renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

CENNET NEREDE?

ANA-BABA

Hz Dâvûd Peygamber ve Hz Süleyman Peygamber zamanında iki anne vardı. Biri diğerinden daha büyüktü. Kucaklarında da yaşları birbirine çok yakın iki erkek çocuğu. Çocuklar annelerini tanıyamayacak yaştaydılar, çok tazeydiler.

Bir gün, ikisi de çocuklarından uzakta, dalgın halde iken, bir çığlık doldurdu gökyüzünü. "Çocuğu kurt kaptı." diyordu çığlığın sahibi. Deliye döndü anneler. Canhıraş koşup geldiler. Çocuklardan birisi gerçekten yoktu ve kurt gözlerinin önünden ufku hemen aşıvermişti. Küçük olan anne sarıldı geride kalan oğula "Yavrum!" dedi "Bu benim yavrum..."

Büyük kadının yüreğine bir ateş düştü, yaktı iliklerine kadar. Bir ümit küçük kadının elindeki çocuğa bakmak istedi. Küçük kadın sımsıkı tuttuğu çocuğa iyice sarılıp, büyük kadına sırtını döndü. Büyük kadın zorladı, çabaladı. Sonunda çocuğun yüzünü görebildi. "Aman Allah'ım bu benim oğlum" diye bağırdı, "Bu benim yavrum."

Küçük kadın "senin oğlunu kurt götürdü, bu benim oğlum" dedi. Büyük kadın "senin oğlunu kurt götürdü, bu benim oğlum" dedi. Yanık ana çığlıkları inletti yeri göğü. Gözyaşları sel oldu. Tartışma uzadı, anlaşamadılar. Çevredeki insanlar da bilemediler işin aslını, haklıyı haksızı. Öyle ya ana bilirdi yavrusunu...
Dâvûd peygambere gidip yargısına başvurdular. Çocuk hangi kadına ait; delil de yoktu ortada. Dâvûd peygamber dinledi her ikisini de. Sonunda çocuğun büyük kadına ait olduğuna karar verdi. Büyük kadın söküp aldı küçük kadının kucağından çocuğu. Küçük kadın gözyaşlarına boğuldu. Ayrıldılar Dâvûd Peygamberin yanından. Sarıldı çocuğa sımsıkı yine küçük kadın. Buğulu gözlerle "Hayır" dedi. "Dâvûd Peygamberin oğlu Süleyman Peygamberin yargısına da baş vurmadan asla bırakmam."
Süleyman peygambere de varıp durumu bildirdiler. Yalvaran gözlerle bakıyorlardı. Dikkatlice dinledi ikisini de Süleyman peygamber. Bilgelik dolu kararlı gözleriyle; "Bana bir bıçak getirin, çocuğu ikiye bölüp paylaştırayım aralarında" dedi.
Çıldırdı adeta bu sözü duyunca. Anaydı. Nasıl dayanırdı yüreği ölümüne. Zordu ayrılık, el gibi büyüyüp serpilişini uzaktan seyretmek. Fakat daha iyiydi ölmesinden. Aniden, ok gibi fırladı ileri küçük kadın, kapandı ayaklarına Süleyman Peygamberin; "Aman dur-yapma!" dedi "Allah sana merhamet etsin, tamam çocuk onun oğludur..." Süleyman Peygamberin beklediği de buydu. Razı olmazdı, olamazdı hiçbir ana yüreği buna. Yaratıcının içine yerleştirdiği ana şefkatiydi küçük kadını yerinden sıçratan. Böylece çocuğun küçük kadının oğlu olduğuna karar verdi. (BUHÂRÎ)
-------------------------------------- O ----------------------------------------

"Hani bir vakitler İsrail oğulları'ndan şöylece mîsak (kesin bir söz) almıştık: Allah'tan başkasına tapmayacaksınız, ana-babaya iyilik, yakınlığı olanlara, öksüzlere, çaresizlere de iyilik yapacaksınız, insanlara güzellikle söz söyleyecek, namazı kılacak, zekatı vereceksiniz. Sonra çok azınız müstesna olmak üzere sözünüzden döndünüz, hâlâ da dönüyorsunuz." (2 Bakara 83)

