renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Yalnızlığın İki Yüz(lülüğ)ü

Modern insan, daha ilkel olan eski dönemlerde yaşayanlara nispetle kendisini şanslı addeder. Bilimin altın çağını yaşıyor olması dolayısı ile teknoloji alabildiğine ilerlemiş, makine, aygıt ve aletler; insan hayatını oldukça kolay yaşanır bir hal ve hüviyete büründürmüştür. Bulaşıklarını makineler yıkar onun, ıslak saçlarını yine makineler kurutur, ulaşmak istediği en uzak mesafe için uçaklar hizmeti altındadır. Dünya'nın öte yakasında yaşayan dost ve akrabası ile hasret gidermek için, hemen yanı başında duran aletin tuşlarını kodlaması yeterli olacaktır. Sıkıntısını defetmek için yüzlerce televizyon kanalı, istediği filmi seyretmek için videosu ve hemen yakınlarda bulunan canlı eğlence yerleri vardır. İnternet vesilesi ile ulaşamayacağı bilgi ve kuramayacağı dostluk yok gibidir. Kısaca söylemek gerekirse, modern insanın; pek çok imkana sahip olduğu kalabalık bir hayatı vardır. Ne ki; onun en çok şikayet ettiği husus da, çektiği yalnızlığıdır.''

Meselenin ilginç olan yanı odur ki; fıtrata müdahale eden modern olgu ve pratiklere karşı söylemler geliştiren ve dahi bunu bir duruş ideali olarak benimseyen insanlar arasında da oldukça yaygın bir şikayettir 'yalnızlık'.

Kimi, kalabalıklar içinde; kimi de kendi ıssızlığı içerisinde yaşar/çeker bu sıkıntıyı. Yine, kimi taşranın gürültüsünde; kimi de kendi sessizliğinin sarmallığında biteviye bir yalnızlık/yalnızlaşma dürtüsüne gark olur.

İş bu şikayet sebebi iledir ki " Bir haykırsam belki duyulur sesim.. Ben yalnızım.. " diye şarkılara söz olan yalnızlık, (sebep sonuç ilişkisi dikkate alınarak) Yunus'un şu mısralarında sanki farklı bir hüviyete bürünüverir;

İstediğimi buldum eşkere can içinde
Taşra isteyen kendi kendisi ten içinde..

Yalnızlık/Yalnızlığın iki yüzü konu ve isimli bir makale yazmak maksadı ile klavyenin başına geçmiş ve dahi yukarıda gördüğünüz ilk paragrafı da bu niyetle yazmış iken, psikolojik yaygınlığı babından güncel olduğunu düşündüğüm bu hususu, sevgili Cemaat'imin ilgisine sunarak, kıymetli görüşlerini almanın daha isabetli olacağını düşündüm.

Öğretmekten öte, öğrenmek için yazarım. Çünkü yazmak, benim için düşünmektir. Düşündüklerimi yazdığım gibi, yazarken düşünürüm birçok şeyi. Bu durum; yazmanın getirdiği sorumlulukla birlikte, okumaktan öte yazdıklarımın önümde açtığı yeni ufuklar sebebiyledir. Yazarak, paylaştığımı söylemek de mümkün. Paylaştığım şey nedir? Bilgim mi? Hayır, yalnızlığım. İnsan, paylaşarak yalnızlığımdan kurtulabilir mi acaba?

Evet, bana göre yalnızlığın iki yüzü vardır. Kavram olarak iki yüzü olduğunu söylediğim gibi, pratikteki muhteviyatına göre ikiyüzlü olduğunu da söyleyebilirim. Yani yanıltıcı. Her iki şekliyle de acı veriyor olması bir gerçektir. Acı verse de her sebep, aynı sonuca ulaştırmayacaktır zira.

