renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Tesettürü Yeniden Düşünmek

Tesettür

Ayetler, kudreti sadece kendisine mahsus imlerdir. Ayetler gök kubbenin altında söylenmiş, söylenmemiş, söylenecek ve söylenemeyecek bütün kelimelerin sonsuzluğa ulanarak önümüze serilişidir. Ait olduğu yerin ulviyetindendir.

Ayet… Geldiği yerin büyüklüğünden, ilk muhatabının güzelliğinden, yıllarca değişmeyen tek söz oluşundan, sadakatinden, vaat ettiklerinden... Sen hiçbir şeyken, seni yaratmaya layık gören Ulu’nun, sana sunduğu en sahih yaşam kılavuzu oluşundan, senin ruhunun ahirete ait olan yanının, tüm umutlarının tükendiği noktada yeniden seni hayata bağlayışından… Kopamayaşından…

Hayat, içine dahil edilmeyişinin verdiği sıfatsızlıkla üzerine geliyorken, geçmiş günahların aklına tek tek gelip umutsuzluğa düşer gibi yapıyorken, bir camide, çınar gölgesine dayandığında şöyle dünyanın anlamsızlığını sorguluyorken, tam o noktada içine, portakal dilimleri rengindeki güneşi doğduran… Ayet… Sonsuz iman etmen, uygulaman, öğretmen, öğrenmen, içselleştirmen ve anlaman gereken…

Ve bunlardan bir tanesi, 6 bin küsur tanede bir tanesi…”Mü'min kadınlara da söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar. (Yüz ve el gibi) görünen kısımlar müstesna, zînet (yer)lerini göstermesinler.” Ayet-i kerimesi… Ne kadar çok duydun değil mi bu ayeti…Kaç kere mütalaa ettin çevrenle, arkadaşlarınla. Sayısız yaklaşımlar, teferruatlar, düzine değiştirmeler duydun hakkında,…Başka kaç ayet vardır üzerinde bu kadar konuşulan, kaç ayet vardır bilmediğin siyasi simgeyi boynuna sıkma başla bağlayan, kaç ayettir ki geçmişinden birkaç anıyı jop eşliğinde seanslar halinde sana hatırlatan…Sen evde okulda, başını öne eğip ordan oraya gezinirken, seni mücadelenin, hem de Allah rızası için yapılan bir mücadelenin içine atan...Seni sen boş boş yaşıyorken umumiyetle mücahit yapan, devletle, annenle, babanla, kim bilir kaç kişiyle sadece Allah rızası için karşı karşıya getiren…

Başlayalım sevgili okur, Sen okuyasın, ben rahatlayayım diye yazıyorum. Bu ayetin muhatabı biliriz ki mü’min kadınlardır. Söyle diye emrettiği de Rasulullah ve şahsında mü’min kadınlara bu emri hatırlatacak olan erkeklerdir. Madem buraya kadar hem fikiriz tutsana kablonun ucundan…

Ayet sonsuza kadar değişmeyecek, (değişimin bile değiştiğine tanık oluyorsun Heraklit’e inat) değişim bile değişecekken, işte yine, değişmeyecek olan tek şeydir değil mi... “’evet öyle’ demen beni heyecanlandırıyor, hemfikir oldukça gözlerim doluyor, gördüklerime inanamıyorum”…Şey diyorum, başka bir kelime bulamadım sevgili okur. Yazı yazıyoruz sonuçta ayet değil ki, değil mi?

Demem o ki kablonun bizi getireceği yere gelirsek, değişmeyecek olan bu şey, basit dünya metalarının, dünya işlerinin koşturmacasına da, peruk satan Beyazıt dükkânlarına da, önüne çarşaf çarşaf serilecek kuşe kağıt, pür damgalı diplomalarının çerçevesine de, türban tepesine iğnelediğin kepin püskülüne de değişmez sevgili Okur. Değişeceğini söyleyen, sana sittin tane fetva bulanlar uyduruyor. İnanma…

Biliyorsun yalnız haşr edileceksin. Annenin emzirdiği çocuğu tanımayacağı günde muhakkak ki sana bu fetvaları bulacak olanlar kendileriyle meşgul olacaklar. Ne ayet değişir, ne de değişecek olan bir şeyi sevgili Peygamber insanlara nakleder. Zaman değişir tabi ama, zamana göre form kazanmaz ki ayet, olsa olsa ayet zamana yeni bir form ve anlayış katar. Değil mi dostum…”bak dostum oluyorsun”

“Sen okumazsan, meydanın diğerlerine kalacağı”, “ülkenin sizi gibi Müslüman kadınların diplomalarına ihtiyacı olduğu”gibi… kendikendinikandırıyorolmanındayanılmazhafifliği masallarına kaptırmışsın kendini, hızlı adımlarla, utanaraktan, bu ezaya katlanaraktan koşuşturuyorsun amfi koridorlarında… Bu hengamelerle boğuşmaya başlayalı 8 sene oluyor, ne dünyayı kurtaranını, ne ayeti bir kenarda bırakarak edindiği diplomayla kendi maaşından başka bir fayda sağlayanını, ne de mezun olduktan sonra bulunduğu o sözüm ona kamusal alanda başını açmadan çalışanını, nede okurken başımı açtım, mezun oldum artık açamam diyenini görmedim sevgili okur…Taviz hep tavizi getirdi. Teravihi neden Hz Ömer kıldırdı hatırla. Sahabe terk etmeye başladı diye... Ve Hz Ebubekir ne dedi Onu’da hatırla. "Taviz tavizi getirir. Vallahi savaş açacağım zekât vermeyen kabileye…”

Peki diğer kabloyu da,diğer kardeşlerim tutsun diye salıyorum apartman boşluğundan. Diploması yok diye burun kıvırdığınız, içinizden tu kaka yaptığınız, anneniz size “ne mezunu” diye sorduğunda, ev kızı demeye utandığınız, kendinize, yanınıza layık görmediğiniz… bu kızlar değil mi? Omzunda asılı neyiyle, mukabele okumaktan kısılmış sesiyle, annesine full time yaptığı temizlikle, kuran öğrettiği çocuklar, komşu teyzeleriyle, evlerinize diploması yok diye layık göremediğiniz bu kızlar değil mi? Maymundan geldiğinizi söyleyen okulların diplomaları, rızık endişesiyle putunuz olmuş çalışan kadın havaları, size Allah’ın ayetinden daha mı yeğ geliyor sevgili nefisperest kendim ve kardeşim ve dostum. Kendisiyle çelişen böyle insanlar yok mu aranızda.

Vicdanları ve gelecekleri arasındaki mengenede, kendi ruhunun uzandığı yere değememenin sızısını taşıyan yığınla hanım olduğunu biliyorum. Hak bildiğimiz yolda ilerlemeyelim mi sevgili okur….

Tesettürü yeniden düşünmek kitabının sevgili yazarı Dr.Katherine Bullock’u sevgiyle anmayalım mı sevgili okur…

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

Requiem For Wireless Muslims*

*Kablosuz Müslümanlara Ağıt

Ne denilebilir ki bu yazı karşısında. Televizyonun olanca karıncalığına laf yetiştirmekten, kablonun ucuyla oynamaya fırsat bulamayan giyotin cellatlarının mevcut olduğu bir düşünce dünyasında, ne denilebilir ki bu serzenişe. İmzamı atıyorum. Ve kabloyu tutuyorum Şule Hanım. Nice zamandır içimde, bu kabloyu tutma cesareti zaten vardı. Az kaldı inşallah.

"Cinayete tarafsız kalmak katilin tarafını tutmaktır."
/No Man's Land/

edeb=kadın, argo=...

kadının toplumun içinde olması -başörtülü yada değil- gerektiğine inanıyorum. çünkü o edeptir, saygıdır. içimizdeki sınırdır, sınır değilse sınırsızlıktır. bu anlamda tesettür yani cinsel obje olmaktan çıkmak, önemlidir.

kadın bir yerde var ise, her kimse orada ağzını bozamaz, ayarsızlaşamaz... ben küfürbazım kusura bakmayın küfrederim diyemez, ederse de, o küfrü kendisine yedirecek ne yiğit küfrediciler çıkacak, bilir.

kadın kadın olarak, terbiye edici olarak erkeğin her tarafında erkek ayarsızlığını giderici bir sınır olarak olmalıdır. olacak ki erkekler sorumlu olduklarını düşünerek külhanbey tavırlarından vaz geçsinler.

kamusal alanda olmak isteyen her kadına evet ve ona sınır tanıyan her yobaza hayır. mesele kadına kadın olarak, insan olarak hak vermedir. gerisi ayarsızlığımda olmasın terbiyesizliğimi görmesin, ne seviyesiz konuşmalar çıkartabileceğimi onlar(bayanlar) farketmesin demekten başka bir şey değildir.

kadın düşmanlarından bir kısmı küfredecem etrafda bayan varmı diyenlerdir. küfrederken de bunu gözetmeyenlere ne denir onu da siz söyleyin.

selamlar

Mahşerin 4 Atlısı'nın 1'inden

Sevgili okuduğunuzanneden fakat sadece bakan,

"...Hak bildiğimiz yolda ilerlemeyelim mi..."

