renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Hangisi gerçek hangisi kabus

Mehmet bey anahtarını kaybetmişti, kapıyı hizmetçileri açtı "buyurun efendim hoş geldiniz." Tripleks villanın üst katından "hoş geldin hayatım, günün nasıl geçti."diye seslendi karısı Mehmet beye. "Of yine yorucu bir gündü benim için. Fabrikalar arası dolaşmak, müdürlerle toplantı, yeni ürünlerimizin tanıtımı için reklam kampanyası."
Kravatını gevşetmiş televizyonun karşısındaki koltuğa atıvermişti bile kendini.

"Yarın Dubai ye uçuyorum haberin olsun,anlarsın iş görüşmeleri.Bugün erken geldim dinlenebilmek için."
Mehmet bey gündemi yakından takip eder ekonomi haberleri kadar diğer haberleri de önemser yorum yapmayı severdi.Akşam haberlerini kaçırmamak için seri bir hareketle televizyonun düğmesine bastı

"-İyi akşamlar sayın seyirciler bugün İsrail in Tel Aviv şehrinde bir otobüste gerçekleştirilen intihar saldırısında,şu ana kadar altı kişinin öldüğü en az yirmi beş kişinin yaralan..."

başka bir kanala geçti canını sıkıyordu bu tür haberler.

"-Necefte Hz.Ali türbesi civarında süren çatışmalarda bugün otuz üç kişinin hayatını kaybettiği açıklandı.M. Es Sadr ın sözcüsü yaptığı açıklamada..."

yeniden kumandanın düğmesine bastı.

"-Çeçen ayrılıkçıların pususu sonucu üç Rus askeri hayatını..."

sinirlenerek kalktı koltuktan. "Alçak teröristler dünyanın başına bela oldu bu herifler, anlamıyorum dertleri nedir? nasıl kıyarlar masum canlara, bu Amerika başkanı doğru olanı yapıyor bana kalırsa hepsini keseceksin bu heriflerin" diye geçirdi içinden. Bu arada akşam yemeği hazırlanmıştı bile.

Ne mutlu bir görüntüydü bu sevgili eşi, on bir yaşındaki oğlu Ali, altı yaşındaki kızı Zeynep eksiksiz donatılmış sofrada babalarını bekliyorlardı. Yemekten sonra sevgili ailesiyle biraz sohbet ettikten sonra yorucu bir gün geçirdiğini ve yarın yapacağı yolculuk sebebiyle erken yatması gerektiğini söyleyerek kalktı. Televizyonda 22.00 haberleri başlamıştı, sadece başlangıcını seyredeyim diyerek kısa bir süre için tekrar oturdu. "30 Ağustos Zafer bayramı yurdumuzun dört bir tarafında görkemli törenlerle kutlandı..." televizyonu kapatarak çocuklarına döndü "görüyorsunuz değil mi? Dedelerimiz nasıl kurtarmışlar ülkemizi, onlara çok şey borçluyuz ayrıca sadece dedelerimiz değil ninelerimizde katılmışlar bu mücadeleye kadın, erkek, çocuk herkes. "usulca kalktı koltuktan, çocuklarına da artık uyumaları gerektiğini söyleyerek yatak odasına yöneldi.

Çabuk uyudu Mehmet bey.Gece yarısı müthiş bir sarsıntıyla uyandı, deprem oluyor sandı bir an ama farklı bir şeydi bu. Gökgürültüsünü andıran sesler toz duman birbirine karışmıştı. Dış kapıya şiddetle vuruyordu birileri hatta tekmeliyorlardı. Kapı kırıldı, uzun namlulu silahlarla asker kıyafetli bir sürü adam doluştular eve. Mehmet beyi, sevgili eşini ve çocuklarını diz üstü çöktürdüler yere. Çocukların ellerini kelepçelediler, titriyorlardı!. Sevgili eşini ve kendisini silah namlularıyla itekleyerek dışarıya çıkardılar. "Aman Allah'ım" dedi, "bu olamaz.!"