Evet şimdi toparlamaya çalışarak soruyorum. Yalnız mısınız? Yoksa hiç kimse yalnız değil midir? Böyle söylemenize rağmen yalnızlık çektiğinizi itiraf edemeyecek misiniz? Yalnızsak şayet, ne kadar ve neden çekeriz bu yalnızlık hissini? Yalnız olmak ile yalnızlaşmak aynı şeyler midir? Yalnızlığın vermiş olduğu sıkıntı bir hastalık ya da kusur mudur? Aslolan uzlet midir, halvet mi? Modern insan neden yalnızlığından şikayetçi olur. Pekala! biz neden şikayetçi oluruz bu durumdan. Müsbet olan yönü neresidir ve nerededir? vs vs...

Varın siz benim sorularımın çokluğu ile zihninizin karışmasına müsaade etmeden; kendi yalnızlığınızı, yalnızlık hakkında okuyup öğrendiklerinizi ve dahi duygu ve düşüncelerinizi paylaşınız bizimle. Ve bu sevgili Cemaat'imin 'yalnızlık' konulu dosyası olsun. Yalnızlığı/yalnızlığını irdeleyenler bu dosyaya başvursun @ Bu babdan ilk itiraf da benden olsun. 'Ben yalnızım'

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

Allah'ın yüzüne gülmediği müminler de vardır muhtemelen

" bir mü'minde rastlanmissa, bu müsbet bir seydir " diyorsunuz. İşte tam da burada, yalnızlığın ikiyüzlü (aldatıcı) oluşunu devreye sokuyor ve bu önermeye kısmen muhalefet ediyorum. Mümin, " yalnızlığı " iki yüzü/boyutu ile de yaşayabiliyor. Bazen menfi olan asık yüzünün içinde ızdırap çekerken; kolay yolu seçerek ikiyüzlülük yapıyor ve yaşadığını müsbet olan yönü ile tevil edebiliyor. Bunu nasıl ayırt edebiliriz?

Bence en önemli kıstas; Derdinin, dermanı olduğunun farkında oluşu ve yalnızlığının (bu derdin) atalet yerine coşkuya sebeiyet verişidir. Yalnızlık duygusu rahatsız edecek derecede bir iç sıkıntısına ve atalete sebep oluyorsa şayet, derhal tedbir almak gerekir. Bunu mümin kişi yaşamaz mı? Pekala yaşar.

Bu husus hakkında makale yazmaktansa blog girip mütalaa etmenin daha faydalı olacağını tahmin etmiştim, yanılmamışım.

yalnızım yalnızsın yalnız

"yalnızlık" hakkında şunu söyleyebilirim; yalnız olup olmadığımız nereden baktığımıza göre değişir..

bize şah damarımızdan daha yakın Biri varken yalnız olmak imkansızdır..
ama bize özgü olan bu dünyada bir sürü eşya ve canlı içinde kimsenin anlamadığı yalnız bir canlı olmamak da zordur..

hasılı..
"insan" olarak yalnız doğduk ve yalnız öleceğiz..
ve bize şah damarımızdan yakın Biriyle yaşıyoruz dünyada..

hadi çıkın içinden..

herkes durduğu yerden bakar ve yazar..
olacak olan budur..

benim mekanım olan araf'tan yazdığım gibi..

=TAVRIN KİŞİLİĞİN OLSUN=

Bazıları daha da yalnız.

Soruların hepsi özel değil. Zaten sorulara takılmaya da gerek yok. Yalnızlık olgusu üzerine, genel olarak söylenecek çok şey var. Toplumun muhtelif katmanlarında ziyadesi ile hissedilip yaşanan ve dahi ciddi sıkıntılara sebep olarak yaygınlaşan bu olgu ile başetmeden önce ne olduğunu çözümlemenin faydalı olacağına inanıyorum.

..

ben bu cümleyi kastederek söylemiştim:

"Toplumun muhtelif katmanlarında ziyadesi ile hissedilip yaşanan ve dahi ciddi sıkıntılara sebep olarak yaygınlaşan bu olgu ile başetmeden önce ne olduğunu çözümlemenin faydalı olacağına inanıyorum."

=TAVRIN KİŞİLİĞİN OLSUN=

Herkes bir gün yanlız kalacak!