Evet ayet değişmez, emir değişmez, yasak değişmez. Yaptığı işi "Allah rızası" kılıfının içine sokarak kendinikandırmanındayanılmazhafifliği sularında diplomadan yelkenleri ile maviyolcuklara çıkanların sığınacağı liman var mı ahirette?

Bir fetva makamı, bir şeyh ya da parti lideri değilim elbette. Allahın kuluyum sadece, mesaj gönderilenlerdenim. Mesajı görmezdengelmeyip uygulayanlardanım. Mesajı doğru anladığını zannedenlerdenim. Değişmez olana, anladığım anlamadığım (ki insan beyni kendini çok ustaca sınırlayabiliyor, bazı şeyleri anlamamam bana normal geliyor, işte bu yüzden gayba iman etmenin rahatlığına sığınıyorum, bilmiyorum ama inanıyorum, basmıyor kafam ama inanıyorum, sonsuz hayat denince beynim sonsuz bir durgunluğa uğrarken de inanmaktan vazgeçmiyorum.)

Bizler, 'birileri evkızı kalmalı ve hatta birileri bu uğurda evde kalmalı' diyenler, yalnızca "Allahın kulu olmak" sıfatını kendimize yakıştırdığımızdan dolayı pişman değiliz. Meydanı birilerine bırakma pahasına evdeyiz. Arkamızda bizi destekleyen bi Allahın erkek kulu da yok üstelik.

Haa, bazıları çıkmıyor değil şov amaçlı, lakin kendileri lafa gelince Mücahit Kelleuçuran, icraata gelince Arazi Diplomamanyağıolduğundankarısınıokullulardanseçengiller 'den olduklarından pek de etkilenmeyiz şovlarından.
Söz gelip şuraya dayanıyor yine sevgili okuduğunuzanneden:

"...Hak bildiğimiz yolda ilerlemeyelim mi..."

İnşallah mesajı doğru yorumlayanlardanızdır. Hak bildiğimiz gerçekten "Hak"tır inşallah.

Eline sağlık Şulem, gene altına imzamı atacağım bir yazı yazdın. Tebrik ediyorum. Kayırmıyorum seni, cidden bilerek yazıyorsun.

Dr. Katherine Bullock'u da sevgiyle anıyor, selamlarımı gönderiyorum.

Kablolu İletişim

Yozlaşan değerlerimizin acısını yüreklerimizde duyuyoruz.Yaşatılan bu gerici uygulamaların hepsi değerlerimizi kuşa çevirdi.Ve bu acı durumun müsebbibi maalesef bizleriz.Başörtüsü sorunuyla karşılaştığım günden beri Cemil Meriç’in ‘vatanlarını yaşanmaz bulanlar ,vatanlarını yaşanmazlaştıranlardır’sözü hep fikrimde yankılanır.

Bizim değerlerimizle çıkmaza girmemizin nedeni Allah’ın ayetlerini idrakte eksik kalmamızdan kaynaklanmaktadır..Maalesef kimliğimizi zedeleyen gelecek korkusu,diploma takıntılı beyinlerin baskısı halimizi içler acısı bir duruma getirdi. Bunun sonucunda da tesettürün dengesi başörtüsü,belirli alanlarda kullanıldığından beri Müslüman kadının görüntüsü hiç de parlak değil!

Kimseyi aldığı kararlardan dolayı kınamam,kınayamam.Ama riske atılan değerlerin -tecrübelerime dayanarak söylüyorum-hiçbirinin kazanım olarak geri döndüğünü gör/e/medim.Sadece anlık korkulara heba edilen yıllar gördüm.

Hürmetler efendim.

Perde kaldırılsaydı yakinim artmazdı.Hz.Ali

Mahşerın 4 Atlısının 2.'sınden

Evet düşünelım tesetturu yenıden ve daha bırçok şeyı...Mesela peçelı bır bayanın peçesınden vazgeçmeden pedegok olmayı tercıh etmesını takdırle karşıladığımız gıbı modern pedegojı eğıtımını de bılımını de adına ne dersenız onu da sorgulamadan uygulayıcısı oluşunun çelışkılerını de düşünelım aynı zamanda. Modern çağın muslumanı olarak bırçok çelışkının ortasında bulunan ınsanımızın düşünecek çok şeyı var var da bunu ne zaman samımıyetle tevhıdı bır bakışla uygulama başlayacak bu bılınmez.

Bu surecın ıçınden geçen bırı olarak ınsanların kendı akıl yurutmelerını genellemelrınden ve bunlardan yola çıkarak rahatlıkla bu konuda fetva vermeleriden oldum olası hazzedemedım. Sonuçta tercıh ıkı şey arasında ıse aradakı tercıh berraklığını flulaştırıp netlığı ortadan kaldırmak hıç de ahlakı değıl.

Zamanımızın ınsanı garıptır, Kur'an ve sunnetten yola çıkıp hayata soru yonelteceğıne, kendı hayatından kalkıp Kur'an'a ve sunnete soru yoneltıyor.
Allah'ın arzı genış, kamusal alan ya da başka bır alan sonuçta onemlı olan hakıkatın nerde yaşanabıldığı. Herkes kendı tercıhlerının hesabını kendısı verecetır elbette.

Ayet zaten kendısı bızatıhı guçludur ve tek hakıkattır, bız ıster onu hayatımıza rehber kılalım ya da kılmayalım onunla kendı varlığını anlamlandıracak olan bızlerız.

Hayat bır okul ve bır evın arasına sıkıştırılamayacak kadar derın bır husus. Onu ya okul ya ev gıbı ıkı alan ıçıne hapsetmek de ayrıca duşundurucu.

Evet kabloyu saldığın dığer kesımın ''dıplomalı'' tercıhlerıne ıse saygı duyuyorum, nasılsa zamanımız artık herşeye saygı duymak zamanı!!!

Şule bu yalın ama hakıkatı dırek ıfade eden yazından dolayı senı tebrık ederım.Safımız her zaman muttakılerın safı olsun ınşallah.
Allah'ım bana bırı yazı yazdırıyo:) Hayra alamet mıdır?

Teslimiyet

Oldukça sürükleyici okunulan pırlanta değerindeki yazınız için tebrik etmek, beni de yazmaya teşvik ettiğiniz için kızdığımı(!?) belirtmek isterim Şule hanım. (beceremiyorum yazmayı,inşaallah birgün o da olur.)

Yazınızdaki Kur'an ayetine teslim olma, ona sımsıkı tutunma merkezinden, sosyal hayattaki kaybetme ve kazanma kuşaklarının hangisinin sırat-ı müstakim olduğunun düşünülmesi teşhisiniz ve bunu ortaya koyarken her halin, makamın insanını incitmeden tefekküre davet edişiniz ayrıca tebriği hakediyor.

Merhum Prof. Muhammed Kutub'un bir kitabı var, ismi "Biz Müslüman mıyız?".

Gerçekten, içimizdeki "ene"lere başkaldırarak ,"Hüve" 'ye teslim olduk mu?

Allah (c.c.) razı olsun.

"Allah rızası için açıyorum başımı"

Evet böyle diyenler de var maalesef. Kınamıyorum gerçi hiç kimseyi. Kınamayacağım da… Ama hem Allah rızası gözetmek hem de tesettüründen ödün vermek ne kadar tezat! Benim aklım almıyor. “Ama” diyor bazıları da yazıda da belirtildiği gibi: “sen çalışma ben çalışmayayım, o yerleri de onlar dolduracak, bizlere de ihtiyaç var, biz dolduralım, öyle öyle kırılır bu düzen” … Valla diyorum Rabbim’in rızasından mahrum kalacağıma buyursun her yeri onlar doldursun. Ben evimde o her erkeğin tercih etmediği ev kızlarından biri olarak kalmaya da razıyım. Vicdan meselesi bu… Bazıları da “e okuyayım sonrasında çalışmam, ama bir okuyayım, o altın bileziği koluma takayım, okumuş falan olayım” diyor. Yani herkes bir bahane bulabiliyor. Ve en acısı da bunları öyle bir mantığa oturtuyorlar ki… Size de (artık kelimelerin tükendiği bir anda) “ e ben de saygı duyayım o zaman” demek düşüyor.
Uzaktan bunları söylemek kolay mı acaba benim için diye düşünüyorum bazen. Mezun olduktan sonra Rabbim nasip etti örtünmeyi. "Okurken de kapansaydım bırakırdım okulu, arafta yaşamanın acısını çekemezdim" dediğimde böyle diyorlar. "Uzaktan böyle söylemek kolay" .Kolay mı değil mi bilmiyorum. Bildiğim tek şey var, o da kendinikandıranlardan olmak istemediğim(iz).