Manzara korkunçtu caddedeki tüm evlerde aynı şeyler yaşanmıştı hatta daha kötüsü.Onlarca insan cesedi vardı caddede, bunlar komşularıydı. Evlerin bir kısmı atılan bombalarla yıkılmış bir kısmı da hala yanıyordu. Evet bir işgaldi bu, inanamadı! Eşinin kollarından tutarak sürüklediler yerlerde, bir yere götürüyorlardı ama nereye? Çırpındı ama boşunaydı tüm çabası, mücadele ettikçe tekmeleniyor, sövülüyordu. Başına geçirilen torbadan önce son gördüğü şey evinin buldozerler tarafından yıkılışıydı. Sesi çıkmıyordu,inledi "yavrularım, yavrularım içeride !!!"

Bağırarak uyandı kabustan. Eşi ve çocukları heyecanla babalarının yanına koştular. Sıkı, sıkı sarıldı yavrularına, kan ter içinde kalmış sarsılarak ağlıyordu.

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

Mükemmel bir tema.

Blog sitesi olduğumuz için, öyküye binaen nasıl bir yorum/eleştiri girmem gerektiği hususunda zorlandım. En iyisi kendimi sıkmadan ve içimden geldiği gibi yapayım bu işi.

Daha önceden kurguladığım ancak icraate geçiremediğim bir tema ile karşılaşmam benim için şaşırtıcı oldu diyemem. Çünkü, toplumumuzda ve dünyada tebarüz etmiş ciddi bir tenakuzdur, anlatılmaya çalışılan.

Tema son derece isabetli. Ve tema üzerine söylenecek hiç bir sözüm olmadığı için eleştirilerimi öykünün edebi yönü üzerine yapacağım.

Parantezleri azaltmanız öykülerinizi daha kolay okunur ve akıcı kılacaktır. Kurguda bir hayli aşırıya kaçılmış. Haberlerde izlenilen birbirinin benzeri üç vakıanın birden okuyucuya sunulması, öyküyü idelolojik anlamda itici kılıp marjinalleştirmiş (empati) ve edebi olarak fuzuli bir kalabalığa sebebiyet vermiş. Daha basit ve yine aynı etkiyi bırakacak yollar arayıp bulmak, daha fazla kesime hitap etme/ulaşma ihtimalini kuvvetlendireceği gibi, öykünün edebi ve evrensel değerini de yükseltecektir. Öykü yazan biri bence, bu benim için önemli değil dememeli.

Ne yapılabilirdi; Tek bir vakıayı sunmak ile yetinip (varsa, kamu oyu nezdinde kabul görmüş), anlatmak istediğinizi vurgulamak için daha farklı bir yol seçebilirdiniz. Mesela, heberlerde gördüğü direnişçilere " alçak teröristler " şeklinde karşılık veren Mehmet Bey'in, gördüğü kabustan sonra, yine aynı şekilde bağırarak uyanması ve hikayenin bu şekilde nihayetlenmesi gibi.

Saygı ve muhabbetlerimle.

bir yorum

yazılarınızda genelde aynı temeları işliyorsunuz..

bu da siteyi dışardan bazı kesimlerin hep İslamcı diye yaftalanmasına sebebiyet veriyor...(bu sizin tercihiniz tabi)

konu güncel..dil anlaşılır.. bu yönü güzel..

ama imla ve noktalamalarda daha dikkatli olunması lehinize bir gelişme olur..

bu kadar..

''yapmacıklarla değil gerçeklerle olmalı herşey''
(dusun ve sorgula)

Eleştiriye eleştiri.

"yazılarınızda genelde aynı temeları işliyorsunuz..

bu da siteyi dışardan bazı kesimlerin hep İslamcı diye yaftalanmasına sebebiyet veriyor" demişsiniz.

Belki eleştiri, İlyas Şahin'e yapılmış gibi görünse de, Cemaat'in görüntüsü mevzubahis edildiğinden bir kaç şey söyleme ihtiyacı hissettim.