"Allah'a ibadet edin ve O'na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Sonra anaya, babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, akraba olan komşulara, yakın komşulara, yanında bulunan arkadaşa, yolda kalanlara, sahip olduğunuz kölelere iyilik edin. Şüphesiz Allah, kibirlenen ve övünen kimseyi sevmez." (4 Nisa 36)

"De ki: Rabbinizin size neleri haram kıldığını okuyayım: O'na hiçbir şeyi ortak koşmayın, ana babaya iyilik edin, fakirlik korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin, sizin de onların da rızkını biz veriyoruz. Kötülüklerin açığına da, gizlisine de yaklaşmayın. Haksız yere Allah'ın haram kıldığı cana kıymayın. Düşünesiniz diye Allah size bunları emretti." (6 En'am 151)

"Rabbin kesin olarak şunları emretti: Ancak kendisine ibadet edin, anne ve babaya iyilik edin. Onlardan biri veya her ikisi senin yanında yaşlanırsa, sakın onlara "öf" bile deme ve onları azarlama. İkisine de tatlı ve güzel söz söyle. İkisine de acıyarak tevazu kanatlarını indir. Ve şöyle de: "Ey Rabbim! Onların beni küçükten terbiye edip yetiştirdikleri gibi, sen de kendilerine merhamet et." Rabbiniz içinizden geçenleri çok iyi bilir. Eğer iyi kimseler olursanız elbette Allah çok tevbe edenleri bağışlayıcıdır." (17 İsra 23-25)

...

Rabbimizin "Ben, cinleri ve insanları bana kulluk etmelerinden başka bir iş için yaratmadım..." (51 Zariyat 56) ayetinden, yaratılış gayemizin "Allah'a kulluk-ibadet" olduğunu öğreniyoruz. İnsan olan, "ben insanım" diyen herkesin tek görevi var: "Allah'a kul olmak..." Başka bir deyişle; Peygamberimizin örnekliğinde, kulluk kitabımız Kur'an'ı yaşamak, İslamı yaşamak... Ancak; İslam nasıl yaşanır? Allah'a kul nasıl olunur? Ne zaman, nerede, kime, neyi, nasıl yaparsak; nasıl yaşarsak Allah'a kulluk etmiş oluruz? İşte bu konuda sorunlarımız var.
"Keşke İslam'ı yaşayabilsek...", "İslam'ı yaşamak o kadar kolay değil", İslamı yaşamak nerdeee, biz nerdeee..." gibi sözlerle, bizden önce yaşamış güzel insanların hayatlarını -ulaşılamasın diye- abartılı sözlerle, kaf dağının arkasındaki hayal ülkesinin insanları gibi anlatarak "Allah'a kulluk" görevimizi yapmış olu(yo)r muyuz? "Takva sahibi olmak", yani Allah'tan korkmak, Allah'a karşı saygılı olmak deyince ne ya da neler canlanıyor kafamızda?
İşte bunlardan birini Rabbimiz şöyle anlatır:
"Ey iman edenler! Zannın bir çoğundan kaçının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusurunu araştırmayın. Biriniz diğerini arkasından çekiştirmesin. Biriniz, ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz. O halde Allah'tan korkun. Şüphesiz Allah, tevbeyi çok kabul edendir, çok merhamet edendir." (49 Hucurat 12)

Ayetin metninde geçen "ve'ttegullah" ibaresini "Allah'tan korkun, Allah'tan sakının, Allah'a karşı kulluk bilincinde olun, Allah'a saygılı olun" anlamlarının her birisiyle anlayabiliriz. Rabbimiz, aramızdaki ilişkileri bozacak davranışlardan sakındırdıktan sonra "Bana karşı saygılı olun" buyuruyor. Rabbimiz, diğer anlamlarının yanında burada bir de "Bana saygı duyuyorsanız; birbirinize saygılı olun. Birbirinize saygılı olmanız, bana saygılı olmanız anlamına gelir" diyor. Allah'a kul olmanın, İslam'ı yaşamanın yollarından biri, elbette aramızdaki ilişkileri düzeltmek, bizim dışımızdaki kimselerle ilişkilerimizi kulluk kitabımız Kur'an'a göre düzenlemektir. Birbirimize Allah'ın koyduğu ölçüler çerçevesinde davranacağız, böylece Allah'a kulluk etmiş, İslam'ı yaşamış olacağız. Bu da İslam'ı yaşıyor olmanın şartıdır. Allah'a kul olmanın yollarından olan imanın, ibadetlerin davranışlardan-insan ilişkilerinden ayrı düşünülemeyeceği ortadadır:

