Bismi Hu...
Sana yazacağım bir mektuba mutluyum diye başlamayı hiç umut etmezdim ama mutluyum şu anda.. Anlık mutlulukları sensiz gelecek olan tüm sevinçlere değişmeyeceğimi biliyorsun. Seninle acı dolu geçse de ömrüm, tek bir gülümsemen Züleyha'nın dilenciye gülümsemesi, benim hayatım, ömrüm, tek lahza.. gülümsemen ve sen.. Bana bir kere bakman.. gözlerini gözlerime dikip bakman.. Gelebilecek ve gelmiş tüm dertleri yerinden söküp atabilecek tek tılsım sensin.. Seninle, senin yanındayken tüm devletlu sorunlarımı ayağımın altında eziyorum.. senin ayağının altına canımı seriyorum.. bensiz geçmesin tek anın diye gölgen olmaya razıyım.. Senin aydınlığını belli etmek için gölge olmaya razıyım.. Gölgeler olmasa ışığın ne değeri olurdu?
Umutluyum.. Artık acı içinde kıvranmıyor yüreğim.. ne olduğunu bilmediğim bir umudum var hala.. Sen bana gülüyorsun ne büyük saadet.. Ne olacak halimiz.. Ortada kalakaldım.. bir yanım uçurum bir yanım cennet ikisi de sana bağlı.. zülfünün teline bağlı.. bir gün romanların gerçek olması tek korkum.. mektuplarımın geri dönmesi.. dünyayı ısıtmadan benim ellerime ulaşması mesajlarımın.. resimden inen selim pusat geri geleceğim diyordu tosununa. onun için geri dönecekti.. oğlunun asker oldugunu görmek için.. ben kimin için döneceğim.. Güntülü olmayacak.. hanzade kaybolacak.. kubudak kılıcını üstümde oynatacak.. sen mektuplarımı yakmayacak bana vereceksin geri.. ve hayallerine kavuşacaksın.. mutlu olacaksın.. çünkü kimseyi kaybetmeden geleceğini kuracaksın.. Başka hayatları bekleyecek sabrım kalmadı artık.. her gün bir yıl daha yaşlanıyorum.. bin yılları hissediyorum içimde.. Mete'nin subayları peşimde beni ihanetten öldürecekler..
Mavi bir hayale asık olduğumdan beri, senin için bir çiçek yetiştiriyorum içimde.. gül olarak başlayan hikaye lale de hayat buldu.. lillah tan hu ya giden yolda.. gül den laleye erdi hikaye.. bizi kimse anlamıyor, hiç kimse.. bu mektupları okuyan hiç kimse anlayamayacak aşkımı.. ama sen anla ne olur.. beni yarım bırakma.. bilgisayarın saati yine seni geçiyor.. bunca sey tevafuk mu? seni çıkartmak için uğraşırken kalbimden ben bir yerde hata yaptım.. sen daha da sağlamlaştırdın tahtını.. rüveyda bir umuttu.. o da söndü.. halden anlamayan nadan a verecek gönlümüz yok bizim.. sen anla beni..
Koca bir gelecek düşlüyorum, seninle olan, bir saniyesi bile sensiz geçmeyen.. Günahkarım biliyorum.. yaptığım günah, dediğim günah.. sevmem günah seni.. yasaktın sen bana.. yasak meyveydin.. ama yaptığım günahlar içinde sen zelle.. en hafifi.. sen en az sahip olduğum varlıksın.. dostumsun.. sevdiğimsin.. beni sevensin.. benim için ağlayansın.. saatler üzmüyor artık beni.. saatler kacı kac geçerse geçsin.. senin de beni biraz da olsa sevdiğini biliyorum ya.. yetiyor bu bana..
gelsin senin ardından gelen ölümde olsa hayatta olsa diyordum gecen sene.. bu sene gel diyorum sadece.. gel.. ölümü de istemiyorum hayatı da seni istiyorum sadece.. senden ayrılmamayı.. hasret çekmeden vuslatı istiyorum.. zaten hasretlere boğuldum yıllardan beri... senin yanında senin hasretini cekiyorum.. ben gecen sene böyle kör kütük asık değildim.. o yüzden sultan selim han'ın ordusu gibi yürüyordu kelimelerim.. bugün ne diyecegimi ne yapacağımı bilemiyorum.. edebiyatın da aciz kaldığını görüyorum güzelliğinin yanında.. kim aciz kalmaz ki.. kimin dili tutulmaz ki.. hangi yeşil gözlerinin karşısında dayanabilir.. hangi beyaz tenini aşabilir.. hangi çocuk senden daha sevimli olabilir.. hangi kahverengi saçlarında kıvrılabilir..
