“ Hep birlikte Allah’ın ipine (Kur’an’a) sımsıkı sarılın. Parçalanıp bölünmeyin. Allah’ın size olan nimetini hatırlayın. Hani sizler birbirinize düşmanlar idiniz de O, kalplerinizi birleştirmişti. İşte onun bu nimeti sayesinde kardeşler olmuştunuz. Yine siz, bir ateş çukurunun tam kenarında idiniz de O sizi oradan kurtarmıştı. İşte Allah size âyetlerini böyle apaçık bildiriyor ki doğru yola eresiniz.” -Al-i İmran Suresi 103. ayet -
…
Ayların sultanı geldi. Ramazan geldi. O zaten mübarektir, bereketlidir. Geldiği haneye bereket katar, saadet katar, hikmet katar, atıfet katar, hidayet katar, eşrefiyet katar.
Ramazan'ı ayların sultanı kılan vahyin o ayda inmeye başlamasıydı.
Ramazan'ı Kur'an ayı olarak bilip tasavvuru, aklı, şahsiyeti ve nihayet hayatı Kur'an'la yeniden inşa etmek, Ramazan'la yüzden değil, özden ilişki kurmak demektir. Çünkü vahiy, ilahi bir inşa projesidir. Benzetmemizden yola çıkarak söyleyecek olursak Kur'an Allah'tan insanlığa gönderilmiş bir mektuptur. Bu mektupta insanoğlunun iki cihan saadetinin formülleri kayıtlıdır.
Allah'tan kendisine gelen mektupla yüzeysel ilişkiye girenle damardan ilişkiye giren bir olur mu? Bir başka ifadeyle, Allah'ın insanlığa gönderdiği mektubu yüzden okuyanla özden okuyan bir olur mu?
Eğer Ramazan gelir de vahiy gelmezse, Ramazanın ruhunu öldürmüş oluruz.
Nedeni açık. Çünkü vahiy, ayların sultanının konuk olacağı saray olan kalbimizi tahkim eden, orayı tamir ve inşa eden bir usta. Kalbimiz bu usta elinden geçmedikçe, orada sultanı ağırlamak ne mümkün?(M.İslamoğlu’nun,Sultan geldi saraylar harap yazısından alıntı..)
…
Ramazan ayında yapılan Kur’an-ı Kerim hatimleri bu ayı bereketlendiriyor.. ama sadece Arapçasını okumamız yeterli mi? Elbette değil, aynı zamanda anlamamızı ve yaşamamızı da istiyor Rabbimiz bizden..öyleyse gelin hep birlikte meal okuyalım..Kuran meali okumak Rabbimizle sohbet etmek bir bakıma..O’nun gönderdiği mektubu okumak ve anlamak..
Kuran ı Kerim Meali hatim organizasyonuna hayırlısı ile başlıyoruz inşallah..Normal hatimden farklı olarak cüz yerine sure alabilirsiniz. Birden fazla sure almanız da mümkün.. (Katılmak için iletişim (cemaatcom@gmail.com) kurunuz.) Alemlerin Rabbi Yüce Allah(c.c) bize Kitabını gereği gibi anlamayı ve yaşamayı nasip etsin,inşallah..Amin..
Not: Sureleri sadece okumakla kalmayıp, derinden etkileyen ayetleri ve bizim üzerimizdeki etkilerini de bu başlık altında paylaşabiliriz.
KATILIMCI LİSTESİ:
1- FATİHA SURESİ - (Yağmur İlgün)
2- BAKARA SURESİ - (Yağmur İlgün)
3- AL-İ İMRAN SURESİ (Şeyma Sayımlar)
4- NİSA SURESİ - (İhyanur Bahçe)
5- MAİDE SURESİ - (Fatih Tezcan)
6- EN'AM SURESİ - (Musab Yasir)
7- ARAF SURESİ - (Hacer Balin)
8- ENFAL SURESİ (Şeyma Sayımlar)
9- TEVBE SURESİ (Turan Çetin)
10- YUNUS SURESİ - (Musab Yasir)
11- HUD SURESİ - (Okan Şahin)
12- YUSUF SURESİ - (Yunus Emre Tozal)
13- RA'D SURESİ - (Musab Yasir)
14- İBRAHİM SURESİ (Zeynep Ferda)
15- HİCR SURESİ (Yağmur İlgün)
16- NAHL SURESİ - (Suad Wafa)
17- İSRA SURESİ (Aslıhan Özdemir)
18- KEHF SURESİ (Aslıhan Özdemir)
19- MERYEM SURESİ (Hacer Kor)
20- TAHA SURESİ - (Rumeysa Can)
21- ENBİYA SURESİ - (Feyza Ercan)
22- HAC SURESİ - (Suad Wafa)
23- MÜ'MİNUN SURESİ (Deniz Sahra)
24- NUR SURESİ - (Esin Ayşe Alırkan)
25- FURKAN SURESİ (Yağmur İlgün)
26- ŞUARA SURESİ (Yağmur İlgün)
27- NEML SURESİ - (Suad Wafa)
28- KASAS SURESİ (Fatih Kartal)
29- ANKEBUT SURESİ - (Musab Yasir)
30- RUM SURESİ (Şeyma Sayımlar)
31- LOKMAN SURESİ (Deniz Sahra)
32- SECDE SURESİ - (Hacer Kor)
33- AHZAB SURESİ - (Enes Ercan)
34- SEBE SURESİ - (Yaren Sükun)
35- FATIR SURESİ -(Uğur Özdemir)
36- YASİN SURESİ - (Zehra Giray)
37- SAFFAT SURESİ - (Uğur Özdemir)
38- SAD SURESİ - (Sevda Ateşyürek)
39- ZÜMER SURESİ - (Fatih Tezcan)
40- MÜ'MİN SURESİ - (Hacer Balin)
41- FUSSİLET SURESİ (Şeyma İsicik)
42- ŞURA SURESİ (Şeyma İsicik)
43- ZUHRUF SURESİ (Şeyma İsicik)
44- DUHAN SURESİ- (Enes Ercan)
45- CASİYE SURESİ (Şeyma İsicik)
46- AHKAF SURESİ (Şeyma İsicik)
47-MUHAMMED SURESİ (Adnan Menderes Çelik)
48- FETİH SURESİ - (Selman Maltaş)
49- HUCURAT SURESİ (Habibe Baltacı)
50- KAF SURESİ (Habibe Baltacı)
51- ZARİYAT SURESİ (Habibe Baltacı)
52- TUR SURESİ (Habibe Baltacı)
53- NECM SURESİ (Habibe Baltacı)
54- KAMER SURESİ (Habibe Baltacı)
55- RAHMAN SURESİ - (Ayşenur Demirel)
56- VAKIA SURESİ - (Mücahit Ercan)
57- HADİD SURESİ - (F. Mehmet Tiyanşan)
58- MÜCADELE SURESİ (Hacer Nazan Toy)
59- HAŞR SURESİ (Hacer Nazan Toy)
60- MÜMTEHİNE SURESİ - (Ulvi Ali Birkardeşler)
61- SAFF SURESİ (Hacer Nazan Toy)
62- CUM'A SURESİ - (Şeyma Sayımlar)
63- MÜNAFİKUN SURESİ (Taha Mansur)
64- TEGABÜN SURESİ (Taha Mansur)
65- TALAK SURESİ (Taha Mansur)
66- TAHRİM SURESİ (Taha Mansur)
67- MÜLK SURESİ - (Dilek Büyükdağ)
68- KALEM SURESİ - (Nihan İkbal)
69- HAKKA SURESİ (Taha Mansur)
70- MEARİC SURESİ - (Şadan Ercan)
71- NUH SURESİ - (Halil Erdem)
72- CİN SURESİ - (Halil Erdem)
73- MÜZZEMMİL SURESİ - (Musab Yasir)
74- MÜDDESSİR SURESİ - (Murat Tuzcu)
75- KIYAMET SURESİ (Taha Mansur)
76- İNSAN SURESİ - (Hatice Nur)
77- MÜRSELAT SURESİ (Aslıhan Özdemir)
78- NEBE' SURESİ (Aslıhan Özdemir)
79- NAZİ'AT SURESİ (Aslıhan Özdemir)