Tam yanlızlık psikolojisi içinde debelenen bir insana göre bir başlık olsa gerek. Evet yanlızım, hem de yapayanlız, her zaman olmasa da hayatımın son bir kaç yılında kendimi çoğu zaman yapayalnız hissediyorum. Hem de yok yere hiç yere bir yanlızlık, bir söz vardır parasız adam gereksiz adam diye devam eden işte aynen öyle insanın maddiyat sıkıntısı ile içine düştüğü yanlızlık işte benimkisi, yıllarca önce bir gün aslanlar gibi bir kabadayı olan babam yatağa düştü, vurduğunu deviren adam bir kolu ve bir bacağı tutmayan konuşamayan aciz içinde bir insan oldu, o güne kadar yanında olanlar, sırtını sıvazlayanlar, hepsi birden kayboldu işte bu da bir yanlızlıktır istediğiniz kadar sallamıyorum kendimi üzmüyorum deyin ama bu yanlızlık koyar adama, ve o kadar iğrenç bir bilinendir ki Hafıza-i beşer nisyan ile maluldür. Yanlız bırakanlar tekrar yanımıza geldiğinide unutuveririz yine başlar haha ha hihi hi ler, affetmekmidir bu yoksa unutkanlıkmı, ya da ikiyüzlülük.
Ve ben inanıyorum ki her nefs nasıl ölümü tadacak ise eminim ki yanlızlığı da tadacaktır, Allah her insana hayatında en az bir kere bunu tatdırıyor, eminim ki aslında yanlız olmadığını bilsin diye, kendi adıma bu anlarda içine düştüğüm yanlışları, ettiğim isyanları, söylediğim sözleri hatırıma getirdikçe ne kadar aptal olduğumu aslında isyan etmem gerekenin yanlız kalmak değil de O' ndan uzaklaşmak olduğunu anlamakta acı.
Günümüz insanı inkar eder yanlızlığını buna katılıyorum, çünkü hiç bir şeyi yoksa 2 milyonluk kopya cd lerde bulduğu dünyası vardır, hiçbir şeyi yoksa chat odalarının özel bölümleri vardır, ya da alışveriş merkezlerinin ışıklı vitrinleri, eşim halen bilgisayarımın üzerine kuma geldiğine inanır, ve eminim ki bu durumda pek çok insan vardır, ve eminim ki insanlardan uzak olmak için ruhu olmayan siz anlatınca susan o konuşunca sizin sustuğunuz bir makineniz vardır, bu aralar çok film seyretmenin etkisimidir nedir iyiden iyiye dünyanın sonunun filmlerdeki gibi olacağına inanmaya başladım, bir gün önce yanlızlığımızı sonra da canımızı robotlara teslim edip göçüp gidicez herhalde mutlak varlığın yanına...

-MASAGATSU AGATSU-

Çok teşekkür..

"isyan etmem gerekenin yanlız kalmak değil de O' ndan uzaklaşmak olduğunu anlamakta acı" (Dederuhi)

Bu cümle gibi alıntılayıp üzerinde durmak istediğimim pek çok itiraf ve sözünüz olmuş. Samimiyetinizden ötürü size çok teşekkür ederim. Aslında, şahısların özeline girmeyi dilemiyorum. Ancak, kendi iç alemimizde yaşadığımız sıkıntıları, farkına bile varamadan tevile yelteniyoruz. Hiç de hayır olmayan bir durumu hayırmış gibi algılayıp, gösteriyoruz.

Evet! çoğumuz bu duyguları yaşıyoruz, ama sık, ama seyrek. Ve bazen Allah bu şekilde gülüyor bize.. bazen de O'ndan uzaklaştığımız için cezasını (karşılık) çekiyoruz/görüyoruz.