ben seni kaybetmek istemiyorum.. çok zor buldum seni.. masallara kaçırmıstı seni atsız.. çöllerde arıyordu seni mecnun..senin dağın ardında olduğunu biliyordu ferhat.. kerem yana yakıla seni arıyordu.. ben buldum seni.. ne bugün ne yarın ne de 3 sene sonra.. gitme.. hiç bir zaman gitme.. ben razıyım bu yolda çekilecekleri cekmeye.. senin sevginle büyütmek için kalbimi ayagına sermeye hazırım tüm benliğimi.. gitme.. ne olur.. ben sana gül dökülmüş yollar vaad edemiyorum doğru.. belki sarsamayacağım dünyayı ismimle doğru.. ama yanlızca seni sevmek geliyor elimden.. derslerim iyi değil baskaları kadar.. belki onlar kadar iyi giyinemiyorum... bilmiyorum.. belki kızıyorsun bunları okurken ben bunları mı düşünüyorum sanki diye.. ama ama ne yapayım.. gönül ferman dinlemiyor.. elimin de kemiği yok..
Gel tamamına erdir bu hikayeyi.. acı çekiyorum.. acı çekiyorsun.. acıların dinmesi için elimden sadece bu geliyor.. kendimi sermek ayaklarına.. elimde olsa ah! elimde olsa... mutluluğun için tüm engelleri tek tek kaldırırdım önünden.. ruhumu feda ederdim sırf sen mutlu ol diye.. göz yaşı dökme diye.. ben, sen mutlu olasın diye yasıyorum.. ben yasıyor muyum.. bilmiyorum...
Gül mevsimi geldi. İsmin bana neler anlattı.. gözlerinde ne leyla lar buldum Kaysları Mecnun eden.. Saçların da ne Şirinler sezdim.. insanı ferhat eyleyen.. sen ne güzeldin.. yirmibirinci yüzyılın ıssızlığında, asırlar öncesinin türkülerini dinlemek istedim sesinin buğusunda.. Bu yüzyılın bozulmuşluğuna çarkların çirkef işleyişine bir isyandın sen benim için..Belki bin yıllar önce bulduğum, her şairde her şiirde arayıp sorduğum.. her türküye adınla başlayıp her ağıtı adınla bitirdiğimdin sen.. Sen ne güzeldin..
Eğer bu hikaye bir yerde biterse, çarşambaya yazılmış türküler bende gerçek olursa belki karşına hiç çıkmayacağım. Seni her gördüğümde yolumu değiştirip duvarları yumruklayacağım.. Yorgun dolmuş şoförleri için bestelenmiş bir sarkıda seni bulup kendimi şehrin soğuk yollarına atacağım.. Her şey sana bağlı.. Canını sevgilisinin zülfünün teline bağlayan şairlerle büyüdüm ben.. Kendi duvarlarımı yıkarsam altında kalabilirim.. Bir daha gül tomurcuklarına ağlayamayabilirim.. Bir daha düşünemem aşkın büyüsünü.. bir daha yazamam gül redifli mektuplar sana..
Gül mevsimi de geldi.. sen gideceksin vakit yakındır.. Güllerle nöbetleşe geliyorsunuz benim hayatıma.. güller mi daha güzel yoksa sen mi? mevsimler söylemiyor bana bunu.. Güller de kuruyacak.. ben de bir gün hayal olacağım.. Acaba varmıydı ve bana bunları o mu yazmıştı diye düşüneceksin belki.. Belki su anda bile düşünüyorsun bunları okurken.. böyle birsey nasıl olur.. Korkuyorsun belki.. belki gururlusun.. belki gülüyorsun içini okuma çabalarıma..