80- ABESE SURESİ (Aslıhan Özdemir)
81- TEKVİR SURESİ (F. Mehmet Tiyanşan)
82- İNFİTAR SURESİ (Yunus Emre Tozal)
83- MUTAFFİFİN SURESİ (Yunus Emre Tozal)
84- İNŞİKAK SURESİ (Yunus Emre Tozal)
85- BURUC SURESİ - (Aysun Yollardagezer)
86- TARIK SURESİ - (Aysun Yollardagezer)
87- A'LA SURESİ (Leyla Kesikbaş)
88- GAŞİYE SURESİ - (Şadan Ercan)
89- FECR SURESİ - (Leyla Kesikbeş)
90- BELED SURESİ (Leyla Kesikbaş)
91- ŞEMS SURESİ - (Şadan Ercan)
92- LEYL SURESİ (Leyla Kesikbaş)
93- DUHA SURESİ - (Leyla Kesikbaş)
94- İNŞİRAH SURESİ - (Leyla Kesikbaş)
95- TİN SURESİ (Ayşegül Genç)
96- ALAK SURESİ (Ayşegül Genç)
97- KADİR SURESİ - (Fatih Tezcan)
98- BEYYİNE SURESİ - (Nigar Çoban)
99- ZELZELE SURESİ - (Nigar Çoban)
100- ADİYAT SURESİ - (Musab Yasir)
101- KAARİ'A SURESİ (Yunus Emre Tozal)
102- TEKASÜR SURESİ (Yunus Emre Tozal)
103- ASR SURESİ - (Murat Tuzcu)
104- HÜMEZE SURESİ - (Ulvi Ali Birkardeşler)
105- FİL SURESİ (Medine Doğan)
106- KUREYŞ SURESİ (Yunus Emre Tozal)
107- MA'UN SURESİ - (Sevda Ateşyürek)
108- KEVSER SURESİ (Yunus Emre Tozal)
109- KAFİRUN SURESİ (Yunus Emre Tozal)
110- NASR SURESİ (Yunus Emre Tozal)
111- MESED SURESİ - (Murat Tuzcu)
112- İHLAS SURESİ - (Dilek Büyükdağ)
113- FELAK SURESİ (Medine Doğan)
114- NAS SURESİ (Medine Doğan)
Yorumlar
Soluk soluğa koşan atlara...
Cts, 29/09/2007 - 15:07 — Musab YasirBu etkili çalışmanın fitilini ateşleyen arkadaşıma teşekkür ediyorum. Bir sınırlandırma getirilmediğine göre herkes tercih ettiği mealden gidecek galiba. Başka bir sınırlandırma var yalnız, bu da olmamalıdır. Kısa surelerden birkaç tane ama uzun surelerden değil.. Bu da kaldırılmalıdır. Olmamalıdır. İsteyen arkadaşlar dilediği kadar alabilmeli, hatta daha fazla almalıdır. Yani burada sayı tamamlamıyoruz. Anlam'a odaklandık ve inşaAllah maksada ulaşmak istiyoruz.
Ben ilk önceleri geleneksel refleks olarak Elmalılı deme eğiliminde olabilirdim. Ama değilim. Esed'den gidilebilir. Benim kendi nefsime öğütlediğim bir öğüt bu. Çünkü düşüncelerimiz hikmete ererse davranışlarımız ve hayatımız da hikmete erer.
En'am, Yunus, Rad, Müzzemmil, Adiyat benim üzerinde okuma çalışması yapmak istediğim surelerden başlıcaları. Bu terimi benimsemek gerek, okuma çalışması. Zaten Müzemmil suresinde Kur'an'ı nasıl okuyacağımız da yazılıdır : "Kur'an'ı ağır ağır, tane tane oku"
Levhalar: -bismillah-
"Soluk soluğa süratle koşan, (koşarken ayaklarını) vurarak ateş çıkaran, sabah erkenden baskın yapan, orada tozu dumana katan ve düşman topluluğunun ortasına dalan atlara andolsun ki, insan gerçekten Rabbine karşı pek nankördür" (adiyat; 1-6)
...gör ki raksederek ağlamak da varmış hesapta...
“Düşün, zamanın akıp gidişini!”
Pzt, 01/10/2007 - 16:57 — Yağmur İLGÜNBu çalışmada dediğiniz gibi bir sınırlama yok. İsteyen istediği mealden takip edebilir. Sure sayısı konusunda da bir sınırlama yok, sadece isteyen birden fazla alabilir demek istemiştim ama sanırım yanlış ifade etmişim, yorumunuzu okuduktan sonra düzelttim.
Muhammed Esed'in meali diğer meallerden biraz farklı. Hem tefsir hem meal özelliği taşıyor..Farklılık kullandığı kelimelerden de kaynaklanıyor. Bazı ifadeleri gerçekten çarpıcı..Sanırım bu farklılık batılı bir yaşama sahip olup böyle bir çevre içersinde islamı seçmesinden kaynaklanıyor. Mesela M.Esed, Asr suresinin ilk ayetini şöyle yazmış;
“Düşün, zamanın akıp gidişini!”(ASRa and olsun ki!)…
Her insanın okuduğu ayeti farklı görmesi, yorumlaması belki de Kur'an-ı Kerimin zenginliğindendir. Ama mealde kelimelerin farklı olması acaba anlamın değişmesine sebep olabilir mi? Doğru bir yaklaşım olur mu bu şekilde olması, belki tartışılması gereken bir konu bu..Ne dersiniz?
Mealler
Pzt, 01/10/2007 - 22:14 — Şadan ErcanMadem yeri geldi, mealler konusunda da bir kaç şey söylemekte fayda var.
"Meal" kelimesi "avl" kökünden gelir ve en yakın mana veya eksik olan terceme manasınadır. Bu nedenle hiç kimse bu yayınlanan "Meal"ler ile amel edemez. (Yusuf Kerimoğlu- Emanet ve Ehliyet)
"Mütercim mealini hazırlarken tefsirlerde bulunan görüşlerden birini tercih etmekte yada orijinal metinden anladığını aktarmaktadır. Yani mealler genelde, mütercimin tercih ettiği “anlam ve yorum”a uygun olmaktadır. " (Rıdvan Çeliköz - Meal mi Tefsir mi?)
Bütün bu açıklamalardan sonra şunu söyleyebiliriz ki mealler bize Kur'an'ı anlama arayışımızda fikir veren kaynaklardır.
Bazı mealler ciddi hataları ve/veya eksiklikleri de bünyesinde barındırmaktadır. Bu bakımdan aşağıdaki makaleleri dikkatinize sunuyorum;
(Prof. Suad Yıldırım'ın yazdığı Kuran-ı Hakimin Açıklamalı Meali hakkında)
- Açıklamalı Meal" hakkında zaruri açıklama (I)
- Açıklamalı Meal" hakkında zaruri açıklama (II)
- Açıklamalı Meal" hakkında zaruri açıklama (III)
- Açıklamalı Meal" hakkında zaruri açıklama (IV)
(Muhammed Esed tarafından yazılan Kur'an Mesajı hakkında)
- Muhammed Esed ve Meali (I)
- Muhammed Esed ve Meali (II)
- Muhammed Esed ve Meali (III)
- Muhammed Esed ve Meali (IV)
- Muhammed Esed ve Meali (V)
- Muhammed Esed ve Meali (VI)
- Muhammed Esed ve Meali (VII)
Not: Farklı Kur'an mealleri ve mukayese etme imkanı sunması açısından kuranmeali.com sitesinden yararlanabilirsiniz.