Birinci olarak; İlyas bey zaten İslamcı olabilir (mesela diyorum). Ve kendi fikirlerini/düşüncelerini beyan etmesinin bir hak olduğunu düşünüyorum. Bu yüzden eleştirinizi, sitenin dışarıdan görünümü yerine, İslamcılığı üzerine bina etmek daha doğru olacaktır.

İkinci olarak; Site İslamcı görünecek endişesi ile İslamcı'lar yazı yazmayacak mı burada? Ya da bizler İslamcılık kokan/olarak algılanan yazılar yazmayacak mıyız? Herkes dilediğini yazar. Uygun görülürse yayımlanır.. ve beraberce eleştiri ve fikirlerimizi sunarız. Heee! eleştiriniz, başka hususlarda da yazı yazmasını tavsiye ve rica etmekten ibaretse, buna bir şey diyemem. Ancak yorumunuzdan anlaşılan şey bu değil.

devam...

Nuh Tuna ne demek istemiş anlamadım. Ben birilerinin ifadelendireceği şeyler yüzünden duruşumuzdan tavizler vererek farklı yönelimler peşinde olmayı son derece sakıncalı buluyorum.

Aslında bu yazı ve sizin bu yazıya yazmış olduğunuz yorum benim bu siteye göndermem gereken yazıların içeriğine ilişkin de ipuçları vermiş oldu. Bu anlamda size teşekkür ederim.

İlyas Şahin' e ise söyleyeceğim şey şu; "kardeş, yazmaya devam!"

Oku! merkezli buluşma

hooop hopppp!

Zaten, sitenin genel görünümü içersinde resim konulmaksızın, belli ki yayınlayalım gitsin işte anlayışıyla, kendisine ayrılmış yerin darlığı göz önüne alındığında köşeye sıkıştırılmış hissi veren bir yazının, -bu yazdıklarım biraz abartılı olsa da arka planda gerçeği yansıttığını düşünüyorum- gür çıkması gereken sesinin birileri tarafından engellenmeye çalışıldığına şahit olmak oldukça manidardı.

Bunları görmek bunları okumak niye rahatsız eder ki insanı. Başkalarına şirin görünme sevdası mıdır bu? Niye bu şekilde görünülmesi sizi rahatsız ediyor ki? Acaba isminizin böyle bir sitede görülecek olma ihtimali sizin düşlediğiniz kariyerinizde önünüze olumsuz bir takım durumlar mı çıkaracak? İlyas Şahin kardeşim neleri kaleme alsaydı da sizi memnun etseydi?

Ben İlyas kardeşimin burada yayınlanan yazılarının Gerçek Hayat dergisinde de yayınlanıyor olmasından ayrıca memnuniyet duyan birisiyim.

"Başkaları bizi şöyle böyle görüyor sizin yüzünüzden ha" diyerek paranoyak halinizi gözler önüne sermek de ayrıca sizin açınızdan hoş birşey değildi?

Ben şimdi bi yazı yazayım da cemaat ve cemaati köşelerinden sinsice takip ederek şu anda kıs kıs gülenler ayaklarını denk alsınlar bakalım. Görsünler bakalım yazı nasıl yazılırmış....

eleştirilere atıf

Bence biraz yanlış anlaşılma var..
Olayın başka bir iç yüzü var mı bilmiyorum ama Nuh Tuna biraz yanlış anlaşılmış gibi geldi bana..

Sn İlyas Şahinin bu konuda yazmasına özgür bir ortamda olduğumuzu iddia eden bizlerin bir şey söylemeye hakkımız yok diye düşünüyorum..
Ki kendisinin böyle bir hassasiyeti olması ve olmayanların durumunu yazılarıyla gözlerimizin önüne sermesi güzel..

Ben qazaq'nın eleştirisini çok sert buldum açıkçası..
"Başkaları bizi şöyle böyle görüyor sizin yüzünüzden ha" diyerek paranoyak halinizi gözler önüne sermek de ayrıca sizin açınızdan hoş birşey değildi? Demiş..