Şule Hanım, Allah razı olsun. Düşündürdüğünüz için…Evet yeniden düşünelim tesettürü. Tekrar ve tekrar…

Selam ve dua ile…

Meydanı boş bırakmayalım derken...

Evet, malesef günümüz tatlı su Müslümanları “ Kur’an ve sünnetten” yola çıkarak değil de “nefs ve abilerinin(!) verdiği fetvalardan “ yola çıkarak amel etmeyi tercih ediyorlar.

Aldıkları fetvalara ve “bizim gibiler okumazsa, sizler o yerlerde olmazsanız onlar gelip dolduracaklar” sözüne pek bir sarılmış durumdalar. Böyle diyenlere cevabım hep;”ümmette hiç mi erkek kalmadı? Ortada bir meydan kapma yarışı varsa niye hep hanımlar ön saflarda? Kadın ve kızlarını ortalığa dökerek cihad! yaptığını ve yaptırdığını sananlar,kimlerden tebrik telgrafları bekliyorlar acaba?” oluyor. Ve; “Firavun’un sarayında Hz.Musa’yı büyüten Rabbim, elbette oralardan da nice Musalar çıkaracaktır. yeter ki dilesin, yeter ki biz layık olalım” diyorum.

Şu unutuluyor ki; İslam’da, toplum için kendini feda etmek yoktur.Yalnız Allah için kendini feda etmek vardır.”Biz kendimizi feda edelim de bu yasaklar yavaş yavaş kalksın” diyenlere bu cümlem de… Bizler sonuçtan mesul değiliz.Sonuçta başarı ya da hüsran Allah’ın takdiridir. Biz, sonuca giden yolda neler yapmışız, tercihlerimizi hangi yönde kullanmışız, bunun hesabını vereceğimizin bilincinde olmalıyız.

Demişsiniz ya , “uzaktan bunları söylemek kolay.” İnanın yakından da kolay. Aciz ve zayıf insan , davasına tavizsiz sahip çıkmaya başladığı anda, nasıl korkusuz ve cesur oluyor, yaşanmadan anlatılmaz…”Rabbimin emrini çiğnemem karşılığında vereceğiniz bütün diplomalar yerin dibine batsın!”diyebilmek hiç de zor değil. Varsın bundan dolayı bana “ yazık ettin o kadar okudun, bari bitirseydin” desinler. Varsın benimle “eve mi kapanacaksın şimdi, koca eline bakacaksın ha?!” diye alay etsinler…İsterse bütün erkekler bikaç üniversite kapısından ve bilumum ikna odalarından geçmiş, çarşaf çarşaf diplomalarını en kıymetli çerçevelere kondurmuş, okumuş, modern, mücahid(!) kızlarla evlensinler.Hesapların dürüleceği gün de akla kara ayrılacak nasılsa…

Bizlerin, seküler düzenin, değerlerimizi elimizden almak adına “kariyer yapma,çağdaş olma” yemleriyle sunduğu sahte hak ve hürriyetlere ihtiyacımız yoktur. Bizler hiçbir sistemin, bizi yapamayacağı kadar hürüz. Bizim örtümüz, esaret zincirimiz değil, hürriyet belgemizdir. Evlerimizde oturup da kocamızın getirdiği parayı yemek bizim inancımıza göre ekonomik bir zillet değildir ki bundan utanç duyalım. Bizim evlerimizde oturuşumuz, miskince bir bekleyiş değil bilakis geleceğin mümin ve mücahid erlerine “ana” olma istikbaline hazırlanıştır.

Bizi yaratan elbette bizi bizden daha iyi bilir.
Hak bildiğimiz yolda ilerlemek dileğiyle…

Bayburtlunun intikamı

Halka rağmen halk içinden sonra Allaha rağmen Allah için tutumu toplumumuzda görülen çarpıklıklardan birisi. Şule hanım da yazısında bu tutuma değinip kimsenin maslahatlar icat edip mefsedetlere yol açmaması gerektiğini vurgulamış.Allahın -haşa- hiç kimsenin kayırmasına, kollamasına ihtiyacı yok. Biz olamazsak söylemlerinin arkasında biraz da bu anlayış yatıyor.Oysa ki Allah Teala açık açık, ibadetlerimize , kurbanlarımıza , mallarımıza ,hizmetlerimize ihtiyacı olmadığını ayetlerle açıklıyor.

Bayburlunun birisi- sakın olaki meselden yola çıkıp hiç bir bayburtlu üzerime gelmesin vururum la* , takılan birisi olursa fıkrayı erzurumlunun birisi diye başlayıp bilmeyenlere anlatır ödeşiriz :)

Bayburtlunun birisi ekinini biçerken bir yandan Allaha yalvarıp yakarıyor , ekinlerimi kaldırana kadar yağmur yağdırma diye. Tarlayı biçiyor ekinleri tarlanın ortasına yığıyor tam ahıra taşıyacak, bir yağış, bir yağmur Nuh tufanı mübarek. Yağış bitince bayburlu ahıra gidince ne görsün yıldırım düşmüş eşeği de öldürmüş.Zaman geçmiş mübarek Ramazan gelmiş.Orucun ilk günü bayburtlu iftara bir kaç dakika kala çıkarmış bir ciğara yakmış . Dumanı göğe savururken güya Allah ile konuşmaya başlamış
-nasıl uyuz oldun demi demiş
-ölen eşeği de kurbana saymazsam namuzsuzum.

*la Kalıntürk biz lailehe' den başka la bilmez idik.La sen bu la yı dilimize pelesenk ettin la

"Havada uçan kuşa yolun ne hayrı var
Kendine hayrı olmayanın ele ne hayrı var"

Düşünmek mi??

Bu diyarda kimse başörtüm mü diplomam mı ikileminde sıkışıp ta başörütüsünü seçenleri kutlamadı.. Öyle ki, bir zaman sonra baskılarla karşı karşıya geldi: "Bak, Ayşe teyzenin kızı okudu perukla bitirdi işe bile girdi, sense hala evde otur!!!"
"Okulunu bitirseydin bilmem kimin oğluyla evlenecektin bak o da okullu birini seçti...vah, sana!!" ..Ve insan o saatten sonra ne aklına hükmedebildi, ne kalbine, ne de kalbinin üzerine basanlara....
Boşuna kablonun ucunu salmayın şule hanım, geçti artık... tutacak kimse yok!!!!!

Hafsa ve Zeyneb Hanım, örtü...

Hafsa Hanım;
Amacım sizi kırmak değildi.Bunu o yorumumda beyan ettim.

Yazıyı neden yazdığımı da yazdım şahs-ı manevinize olan saygımı da...
Buna rağmen lütfen sizi lince kalkışmış bir internet vandalisti yerine koymayınız beni...
siz de benim bir kardeşimsiniz.kırdı isem hakkınızı helal ediniz.aramızda ne sizle ne örtüsünü çıkarmışlarla bir sosyal husumet falan yoktur.Sistemin ve hayatın ıslahı üzerine büyük bir fikir ayrılığı vardır, ama bu bir kamplaşmanın "k si mesabesinde bile değildir.
karşılıklı basiret ve feraset ve empati, tüm problemleri çözecektir bunlar diye düşünüyorum...
bu bir.
ikincisi, ben "İslam'da Taviz" mevzusuyla alakalı bir arguman kullanmadım yazıda.Hala da girmiyorum. Konu bu da değildi.
Net söylüyorum,tekrar ediyorum ablacım: o işi yapabilirsiniz, tevbe edip af dilersiniz,veya af dilemez tevbe etmez cunku bu örtü çıkarmanın bu boyutta büyük bir hayatsal gaf olmadıgını düşünürsünüz.Bu fikir atlarının yularları sizin elinizdedir, istediğinize binersiniz.Düşündüğünüzü söylersiniz de yazarsınız da.
Aksi fikirler de yazılacaktır, bir platformdur burası sonuçta, normaldir ve ben direnmenizi ve kendinizi savunmanızı tavsiye ederim.
Siz doğru yaptıysanız bunu vicdanınız da haykıracaktır...
Ben veya benden başka size katılmadıgını beyan eden katılımcılar ve hatta "yine olsa yine açar okurum" diyen atraksiyonunuz dahi, bastırdığınız vicdanınızın kültür elçileri hükmündeki sözcüleri ise eğer, bu, şahsınızın tefekkür ve taakkul etmesi gereken gerçek bir problem olarak masanızda durmakta demektir.
Yüzde yüz haklı olduğunuza dair bir hükmünüz mukim olsa da düşünce dünyanızda, yüzde yüz haksız olduğunuza dair fikir beyan eden kardeşlerinizle aynı sitede olmayı bile hoşnutsuzlukla dillendirmeniz ve hemen gözden geçirmeniz ne ile izah edilebilir?Bunu hiç anlayamadım ben...
Kalıp konuşmaya ne dersiniz?
Bunu isteriz esas...

illa birimiz haklı ve galip çıkacak diye bir şey yokki.
Bu arada, ben konunun özüne dair hala herhangi bir şey söylemediğimi hatırlatırım.
O konunun cılkı çıktı.Ben bu atmosferde pek gerekli oldugunu dusunmuyorum açmanın.
Taha Mansur'un da ikinci yorumunda belirttiği gibi, beraberiz, kardeşiz, arkadaşız, sözü ve özü en güzel olanız, çünkü müslümanız...