"Eşrefi mahlukatız lakin hamurumuz çamurdan !"
sorular
Pzt, 01/10/2007 - 22:30 — okan şahinşimdi ben arapça bilmiyorum ya da biliyorum! mutlaka sonuçta kur'anın bir ayetini okuduktan sonra ona anlam vermek(biliyorsam) zorunda değil miyim? yani onu meallendirecem(anlamlandıracam). iki: arapça bilmiyorum; o zaman okuduğum meal kur'anın anlamını karşılamayacak mı? her halukarda kur'an arap olayım ya da olmayayım bir anlama tekabül edecek. bu anlamın kendisinden insanlar ne kadar farklı çıkarımlarda bulunabilir? müslüman olmak için ya da müslüman olurken arapça mı biliyorduk? dolayısıyla kur'anın anlamı da yani meali de kur'andır. bir ayet mealini inkar eden birisi kur'anın o ayetini(arapçasını) de inkar etmiş olmaz mı? kur'anın anlam farklılılarına yol açmayacak bir kitap olduğunu düşünüyorum. selamlar
Kur'an çevirilerinden örnekler
Per, 04/10/2007 - 23:09 — murat tuzcuselamun aleyküm
okan bey bir ayet mealini inkar eden birisi kur'anın o ayetini(arapçasını) de inkar etmiş olmaz mı? kur'anın anlam farklılılarına yol açmayacak bir kitap olduğunu düşünüyorumdemiş. bir ayet çevirisinin yanlış olduğunu söylemek niçin Kur'an metnini inkar olsun? çevirinin yanlış olduğunu söylemek çeviriyi yapanın yanlışlığını söylemektir. Mushafın inkarı değil yani.
Şimdi bazı ayetlerin çevirilerine beraberce bakalım.
Yunus Suresi 3.ayet çevirileri
• Şüphesiz sizin Rabbiniz, altı günde gökleri ve yeri yaratan, sonra arşa istiva eden, işleri evirip-çeviren Allah’tır. Onun izni olmadıktan sonra, hiç kimse şefaatçi olamaz. İşte Rabbiniz olan Allah budur, öyleyse O’na kulluk edin. Yinede öğüt alıp düşünmeyecek misiniz? (Ali Bulaç)
• Bakın! Sizin Rabbiniz gökleri ve yeri altı evrede yaratan, sonra görkemli egemenliği ile iş ve oluşu çekip çeviren Allah’tır. İkincisi olmadan, yalnızca kendisinin iradesi iledir bu yaratma. İşte Rabbiniz Allah budur. Şu halde O’na ibadet ediniz. Bu zihin tutulması neden? (İhsan Eliaçık )
Ali Bulaç’a ve yaygın kanaate göre
Şefi : ‘’günahkar bir kimsenin affını Allah’tan niyaz etme; Hz. Peygamber’in ve -Allah’ın izniyle – diğer salih kulların, bazı günahkar müminleri bağışlamasını Allah’tan dilemeleri’’ (Hasan Aksay /İslami Terimler Sözlüğü / İşaret Yayınları)
İhsan Eliaçık’a göre
Şefi : ‘’Allah gökleri ve yeri O’nunla birlikte, O’na yardım eden ikinci bir aracı (şefi’) olmaksızın tek başına yaratmıştır…’’ (Ebu Müslim).
Tevbe Suresi 122. ayet çevirileri
• Mü’minlerin tümünün öne fırlayıp çıkmaları gerekmez. Öyleyse onlardan her bir topluluktan bir grup, çıktığında (bir grup da), dinde derin bir kavrayış edinmek (tafakkuhta bulunmak) ve kavimleri kendilerine geri döndüğünde onları uyarmak için (geride kalabilir). Umulur ki onlar da kaçınıp-sakınırlar. (Ali Bulaç)
• Bununla beraber mü’minlerin toptan seferber olmalarına da gerek yoktur. İçlerinde bir grup da dinde derinleşmek için seferber olsa seferden döndüklerinde kardeşlerini aydınlatsalar daha yerinde olur. Böylece her açıdan donanımlı olmuş olurlar. (İhsan Eliaçık)
• Çiçeği burnunda müminler İslam’ı öğrenmek maksadıyla Medine’ye topyekün akın etmemelidir. Dini iyice öğrenmeleri ve geri döndüklerinde kendi kabilelerini Allah’ın emir ve yasaklarına uyma hususunda uyarmaları için, her mümin/mühtedi topluluktan sadece bir grup Peygamber’in yanına gelmelidir. Kendilerine ilahi mesajın tebliğ edildiği kimseler de belki böylece Allah’ın emir ve yasaklarına karşı daha duyarlı olurlar. (Mustafa Öztürk)
Ali Bulaç’a ve yaygın kanaate göre
Uyarılacak olanlar : cihada katılanlar
Uyarıda bulunacaklar : cihada katılmayanlar
İhsan Eliaçık ve Mustafa Öztürk’e göre
Uyarılacak olanlar : Medine dışında bulunan yeni Müslümanlar
Uyarıda bulunacaklar : yeni Müslümanların Medine’de İslam’ı öğrenenleri.
Kur'an'ı farklı anlayanlar var Okan bey. Daha doğrusu Kur'an'ı doğru anlayanlar ve yanlış anlayanlar var...
Allah'a emanet...
Dipnotlar
Ali Bulaç / Kur'an-ı Kerim ve Türkçe Anlamı / Bakış Yayınları
İhsan Eliaçık / Yaşayan Kur'an Türkçe Meal-Tefsir /İnşa Yayınları
Mustafa Öztürk / İslamiyat Dergisi / Kur'an Meallerindeki Ciddi Hatalar Üzerine Cilt8 Sayı4 2005)
meal, tefsir farklılığı
Salı, 09/10/2007 - 00:44 — okan şahinselamlar
murat bey vermiş olduğunu ayet meallerinde anlam farklılıklarının oluştuğunu mu düşünüyorsunuz? anlam farklılıklarından kastedettiğim şey ayetin meallendirilmesinden sonra bir başka olaylarla ilişkilendirilmeleri değildir. bu açıdan bakıldığında her tefsir yazarın bir bakışıdır ve onun isimlendirmesi ile basılır. yani kur'anın yerine geçmez. pekala aynı şeyi mealler için söyleyebilirmiyiz. şimdi ali bulaç bir tefsir yazacak olsa mealinde olduğu gibi ali bulaç tefsiri mi diyecektir yoksa m.esed, elmalı,s.kutup, ibn-i kesir tefsirlerinde olduğu gibi yazdıklarına bir başlık mı atacaktır.
mealin farklı olması ve bu meali eleştirmek başka bir şey, mealin içindeki anlamın ne olursa olsun kabul edilmemesi başka bir şey. kafirler kur'anı okudukları meallerden inkar ediyorlar. onlara bir başka anlam vermeye de çalışmıyorlar. bizlerde onların arabça bilgisine falan da bakmadan neyi inkar ettiklerini anlıyoruz.
bahsettiğiniz anlamda farklı anlamalar ve yazımları kabul ediyorum. ama bunların özde farklılıklara neden olacağını, kur'an dan olimposun tanrıları gibi çok tanrıların çıkmayacağını söylüyorum sadece. ayrıca bunu hangi meal söyleyebilir.
