İkibinli yılları gören nesil, 11 Eylül tarihinin insan zihninde oluşturduğu tahribata gebe bir nesildir. Bu tarihten sonra Amerika'nın uygulamaya soktuğu gücün meşruiyet ötesi şımarıklığı ve fevri politik manevraları hem zihnimizi hem de belleğimizi harekete geçiren eylemlerin özünü oluşturuyor. Kapitalizmin simgesi durumundaki Pentagon'a düzenlenen terör saldırıları, bu saldırılar sonucunda ölen masum sivil halk, bu saldırılar sonrasında ortaya atılan özgürlük fenomeni, Özgürlükler Ülkesi'nin bilincine vurulmuş darbenin siyasal, ekonomik ve psikolojik açıklaması görünümündeydi. 11 Eylül'den sonra yapılan tüm konuşmalar ve yorumlar olayın meydana getirdiği büyük duygusal boşalmaya dikkati çekmekteydi.
Platon'un politik özgürlük metaforu yada Agustinous'un felsefi özgürlük metaforu 11 Eylül'den sonra Amerika'nın anladığı özgürlük konseptinden tamamıyla farklıdır. Virginia Haklar Bildirgesi, Amerikan Bağımsızlık Beyannamesi gibi özgürlükçü düşüncelerin varlığı Amerikan Dış Politikası'nda gelişen olayların seyri kamuoyunda yoğun bir hassasiyet oluşturmaktadır. Bu yoğun hassasiyetten bağımsız bir Amerikan Dış Politikası'nın şekilleneceğini söylemek olanaksız hale gelmiştir. Amerika halkının uzun mücadeleler sonucunda Virgina Haklar Bildirgesi ve Amerikan Bağımsızlık Beyannamesi sonucu elde ettiği "özgürlük", mefhum tarihten sonra güvenlik sebebiyle korkunun gölgesinde anılmaya başlanmıştır. Hatta New York Times Gazetesi'nde, olayın hemen ardından, akademisyen Sn. Cole yazdığı yazıda, Amerika'da 11 Eylül'den sonra Bush'un yaptığı açıklamalar eşiğinde, korku zamanlarında özgürlüklerin Amerikan halkına zarar vereceğini "Korku Zamanlarında Özgürlükler" adlı yazısıyla deklare etmiştir.
George W. Bush'un terörü düzenleyen kişi olarak Usame bin Laden'i göstermesi, Laden'i destekleyen olarak Afganistan'ı hedef seçmesi ve bu tarihten sonra düzenlenenen sınırsız özgürlük operasyonları özgür düşünceye sahip Amerikan halkının özgürlüğünü garanti altına alma yolunda yapıldığı söylenerek kamuoyunda oluşacak olumsuz havanın engellenmesi yönündedir. Oysa Bush liderliğinde neo-con'ların (Neo Muhafazakar kanat, Şahinler) ileri sürdükleri bu özgürlük operasyonları bugün Amerika halkı tarafından yeterli desteği bulamamaktadır. Amerika halkının özgürlükten anladığı, güvenliği gerekçe göstererek pervasız saldırılar değil, halkın iç ve dış güvenliğinin özgürlükler çerçevesinde düzenlenmesidir.