Aslen her daim yalnızız biz ve Allah'dan gayrı kimsemiz de yok. Malik olduğunu zannettiğimiz eş, dost, mal, mülk (dışarı/dışsal) olana gereğinden fazla meylediyor oluşun karşılığını, işte tam da bu şekilde alıyoruz. Hadis'i Şerif'te, bir yolcu mesafebesinde geçip gittiğimiz/gitmemiz gereken yere konan gönül kuşumuzun burnuna, yuvasından kötü kokular gelmeye başlıyor bir süre sonra. Yusuf Armağan'ın kıymetli tabiri ile, İnşallah'dan ve Allah'ın hayatın seyrine müdahalesinden gaflet ettiğimiz zamanlarda da, diyebiliriz bu duruma.

O'ndan uzaklaşma ile birlikte kendimizden uzaklaşıyoruz aslında. Kendimizden uzaklaştığımız kadar da yabancılaşıyoruz kendimize ve O'na. Yalnız kaldığımızda kendimizle birlikteyiz oysa. Ve yabancılaştığımız kendimiz sıkıyor canımızı Yani, canımızı sıkan, birlikte olduğumuz kendimiz oluyor. İnsanın kendisinden canı sıkılıyorsa şayet, o halde sorun da kendisinde.. v sorunu kendisinden bir başkasında aramakta hata oluyor böylece.

Çevresindekileri ve malı mülkü gerektiğinden fazla önemsemek, kaybedildiğinde sıkıntı veriyor. Onları kaybedince, ya da artık tatmin etmeyince.. yani kendimizle baş başa kaldığımızda, kendimizi değersiz ve bir köşeye atılmış hissetmek, aslında kendimize kıymet vermediğimizi ve kendimizi sevmediğimizi gösteriyor. Ama fıtratımız, suçu başkalarında aramaya müsait olduğu için, biz sadece dışsal olanı/dışarıyı suçlama ile yetinmeyi tercih ediyoruz.

Not; Arkadaşlar, maksadımın sadece olguyu irdelemektir. Bu işi yaparken bazen somut örnekleri kullanıyor olmam lütfen kimseye rahatsızlık vermesin.

Saygı ve muhabbetle.

..

"Günümüz insanı inkar eder yanlızlığını buna katılıyorum, çünkü hiç bir şeyi yoksa 2 milyonluk kopya cd lerde bulduğu dünyası vardır, hiçbir şeyi yoksa chat odalarının özel bölümleri vardır, ya da alışveriş merkezlerinin ışıklı vitrinleri, eşim halen bilgisayarımın üzerine kuma geldiğine inanır, ve eminim ki bu durumda pek çok insan vardır,

ve eminim ki insanlardan uzak olmak için ruhu olmayan siz anlatınca susan o konuşunca sizin sustuğunuz bir makineniz vardır, "

çok güzel tesbitler...
gerçekten çok güzel..
özellikle şu son taraf...

günümüz insanı yalnızlığını inkar edemiyor aslında..
tüm bu yaptıkları da çaresizce inkar etme çalışmaları gibi..

ama olmuyor..
hep en sonunda yalnız kaldığını farkediyor..

ve selim sevkioğluna da şunu söylemek istiyorum
bahsi geçen yalnızlık başedilemeyecek boyutlara gelmiş gibi görünüyor bana..

yani ilerlemesi önlenebilir belki sıkı bir çalışmayla ama daha fazlası..

yalnızlık sardı çünkü dört yanımızı..
insandan uzaklaştıkça sardı bizi yalnızlık..

ve artık makinelerden uzaklaşmak için çok geç...

İşte ben böyle bir hal içindeyim
Aslında derin keder içindeyim
Bazen bilmeyerek ne yaptığımı
İyi kötü güzel çirkin her biçimdeyim
Bazen isyan edip yalnızlığıma
Sana karşı ince bir sitem içindeyim...(c. erçetin)
=TAVRIN KİŞİLİĞİN OLSUN=

Başlık..

've selim sevkioğluna da şunu söylemek istiyorum
bahsi geçen yalnızlık başedilemeyecek boyutlara gelmiş gibi görünüyor bana..'

Seçtiğim başlıktan dolayı yanlış anlaşılmak istemem. Maksadım Güzin ablalık yapmak değil. Haddim de değil zaten. Ancak seçtiğim başlık, bizi daha farklı mecralara götüreceğe benziyor. Ve bu sebeple başlığı değiştirmek istiyorum.