Eleştiride bir paranoya göremedim..
Tabi bu sizin tercihiniz şeklinde bir not düşülmüş cümlenin sonuna dikkat ettiyseniz..
Ki elbette ki ben de dışarıdakiler İslamcı yaftası vurur diye bu konularda yazılan yazılara bir kota koymanın falan söz konusu edilemeyeceğini savunuyorum..
Ki kimse de böyle böyle bir teklifte bulunmuş değil..

Hasılı
Bence Nuh Tunanın eleştirisine biraz sert tepki verilmiş galiba..

Ve Sn İlyas Şahin...
Yazılarınız çok güzel..
Devamını kendi adıma ümid ve istirham ederim...

Sakın Ölme!...

=TAVRIN KİŞİLİĞİN OLSUN=

...biraz düşünüverdim...

Kullanmış olduğum nick çerçevesinde bir hanım tarafından ikaz edilmenin ne demek olduğunu anlatmak hayli güç aslında. Ama bu nickin sadece klavye kolaylığı için kullanıldığını düşündüğümde gereksiz yere savunmaya geçmeksizin uyarıyı dikkate almak gerektiğini gördüm.

Daha yumuşak bir üslup kullanarak aynı şeyleri söyleyebilirdim elbette. Burada haklısın. Ama değişen şeylerin üslübundan ziyade varılan noktanın dikkate alınmasının bizi daha faydalı noktalaraulaştıracağından kuşku duymamaktayım. Yoksa yeryüzünde bulunan her insanın üslubuna takılıp kalmış olsaydık. Halimiz nice olurdu?

Eleştirideki paranoya şu aslında;

Bir defa hadisede başkalarının bizi tanımlayış şeklinin önemsenmesi söz konusu. Bundan emin bile değiliz. Hiç test edilmemiş, hiç araştırması yapılmamış ve ön yargıya dayanan bir çıkarsama bu. Yani buranın isminin cemaat oluşu gerçeği ile birlikte düşündüğünüzde yazıyı belli bir kategoriye konulabileceği ihtimali üzerine yapılmış bir yorum var karşımızda. Oysa ki bu şekilde düşünülüp düşünülmediğini bile bilmiyoruz daha. Sanki etrafımızda burada olup bitenlerin kategorizasyonu üzerine birileri tarafından organize edilmiş bir komisyon söz konusuymuş gibi davranmak gibi bir şüphecilik içerisine girmenin anlamı nedir?

Paranoya yı Ali Bulaç Zaman Gazetesinin 06/03/2004 tarihli nüshasında yer alan köşesinde bakınız nasıl tanımlıyor;

" Paranoya, psikozlar sınıfında yer alan ağır bir akıl hastalığıdır. En önemli belirtisi vehim, kuşku ve korkunun kişiliği sarması halidir.

Bu hastalığa yakalanmış kişi, en yakınları dahil çevresinin düşmanlarla çevrili olduğunu düşünür, devamlı bir komplonun rahatsızlık verici tedirginliği içinde yaşar."

Yukarıdaki vehim, kuşku ve korku kelimelerinin altını çizmek isterdim ama nasıl çizebileceğimi bilemediğim için bu şekilde kalmak mecburiyetindeler.

Devamlı bir komplonun rahatsızlık verici tedirginliği ne demektir acaba?

Vehim, kuşku ve korkunun kişiliği sarması ne demektir acaba?

Ben bu yorumu Nuh Tuna kardeşimin şahsını hedef alarak yapmış değilim. Dolayısı ile ağır kaçacak bir durumun da söz konusu olmadığını düşünüyorum. Etrafımız onun gibi aynı rahatsızlığa itilmiş arkadaşlarımız ve kardeşlerimizle dolu. Bizlerin bu anlayışa karşı duruşumuzu gözden geçirmemize dair bir vurguyu hedeflediğimi ifade etmek isterim.

