiştir bile.