" Asra yemin olsun ki, İnsan mutlaka ziyandadır. Ancak iman edenler, salih amel (iyi işler) işleyenler, birbirlerine hakkı tavsiye eden ve sabrı tavsiye edenler bunun dışındadır." (103 Asr 1-3)
"Sana vahyedilen Kitabı oku ve namazı kıl. Muhakkak ki namaz hayasızlıktan ve kötülükten alıkoyar. Allah'ı anmak elbette en büyük ibadettir. Allah yaptıklarınızı bilir. (29 Ankebut 45)
"Ey iman edenler! Oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi size de farz kılındı. Umulur ki korunursunuz." (2 Bakara 183)
"Hac, bilinen aylardadır. Her kim o aylarda hacca başlayıp kendisine farz ederse; artık hacda kadına yaklaşmak, günah işlemek ve kavga etmek yoktur. Siz hayırdan ne işlerseniz, Allah onu bilir. Kendinize azık edinin.Şüphesiz ki azıkların en hayırlısı Allah korkusudur. Ey akıl sahipleri! Benden korkun!... Nihayet hac ibadetlerinizi bitirdiğiniz zaman, önceleri babalarınızı andığınız gibi, hatta daha kuvvetli bir anışla Allah'ı anın..." (2 Bakara 197,200)

Bizim dışımızdaki kimseler arasında ilk akla gelmesi gerekenler kuşkusuz, annemiz ve babamızdır...

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

uzunluk..

Sn victor negro..
Konunuza uzun ve güzel bir alıntıyla başlamışsınız..
Devamında anne-babaya verilmesi gereken önemi bizlere hatırlatmışsınız ayetlerle..

Keşke...
Keşke bu bloğunuzda sadece bu konuya değinseydiniz..
Zira bloğunuz o kadar uzun olmuş ki..
Konu dağılmış..
İki konu var gibi olmuş..
Çok uzun bloglar okuyucuyu bezdiriyor çünkü malumunuz ekrandan okumak zor..

Fakat yine de şahsım adına bu hatırlatmalarınız için teşekkür ederim..

Sakın Ölme!...

=TAVRIN KİŞİLİĞİN OLSUN=

Teşekkür

Size ve sizin şahsınızda, yazıyı okuma zahmetinde bulunan  tüm arkadaşlara teşekkür ediyorum.

Konu bütülüğü konusundaki kay

Konu bütülüğü konusundaki kaygılardan yana olmakla birlikte

Ayetleri ne kadar uzun olursa olsun hiç bir zaman usandır(a)mayacağını hatırlatarak bu güzel çalışma için yazarına teşekkür ederiz.

..

zaten ayetler usandırmaz..

ben konunun dağılmış ve uzatılmış oluşunun usandırabileceğini söyledim..

Sakın Ölme!...

=TAVRIN KİŞİLİĞİN OLSUN=

hikaye

hikaye çok güzel zaten o her şeyi vermiş.

''yapmacıklarla değil gerçeklerle olmalı herşey''
(dusun ve sorgula)

Anne şefkatiyle toplumu kucaklayabilsek

   İlk baba Hz. Adem A.S ilk ana, Hz.Havva anamız Onlar değerliydi ya çocukları olan bizler kimimiz şaki, kimimiz said.

  Toplumun çoğunluğu ya ana ya babadır veya bunlara namzettir.Önemli olan sadece öz evlada değil tüm topluma bir ana sefkatiyle kucak açıp dertlerinden kurtarmağa çalışan fedakar hizmet erleri olabilmek.Bence iman şuuruyla dolu gayretli insan sorumluluk duygusuyla ya gerçek ya manevi ana-babadır. Vesselam