Yusuf Kerimoğlu'na Şerh
Salı, 02/10/2007 - 02:21 — Musab YasirŞâdan beye ilgili açıklamalarından dolayı teşekkür ederim. Meseleyi netleştirme adına verdiği, özellikle karşılaştırma imkânı sunan site çok kıymetli.
Yalnız Yusuf Kerimoğlu hakkında ve özellikle "Bu nedenle hiç kimse bu yayınlanan "Meal"ler ile amel edemez." yorumuna itirazım var, şöyle ki: Yıllardan beri (V)akit gazetesinde fıkıh köşesinde soruları cevaplamış bir ilim adamımızdır. Emeğe saygı duymak adına kıymet bilmemiz gerekir. Şâdan beyin alıntıladığı, (V)akit gazetesinin kupon karşılığı verdiği 2 Ciltlik Emanet ve Ehliyet ilmihâl kitabında son derece zorlama yorumlar var. İnsanlarımızı Yusuf Kerimoğlu'nun baktığı pencereden bakmaya ve O'nun gibi görmeye mecbur etmek, öyle sanıyorum ki site sahibinin de amacı değildir..
O kitabında sayın yazar şöyle bir hükümde de bulunmuştur: "Bir insan sefere niyet etmese, ve dünyayı gezse, seferi sayılmaz." Şimdi bu durum hiç de hâl ilminin gereği bir açımlama/yorumlama değildir. Ve ben bu hükmü okuduktan sonra bir daha o kitaba bakma lüzumu hissetmedim. Ki isabetli bir davranışta bulunduğumu, yukarıda alıntıladığım "Bu nedenle hiç kimse bu yayınlanan "Meal"ler ile amel edemez." hükmüyle iyice idrak etmiş oldum. Son derece keskin ve son derece sert yorumlarla önümüz açılmaz, bilakis kapanır.
Şimdi bizim bütün hükümlerimiz nerden çıkıyor? Kur'an diline vakıf olan hocalar bile bize bazı hükümleri aktarırlarken ayet mealini veriyorlar. Bu durumda sayın Kerimoğlu'na göre amel etmememiz mi gerekiyor..? Konuyu uzatmak istemiyorum ama Şâdan beyin yukarıya alıntılayarak bir nevi desteklediği hükme muhalefet ediyorum ve doğru hükmün: "Hiçbir meal Kur'an değildir" üst cümlesiyle anlaşılacağını düşünüyorum..
Allah mubarek etsin.
...gör ki raksederek ağlamak da varmış hesapta...
Meal, Tercüme, Tefsir... Seferilik???
Salı, 02/10/2007 - 09:39 — Şadan ErcanYusuf Kerimoğlu´nun bahsettiğiniz eserinde bir çok hata bulunma ihtimali vardır ama bu sizin "zorlama yorumlar var" demenizle olmaz. İlmi bir eserdir ve ilmi bir usulle tenkit edilmelidir.
"Sefere çıkan mükellefin niyyet etmesi şarttır. Eğer "Sefere" niyyet etmezse, bütün dünyayı bile dolaşmış olsa, sefer hükmünden istifade edemez.(Şeyh Nizamüddin ve bir heyet - El Feteva-ı Hindiyye - Beyrut: 1400 C: 1, Sh: 138.)
Öncelikle eleştirdiğiniz görüş Yusuf Kerimoğlu´na ait değildir, yukarıda belirttiğim gibi "El Feteva-ı Hindiyye" isimli meşhur fıkıh kitabında geçmektedir. Ama siz bu görüşü eleştirirken hangi referansa dayandığınızı belirtmemişsiniz.
Diğer bir hatanız velev ki hatalı bir görüşü tercih etmiş olsa bile bir eseri silip atmaktır. Ayrıca yazarına karşı önyargınız da cabası.
"Mealle amel edilemez!", zira mealler bir çok eksiği bir çok hatayı içinde barındıran metinlerdir. Mealler Kuran değildir, bir ayetin mealinin inkarı ayeti inkar anlamı taşımaz elbette. Öyle olsaydı mealleri tenkit edenler dinden çıkmış olurdu. Şimdi Dücane Cündioğlu, Sami Hocaoğlu ve benzerlerini tekfir mi edeceğiz?
Mehmet Akif ve Elmalı Hamdi Yazır -Allah kendilerinden razı olsun- Kuran tercümesi yazmayı kabul etmemişlerdir, zira onlara göre "Kur’ân’ın layıkı vechile tercüme edilemez". İşte bu nedenle Mehmet Akif ısrar üzerine meal yazmayı kabul etmiş ve Elmalı Hamdi Yazır Hoca´nın yazacağı tefsir ile birlikte yayımlanması şartıyla kabul etmiştir.
Mehmet Akif (Allah rahmet eylesin) Kur´an meali ile ilgili şöyle der: “– Cevap yazmadığıma müteessirim, fakat mazurum. Çünkü Kur’an’ı tercüme edemedim. Hayır, tercüme ettim. Hem bir değil, iki kere tercüme ettim. İlk tercümeyi yaptım, hiç beğenmedim. İkinci bir tercüme daha yaptım, onu da bir türlü beğenemedim. Ahmed Naim merhumun Hadis tercümelerinde yaptığı gibi kavis içinde muavin kelimeler kullanarak eksikliğini tamamlamak istedim, bu da olmadı. Bu da Kur’an-ı Kerim’in aslındaki belâgatini bozuyordu. Bazı kelimelerin ve umumi surette edatların mukabillerinin bulunmaması, edebî birer vecize olan bazı cümlelerden olan o kısa âyetlerde müteaddit edatın içtima etmesi tercümeyi imkansız hale koyuyordu. Kur’an’ın tam tercümesindeki imkânsızlık ne benim kusurum, ne de dilimizin. Ben tercüme ile meşgul olurken Farsça ve Fransızca tercümeleri de gördüm. Benim Türkçe tercümem onlardan yüksekti. Fakat bu nisbî yükseklik benim edebi zevkimi tatmin etmiyordu. Kur’an’ın nazmındaki icazkâr belağate baktıkça hayranlığım artıyordu. Tercümemden utanıyordum. Birisi Allah’ın kelâmı idi, öbürü Âkif kulunun tercümesi. Bu vaziyette ben bu tercümeyi İslâm ümmetinin ve Türk milletinin eline nasıl sunabilirdim? Bu cihetle onu Mısır’dan getirmedim. Demir kasa gibi sağlam ve emin bir dostuma bırakıp geldim. Ben sağ kalırsam kısa notlar yazarak noksanları telafiye çalışacağım. Ölürsem, ne yapılacağını o dostum bilir. (Bkz. Kamil Miras, “Kur’an Tercümesi Hakkında Tarihi Hatıralar ve İlmî Hakikatler”, Sebilürreşad, II/38, (Nisan 1949), s.195–196).”
Bu konuda Elmalı Hamdi Yazır Hocaefendi´nin Kur´an´ın tercüme edilmesi hakkındaki görüşlerinin okunması da çok faydalı olacaktır.
Tüm bunları söylüyorken Kur´anın anlaşılamaz bir kitap olduğu gibi bir düşünce oluşmasın. Esasen bir çok ayet meali hemen hemen aynı manadadır. Ancak ahkam, Kur´an´dan hüküm çıkarmak ve bununla amel etmek bambaşka bir şeydir, bir uzmanlık işidir. Bu konuda gerekli ilimler ile mücehhez olmadan ahkam kesenler çok ciddi bir şekilde uyarılmıştır.