Allah adını tevhidle ve edeb ile zikreden ve zikredilmesi için cehd içinde olan kim varsa razı olsun.
Allah mümin kardeşlerimize karşı kalbimizde bulunabilen kinimizi söksün alsın ve geçmiş günahlarımızdan dolayı hepimizi affetsin.

Zeynep hanım;
"Bu diyarda kimse başörtüm mü diplomam mı ikileminde sıkışıp ta başörütüsünü seçenleri kutlamadı.. "

Yediğimiz coplar...
Yandığımız biber gazları...
Zamanında hayran hayran ama gizli gizli yönelttiğimiz nazarlarımız...
Konuşabildiğimiz insanlara kelamlarımız...
..ve nicesi şahittirki üstteki tırnakların araları yanlıştır... :)

Zaten Kut isteyen Kuddüs'e baksın, çünkü, duamız o ki, mahşerde O da size bakacak inşaallah...

Evet evet...
-inşaallah-
"Allah, Nur'unu tamamlamak için Okul'unu yarıda bırakanları sever"
...
:)
Selam ve dua ile.

Fatih Bey

Fatih Bey, sizlerle büyük bir fikir ayrılığı yaşadığımız ortada. Burada kalıp bu konudaki fikirlerimi sonuna kadar savunabilirim tabiki. Ben derimki evet okumak için başımı açtım ama inançlarım benimle birlikteydi onlardan vazgeçmedim. Başımı açmış olmam kafamı değiştirmedi başkalarının kafalarını değiştirmeme yardımcı oldu, bazılarnın bize bakış açılarını değiştirmemi, sistemin aslında ne kadar yanlış olduğunu göstermemi sağladı. Siz bana karşılık olarak "e kardeşim sen zaten sisteme angaje olmayı bekliyormuşşun" dersiniz vs. Bazı bayan arkadaşlar evet ben evde oturdum bundan dolayı mutluyum der be ona iyi yaptın bende okumaktan dolayı mutluyum derim bu böyle sürer gider. Fakat bu problemi sizler beni sert bir şekilde eleştirerek bende sizlere aynı sertlikle cevap vererek çözemeyeceğiz. Birbirimizi biz beraberiz, kardeşiz arkadaşız diyerek yerin dibine sokup, kendimizi kandıracağız. Anladımki bunların sonunda elimizde hiç bişey olmayacak.

Ayrıca demişsiniz ki "yüzde yüz haksız olduğunuza dair fikir beyan eden kardeşlerinizle aynı sitede olmayı bile hoşnutsuzlukla dillendirmeniz ve hemen gözden geçirmeniz ne ile izah edilebilir?Bunu hiç anlayamadım ben..."
Bana kardeş diyip "bak aramızda kimler var nelerde düşünüyormuş" diyenlerin arasında bulunmamı gözden geçirmem size garip gelmemeli bence.
Bu nedenlerden ve diğer yazımda belirttiğim gibi kimsenin cephe almasını istemediğim için susmayı tercih etmiştim sizce haksız mıyım????

Neden bu kadar önemli ?

Vahyin muhatap kabul ettiği mekke ve medine halkları için müteferrik bir unsur değildi örtünme ayetleri.Konu hakkında derinlemesine bilgi sahibi olanlar var ise teferruatlandırabilir konuyu ama müminler ile müşrikler arasında çatışma ne adap , en edep , ne giyip kuşam , ne de muemealt olmuştu. Temel mesele tevhid idi. Gerisi hep bu konunun ardından gelirdi.
Günümüz dünyasında ise -sadece Türkiyede değil- tesettür inancın en merkezinde duran bir konumda. Bu durumun sebeplerinden birisinin de toplumun yapısı ile olduğu kanaatindeyim. Asrı saadet öncesi şirk cansız putlarla cesamete kavuşur iken modern dünyanın şirki Ahlak ve erdemsizlikle iç içe yoğrulmuş. Bu sebeple dindar olmayan insanların bile örtü ile iffeti eş değer tutup , örtülü-dindar değil- eşleri tercih etmesinde iffete karşı duyulan gizli istek yatıyor.

Not: Bu arada zaman zaman depreşen, bu yazıda da teğet geçilen " baş örtülü kızlarla kim evlenecek " sorunsalini anlayamadığım belirteceğim. Benim çevremde gördüğüm durum -başı açık kızlarla kim evlenecek durumudur- .
:)
Bu konunun açıldığı son cemaat toplaşmasında da bekar erkeklerle yapmış olduğum kısa bilimsel :) ankette de bu eğilimin izlerine rastlayamadığımı ifade etmek isterim. Hülasayı kelam -çoğunlukla- tencere yuvarlanır kapağını bulur.

Havada uçan kuşa yolun ne hayrı var
Kendine hayrı olmayanın ele ne hayrı var

kurallar/sorumluluk/sonuclar (tesettür)

Vay be sevgili Dünya kurallarınla biçtiğin elbiseye mi sığmaya çalışıyoruz bizler!
Arkadaşım hayatın bir sıfatsızlıkla üzerine gittiğinden bahsediyor … Nedir bu?
Elbette dört boyutlu şu dünyanın köşelerine sıkışıp zelil olmamalı insan. Ayetlerin muhatabı olarak insan bu boyutlardan âlidir çünkü.
Müslümanlar için konuştuğumuzu yineleyerek belirtiyorum ki efendimizin hayatinin hiç bir alanında taviz verdiği olmamış. Bu şu demek; emele taviz vererek varılmaz.
Bu yazıda; ayet mahiyeti var, ayet var, fetvalar var, insanların durumları var.
Bir de sahabelerden bir örnek var.
Enfal suresinin 73. ayet-i kerimesinin tefsirinde dikkatimi çeken bir şey var ki tam konuyla ilgili zannediyorum. Eğer kurallara uyulmazsa çıkacak fitne ve fesadın büyüklüğünü takdir edip kestiremezsiniz deniyor.
Erkek karşıtı, kadın karşıtı, erkek savunucusu ya da kadın savunucusu falan değilim. Zaten Müslüman olmam hasebiyle de böyle bir şey söz konusu olamaz.
Velâkin dikkat edilmesi gereken öyle bir husus var ki, yazıda aktarılan ayeti kerimeden başlayarak söyleyeyim,
‚mümin kadınlara da söyle’ nur suresi 31.
‚mümin erkeklere söyle’ nur suresi 30.
Genel olarak bakıldığında bir kural var Kurandaki hitap düzeninde, önce erkekler sonra kadınlar zikredilir.
Faruk Beşer bir programda toplumdaki erkekler bozulursa kadınların bozulacağını söylemişti şuan hatırlayamadığım bir ayet ışığında. Sorumlu erkekler sebebiyle tükenenler, yasaklarla esir olanlar, uydurma kurallarla acıtılanlar kadınlar…
Aslında yaratıcının ayetlerine karşı açılmış savaşta ceza hepimize ama muhatap olan sadece kadın gibi duruyor. Canı acıyan kadın. Kendini sıfatsız olarak sıfatlandırıp içi acıyan kadın. Verilen fetvalarla hayatlarına devam edenlerden oluşturulan istatistiğe göre kendilerini kaybedip, artık ne olduğunu bilmediklerini söyleyen %70 oranının sahibi kadın. Diploma alsa bir dert, almasa başka bir dert taşıyan kadın.
Çok enteresan artık o kadar kuralsızlaşmışız ki örtümüz dillere destan tartışmaların kaynağı olur hale gelmiş. Bu örtüyü taşıyan kendini bilmez kızcağızın da mı suçlusu erkekler yani? Evet aynen öyle. O masum mu yani? Hayır kesinlikle.
Ciddiyetle ifade ediyorum eğer hitapların genelinde öndeyseniz beyler demek ki öncelikli bir sorumluluğunuz var.

Kıyame suresinin 14 ve 15. ayet-i kerimelerinde „daha doğrusu insan (kurtulmak için) mazeretlerini ortaya atsa da, kendi nefsine (bizzat kendisi) şahittir.“
Çok çarpıcı bir ayet insanoglu için, kadın için, erkek için, fetva verenler, fetvalara uyanlar için…

Hak bildiğimiz yolda ilerleyelim sevgili yazar, ilerlerken geçtiğimiz topraklarda haksızlığın nedenlerini gömmeyelim :)
...

kısa ve öz

Okumak için başörtüsünü ruhu acıya acıya çantasına koyabilenlerdenim bende. Bunu yaptığım için vicdanımı yüzlerce binlerce kez sorguladım. Şimdi sizler, beni ve benim gibileri sorguluyorsunuz. Başörtüsünü hergün azapla başından indiren insanları yargılamaya ne kadar hakkınız var bu tartışılır doğrusu. Başörtümü güle oynaya almadım elime hayallerim hedeflerim uğruna aldım. Bugün hedeflediğim noktada başörtümle gururla çalışıyorum. Evde koca beklemediğim içinde son derece mesudum. Kendimi kimseye karşı ben okumazsam sen okumazsan meydan kimlere kalacak diye savunmadım. Savunmayada ihtiyacım yok.