Ben de yalnızım

Selim Şevkioğlu çok güzel bir konuya parmak basmış..

Sosyalbilimciler tarafından ''Depresyon Toplumu'' olarak nitelendiriliyor içinde bulunduğumuz dönem.

İntiharların önüne geçilemiyor özellikle de dünya adına nerdeyse her şeye sahip insanların önüne.

Müreffef toplumlar bunalımda.Uykusuzluk,yalnızlık ve büyük bir boşluk duygusu bu toplumlarda görünen en kronik problemler.

Gelelim bize yani bizim(benim) yalnızlığımıza..

Yalnınızız abi..lamı cimi yok bunun..

Nutukları kenara bırakalım.Var mı ben yalnız değilim diyen.

Ben bana şah damarım kadar olan yaratıcımla her an beraberim diyen.

Tamam o bize yakın ama ya biz ona.Vahdet alemini müşahade edecek kadar adam olduk mu ki yalnız değiliz diyelim.Şahsen ben yalnızım.

Geçenlerde bir dostumla bu mevzuu konuştuk.''Ben de yalnızlık çekiyorum '' dedi ve adını ,'entelektüel yalnızlık' koydu.

İsteyen entelektüel yalnızlık desin isteyen tekno-yalnızlık desin yalnızız.

Fakat ben yalnızlığı kötü bir şey olarak görenlerden değilim.

Yalnızlık içinde çektiğim ıstırapların geleceğin müjdecisi olarak görüyorum.Her ne kadar şu vakit itibariyle kümülatif,yığınsal,olarak
büyümüşse de yalnızım.

Peygamberler yalnızlık çekmediler mi yani ?

İnzivada yalnızlık yok muydu?

Diyeceksiniz ki o rabbiyleydi.

Doğru rabbiyleydi ama ya içinde doğup büyüdüğü
milletiyle?

İyi şeylerin habercisidir yalnızlık diyorum.

Farkındalık düzeyimiz arttıkça kaygılarımız

kaygılarımız arttıkça yalnızlığımız artıyor

uykularımız dağılıyor.

''yapmacıklarla değil gerçeklerle olmalı herşey''
(dusun ve sorgula)

Ek kabilinden;

Bu güzel ifadelere ek kabilinden;

Adına ne denirse densin, müsbet ve iyi şeylerin habercisi olan; kendini bulmaya ve kendiyle kalmaya sebep olan yalnızlıktır. Daha önce de ifade ettiğim gibi, derdinin (yalnızlık duygusunun); dermanı olduğunun farkında olmak şartı vardır müsbet olanda. Uzlet ve halveti de iyi anlamak gerek bu bağlamda. Uzlet kendini bulmak ve halvette dahi kendi ile olmak/kendini kaybetmemek için tercih edilen arızi bir durumdur. Uzlet, halkı terk ediş değil, kendini arayıştır aslen. Halk içinde Hak ile oluştur.

Yalnızlığın Tarihsel Sorunları...

Herşeyi modernizm olgusunun günah keçisi ilan etmenin yersiz olduğunu düşünüyorum. Yalnızlık dediğimiz olgu ne geleneksel olguların, ne modernizm olgusunun ne de postmodernizm olgusunun bir ürünüdür. Bu insanın doğumundan itibaren başlayan bir çeşit süreçtir. Blaise Pascal şöyle der: "Hepimiz yalnızız, yapayalnız."

Bu yüzden yalnızlığı sadece modernizmin bir ürünü olarak görmenin yanlış olduğunu düşünüyorum. Bir de kaldı ki eski devirlerde de nice yalnız insanlar vardır. Oysa şimdi dünya nüfusu eskilerin kaç katı! O halde kendisini yalnız hisseden bir sürü insan çıkması doğal. Bu bağlamda sadece modern insan değil, geleneksel ve postmodern insan da yalnızlık çekmektedir.