Kendisinden emin olan bir müslümanın başkalarının pozisyonları ve cümlecikleri üzerine kafa yormasına gerek olmadığını düşünüyorum. Burada sanıyorum bir-iki üst blogda yer alan melly-k nin yazısındaki bölüme yer vermek isterim;

"Benim şu halimi sana anlatabilmek için neden böylesi garip, şaşkın önsözlere gereksinim duyuyorum ki? Kendimi kabul ettirebilmek için yerlerde sürünmemi bekleyecek değilsin ya benden. Ya böyle sev seveceksen ya da sevme.... Seni bilmem ama ben şartları yormak, onları sonuna kadar germek istiyorum."

Vesselam...

Eleştiri-yorum...

Öyküyü kurgu ve tema bakımından başarısız buldum.

Bu tarz öyküler, genellikle ideolojik bir sembole tutunma ihtiyacı içerisindedir. Bunu yaparken öğreti hep unutulur. İdeolojik olarak da eksik tabi. Çünkü bir hal tespiti bile yapılmamış. Çözüm üretemediği içinde toplum içerisinde zamanla sloganlaşan ve toplumun belirli bir bölümü tarafından hissiyatla savunulan bir olgu oluveriyor. Öykü tekniği açısından böyle temaları oldukça sakıncalı buluyorum. Okuyucuyu yanlış şeylere sevk ediyor. TV'yi açıp zaping yaparken karşısına çıkan Necef, Çeçenistan ve Filistin görüntüleri anlatacağı öykünün ideolojik örüntüsünü de garip bir şekilde öne sürüyor. Aklıma kıssalar geliyor, kıssalar da bahsedilen olaylar iyilik, doğruluk ve adalet üzerine olurdu. Ben Sümeyye yada Yasir'in yaşadıklarının öykü yapıldığına rastlamadım. Bundan dolayı İlyas Şahin'in konu seçimini yadırgadığımı söylemek isterim. Olayın anlatılışı, kelime seçimi, zihni kurguya ise hiç değinmeyeceğim. Bugünlerde öykü adına beni heyecanlandıran ve bir o kadar düşündüren iki isim var. Birisi Selim Şevkioğlu diğeri ise Ahmet Murad. En iyi öyküyü 3-4 defadan fazla okumazsınız, şiir gibi değildir çünkü öykü. Ama bu iki ismin öykülerini defalarca okuduğumu belirtmek isterim.

...

yanlışlar..

öncelikle fatih abime cok tesekkurler sözleri için. haketmedigim sözleri duymak dahi mutlu etti beni.

hikayede benim gözüme carpan bir kaç mantık hatası var. birincisi bu adam islami terör denilen şeye karşı bunu anlıyoruz. ancak bunun karşısına cumhuriyet bayramını koyması, sanki abdurrahman dilipak'ın eski hallerini hatırlattı bana. cumhuriyet bayramı ve diger bayramlar bizim bayramımızdır, bu bayramı her halukarda terör olan eylemlerle tartamazsınız..

diğer konu madem bu adam teröre karşı. rüyasında evinin basıldıgını görüyor. bu basanlar sadece zülmeden israil ve amerikalı askerler mi olabilir. gunahsız cocukların okudugu bir okulda eylem yapanlar ne kadar günahkar ise, israilliler o kadar gunahkardır.

dil ve anlatım konusunda ise bir eksiklik goremedim. yalnız bu dedigim mantık hataları hikayeyi baştan sakat hale getirmiş.

tarihimiz bize düşman değildir. ayrıca okul basıp cocuk öldüren, füze atıp cocuk öldüren kadar suçludur.

saygılar sevgiler..

mende mecnun'dan fuzun asıklık istidadı var
asık-ı sadık menem mecnun'un ancak adı var

kalplerimizin sırlarını ancak

kalplerimizin sırlarını ancak kalpleri sırlarla dolu olanlar kavrar.

cibran halil cibran.