Ancak Amerikan dış politikasının tarihi seyrine baktığımız zaman, Monroe doktrinindeki inanılması güç tarafsızlık, dünya konjonktüründe bir ABD rüzgarının eseceğinin seksen yıl öncesinden bir habercisiydi. Öyle ki 7 Aralık 1941'de Pearl Harbour'a düzenlenen saldırılar sonrası ABD'nin II. Dünya Savaşı'na bilfiil katılması hem siyasal hem de uluslar arası ilişkiler doktrininin seyri açısından oldukça dikkat çekicidir. Savaştan sonra Sovyet komünizmine karşı takınılan kapitalist tavır ise bunun cabasıdır. 1948 yılında Berlin Bunalımı'ndaki restleşme SSCB-ABD karşılaşmasındaki ilk perdedir. Daha sonra 1962'de Küba'da Ekim Füzeleri Bunalımı vardır ki dünya konjonktüründe ABD hegemonyasını geçici olarak durdurmuştur. Bu bunalıma "Dehşet Dengesi" denmiştir. (amiyane bir tabirle iki ülkenin birbirinden tırsmasıdır.) İşte dünya konjonktüründe meydana gelen bu olaylar 11 Eylül'e uzanan bir zincirin halkaları durumundaydı. Fransızca kökenli de-javu denilen ve birbirlerinin benzeri olaylar için kullanılan bu kavram 11 Eylül benzeri olayların dünya sahnesinden hiç eksik olmayacağını bize geçen yıl Kasım ayı içerisinde İstanbul'da kilise ve HSBC saldırıları ile göstermiştir.
Bugün Amerikan dış politikasından anladığım şey hegemon güç olma çabasından başka bir şey değil. ABD dış politika yapımcıları bugün başka ulusların kaderini güç yoluyla belirleme düşüncesini özgürlük kılıfına nasıl sokacağı ile meşgul, çünkü Amerikan halkı geleneksel olarak ılımlı, alçakgönüllü ve kendini kontrol etme yetisine sahip. Bu durumda neo-muhafazakarların yeni bir egoya ihtiyaçları var. Artık Virgina Haklar Bildirgesi ve Amerikan Bağımsızlık Beyannameleri'ne atfedilen "mitler" maya tutmamaktadır.
11 Eylül öncesi ve sonrası cereyan eden tüm olayların açıklamasını yapmak çok güç değil. Oral Sander'in Siyasi Tarih kitabında verdiği George Modelski'nin hegemon güç tanımı dünyada neler olduğunun en güzel açıklaması: 15. yüzyılla birlikte dünya tarihi, belirli devletlerin belirli bir süreyle yeryüzünde "başat güç" (dominant power) durumuna yükselmeleri ve sonra bu statüden düşmeleri... Bu yüzden Samuel Huntington'un "Medeniyetler Çatışması" paradoksu, Francis Fukuyama'nın "Tarihin Sonu" tezi hegemon güce ulaşma noktasında entelektüel çabanın somut örneği niteliğindedir. Oysa benim bugün anladığım hem pratikte hem de teoride ABD'nin dünyanın hegemon gücü olduğu ve bu gücü koruma peşinde olduğu kanaatidir.
Yorumlar
Gerçekçiyim! O halde imkansızı söylüyorum..
Pzt, 13/09/2004 - 05:47 — Selim Sevkioglu11 Eylül saldırılarının olduğu gün, ABD'nin maskesini çıkarttığı gündür. Bugün gündemde olan ve Karadullar olduğu ifade edilen grubun, Osetya'da bulunan okuldaki çocukları rehin aldığı eyleminin dahi, 11 Eylül saldırıları ve saldırı sonrası uygulamaya konan 'özgürlük'! hareketleri ile alakası olduğunu düşünüyor olmamın paranoyaklık olduğunu bana kimse söyleyemez.
Her ne surette olursa olsun, saldıranların değil de saldırıya uğrayanları yönetenlerin yada saldırıları perde arkasında idare edenlerin ekmeğine yağ süren bu ve benzeri bir çok eylemin, uluslararası boyutta çalışan gizli servislerin bilgisi dışında cereyan etmediğini düşünmekteyim. Hemen her zaman, saldırıların cereyan ediş şekli ve zamanlaması bu düşüncelerimin pekişmesinde büyük rol oynamıştır. Mesela, gündemde bulunan Osetya eyleminde bu durum son derece aşinadır. Nitekim rehin alma eyleminin hemen akabinde Rusya ile İsrail arasında terör anlaşması vuku bulmuştur. Saldırının 11 Eylül'ün yıldönümüne yakın bir tarihte ve yakınlaşmaları ABD ve İsrail'in işine gelmeyen Putin-Erdoğan ziyareti arafesinde cereyan etmesi ise hakeza. Peki ya! eylemin Çeçen direnişçilerin ara sıra yardım aldıkları bir bölgeye yönelik olarak gergerçekleşmesine ne demeli.