E. Fuat Keyman'ın geçtiğimiz ay Radikal İki'de "Küreselleşmenin Nevrotik Vatandaşları" diye bir yazısı çıkmıştı. Bireylerin kendilerini güvende hissetmemelerinden ve bu yüzden endişelerinden bahsediyordu. Bunu da nevrotik vatandaş olarak anlatıyordu.

Ancak gelişen dünyada bu yalnızlık duygusu biraz daha materyalleşmiş durumda. İlk çağ ve orta çağ toplumlarında toplumsal düzen, doğal bir düzen olarak algılanıyordu, ve onun kesinlikle bir parçası olmak, bir güvenlik ve ait olma duygusu veriyordu. Eski çağ toplumlarında bir kolektivizm vardı. Kollektif kimlik, bireysel kimlikten daha önemliydi. Biz kimiz sorusuna verilen cevap, ben kimim sorusuna verilen cevaptan daha önde geliyordu.

Dünyadaki modernleşme ve özgürleşme hareketleri -reform ve Rönesans dönemleri- beraberinde bireye farklı bir özgürlük anlayışını enjekte etti. Yeni özgürlük bireyin güçlülük duygularını arttırmış ama aynı zamanda soyutlanmışlık, kuşkuculuk ve güvensizlik duygularını, kaygılarını arttırmıştır.

Bugün yeryüzünde herkes yalnız olduğunu iddia ediyor. Kimisi kalabalık içerisinde yalnız olduğunu söylüyor (yaygın görüştür, şehirde yaşar ben yalnızım ben yalnızım şarkısı dilindedir.) kimisi ise hakikaten yalnız yaşar. (Cevdet Said yada Nuri Pakdil)... Bir de Cahit Zarifoğlu'nun yalnızlığı vardır ki o da bizim kulağımıza bir küpe durumundadır. "Batan bir yalnızlık"tan söz eder şair.

Bu yüzden yalnızlık salt modernizm, postmodernizm, küreselleşme gibi olgularla ilintilendirilmemeli, yalnızlık olgusunu fıtri olarak insanın bir yaratılış özelliği olarak algılamalıyız.

Ortega Y Gasset'in bir sözü var: "Yaşamak kökten yalnızlıktır" diye. Bu söz bir sürü şeyi özetliyor aslında.

Varlığın Yeter...

Yakın tarihimiz böyle söylemez. ve kayıtları tutan halk de

"Bu yüzden yalnızlık salt modernizm, postmodernizm, küreselleşme gibi olgularla ilintilendirilmemeli, yalnızlık olgusunu fıtri olarak insanın bir yaratılış özelliği olarak algılamalıyız" demişsiniz.

Giriş kısmında özne olarak modern insan tabirini kullansam bile, yazının devamında, kendisini modern olarak nitelemeyen insanların çektiği yalnızlık duygusundan da dem vurmam dikkatinizi çekmiş olmalı. Bütün suçu modernizme atıyor değilim. Ancak modernizmin körüklediği profanlaşmanın, yalnızlık duygusunun yaygınlaşmasındaki payının son derece büyük olduğunu kuvvetli bir şekilde iddia ediyorum. Bu duygunun fıtri bir özellik olmasını kabul ediyor olsam bile, bu kabul iddiamdan geri adım atmama sebep olmayacak.

Fıtri olanın haricinde sunduğunuz paradigmalar, daha ziyade entelektüel hassasiyete haiz olan kesime ait. Ve işte bu hususta son derece haklısınız. Tarihin kulağımıza fısıldadıkları, ancak kayda geçenlerdir ve kayda geçenler de ancak entellektüellerin yazdıklarıdır. Halk arasında neşv-ü nema bulup yaygınlaşanı kim duyacak ki. Okuduklarımız ile görüp-yaşadıklarımız ve yakın geçmişimizin iddiamı kanıtlayacağını düşünüyorum.

Yalnızlığın Özel Tarihi Yoktur...