Evet ben bir seçim yaptım. Seçimim Allah'ın emirleri ve isteklerim arasında değildi. Elbette böyle düşünseydim öncelikli olarak Allah'ın emirlerini tercih ederdim. Benim seçimim evde oturmakmı yoksa okumakmıydı. Evde otursam dinimin gereklerini muntazam şekilde yerine getirebilecekmiydim meçhuldü. Peki okursam belki başörtümü elime almanın içimde koparttığı fırtınayla dahada bağlanacaktım dinime ki öylede oldu. İşte tercihim bunlar arasındaydı. Başörtümün üzerine kepimi iğneledim ve " artık ideal bir eş adayıyım diye düşünerek almadığım" diplomamı gururla aldım. Bugün sorsalar tekrar okurmusun diye kısa ve öz cevabımı verirdim evet...

Sen Kendini Bilmezsen*

"Evde koca beklemediğim içinde son derece mesudum"

"Bugün sorsalar tekrar okurmusun diye kısa ve öz cevabımı verirdim evet"

Sizin içsel hafakanlarınızı paylaşmaya çalışan ben ve benim gibi insanları sükut-u hayale uğratan bu iki cümleyi yazmasaydınız keşke Hafsa Hanım. Okumak bir farksa şayet nazarınızda, ve eğer bu fark bu üslubu kullanmaksa, şu soruyla yüzyüze kalmanız da olanaklı bir durum oluyor haliyle: "*bu nice okumaktır?"

"Cinayete tarafsız kalmak katilin tarafını tutmaktır."
/No Man's Land/

Mahserin 4 atlısının 4.sü. Ev hanımı, cocuklu

Bu icerikte bir yaziyi yazma fikri uzun zamandir kafamdaydi. Geldigi gibi yazilan, endiselerin dile getirildigi olagan bir yaziydi. Bu yaziyi yazdiktan sonra tabiiki yorumlar gelecekti. Hemfikir olan hemfikir olmayan. Az cok icerigi kestirdigim yorumlar.

Ama bu yorum cok trajik geldi bana. Yani basini acmayi tercih eden bir kadinin karar arefesindeki sancilarini, kararini uygularken cektigi izdirabi anlayabilirdik bir nisbette. Ama bu sekilde bir bakis acisi beni tarumar etti. Yazdigim yazinin iceriginden daha buyuk bir vahametin oldugunu gordum. Uzuldum.

Bence yapilmasi gereken ki benim basortulerini cikaran arkadaslarim hep boyle bir metod izledi. Zorunluluklar, vicdan ve aile baskisi denkleminde bilinmeyeni oynamanin azabini iceriden duymak. Ama kalkip secimi evde oturmak ve okumak gibi bir 2 bilinmeyene indirgemek o diplomanin ne sekilde alindigini dusundurtuyor insana. Bu talihsiz yorumu yapan insan demek ki, oyle ya evde oturmayi tercih eden sunepe! ev kizlarina derin bir acimayla nazar ediyor. Onun kadar talıhlı bır secim yapamadigimiz icin uzuluyor, kahroluyor...

Oysa sizden ne eksik ne fazla sekilde kazanilmis sinavlar, girilmis okullar hakkimizdi. Bu yasak ciktiginda ortulu bile degildim. Ortundugumde artik cekip gitmenin ne demek oldugunu dusunmeye baslamistim. Hayatim boyunca bir tek ortulu akrabam dahi olmamisti babaanneler nineler disinda. Ama ben ortundugumde, basimi acmayacagimi soyledigimde, basini hic ve hala ortmemis annem bunu anlamaya bir nispette calisti. Siz gibi ortulu olmadigi halde demedi ki "simdi koca mi bekleyeceksin", "ev kizi mi olacaksin". Ben de cahide gibi ayrildim okulumdan...

Ve simdi Benim yoldaslarim bu aci zihniyete burunuyorsa, buldugum kocayi!, oturdugum evi, dogurdugum cocugu, cocukta yaparim kariyer de burun kivirmasiyla,- isleyebilebildigi gunahin orjinini ayete muhalefet degilde, evde kalmak, calismak gibi dunyevi merkezlere cekiyorsa-, bu sefer hakkaten vah bana vaylar bana durumunu yasamaktayizdir. Kablolarin hepsi kisa devredir.

Bu sitede bu konuyla alakali konustugum eski bir yazar arkadas bana, "allah seni o diplomaya muhtac etmesin" diye bir ilencte bulunmustu. Birisi Allah'i tercih ederse, Allah onu zorda koyar mi canim arkadaslarim...

Basini acip mezun olan butun arkadaslarimla durum degerlendirmesi yapiyorum, ve diger baslarini acarak hayata devam edenleri seyrediyorum. Bir tanesinden daha kotu durumda degilim. Ve basini acmayan hic bir arkadasim onlardan daha berbat durumda degiller.

Hayat bir ya ya da dir. Ya dogru sikki isaretleyeceksin, ya da sonuclarina katlanacaksin...

Selamet diliyorum.

ikinci bir yasam beklentisi icinde degilim;
zaten ben bu dunyada oluler arasindan dirildim

Bir elin parmakları

İnsanı en çok da, inanan arkadaşlarımızın bu yorumları üzüyor. Dışardan birileri bir şeyler söylediğinde, "durumumu, hissiyatımı anlamıyor" diye avutabiliyoruz kendimizi. Ama ya inananlar ? Onlardan böyle sözler duymak, en çok da o dokunuyor insana.
Örtüsünü çıkarıp devam eden pek çok arkadaşım sıkıntılar yaşadı içinde, yakınen biliyorum. Ciddi kimlik bunalımları oldu.
Bize olansa güven yitimiydi bana göre. Çünkü hiç beklemediğin insanlardan, "2 senen kaldı, ne olacak perukla devam ediversen; ne yapacaksın evde mi oturacaksın ?, evde yapamazsın sen" ler duymak dokundu bana. Hem de çok dokundu.
Eline, yüreğine sağlık Şule Hanım. Bu konuları kaleme alan birileri olduğu için seviniyorum.
Çünkü insan bazen, çevresindekilerin büyük çoğunluğundan aynı şeyleri duyunca, kendini koca dünyada yapayalnız hissediyor.
Selametle.

örtüsünü tutmuşlara selam olsun...

bu bir yüzleşmedir.
müslümanlar arasında bir bölücülük vesilesi olabilecek konudur,hassastır.
öyle de olmuştur.
buradaki satırlar devam edegelen bir yüzleşme,evet...
hafsa hanımefendi, eğer yorumunuzun sonunda "bir daha olursa yine aynısını yaparım" demeseydiniz vallahi cevap yazmayacaktım.
ama...
kusura bakmayınız.
şahs-ı manevinize saygım mutlaktır.
ancak o son satır umarsız bir küstahlık olmamış mı?
yani...
bırakın örtüyü falan ki zaten bırakmışsınız da konuya şu açıdan bakalım mı beraber:
Allah'ın herhangi bir emrini taakkul ederek karar alarak tercih ederek bilfiil yapmadıktan sonra başını klavyeye eğip ve Rabbine kaldırıp "bi daha mı bi daha!çiinicem de çiinicem!" demenin aynı zamanda hem akidevi ve hem belki biraz da histerik bir tarafı var mıdır?

Bu neyin ilanıdır?Neyin dışa vurumudur?Net sorularım bunlar benim size.
Şimdi bu kadar söz ve fikir ustasının arasında siz burada bunun savunulabileceini düşünüyorsanız, diğer bir deyimle bu planlı bir eylemse, inanın aç-aç-cı kanaat önderlerini siteye üye yapsanız yine bir sonuç aldıramazsınız.
açmalı mı açmamalı mı değildir konu.örtü neyi örtüyordur...sizin bişinizi örtmemişki mesela...altında saçınız değil sisteme angaje olmayı bekleyen kafanız varmış...genel olarak sistemle bir kavganız falan yokmuşki zaten...olsa şimdi burada bari bu yazıyı yazmazdınız...bakın olsa o zaman onu yapmazdınızdan da ileride bir örnek bu verdiğim...siz bana burada başınızı açmayı değil başınızı açmanın tecrübesiyle bile barışık olmayı savunuyorsunuz.bu beni üzer.düşündürür.su misal olmanız hasebiyle çok da kızdırır hatta...
bişi diyim mi...
ben ve yakın çevremde sözümü dinleyen kardeşlerim ve arkadaşlarım yani biz...
bir kesme sempati duyacak kalben onlarla beraber olacaksak bunlar, bu nisa taifesi, örtüsünü tutmuşlardır.
biz iş açsak yanımıza çalışmak üzere birisini alırsak bu nisa, örtüsünü tutmuşlardan olacaktır...
biz evlenirsek ki evleneceğiz bu nisa, örtüsünü tutmuşlardan olacaktır...
biz ileride evladımıza ve torunumuza yakın tarihi anlatırken öveceğimiz nisa, örtüsünü tutmuşlar olacaktır...
bu örtüsünü tutmuşlar bir tarih yazdılar ve yazıyorlar hafsa hanım...
dimmmmmmdik bir tarih!!!taşşş gibi!!!gözyaşıyla yoğrulmuş bir tarih!
birşey yapmamak gibi görünen en büyük icraat!!!
çok az şey anlamanın çok fazla şey bilmekten evla olduğunun canlı şahitleridir bu taife!
bilenleri de gördük ne fetvalar verdiler...halbuki şahsi sözleri idi ve sevmişimdir "bin şeyi bilene kadar bir şeyi anla"...
peki ya siz...
siz örtünüzü bırakıp ne yazdınız ? hadi o yıllarınız geride kaldı da şimdi burada ne yazmaya çalışıyorsunuz hafsa hanım?