“Kur’ân-ı kendi reyiyle tefsir eden kişi, isabet bile etse, hata etmiştir” (es-Suyuti, el-Câmiu’s-Sağîr, II, 543; Ebû Dâvud, Sünen, II, 287; Tirmizî, Sünen, V, 200)
“Her kim Kur’an-ı Kerim’i kendi şahsi reyiyle tefsir ederse, cehennemdeki yerine hazırlansın” (Sünen-i tirmizi-İst: 1401 Çağrı Yay. C: 5, Sh: 199, Had. No: 2951)
İmam-ı Şafii (rha) “Allahû Teâla (cc)’nın kitabında yer alan ilim, icma cümlesindendir. Kur’an-ı Kerim’in tamamı, Arap lisanı üzerine nazil buyurulmuştur. Bu sebeble Kur’an-ı Kerim’in nasihi ve mensûhu, nüzûl sebebleri ve farz kıldıkları, edebi belağatı, irşadı ve mübah kıldıkları iyi bilinmelidir. Ayrıca Allahû Teâla (cc)’nın peygamberine verdiği mevki’inin de iyi bilinmesi gerekir. Zira Allahû Teâla (cc)’nın kitabında vaaz ettiği hükümleri Resûl-i Ekrem (sav)’in lisanı üzere beyan buyurmuştur. Binaenaleyh Allahû Teâla (cc) farz olan hükümlerle neyi kasdetmiştir? Kimin için farz kılmıştır? Bütün insanlar bu farzların kapsamına giriyor mu, girmiyor mu? Mükellef olan kullarının neye itaat etmeleri gerekir ve neden sakınmaları icabeder? Bütün bunların hepsi iyice bilinmelidir”(İbn-i Münzir-Kitabû'l İcma-Ankara: 1983 Sh: 79. ) diyerek, önemli inceliklere işaret etmiştir
"daha az tv, daha çok kitap !"
Yâkîn
Salı, 02/10/2007 - 22:04 — Musab YasirHakkâl yâkîn olan bir mesele zaten ilmel yâkin olan bir meseleyi kapsar. Yolculuğu bizzat yaşayan ve yolculuğun içinde olan kişiyi, bunu lisanen en başta demedi diye bazı kolaylıklardan men etmek.. Bu isabetli midir? Hâl'in ilmi değildir bu. Yani şuna benziyor: "Bir insan bal yemeye niyet etmese ve 3 kilo bal yese, bal yemiş sayılmaz, baldan faydalanamaz" Aradaki fark nedir?
Yıllanmış yorumları bu günümüze dayatmak da çıkmaz sokaktır. Bir nevi kutsama hastalığı. Mesela sakal kesmek bazılarına göre haramdır. Ama kaynağı içtihattır. Bir başka ehli sünnet itikadı kitabında "bir insan Peygamber kabağı severdi dese, bir başkası da ben sevmem dese, sevmem diyen kafir olur" hükmü vardır. Sefer konusundaki mezkur yorum da buna benzer birşeydir.
Diğer meseleye gelince. Hiçkimse Türkçe Kur'an istemiyor zaten. Bunu neden isteyemeyeceğimizi açıkça yazmışsınız. Talep edilen şey, anlamak için çabalamaktır. Bu çabayı da bu zorlamalarla ancak Arapça'ya ve Kur'an diline vakıf olmanın dışında bulamıyoruz yazdıklarınıza göre. Oysa Kur'an üzerine çalışarak aşağı yukarı bir anlam oluşur zihinlerde. "Meali reddeden ayeti reddetmiş olmaz" deniyor. Bu da bir kolaycılık olsa gerek. Aşağı yukarı zihinde belirginleşmiş olan ayet mantığını reddiye çok tehlikeli olsa gerektir.
Mealen okunan secde ayetlerine tilavet secdesi gerekiyor hem. Bunu nasıl açıklayacağız o zaman?
Not: Şadan beyin imzası olan "eşrefi mahlukatız fakat hamurumuz çamurdan" cümlesi bana cevaben yazdığı yorumun altında "az tv çok kitap" şekline dönüşmüş. Oradan çok tv kolik mi görünüyorum acaba?
...gör ki raksederek ağlamak da varmış hesapta...
Mantık, kıyas, içtihat, işkembeden fetvalar...
Çar, 03/10/2007 - 10:54 — Şadan ErcanÖncelikle belirtmeliyim ki seferilik ile ilgili görüş bana ait değildir. (daha önce de Y.K. Hoca´ya ait olmadığını belirtmek zorunda kalmıştım) Neden söylediklerimi anlamamakta direndiğinizi anlamış değilim. Eğer bu görüşün yanlış olduğunu düşünüyorsanız bunu ilmi bir usulle yapın diyorum ben. Bal örneği gibi tuhaf kıyaslarla durumu izah edemezsiniz. Yani insanlar sizin mantık yürütmeleriniz ve kıyaslarınızla ibadet edemezler. Seferilik namaz bahsinden bir bölümdür. İbadetler, Fıkıh İlminin konusudur.[ (1) İbadat (İbadetler) 2) Münakahat (evlilik hukuku) 3) Muamelat (Ticaret hukuku) 4) Ukubat (Ceza hukuku)]
İbadetlere müteallik mevzularda bile konuya mantık/kıyas(*) ölçülerinde yaklaşan bazı kimseler "bu devirde seferilik olmaz" gibi işkembeden içtihatlar yapabiliyorlar. Neymiş efendim uçakla 1 saatte gidilebiliyormuş, hiç zahmet, sıkıntı yokmuş vb. Halbuki seferlikle ilgili ahkamın zaman veya imkanla alakası yoktur. Nitekim Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri 'Bir hükmün hikmeti ayrıdır, illeti ayrıdır. Hikmet ve maslahat ise, tercihe sebeptir, icaba, icada medar değildir . İllet ise, vücuduna medardır. Mesela, seferde namaz kasredilir, iki rekat kılınır. Şu ruhsat-ı şer'iyenin illeti seferdir, hikmeti ise meşakkattir. Sefer bulunsa, meşakkat hiç olmasa da namaz kasredilir. Çünkü, illet var. Fakat, sefer bulunmasa, yüz meşakkat bulunsa, namazın kasredilmesine illet olamaz' buyurmuştur. Seferiliğin illeti meşakkat değil seferdir.
Hz. Ömer'in; "Kıyas'tan sakınınız" (Dârimî, Sünen, Dımaşk 1349, I, 66) buyurmuştur. Ancak bu sözünü O'nun kadılarını ictihad ve kıyasla hüküm vermeye teşvik etmesi karşısında, amaca uygun bir şekilde anlamak gerekir. Nitekim yine Ömer (r.a) bu sözünü böyle açıklamıştır: "Rey sahiplerinden sakınınız, çünkü onlar dinin düşmanlarıdır Hadisleri öğrenip ezberlemekten âciz kaldıkları için rey ile söz söylerler ve böylece hem kendileri saparlar, hem de başkalarını saptırırlar" (es-Serahsî, a.g.e., II, 121). Bu duruma göre Hz. Ömer, Alî ve İbn Abbas gibi sahabelerden rivâyet edilen kıyas aleyhindeki sözleri, meselelerin hükümlerini Kitap ve Sünnet'te araştırmaksızın yapılan kişisel görüş ve kıyaslarla ilgili olarak değerlendirmek gerekir
2- "Kutsama hastalığı" teşhisinizi konunun mütehassısı olmadığınızı bildiğim için ciddiye almıyorum. Kabak meselesiyle ilgili kaynağınızı da belirtmenizi rica ediyorum. İtikat gibi ciddi bir mevzuda birşeyler söylerken kaynaksız konuşmak sizi rahatsız etmiyor mu? Kabak sevmek, yemek insani bir durumdur, bu gibi şeylerin ne sünnetle ne itikatla alakası yoktur. Ayrıca ilgili görüşte kafir olur değil, "küfründen korkulur" denmektedir. Buradaki hükme bahse konu kabak sevmemek değil, Peygambere hürmetsizliktir.