Sakın bana bir ülke kendi halkına, dost olduğu komşu bir devlete, yada belli politik çıkarlar için herhangi bir ülke halkına bu şekilde kıyabilir mi diye sormayın! Çağımız mertlerin değil, namertlerin çağıdır. Savaşların büyüğü psikolojik boyutta, medya ve enformasyon yolu ile yapılmaktadır artık. İcra edilmesi ve gerçekleşmesi mümkün olmayan pek çok siyasi eylem ve askeri hareket ancak, bu tür metodların ardından oluşturulan meşru atmosferler sayesinde icra edilebilir.
11 Eylül saldırıları, ABD'nin Ortadoğu'ya saldırıp işgal etme tezkeresi olmuş ise şayet, o halde ben de derim ki; bu saldırının ilk şüphelisi Mossad, ikinci şüphelisi de CIA'dır. Eylemleri gerçekleştiren şahıslara takılı kalmak yanıltıcı olur çoğu kere. Mossad ve CIA; her bölgede ajanları bulunan ve silahlı hareketi mübah sayan tüm örgütlerde parmağı bulunan gizli servislerdir. Bu tür eylemlerden haberdar olmama ihtimalleri yok kadar azdır. Amerika'ya ve gizli örgütlere iman etmiş biri değilim. Ve hiç biririnden yana bir korkuya sahip de değilim. Paranoyak ise asla değilim. Bazılarınıza göre imkansız olanı söylüyor olmam, gerçekçi olana talip olmamdan kaynaklanmaktadır sadece(İsmet Özel'den esinlendim).
Türkiye'de vuku bulan banka ve konsolosluk saldırılarının istihbaratını, yerli gizli servis burun farkı ile kaçırdığı bilinmekte. Bana sorarsanız, bunun sebebi; bu saldırıyı organize eden dış kaynaklı diğer gizli servisin daha başarılı olmasından başka bir şey değildir.
İşte tam da bu nedenledir ki; gerek 11 Eylül saldırıları, gerekse Osetya'daki rehin alma eylemi üzerine bugün konuşulması gereken iki husus vardır. Bunlardan birincisi, kimsenin meşru müdafa haricinde hiç bir eyleme iltifat ve itibar etmeyerek gizli servislerin oyununa gelmemesi. İkincisi de; gizli servislerin plan ve bilgisi dahilinde gerçekleşen bu tür meşruiyet problemli eylemler sonrası oluşturulan psikolojik havadan menfi olarak etkilenilmemesidir. Çünkü, bu tür eylemlerin ana iki amacı vardır. Bunlardan birincisi, politik, ekonomik çıkar elde edip, askeri müdahale için ortam oluşturmak. İkincisi de, mücadele edilecek halkı birbirine düşürüp (kargaşa) psikolojik olarak çökertmek.
Evet işte olan budur! Adamlar haince işlerini yoluna koyarken, bize kullanılmak, ya da onların planlayıp yaptığı katliamları biz yapmışız gibi harıl harıl savunma yapmak ve birbirimizi yemek düşer.
vaktinde abd'nin karşısında s
Salı, 14/09/2004 - 03:10 — Mahmud Zahidvaktinde abd'nin karşısında sosyalist bir akım vardı.şimdilerde ise pratikte hayatta olan hiç bir alternatif yok.dünyanın islama ve islami düzene şiddetle ihtiyaç olduğunu gösterir tablodur bu..
Amerikan Rüyası'ndan Amerikan Paranoyası'na Korkular ülkesi Amerika
http://www.milligazete.com.tr/05092004/haberler.htm
birleşik devletlerin tarihini bir de burada izleyin ;
http://www.tv5.com.tr/main/volume.asp?id=42