renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Postmodernizmle Tükenen Türkiye

İnsanlık büyük bir belirsizlikler dönemi içerisindedir. Bu dönemin dili ve söylemi bütünüyle sorunlu tanımlardan oluşmakta; bütün tanımlar bir şekilde istismar edilmekte; sınırları ve içerikleri belli olmayan tanımlarla insanlığa vaziyet edilmeye çalışılmaktadır. (Atasoy Müftüoğlu, “Bilgeliğe Dayalı Bir Dil Gerekiyor”, OKUNTU Dergisi, S.4 (Ocak-Şubat 2002)

Postmodernizm, kültürel ahlaki dinamiklerimizin evrensel trendlere açılımını sağlamak için “kendinden kopuşu” zaruretler dairesinin merkezine yerleştirdi. Bu görevin bir parçası olarak o; edebiyatımızın, sanatımızın vesaire bütün toplumsal anlam haritalarımızın kendi içinde mevcut olan bir tanımlanabilirliğini yok etti. Batı kültürünün estetik düşünsel hiyerarşinin sınırlarını zorlayan batılı olmayan kültürleri batılı liberal sekülerleşmenin ve nihilistik tüketimin ateşine atmanın yollarını arayan totaliter tutumu kendini, doğu kültürünün (özelde Türrkiye’nin) otantikliğini restore etmeye kalktı. Bir bakıma öteki ile ilgili batılı arzular “eski imgelerin yeni bir oyunu” şeklinde yeniden sahnelendi. Geleneği dışlayan yerelliği horlayan kendini merkeze alan bir bakış açısı “yönleri tekelinde” bulundurmaya devam etti.

Postmodernizm birçok şeyle yan yana anılıyor/anılabiliyor. Bu durumda “kaybeden kim oluyor?” sorusunun karşımıza çıkardığı paradoks; bu birlikteliği en iyi ifade eden kavram olmasının yanında “bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın”ın kuşbakışı görünümü. Varoluşunu moderniteye direnmekte bulan dünün insanı, bugün varoluşunu postmodernitenin gereklerini yerine getirmekte bulmuştur. Bu yüzden kültürün ve toplumun tahrifi boyutunda -21. yüzyıl Türkiye insanı- kültür aktarıcılığını medya gibi görsel unsurların hâkim olduğu araçlara kaptırmıştır. Kültür aktarımı zamansal olmaktan çok mekânsal bir aktarım haline gelmiştir. Artık tarihe ya da yarına yapılan atıflar tarihin tüketimi bağlamında tarihin tahrifine dönüş(türül)müştür.

Avrupa’da ortaya çıkan karikatür olaylarının ifade özgürlüğü şeklinde sunulmak istenmesi göstermektedir ki bugün toplumların ve devletlerin siyasi yapılarını, hayatlarını etkileyen/ değiştiren/ yeniden oluşturan birçok kavram tanım(lanma) sorunu yaşamaktadır. Çünkü her şey Baudrillard’ın da deyişiyle “enformasyon ve iletişimin acımasız ışığına maruz kalmıştır”. Terörizm, savaş, barış vb. kavramlar enformasyonun acımasız ışığından payına düşeni almış, bir tanım sorunuyla karşı karşıya kalmış ve bu durum gücü elinde bulunduranın “diğerlerine” üstü kapalı meydan okuması şeklinde zuhur etmiştir. Türk Toplumu da bu belirsizlikten payına düşeni aldı. Moderniteyle yeterince yüzleşememiş Türkiye toplumunda modernleştirme adına post modern biçimsel denemelere girişilmiş, bu bir nevi modernizmin “kendi bindiği dalı kesmesi” sonucunu doğurmuştur.

Yine Türkiye’deki sivil anayasa tartışmalarının sınırları bir anda genişlemiş ve Malezya’ya kadar uzanmıştır. Kendi rotasını sürekli dış dünyanın argümanlarıyla belirlemeye çalışmış bir Türkiye’de –en son Malezya örneğinde görüldüğü gibi- tartışmanın nereye varacağı bellidir. Dolayısıyla tartışmanın tarafları daha tartışma başlar başlamaz sonuçları varmak istedikleri noktalarda gidip beklemişlerdir.