3- Meali reddeden ayeti reddetmiş olmaz. Bu bir tespittir, teşvik değil. Sap ile samanı ayırmaktır. Aksi halde meal tenkiti ve tahkiki yapanların bu durumda kafir olacağını belirtmiştim. Ayrıca Mehmet Akifin izahlarını ilave etmiştim. Derdimi anlamamakta direnip, bunu "kolaycılık"la izah etmenizi da akla, izana sığdıramıyorum.
Not: "Daha az tv, daha çok kitap" zaman zaman kullandığım bir slogandır. Önce kendime, sonra topluma bir nasihattir.
------------
(*)-Kıyas:İmam Şafiî (ö 204/819) kıyas hakkında şöyle der: 'Her hadise hakkında ya ona ait bir hüküm veya hak olan hükmün yolunu gösteren bir delâlet vardır. Meselenin açık hükmü varsa ona uymak gerekir. Eğer belirli bir hüküm yoksa, meselenin hak olan hükmüne götüren yolun delili ictihad ile aranır, ictihad ise kıyastan ibarettir' (Şâfiî, er-Risâle, Kahire 1940, s.477). Ref: Şamil İslam Ansiklopedisi
"Eşrefi mahlukatız lakin hamurumuz çamurdan !"
istihsan, kıyas içtihad ve ‘’dinin düşmanları’’!
Çar, 03/10/2007 - 23:59 — murat tuzcuselamun aleyküm
‘’…İslam fıkhı nassa dayalı bir hukuk sistemi olduğundan İslam fıkhı adına verilmiş olan her hükmün nassa dayandırılmaya çalışılması tabiidir. Ancak Ebu Hanife’yi asıl ayrıcalıklı ve üstün kılan, onun sınırlı naslarla sınırsız olayları ve problemleri çözmek için kullanmış olduğu akıl temeline dayanan istihsan metodudur. Nitekim İmam-ı Azam’ın ortaya koyduğu bu metotla verilen her hükmün mutlaka bir nassa dayandırılmış olması temayülü aşılmaya çalışılmıştır. Diğer taraftan Ebu Hanife, bu yöntemiyle İslam fıkhına adeta asırlar boyu sürecek bir canlılık ve şartların gerektirdiği oranda bir esneklik kazandırmıştır. Bunun içinde Ebu Hanife İslam hukuk sisteminde bağımsız bir metot olarak kabul edilen akli düşünceye önemli ölçüde yer veren ‘’re’y’’ metodunu en iyi ve yoğun bir şekilde kullanmıştır…’’ (İbrahim Hakkı Aydın -İstihsan Temelinde Akıl ve Ebu Hanife -İslami Araştırmalar Dergisi / Ebu Hanife Özel Sayısı)
İstihsan : kıyas gibi benzerlik esasından hareket etmeden, umumun menfaatine ve adalet esasına göre şahsi takdire dayanarak hüküm vermektir.
Kıyas: hükmü bilinmeyen bir olayın, aralarındaki illet birliği sebebiyle hükmü bilinen başka bir olaya ilhak edilmesi eylemidir.
‘’Ebu Hanife tarihe, İslam düşüncesi içinde re’y, akıl, kıyas ve maslahatla hareket eden bir fakih, hür iradeci, bireyci, ticari ruha sahip, tedbirli, realist, ılımlı bir ortayolcu olarak geçmiştir. Bütün kaynaklar onun bu özellikleri üzerinde ittifak halindedir.’’ (İhsan Eliaçık – İslam’ın Yenilikçileri Cilt-1 / Rey Ekolü - Ebu Hanife)
‘’Hz. Ömer'in; "Kıyas'tan sakınınız" (Dârimî, Sünen, Dımaşk 1349, I, 66) buyurmuştur. Ancak bu sözünü O'nun kadılarını ictihad ve kıyasla hüküm vermeye teşvik etmesi karşısında, amaca uygun bir şekilde anlamak gerekir. Nitekim yine Ömer (r.a) bu sözünü böyle açıklamıştır: "Rey sahiplerinden sakınınız, çünkü onlar dinin düşmanlarıdır Hadisleri öğrenip ezberlemekten âciz kaldıkları için rey ile söz söylerler ve böylece hem kendileri saparlar, hem de başkalarını saptırırlar" (es-Serahsî, a.g.e., II, 121). Bu duruma göre Hz. Ömer, Alî ve İbn Abbas gibi sahabelerden rivâyet edilen kıyas aleyhindeki sözleri, meselelerin hükümlerini Kitap ve Sünnet'te araştırmaksızın yapılan kişisel görüş ve kıyaslarla ilgili olarak değerlendirmek gerekir’’
Şadan bey kitap ve sünnet’e başvurulmadan yapılan re’y, istihsan ve kıyasın aleyhinde bulunanların sözlerinden bahsediyor. Nakli yapan imam Serahsi ise Kitap ve Sünnet’i atlayarak, yani vahyi ve peygamberi es geçerek bakın nasıl bir re’y de bulunuyor Mehmet Said Hatiboğlu’nun kitabından yapacağım uzun bir iktibastan beraber okuyalım:
Serahsi, nesebde kefaet geçerlidir diyor ve Sufyan-ı Sevri’nin (öl.161/778) aksi görüşte olduğunu ekliyor. Rivayete göre Sufyan, Arab asıllı olduğu için tevazu göstermiş, Mevaliyi kendisine denk görmüş. Ebu Hanife ise Mevalidendi, o da tevazu göstermiş kendisini arablara denk görmemiş. Anlaşılan, Müslümanların hukuku fakihlerin tevazu yarışına oyuncak olabilecektir!..
Serahsi, Sufyan’ın dayandığı delili kaydetmeden geçemiyor.
Hz. Peygamber, şöyle buyurmuştur: insanlar tarağın dişleri gibi birbirine eşittir. Arabın Aceme… bu hadisi Cenab-ı Hakk’ın şu ayeti de desteklemektedir: Allah katında en keriminiz…
daha sonra Serahsi benzer iki hadis zikredip: Bu rivayetler müsavata delildir. Üstünlük iştedir. İşinde geri kalanı nesebi ilerletemez. dedikten sonra Hz. Peygamber devrinden nesebi nesebi dikkate almamış nikah misalleri veriyor ve okuyucu zannediyor ki alimimiz de aynı anlayıştadır. Ama perde öyle kapanmıyor, Serahsi’nin tercih ettiği rivayet, hiçbir hadis aliminin sahih saymadığı hadistir. Ona göre neseb sabun köpüğü değildir, ona harbde bile riayet etmişler, Hz. Peygamber bile buna evet demiştir. Şöyle; Bedir harbinde üç Kureyşli kafir mübarezeye çıkıp kendilerini öldürebilecek adam istemişler. Hz. Peygamber, üç Ensari göndermiş. Kureyşli müşrik muharibler bunları kendilerine denk saymamış, Kureyşli adam istemişler. Hz. Peygamber de, kabul demiş ve üç Kureyşli Müslüman göndermiş. Şimdi Serahsi’mizin fıkhi tebahhurunu konuşturmaya sıra gelmiştir, şöyle diyor:
Harbde (müşriklerin nesebi) kefaet talebi [Hz. Peygamber’ce] reddedilmediğine göre nikahta haydi haydi edilmez.