Aleyküm Selam

Biz üç arkadaştık.
Üç yakın arkadaş...
"Yediği-içtiği ayrı gitmez" olanlardan hani.
Bizim fakülteye yasak gelmeden haberi geldi. O zaman 2. sınıfın 2. dönemindeydik. Hocalarımız dönem sonuna kadar bizi idare edeceklerini ama diğer dönemin başında, eğer okumak istiyorsak örtümüzü çıkarıp gelmemizi" buyurdular. Ben o zamanlar bir öğrenci yurdunda belletmendim. Katıldığımız eylemler, konuştuğumuz dil bizi yurdun dışında bıraktı. Mensubu olduğum grupla yolum tesettür hadisesinde üzülerek de olsa ayrıldı. Ve başta bahsettiğim diğer iki arkadaşımla, ortak karar verdik. Okula devam etmeyecektik. 3. sınıfın başında, yine okuldaydık. Arkadaşlarımdan birini buldum, diğerini aradık aradık , bulamadık. Hani son bir durum değerlendirmesi yapacaktık aramızda. Öyle ilk hafta geldik, gittik okulun bahçesine, belki görürüz diye. Sonunda gördük, başında perukla okuldan çıkarken.

Bu olaylar sırasında beni en çok yaralayanlardan biriydi, bu durum. Konuştuk sonra. Gerekçeleri vardı, kendince haklı nedenleri. Ama olayın başında en sert tepkiyi koyan arkadaşım, bir yaz kampı sonrası, birden "okulda kalarak başkalarına yardımcı olabileceğini" düşünerek gelmişti. Ve bunun için örtü geçici olarak terkedilebilirdi. Yani artık böyle düşünüyordu. Bu olay aramızda, görünmez bir duvar ördü adeta. Temkinli yaklaşır olduk birbirimize.

Bu üç genç kızın hayat öyküsünden kısa bir kesit. Ben ve tesettürünü muhafaza eden diğer arkadaşım, örtülü olarak kısa dönemli işler yaptık ama evet netice itibariyle evdeyiz. Çocuklarımızla meşgul oluyoruz. Diğer arkadaşımız, burada bir üniversitede asistanlık yaptı bir süre şimdi Amerika'ya gitti, kariyer planlarına devam ediyor. Hala zaman zaman internet üzerinden görüşüyoruz, ama eski yakınlığımızı yakalayamadık bir türlü.

Üç arkadaştan, iki farklı yaşam öyküsü. Benim gözüme hala birincisi daha doğru geliyor, aradan geçen onca zamanda örtüm yüzünden yaşadığım tüm sorunlara ve aslında sosyal hayatın içinde olmayı çok arzulamama rağmen.
Ve umarım ölenedek de doğru gelir.

Çünkü Rabbimin karşısında günahlarımdan bağışlanma dilerken, onun emri uğruna katlandığım, tüm aşağılanmaların hesabını sormasını da dileyeceğim herkesten tek tek.

Uzadı biliyorum ama, Hafsa hanım herkes kendi payına düşen acılar çekti.Ben ve benim gibi olanlar, tercihlerimizin getirdiği acılara Rabbimizin rızası adına katlandık. Evet hakikaten sizin acınız daha büyük olmalı. Siz acılara ne uğruna katlandınız?

Ve bizim umudumuz var bir de, belki bu acılar ahiretimiz için bir bağışlanma nedeni olur, kimbilir. Sizde ne var?

Fatih Tezcan, aleyküm selam...

Tesettürü düşünmemek ( Mahşerin 4 Atlısının 3.sü)

Setretmek, gizlemenin ötesinde cazibeli olanla örtünmek, dönemsel ve mekansal olarak örtülecek noktaların değişmesidir (mi?)

Tesettür, saçları ve bedeni zahirde örtmek, hal ve tavır ile açmaktır (mı?) ( kelimelerin tesettürü yok mudur mesela? Oturmanın, kalkmanın, yürümenin,bakmanın..Ayet var diyor sanki..)

Evde oturmak(ne demekse), modern klişenin de bahsini ettiği “ayakları üzerinde duramamak” ve koca beklemektir (mi?)

Tesettür bir tavır, bir duruş değildir(mi?)

Sadece kadınların tesettürü vardır (mı?)

Ergişilerin tesettür hakkındaki tek sorumlulukları konuşmaktır (mı?)

Şu savunmayı da ilk kez duyuyorum: “Evet ben bir seçim yaptım. Seçimim Allah'ın emirleri ve isteklerim arasında değildi. Elbette böyle düşünseydim öncelikli olarak Allah'ın emirlerini tercih ederdim. Benim seçimim evde oturmak mı yoksa okumak mıydı.”

Hı hı, ben de eğitime %100 destek veriyorum.

Şu cümleyi de çok çirkin buluyorum: “örtü neyi örtüyordur...sizin bişinizi örtmemişki mesela...altında saçınız değil sisteme angaje olmayı bekleyen kafanız varmış...”

itham etmek imandandır (mı?)

Not: mahşerin 4 atlısının 4. sü sayın sevgili Şule, negzel etmişsin de yazmışsın.

Yollar Ayırsa Bile Siz Ayrılamayın

Şahsen bir erkek olarak ne inançları doğrultusunda üniversite hayatına son noktayı koyan insanları alkışlamamazlık ettim ne de perukla üniversite hayatını idame ettiren insanları itham ettim. Alkışladım kafa tutanları. "Medeniyete giden yolda maddi unsurların önemini reddediyorum" (Fight Club) diye haykırabildikleri için. İtham etmedim boyun eğenleri. Hiç değilse o utancı ve yarayı gözlerinden saklayamayacak kadar dejenere olmadıkları için. İhlası bu evrimsel döngüde dahi barındırabildikleri için. Şüphesiz nicelik itibariyle birinci kategorideki insanlar başımızın tacıdır. Ama ikinciler neden ayağımızın altındaki paspas olsun. Onlar da başımızın tacıdır. Hatasıyla ve günahıyla onlar bizim kardeşlerimiz. Her iki kategorinin de birbirlerine karşı kroşe savurmaları, işte böyle nakavtla sonuçlanan düellolara dönüşüyor. Oysa bir ringden ziyade futbol sahası olarak algılamalıyız diyalog safhamızı. Maksat karşıdakini yere indirmek değil doğrusuyla yanlışıyla takım haline bürünüp golü atabilmek olmalı. Ama birileri hep ofsayt tuzağı hazırlıyor bize. Bizde maalesef bu ofsayta düşüyoruz.

Eğer meseleye bu açıdan yaklaşırsak, üniversiteye giden peruklu kardeşlerimiz de okumayan konfeksiyon kızlarının trajedisini öne sürer ve bu kısır döngü uzadıkça uzar. Tetkik edelim, analizlerde bulunalım, ama itham da neyin nesi? Biz insanlara doğruyu nasıl anlatacağımızı ve üslubumuzu otokontrolden geçirmeliyiz. Laisist dünyanın ağzı salyalı bekçileri, bu insanları nasıl bir oyuna sokuyorsa, aynı oyuna bizim aşağılık müderrislerimizin muta nikahlarında inançları ve idraki altüst olan zavallı kızlarımız da sokuluyor. Neden hala birbirimize giriyoruz? Güzelce anlatıp istişare etmek yerine kahrolası tartışma kelimesinin öznesi olmakta neden ısrar ediyoruz? Bir de "peruksuz-peruklu" ayrışması mı tezahür etsin? Yetmedi mi bu kadar hizip?

Sizce mesele tesettürün hakkını vermek mi yoksa tesettürün tam olarak anlaşılamaması mı? Toplumun azami kesiminde tutarsız bir tesettür anlayışının olduğu gerçek. Eğer insanlara tesettürün ne olduğunu tam manasıyla öğretebilseydik bizler, onlar eğitim denilen basit olguyu(basitliği laikliğindendir) tesettürün önünde görmezdi.