Postmodernizmle ötesi olmayan üç günlük dünya felsefesine sahip insanlar yetişti. Bu insanlar sorumluluklar ancak ahlaklı bir evrende anlamlı olurlar gerçeğinin farkında değillerdi. Postmodernizm ahlakiliğin mutlak temellerini yıktıktan sonra geride sorumlulukların yerine getirilmesi için hiçbir neden bırakmamıştır. Postmodern dünya hiçbir sorumluluğun olmadığı dünyadır. Bu dünya Richard Roty ifadesiyle “kutsaldan arındırılmış” bir dünyadır. Postmodern projenin gerçekleşmesi için böyle bir dünyaya /toplumun ve ahlakın tahrif edildiği bir dünyaya ihtiyaç vardır.
Sorumlulukların olmadığı bir dünyada çözmemiz için önümüze getirilen bütün denklemler kaç bilinmeyenli olursa olsunlar sonuç belli aslında: trajik sonlarla bina edilmiş bir gelecek, bizim yazmadığımız ama bizim yaşamak zorunda olduğumuz bir gelecek. Bu gelecekte de –bugünkü- asimilasyon süreci bitmiş alinasyon (yabancılaşma) süreci başlamış olacaktır. Ki her şey bitmiş değildir: kendi tarihimizin yapıcı dinamikleri kültürümüzü ve coğrafyamızı yeniden okuyarak/ anlamlandırarak (bizim tarihi sürgünden; zengin Arap şeyhlerinin de tatilden dönmesiyle) bir başlangıç noktası oluşturabiliriz. Nuri Pakdil’in “direniş varoluşumuzun deneyidir: çağ deniyor bizi yabancılaşmaya karşı” sesine kulak vermeyi de ihmal etmeden

NOT: Türkiye zaman zaman karmaşık, bulanık ve sarsıntılı dönemler yaşamıştır. Ancak her zaman ülkemizdeki bu bulanıklıktan, karmaşıklıktan birileri faydalanmaya çalışmıştır. Kendi adıma söylemek gerekirse gelişmeleri takip etmekten sıkılmış durumdayım. Çünkü ülkemizdeki bu bulanıklığın, karmaşıklığın, üstü kapalı meydan okumaların Türkiye’mizi tükettiğini görmek insanın içini acıtıyor. Artık yeter. Burnunun dibini göremeyen insanların Türkiye’nin geleceğini daha iyi anlamak ve görmek için ta Malezya’ya kadar gitmelerini komik buluyor ve tuhaf karşılıyorum. Burnuna kadar yalana, çarpıtılmışlığa, ön yargıya batmış/bulaşmış bir medyayı takip etmeyi zaman kaybı olarak düşüyorum. Artık yeter!

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

Tek Çıkar Yol

"Bazı aşağılamalara maruz kalmış bir kişi kendisinin İngiltere Kralı olduğu yolunda bir kuram benimser ve kendisine bu yüce konumunun gerektirdiği saygı ile davranılmamasını mazur göstermek için de zekice işlenmiş bir sürü açıklama icat eder. Bu örnekte, komşuları onun bu hayallerine sıcak bakmazlar ve kendisini bir tımarhaneye kapatırlar. Fakat o kendi büyüklüğünü değil de ulusunun veya sınıfının veya mezhebinin büyüklüğünü ileri sürerse, görüşleri, dışarıdan bakan tarafsız bir kişiye tımarhanede karşılaşılanlar kadar abes gelse bile, birçok yandaş kazanır; bir siyasal veya dinsel önder olur. Bu yolla, kişisel delilikle benzer kuralları izleyen bir toplumsal delilik gelişir. Kendini İngiltere Kralı sanan bir deli ile tartışmanın tehlikeli olduğunu herkes bilir; fakat tek başına olduğu için onun hakkından gelinebilir. Bütün bir ulus bir kuruntuya kapıldığı zaman, savlarına karşı gelindiğinde kapıldıkları öfke tek bir delininkiyle aynıdır; fakat o ulusun aklını başına getirecek tek şey savaştır."

Bertrand Russell

yeni bir şeyler söylemek için
eskitmek mi lazım tüm sözleri

Postmodernizm

postmodernizm kavramı ve bu bağlamda yürütülen tartışmalar, genel olarak, teori alanında modernist sanat biçimleri ve uygulamalarından koptuğu iddia edilen bir dizi kültürel yapıntıyı tanımlayan mimarlık, felsefe, edebiyat, güzel sanatlar vb. alanlarda yeni kültür biçimlerin işaretleri olarak başlamıştır. modernizmin sonrası ya da ötesi anlamında bir tanımlama olarak kullanılmaktadır ve modern düşünceye ve kültüre ait temel kavram ve perspektiflerin sorunsallaştırılmasıyla ve hatta bunların yadsınmasıyla birlikte yürütülmektedir.
Her geçen gün postmodernizm hayatın yeni alanlarına sirayet edecektir.
Türkiyenin yakın geçmişte yaşadığı 28 Şubat tecrübesi bunun en iyi kanıtıdır.
Benim dikkatimi çeken bir başka husus ki ben de bazen bu duruma düşüyorum: postmodernizmin ifade edilmesi bir hayli sorunlu. hem cümle kurma anlamında hem hem postmodernizmin ne olduğu anlamında. bu durum bizatihi posrmodernizmin kendi iç yapısıyla da alakalı olabilir. çünkü bizim tanımını yapmaya çalıştığımız kavram yeni ortaya çıkmış ve taş toprak gibi elle tutulan bir nesne değil.