Oğuz Atay'ın Tutunamayanlar kitabında geçen bir cümle vardı tam hatırlayamayacağım: "Bize en uzak tarihimiz doğruya en yakın, en yakın tarihimiz ise doğruya en uzak." cümlesi geçiyordu orada. Tutunamayanlar -aksini kim iddia ederse etsin- Türkiye'de postmodernizm sürecini açıklayan ve o yalnızlığı ironik bir biçimde anlatan bir kitaptır. Selim Abimin "Yakın tarih bize böyle söylemez" dediği şeyi de bununla ilintilendirmem doğru olacaktır. Yakın tarih bize ne kadar doğru yansıtılıyor bunu merak ediyorum. Yakın tarih modernizminin bireyi profanlaştırdığı hatta Yusuf Kaplan'ın deyimiyle neo-pagan bir toplum paradigması yalnızlık süreci için ne kadar geçerli. İlk yorumumda da iddia ettiğim gibi geleneksel toplumlar, modern toplumlar, postmodern toplumlar, profan toplumlar, pagan toplumlar, neo-profan toplumlar, neo-pagan toplumlar bunların hepsi aynı yalnızlığı çekmektedir. Bu yüzden yalnızlık kavramını salt bir döneme indirgeyemem. Çağın bütün kaoslarının öznesi olarak "modern insanı" kullanacak olursak gelenekselcilerin "yalnızlık" argümanlarına neyi özne yapabiliriz. Tarihi kayda geçenler entelektüellerdir cümlesini doğru kabul edersek, bugün o yalnızlığı anlatan Ahmet Hamdi Tanpınar'ın "Huzur" kitabı, Peyami Safa'nın "Canan" kitabı gibi yalnızlık tarihimizdeki enstantaneleri yalnızlık dediğimiz şeyle tarih dediğimiz şeyin neresine oturtabiliriz? 1800'lü yılların sonlarında Refia Sultan'ın nasıl bir yalnızlığa sahip olduğunu sanırım bilmeyen bir okuyucu yoktur. Yada Rasim Özdenören'in "Gül Yetiştiren Adam" adlı kitabında 1930'lu yılları anlattığını düşündüğümde, aynı hakikatin 1980'lerden sonra tezahür etmesi ilginç değil midir?

Yetiştirdiği insan tipolojisi, sunduğu hayat vs. modernizmi her ne kadar günah keçisi yapsa da, modernizm dediğimiz şey bir süreç dahilinde ortaya çıktığı başı ve sonu belli olmayan -hatta şunu da iddia edeyim yapay bir düşünce sistemi- bir olgu olduğu için ideoloji kavramını giydirmek, kavramsal açıdan baktığımızda biraz anlamsız geliyor. Yalnızlık dediğimiz şeyde modernizmin bir argümanı olarak ele alınmamalı.

Varlığın Yeter...

Cevap ve müdafa

Soru; Yakın tarih bize ne kadar doğru yansıtılıyor bunu merak ediyorum?
Cevap; Yansıtılan yanına bakmıyorum ki. Ben zaten yakın tarihim. Öhö.. öhöm.

Soru; Gelenekselcilerin "yalnızlık" argümanlarına neyi özne yapabiliriz?
Cevap; İnkan etseler dahi modernizmin etkisi altında olmalarını. Bu hususta konuşanların daha ziyade entelektüel/münevver kimseler olmasını ve dolayısı ile de hassasiyet sahibi olmalarını (sebep olarak gösterebiliriz).

Soru; Yada Rasim Özdenören'in "Gül Yetiştiren Adam" adlı kitabında 1930'lu yılları anlattığını düşündüğümde, aynı hakikatin 1980'lerden sonra tezahür etmesi ilginç değil midir?
Cevap; Hayır, ilginç değildir. Yalnızlığı konu eden kimseler birer entellektüel/münevver yalnızlığı konu edilen kimseler de aynı şekilde ya münevver yada ideal sahibi insanlardır. 1980'den sonra zuhur ettiği bahsolunanı ise toplum katmanlarına yaygınlaşmış olanıdır.

temel duyguların tarihi olmaz ama

elbette temel duyguların tarihi olmaz çünkü onu yaşayan insandır zaman değil ama zamanın hislerin ortaya çıkışındaki etkisi görmezden gelinemez tıpkı modernizmin başta yalnızlık olmak üzere birçok problemi ivmelendirdiği gibi.