Biz böyle tartışalım ve zamanı boşa geçirelim. Peki madalyonun diğer yüzünü gösterenlere ne yapacağız? YÖKüzlerin baskısına direnen, benimle beraber cop yiyen, eylemlere katılan, diploma yerine Kuran'ı tercih ettiğini söyleyen dava delisi(Mustafa Kutlu'ya selam olsun) kızların Fethipaşa Korusu'nda neler yaptığını da biliyorum ben. "Seni gördüm kardeşim cop yiyordun" dediğimde parlak giysileri ve topuklu ayakkıbalarının tıngırtısı eşliğinde "O devirler geçti" diye cevap verişini ve benim ağlayarak tüm şehri yakmak isteyişimi de biliyorum. Üniversiteye giren birtakım insanların rezilleşen dünyasını da biliyorum. Ama ben dirseğini okullarda değil de evlerinde yada birtakım kurslarda çürüten, en katmerli ilme sahip olan mücahideleri de tanıyorum. Ama ben üniversite yolunda çakıllı yollardan yürümesine rağmen birçok yaşıtına dini anlatan, onların sırat-ı müstakim üzre yürümelerini sağlayan mücahideleri de tanıyorum. Unutmayalım bunu. Her kavramın ve her eylemin hakkını veren insanlar vardır elbet. Onların hatırına daha itidalli davranalım.

Ne olur siz birbirinize düşmeyin ablalarım. Hepimiz birbirimize girdik. Yemin ediyorum umudum sizsiniz. Sizi de kaybetmeyelim bu aşağılık karmaşada. Delillerle nasslarla birbirimize yardımcı olalım, doğruyu göstermeye çalışalım, kırk kere kapısına gidelim gerekirse, onca gayretimize rağmen anlamıyorlarsa onları itham etmeyelim, dua edelim, "onlar bilmiyorlar" diyelim.

Ne güzel söylemiş İslamoğlu: "Dostlarıyla Dalaşanlar Düşmanlarıyla Savaşamazlar"

Sürç-i lisanımız canımızın yanmasından sadrolagelmiştir. Affola.

Saygılarımla.

"Cinayete tarafsız kalmak katilin tarafını tutmaktır."
/No Man's Land/

cevap

Bizlerin içsel hafakanlarını paylaşmaya çalışırken bizleri aşağıladığınızı farketmediğiniz için buraya yazı yazma gereğini duydum. İçimi acıttığınız için düşündüklerimi yazdım. Amacım okudunda ne oldu diyenlere sen evde oturdun ne oldu demek değildi. Ben başörtüsünü açmayan arkadaşlarıma saygı duydum onları haklıda buldum. Sadece sizler biz başörtülerini açanların Allah'ı ve emirlerini hiçe saydıkları için bunu yapmadıklarını söylemeye çalıştım. Keşke yazmaz olaydım. Şimdi görüyorumki sizler beni bir inanmazla eş değer tutuyorsunuz sizlere ne kadar iman taşıdığımı kanıtlamaya çalışmayacağım sadece üzüldüm.
Ayrıca Fatih Bey, kurduğunuz şu cümle yazınızın bana en ağır gelen tarafı oldu:
"açmalı mı açmamalı mı değildir konu.örtü neyi örtüyordur...sizin bişinizi örtmemişki mesela...altında saçınız değil sisteme angaje olmayı bekleyen kafanız varmış...genel olarak sistemle bir kavganız falan yokmuşki zaten...olsa şimdi burada bari bu yazıyı yazmazdınız" Siz neyi ne kadar biliyorsunuz? Bu sözleri bana söyleme hakkını nerden buluyorsunuz? Benim yaşadıklarımı nasıl bu kadar yabana atabiliyorsunuz? Sisteme angaje olmayı bekleyen bir kafaya sahip değilim sistemle mücadeleyi sizden daha farklı bir şekilde yürütmeye çalıştım sadece. Aslında burda oturup size yazı yazmamalıyım çünküş öyle demişsiniz "Şimdi bu kadar söz ve fikir ustasının arasında siz burada bunun savunulabileceini düşünüyorsanız, diğer bir deyimle bu planlı bir eylemse".... evet siz ve sizin gibi fikir ustalarının arasında bunları savunmamalıydım sadece okuyup ya bu insanlar neden böyle düşünüyo deyip geçmeliydim. Bunu yapamadığım için kusura bakmayın. Ayrıca bu size karşı bir eylem falan değildi.
Bu siteye üye olmamım sebebi bu konudan başka fikirlerimin ve inançlarımın sizlere benzemesiydi. Fakat görüyorumki yanılmışım. Her neyse daha fazla söze gerek yok. İnşallah bir nebze olsun beni anlayabilmişsinizdir..

müteessirim

Keşke daha iyi anlatabilseydim Hafsa Hanım. Düşüncelerimin anladığınız yada sandığınız gibi olmadığını anlatabilseydim keşke. Napalım kahrolası gramerimizde ifade kıtlığı mevcut. Hakkınızı helal edin ne diyeyim. İstemedende olsa bir müslümanın gönlünü kırmak istemezdim. Yazmamak en iyisi sanırım.

"Cinayete tarafsız kalmak katilin tarafını tutmaktır."
/No Man's Land/

Yargi

Hafsa Hanim

Yazdiginiz 2 yorum arasinda ciddi tezatliklar buluyorum. Bu geri cekilmenin nedenini anlayabilmis degilim. O ilk yorumu baska bir hafsa hanim mi yazdi yoksa? Anlamadigimizi soylediginiz Icsel hafakanlariniz yazinin icinde beliriyor. "Binbir ezaya katlanaraktan kosturuyorsun amfi koridorlarinda" deniyor mesela. Binbir ezaniz size basan hafakanlarin kankardesi. Tanistiklarina memnun oldular.

Bu kimse kimseyi yargilayamaz takintisindan bi haberim ben. Mesela nasil benim basimi acmayarak okulu terk etmem yargilaniyorsa ve siz nasil ev kizi olmanin vehametini yuzumuze vuruyorsaniz, e bizde musaade edin bu acidan bakalim etrafimiza. Ben Kelamullah ve Sunnet haricinde her seyin yargilanabilir oldugunu gordum. Mesela baslarini acarak okuyanlarin ayeti bile yargiladiklarini gordum. Bu durumda kimsenin dokunulmazligi yok ise, yargilarin tumu bizlerin olsun. Yargilayalim birbirimizi. Mesela birisi bana desin, sen basini acmadin ama bence tesettur seklinde arizalar var, digeri desin, "gel kardesim Ayete muhalif olma. Insan kadini ve erkegi ancak ibadet icin yaratti. Ayetten dunya hayati icin odun verilmez desin" di mi saygideger arkadaslarim.

Bu tesetture gelene kadar cok mesele var anlayisina da sinir olmuyor degilim. Ben kadinim ve musluman kadin olarak kimligime yapilacak her turlu tecavuzu başat olarak degerlendiririm. Diger ibadetlerimin sorgusu kendi icerimde zaten yapiliyordur. Ki zaten yargi yurutmeye tabidir. Yurumeyen bir seyin yargisi da yapilabilir mi o da ayri bir mevzuudur.

Ben en yakinima bile laf anlatamamisken, masivadan farkli temenniler icine girmiyorum. Diyorum ki yapilani yanlis buluyorum. Mumin kardeslerim yanlistan donun diyorum. Yedigimiz coplarin acisi, nefsimize agir gelen hakaretlerin sizisi, dunya metahlarinin sahibi olamayisimizin bidisi bizden ne eksiltirki, azalarak cogalmayalim.

Oranin mahcubiyeti dunya hayatinin zelilligine benzemez, mahcup olmayalim diyorum. Deger miydi diye soruldugunda, degmezdi demeyelim diyorum. Bilmem anlatabiliyor muyum.

ikinci bir yasam beklentisi icinde degilim;
zaten ben bu dunyada oluler arasindan dirildim

Anlayışla yola devam...

Öncelikli amacımız eksikliklerimizi görerek ve bunları düzelterek yola devam etmek olmalı.İlk yorumumda da dile getirdiğim gibi tercihlerinden dolayı hiçbir insan kınanmamalı.Sonuçta hangimiz sütten çıkmış ak kaşığız?

Ancak çağdaş(!) dayatmaların sonucunda değişen değerlerin girdabında kayboluyoruz.Hiçbir zaman evde koca beklemeyi,ev kızı olmayı,evlenip çocuk büyütmeyi bir eksiklik,aşağılık olarak görmedim.Çevremdeki çoğu insan bu söylediklerime katılsa da bu duruma düşmekten fena halde korkmaktalar.Çünkü değerlerimizi unutturan sistemde beynimiz uyuşmuş.Evlat yetiştirmenin,saliha bir eş olmanın önemini kariyer örtüsünün altına gizlemişiz.