Biz İmamlar Güneşi’ne, Rasulullah’ın buradaki davranışının Müslümanlar arasındaki nikah kefaetine kıyas edilebilecek hiçbir hukuki değer taşımadığını söylemiş Hanefi mantıkçılarının çıkmış olmasını muhtemel görerek teselli bulmak istiyoruz.
Okuyucunun, Serahsi gibi bir malumat hazinesinden beklediği şey, herhalde başta zikrettiği Kitab ve Sünnet’ten alınma delilleri kendisinin niçin değersiz saydığını açıklamasıydı. Bunu yapmamakla kalmıyor bir de şu saptırmada bulunuyor. Ayette Allah nezdinde en kıymetli olanlar en muttakilerdir deniyor ya, bu hüküm güya ahirette geçerliymiş! Üstünlüğün takva ile ölçülmesi ahirette olacaktır. (Mehmed Said Hatipoğlu /Müslüman Kültürü Üzerine / Kitabiyat Yayınları / sayfa 168-169)
İmam Serahsi fıkıhta çığır aşanların Mevali olduğunu görüp geride kaldığı için Arabçılık yapmış olmasın ne dersiniz? Kitap ve Sünnet’in üstünlüğünden bahsedip nesebinin üstünlüğüne oynayanlar re’y mektebine din düşmanları ve sapmışlar derse Kitap ve Sünnet neseb çılgınlığına oynayanlara ne der acaba hiç düşündünüz mü?
Ayrıca bir kimse Kur’an’ı kendi re’yine göre yorumlarsa diye başlayıp kendi re’ylerini mutlak hakikat mertebesine çıkarıp elde kılıç din düşmanları ve sapmışlar araması içtihad mıdır? Bu arada Hz. Ömer’e söylettirilen kıyas ve rey karşıtı söylemin din düşmanları ve sapmışlar taifesini sahabe sözüyle vurma kurnazlığı olmasın? Ne de olsa suçlamayı yapanlar suçun göbeğinde arzı endam etmekte…
İsabetteki Kabahâte Reddiye
Per, 04/10/2007 - 00:42 — Musab YasirDüşünen ve akleden hayırlı ümmet nerede?
İmam Cafer'den: "Akıl insanın içindeki peygamber, peygamber insanın dışındaki akıldır" sözü. Bu bir çıkıştır. Akla karşı tezler, taassupseverlerin ortak özelliğidir. Başka insanların düşünmesini istemezler. Düşünce önüne engeller çıkartırlar. Akletmeye ve düşünmeye çağıran onca ayet varken, bakıyorum da bu ayetlerin düşünülmesini engellerler.. Aklıma Emevilerden, zalim olanlarından, aynı zamanda da vali/halife olanlardan bazıları geldi. Hani kendi zimmetlerine zekatı geçiremediklerinden ve cizyeyi rahatça kullanabildiklerinden dolayı insanların müslüman olmalarının önüne ağır engeller koyan, -mesela sünnet olmak gibi- ve kendi iktidarlarının meşruiyeti tartışılmasın diye, imanın şartlarına kadere imanı ekleyen, İmam-ı Azâm'a işkence eden adamlar geldi.
Düşünmeyi engellemek.. Neden, niçin, niye diye sorMAmak.. Hâlin ilmini, ilm-i hâl ile bozmak.. Bu durum statükonun devamı için elverişli bir yoldur. "Rey sahiplerinden sakınınız, çünkü onlar dinin düşmanlarıdır Hadisleri öğrenip ezberlemekten âciz kaldıkları için rey ile söz söylerler ve böylece hem kendileri saparlar, hem de başkalarını saptırırlar". Düşünmeye ve akletmeye çağıran ayetleri okurken, bu öğüdü görüp susmak gerekiyor anlaşılan. Ayetle sabit olan birşey içtihatla sakıt olur mu? Ki Hz.Ömer, zekat dağıtımında ayetin emrini kısmış birisidir. Değişken ve dinamik bir anlayışın hakim olmasındansa, durağan ve herşeyin yerli yerinde olduğu statik bir din anlayışı.. Şu miras meselesinde mesela, ben Şâdan beyin nerede durduğunu merak ediyorum. Ve kadınların şahitliği meselesinde..
Gelgelelim sefer'e.. Öncelikle, yaşanan bir sürece ilişkin kolaylığı konuşurken, o olayın yaşanmışlığını veya yaşanıyor olduğunu gözardı edemeyiz. Maalesef bal ile sefer meselesi de bu bağlamda yakîndir. Yolculuğa ait bir durumun getirdiği her meşakkat ve Said Nursi'nin ille de aradığı gibi seferin kendisi var ama, niyet edilmedi diye bu durum geçersiz sayılacak.. Bunu demek ki benimsiyorsunuz. Kutsama hastalığı meselesinde beni ciddiye almıyormuşsunuz, ciddiye aldığınız birisiyle bu meseleyi konuşunuz derim.
Kabak sevme duruma dair birşeyler daha yazmak gerekir. Hem benden kaynak istiyorsunuz, hem de "kafir olur değil, doğrusu küfründen korkulur olacak" diyorsunuz. Bu durumun, benden kaynak istemenizi düşürmesine rağmen kaynak veriyorum. Ahmed Ziyâüddîn Gümüşhanevî, Ehli Sünnet İtikadı, s 80 : "..... sevmiyorum diyen kafir olur" Bunu da Mustafa İslamoğlu'nun 3 Muhammed'inin 236. sayfasının altındaki 41. dipnotta bulabilirsiniz.
Sad Suresi
(29): Bu Kur'an, âyetlerini düşünsünler ve akıl sahipleri öğüt alsınlar diye sana indirdiğimiz mübarek bir kitaptır.
Ayet meali hakkında not: "Meal ile amel edilmez. Meal Kur'ân değildir. Meali reddeden Kur'ân'ı reddetmiş olmaz. Dolayısıyla yukarıdaki meali reddeden Sad Suresi 29. ayeti reddetmiş olmaz.." denilerek bu ayetin anlamı reddedilebilinir ve ayetlerin anlaşılması için akledip düşünen insanlara "sen düşünemezsin, büyükler düşünsün" denebilir. Bu da bir yoldur. Netekim!
...gör ki raksederek ağlamak da varmış hesapta...
meal ve amel
Per, 04/10/2007 - 18:16 — okan şahinKur’anın meali ile tefsiri aynı şeyler midir? Tefsir, mealinden daha fazla hatta yazarının kendi bakışı ile doludur. Mealde metnin kelimelerine bağlı kalmamak mümkün olmadığı için anlamın kendisi dolaylı yada dolaysız olarak tercümeye yansır. Meali tenkit etmek, beğenmemek; metni inkar etmekle aynı şey değildir. Hangi meal inkar edilebilir? Başörtüsü tartışmalarına neden olan Nur süresindeki “hımar” kelimesi ayetin anlamını farklı boyutlara taşısa da ayetin içeriğinde ve bütününde amel edilemez gibi iddiaya neden olacak bir sapma söz konusu değildir. Eğer amel edilemezse başörtüsü anlamı verilen ayet mealleri ile de amel edilemez anlamı çıkar.
Tefsir ile amel edilebilir mi? Buna amel edilemez, edilse bile bu bir tercihtir denilebilir. Ki yazarının kendi çıkarımları ile metinden uzaklaşması söz konusudur. Tefsir usulü okuyan her kimse bir çok tefsir yazımının olduğuna şahit olurken aynı şeyleri mealler için söylemek mümkün değildir.