''yapmacıklarla değil gerçeklerle olmalı herşey''
(dusun ve sorgula)

Ek;

Yazımda kullandığım 'modern insan' tabiri; yeniliğe açık, müspet olan keşif ve icatları benimseyeni değil, icatların ve dolayısı ile de taşranın (maddenin) bağımlısı olanı ifade etmek için kullanılmıştır. Yani kapitalistleşen insan. Nitekim modernizmin sosyolojik olarak, bize kapitalizmi dayattığını kim inkar edebilir.

Yalnizliga dair bir misram var...

Yalnizligin ucundan tutmak icin okudum...her zamanki gibi yalniz degilmisim diyerek okudugum hersey gibi yaziniz yalin ve oldugu gibiydi...Ne güzel kelimeler bizi hic yalniz birakmiyor,birbirlerini tamamlamak icin en dogru olanini bize birakarak...Sanirim ayni duygulari yasayan birbirlerini en iyi anlayabilenlerdir.

Ben yalnizligi,yalnizligimizi anlatacak sadece bir misram var
"Yalnizlik baska sey,kimsesizlik baska sey...M.Mungan"

Tek mısranın zenginliği.

Tek mısranız, farklı boyutu ile konumuza büyük bir zenginlik kattı.
Sorun burada işte. Kendini kimsesiz ve sahipsiz hissetmek.

Yalnızlık , teklik, çokluk içinde birlik

İnsanın da Cenabı Mevla'nın bir tecelligahı oluşu nazar-ı itibara alınırsa:
EL-FERD,EL-VİTR,EL-EHAD sıfatlarının tecellisidir bir bakıma yalnızlık. Ancak bu yalnızlık biz mahluk beşer için nispi, izafidir.
Yalnızlık Mevla'ya mahsustur; biz ve diğer mahlukat O'na muhtaç oluşumuz itibarıyla, zat olarak tek olsak ta sıfatlarımız itibarıyla tek ve yanlız değiliz. Vesselam.

Gökhan Özcan

Gökhan Özcan, Gerçek Hayat Dergisi'nin 10 Eylül 2004 tarihli son sayısında yalnızlık konusunu işlemiş. Yazının Başlığı " Hayat teraziye gelmez ". Tavsiye ederim.

İki Yüzle de Yüzleşme

"...şeytan cehennemi garantilediği için dost biriktiriyor. ..cehennemde yalnızlığı şeytan bile istemiyor..."
M.Sabri Genç

Bir bakıma kendisiyle başbaşa olan insan aslında hiçbir zaman yalnız kalamaz.Aklı, kalbi, vicdanı, fikirleri onu istesede yalnız bırakmaz hatta hepsine "yalnızlıkların birlikteliği" denebilir.Bir yandan kalabalıklar içinde yalnızlık ararken ve birazda kaçarken, bir yandan da yalnızlıktan korkar.Birine "yalnızsın sen" dendiğinde üstüne alınır o an kendisinde varolan ve başkalarının da görebildiği bir özür veya eksiklik gibi düşünürken, birisi hakkında "ömrü boyunca yalnızlığı seçti" ifadesi hayranlık verici, özenilecek daha güçlü bir üst durum niteliğinde algılanır.Ben "yalnızlığın dayanılmaz hafifliği" diyorum bu çelişkiye ya da bu iki yüzlülüğe..Cümlenin sırrı iki kelimededir aslında ; yalnızlık dayanılası bir şey değildir, o kadar hafiftir ki taşınması güçtür.Aynı cümlenin diğer yüzü de; yalnızlık dayanılmazdır, çekicidir , yüklerin alınmaması ya da yüklerin atılması bir hafiflik sağlar..
Sonuç olarak söyleyen doğru söylemiş yalnızlığın iki yüzü vardır.

Seni düşünüyorum, o halde varım..