İmam hatiplilerin mağdur olduğu dönemde o okulu tercih ettiğimde hata yaptığımı söyleyenler,benim geleceğimin mahfolduğunu söyleyerek bana acıyan gözlerle bakıyorlardı .Senin gibi kızlar okumazsa meydan boş kalacak diyorlardı.Onlara hiçbir şeyi anlatamayacağımı biliyordum.Zaten siz böyle olduğunuz için meydan boş kaldı demeyi ve onların anlamasını çok isterdim.

Hafsa Hanımın hissiyatından dolayı bunları yazdığını düşünüyorum.Canınızın acımasını çok iyi anlıyorum ve bunu önemsiyorum.Bizim hatamız tercihlerinden dolayı insanları pirincin taşını ayıklar gibi ayıklamamızdan kaynaklanıyor.Biz bir cemaatsek amacımız insan kazanmak olmalı.Mevlana'nın hoşgörüsü Konya'da etli ekmek yerken muhabbet arasında kalmamalı!

Hürmetler efendim.

Perde kaldırılsaydı yakinim artmazdı.Hz.Ali

susuyorum

Taha Bey yanlış anladığımı zannetmiyorum. Ama yinede eğer varsa hakkım helal olsun. Ben de kimseyi kırmak istemezdim. Siz de helal edin lütfen..
Şule Hanım iki yazı arasında tezatlık var dediğiniz için yazdıklarımı tekrar okudum. Farklılık göremedim iki yazıda da aynı şeyleri anlatmak istedim. Geri adım atmışda değilim düşüncelerim yıllardır aynı. Burada yazılanlarla 1 günde değişmesi mümkün olmayan düşünceler bunlar. Yanlış anlamışsınız bence. Her neyse ben ne kadar anlatmaya çalışsamda topyekün üzerime geleceğiniz aşikar. Kimsenin bana karşı cephe almasını istemem. Bu nedenle susuyorum.

Insanin dunya ve ahireti

Insanin dunya ve ahireti arasinda secim yapmasi cokta zor degildir. Velev ki iman etmenin ne demek oldugunu tam olarak idrak edememisse. Yoksa iman dilden ibaret olur.. Kalbi olmayan iman insani sisteme tabi kilar...

http://DemirSaglam.blogcu.com/

dolai lama

Boyle siir yazabil "meme"li insan.

ikinci bir yasam beklentisi icinde degilim;
zaten ben bu dunyada oluler arasindan dirildim

Evimde oturup ağlıyorum..Bunun yapılmasını doğru görsem de..

Net ifade..Bu yapılanların yanlış olduğunu hepimiz biliyoruz da; kim niçin bunları garipser, oturur yas tutar, ağlar ben anlamıyorum..Kafirin Allah dostu karşısında kılıç sallamasında nasıl bir terslik vardır? Yani sahabe ona savaş açan tüm güçler karşısında oturup ağlasaydı, "neden yapıyorlar bunu bize?" diye ağıt yaksaydı bu ne kadar mantıklı bir sahne olabilirdi? Kafirin "görevi" mü'mine karşı elindeki tüm olanaklarla saldırmaktır; mü'min de bunu bilir ve soğukkanlı ve Rabb'e teslim olmuşluğun verdiği güvenle, elindeki tüm olanakları kullanarak karşı koyar. Zaten çözümü "onların" arasına karışmakta aramaz. Zaten buna ihtiyacı olmamalıdır. Ha biz bunu sorgulamak noktalarına geldik, hatta ihtiyaç duymaya başladık olmadık stratejilere, yani kendimize ait "alternatif" -bile denmemeli ama hadi diyelim- ortamlar bulamadık; işte bu yazı gerekti o noktada, sızlanmak yerine net bir şekilde yerini bulan ifadeler lazımdı , yani ağlamayı komik buldu zaten olağan bir şey karşısında-ben bu yazıyı öyle gördüm-; savaşa katılmayı tercih etmeyenlere seslendi bir miktar.. Bunun ardında her anımız bir tercihtir. Ama sorgulanan tercih değil bakış açısı olmalı. Yani savaşta - savaşa katılmayı tercih edenler için- ortalıkta "bu adamlar niçin kılıcı orama burama sokmaya çalışıyor" demek, sonra öldürdüğü her kafirde çıkıp ortalığa "bir tane daha öldürdüm" diye bağırmak.. Bizler mağrur müslümanlarız.. Kimin ne yapmak istediğini görüyoruz, zaten onlar değişmiyor ki, düşman aynı düşman, yani kafada bu çatışma..Sonra kendi tavrımızı biliyoruz, vereceğimiz cevabı - cevabı nerede arayacağımızı ya da- Zaten biz doğruysak, doğru olduğumuzu biliyorsak - ki doğru göreceli değil- doğrunun savunulmaya ihtiyacı yok. Bizim dünyamızda bu böyle.. Yalnız görmeyenlere göstermek amacımız..
Olmalı..

Merhum Nurbaki'den...

Mutsuzluktan kurtulmanın çaresini Yüce kitabımız özellikle Sûre-i Bakara'da "Felâha (mutluluğa) çağırırken net bir şekilde ittikaya yani Allah’a karşı saygı ve sorumluluğa bağlamaktadır.
...
Eğer kadın ve erkek arasındaki cazibeyi şehvet vitesine bağlarsanız kısa bir süre sonra cazibeler kaybolur, etkileşim söner. Bir erkeğin veya kadının aile yuvası içinde birbirlerine karşı sevgi ve isteklerini kesiksiz sürdürebilmeleri için hem erkeğin hem kadının cînslerine has manevi cereyanlarını telef etmemeleri gerekir. İşte tesettür dediğimiz güzelliklerin gizlenmesi olayı bu cazibeyi ayakta tutan en büyük kuvvettir. Kadının arzulanan, erkeğin arzulayan cereyanları sürdükçe aile içindeki sevgi devam eder. Tesettürün zıddı olan açılıp saçılma ise, erkeği arzulayan kadını da arzulanan varlık olmaktan çıkartır. Dolayısıyla her iki cinsin sevgi cereyanları kısa bir süre içinde söner gider. Bundan sonra artık ailelerde süregelen birliğin itici gücü menfaatten ibaret kalır. Bu kökleri kurumuş aile birliği eşleri ya ihanete ya da nefrete sürükler. Böyle toplumlarda yalnız varlıkları sınırsız şehvet sapıklığına sürükleyen yanılgılar özellikle gençleri yanlış bir etkileşimle ahlâksızlığın çukuruna yuvarlar.
...
Binlerce yıl önce denenip toplumları çökerten ahlâki bunalımlar esir pazarında çıplak kadın teşhir eden fotokopilerini bu kez televizyonlarda tekrar ediyor. Ne yazıktır ki ne istediklerinden, ne yaptıklarından habersiz olan kadın hakları savunucuları da ağzını açmak cesaretini bile gösteremiyorlar. Tarihte Ortadoğu'daki Sodom ve Gomore kentlerini ilâhi gazaba uğratan Roma gibi dev bir imparatorluğu sona erdiren müstehcenlik senaryolarını hep beraber soğukkanlılıkla ve vurdumduymazlıkla seyrediyoruz.
...
Kur'an verdiği emrin müthiş bir takipçisidir. O açılıp saçılmayın demişse getirdiği sosyal yasaları psikolojik, biyolojik, yasalar mutlaka bu emrin takipçisidir.
...
Aslında güzelliğin vazgeçilmez bir parçası iç dünyamızdaki sükûnettir. ... Tam aksine bakışlarında kıskançlık, ihanet gizlenen kimseler ise Allah'ın verdiği fizik güzelliği en alt düzeye çekerler. Ne makyaj ne estetik cerrahi arz ettiğim bu kuralı bozamaz.
...
Yüce kitabımızın emrettiği çizgiler içerisinde ve Fahr-i Kâinat Efendimiz'in uygulayarak bize tanıttığı tesettürü, lüzûmsuz gayretkeşliklerle sevimsiz hale getirmek ve insanları tesettüre karşı saygısız kılmak fevkalade yanlış ve yüce dinimizi rencide eden bir tutumdur.
...
Tesettürün en ilginç bir sırrı da İslâmiyetin erkekle kadını eşit görerek onları toplum içerisinde birbirinden rahatsız olmayarak birlikte yaşayabilmeye teşvik etme hikmetidir. Kadın açılıp saçılmazsa toplum içerisinde dü­şünen, üreten bir varlık olarak erkekle eşit görüntü arz eder. Aksi takdirde müstehcenliği nisbetinde kendisine rağbet edilen bir eşya hüviyetine bürünür ya da ilgi görmediğinden sıkıntılanan bunalımlı bir kişilik kazanır.
...
Gelin siz, tesettürün huzur getiren, sevgi getiren ikliminde mutluluğu seçin.

tamamı için;
Haluk Nurbaki

9 Mart 1995

_____________________________________
Ey menba-ı ÂŞK! Gönlüme kıldığın nazar-ı mehabbet kadardır kıymetim...