İlmihal: halin ilmi, illet, maksat ve hükmün kendisi ile tamam olur. Bunlardan ilki ortadan kalkarsa hükmün kendisi anlamsızdır. Dolayısıyla verilmiş hüküm ile amel edilemez. Hukukçu olan Şadan Bey hükmün durmadan değiştiği ve bu değişimin illetlerden ve maksatlardan kaynaklandığını çok iyi bilir. Yoksa olguların değişmesini anlamak ve illeti ortadan kaldırmak için maksada yöneltecek yeni hükümler çıkarmamak içtihat kapısını kapamaktır. Buna da kimsenin hakkı yoktur.
İbn-i Haldun’a göre İmam-ı Azam içtihatlarında en az hadis kullanan alimdir. (7 ya da 8).
Kur’an’ın itikadı tarafı ile fıkhı tarafı arasındaki farklılıkların da karıştırılmaması gerekir. İtikat olgular ötesidir. Ve bu konuda ümmetin ihtilafı söz konusu değildir. Fıkhı tarafı da bilirkişi olayıdır ki hükmü kesinleştirecek Kadı’nın bile başvuracağı bir mercidir.
Peygamberin yazılmasını yasakladığı hadislerin sonradan derlenmesi, ve hadis alimlerinin bile güvenirliliğini farklı şekillerde anlamlandırdığı ve hatta on binlerce insanın önünde yapılan konuşmanın(veda hutbesinin) farklı versiyonlarının olduğu bir durumda; Kur’an’dan başka kaynak aramak ve geçmişin içtihatlarında boğulmak, içtihatların ortaya konulmasında kullanılan aklı bile düşman bilmek...vs. bunları anlamak zor.
Önceki yorumum da yazdığım gibi Arapça bilmiyorum ve Müslümanım. Kur’anı da okuduğum meallerden biliyorum. Şimdi boşuna mı inanıyor ve amel ediyorum Şadan Bey?
hangi meal ve tefsir okunmalı?
Cum, 05/10/2007 - 15:57 — Yağmur İLGÜNTüm yorumları okuduktan sonra insanın zihninin karışmaması pek mümkün değil..Mealde olsun tefsirde olsun tartışmaya açık bir çok şey var, bu tartışmalar günümüze kadar gelmiş ve belki de hiç bitmeyecek. Bu durumda ne yapmalı ?
Okan bey sorduğu soru yerinde bir soru..Biz Kitabımızı nereden ve nasıl öğreneceğiz?
Kendimce vardığım sonuç şu; Meal ve tefsir okurken kimin yazdığına, yazanın ilmi yönüne bakıyorum. Tartışmalı konularda ise mümkün olduğunca Allah a sığınıp kalbimin mutmain olduğunu tercih ediyorum.
Mümkün olsa da hepimiz Kuran-ı Kerimi hiç bir yorum olmadan okuyup anlayabilsek, ne güzel olurdu değil mi? Ayetler okunduğunda anlayıp içimiz titreyebilseydi!
İmkânımız ve zamanımız müsaitse ilk önce arapça öğrenmeli, okuduğumuz ayetlere yabancı kalmamalıyız. Öğrenemediysek de tefsir ve meal ile Kitabımızı anlamaya ve yaşamaya çalışmalıyız. Hangi mealleri ve tefsirleri okumamız konusun da üzerinde durabiliriz. Benim takip ettiklerim tefsirde E.Hamdi Yazır, Mevdudi, M.Esed..Meal de ise Diyanet ve Hizmet yayınlarının çıkartmış olduklarını tercih ediyorum..Sizlerin tavsiye ettiğiniz meal ve tefsirler hangileri? Tercih ederken neleri dikkate alıyorsunuz?
okudum
Cts, 06/10/2007 - 20:57 — Ayşegül GençTin suresi hakkında. Tin= incir
Rahman Rahim olan Allah'ın adıyla
1- İncire ve zeytine andolsun,( incir ve zeytin ağaçlarının çokça bulunduğu yer, akdenizin doğusuna sınır olan ülkeler, özellikle Filistin ve Suriye… Kuranda zikredilen peygamberlerin çoğu bu topraklar üzerinde yaşamıştır.)
2- Sina dağına,(hz. Musaya vahyedilen dağ)
3- Ve şu emin beldeye (güvenilir şehre).(Mekke)
4- Doğrusu, Biz insanı en güzel bir biçimde yarattık.
5- Sonra aşağıların aşağısına çevirdik
6-Ancak iman edip salih amellerde bulunanlar başka;. .(öyle eşyalar vardır ki maddi değeri beş kuruş etmediği halde antikadır veya sanatlı yapılmıştır. İşte insan da cenab_ı Hakkın böyle antika bir sanatıdır. Sanat eserine bakılarak nasıl ki sanatçıya kıymet verilir ve Sanatçı unutulursa eserin kıymeti de düşer.mesela Pikassonun imzası var diye yolda bulsak almayacağımız bir esere nasıl da kıymet veririz.işte İnsan da eğer üzerinde imanın nurunu yansıtırsa imzayı atanı unutmazsa kıymet kazanır, yoksa tual ve boyadan başka bir şey değildir, o da maddeten üç beş kuruştur. İman insanı tamlayandır. İman o sanatçı ile aramızdaki bağdır. Eğerki o bağ koparsa yani insan küfre düşerse elmas kıymetinden kömür izbesine düşer. Burada hoş bir teşbih vardır. Elmas ve kömür aslında elementleri açısından her ikiside karbondan oluşur. Tek fark aradaki bağların farklı bağlanışıdır. İnsanı özünde karbon elementlerinden teşkil olmuş diye düşünürsek, bağlarını doğru bağlayan insan elmas zirvesine yani alayı illiyine çıkar, ama yanlış bağlar kurarsa esfeli safiline düşer yani aşağıların aşağısına.) onlar için kesintisi olmayan bir ecir vardır
7- Öyleyse bundan sonra, hangi şey sana dini yalanlatabilir?(öyleyse nedir seni ahlaki değerler sistemini yalanlamana yol açtıran)
8- Allah hükmedenlerin hakimi değil midir?
notlar; m.esed mealinden ve risale-i nurdan okuduklarımın özetidir.
"eddai"
Hatim nasıl gidiyor?
Salı, 09/10/2007 - 19:30 — Şeyma SayımlarRahmet ayının sonuna yaklaşıyoruz, henüz surelerin hepsi alınmadı. Kur'an hatmiyle aynı rağbeti göremiyor mu meal?
meal hatimini daha bitiremedik..
Per, 11/10/2007 - 03:28 — Yağmur İLGÜNsanırım öyle oldu şeyma hanım..bayrama bir gün kaldı ama daha bitiremedik. eğer almak isteyen yoksa kalan tüm süreleri ben üzerime alayım, bayram sabahına kadar yetiştirmeye çalışayım, inşallah. bu gece okumaya başlayacağım kalan sureleri(sanırım ancak yetişir), yardım etmek isteyen olursada hayır demem tabi..
Meal Hatmi Dağıtımı Tamamlandı...
Per, 11/10/2007 - 11:14 — Fatih M. TiyanşanMerhaba Cemaat.com ahalisi;
Meal hatmimizin dağıtım süreci tamamlanmıştır; okumak, anlamak ve yaşamak dileğiyle.
Hepinizden Allah razı olsun.
Hayırlı Ramazanlar ve Hayırlı Bayramlar.
Selam ve muhabbetlerimle.
... Mutluluk anlamaktır, anlam aktır...