Fotoğrafımız yok seninle hiç.. belki de hiç olmayacak.. ben bir hayal olarak kalacağım sende.. mektuplarım kalacak eğer bakmaya imkanın olursa bakacağın.. belki gözyaslarıyla yıkayacağın mesajlarım kalacak sana yadigar.. yüzümü unutacaksın belki bir gün.. içindeki ben dısardaki beni gececek.. ben karanlığım geceleri aydınlatmıyor kalpleri ışığım.. Oysa istanbul ışıl ışıl parlamakta.. o İstanbul ki şehirlerin sultanı... nasıl kafa tutabilirim bu halimle bir padişaha.. ben özgürlüğü elinden alınmış bir köle..
mektubu nasıl bitireceğim bilemiyorum.. ama bitmeli bir yerde öyle değil mi? herşeyin bir sonu var öyle değil mi? aşklar da bir gün biter öyle değil mi? ben seni seviyorum.. tüm kalplerin anahtarı Allah'ta.. züleyha'nın duası tek sığınağım.. "Yusuf'u Yusuf'un Rabbinden istiyorum"
Ne olursa olsun, beni unutma..
kal sağlıcakla..
Yorumlar
Ahmet Murad`a...
Çar, 15/09/2004 - 02:28 — Olcay YanmazÖnce...
Ne kadar uzun bir mektup diye icimden gecirdim.
Sonra...
Sevgiliye yazilan cümleleri merak eden gözlerime sabir doldu.
Ve...
"ne olursa olsun,beni unutma,kal saglicakla"deyip bitince;hala yasiyor olmasinin mutlulugunu yasadim...
"Unutana,unutulana kadar yasasin..."dedim ekledim buraya...
Sevgi ve saygilarimla A.Murad...
Olcay
..
Cum, 17/09/2004 - 07:31 — HaticeVerayazının tümünü baştan sona henüz okudum. her zaman hayrete düşmüşümdür, kadınlara nasıl aşık olunabilir böyle yanık yanık diye... bir kadın olarak bunu asla da anlayamayacağım herhalde. veyahut mvzubahis hanımefendi hakikaten harikulade. ne bileyim bir letafet sembolü, bir canan, bir leyla, bir haticevera...
ne leyla ne şirin..
Cum, 17/09/2004 - 07:56 — Ahmet Hasaneninde sonunda o benim sevdigim. kuzguna yavrusu kartal görünürmüş. benim gözüme de o leyla görünmekte...
mende mecnun'dan fuzun asıklık istidadı var
asık-ı sadık menem mecnun'un ancak adı var
esenlikler dilerim
Cum, 17/09/2004 - 08:09 — HaticeVeraben aslında bunu anlıyorum galiba, evet. güzel olmuş aslında, şık olmuş pek. eline sağlık.
aşk ...
Pzt, 04/10/2004 - 19:36 — Ahfa Sûedabir "süzülen" hikayesi vardı mailboxımda ..
ve ben o hikayeyi hayranlıkla okurken her seferinde birgün süzülen i geride bırakacağımı hiç düşünmemiştim yaşadıklarımla..
şimdi hikayeyi yazmasam buraya ya bu ne diyo diyceksiniz ..
ok kopyalıyorum hikayeyi.
"Aşkının ağırlığını minicik yüreğine sığdıramayan ve öykü(cü)sünü yitiren
genç haddad gözlerinden süzülen gözyaşları ve aşksızlığa tahammül azmiyle tenakuzunu çözmek için yola koyuldu. Bu tenakuzu çözebilirsem diyordu, içime gelip oturan, içimin derinliğinde bir kor gibi kalbimi delip geçen o ateşe ecza bulabilirsem, kanayan yarama merhem olacak o sızıyı dindirecek reçeteyi yazacak doktorumu bulabilirsem diyor ve diyar diyar geziyordu. Yok olmamak için çile dolduruyordu. Kaç gün olmuştu boğazından bir lokma geçmiyor, yaşadıkları gelip gelip boğazına takılıyordu. Her sofraya oturuşunda gözyaşı ve hıçkırıklarla sarsılıyor, 'Hiç olmazsa içimi dökebilecek birini bulabilsem...' deyip, dalıp gidiyordu.
Bir tek şey biliyordu. Unutmalıydı onu, hacıbubası da ablasıyla haber yollamıştı, 'unutsun o gaseri gırık adamı' diyordu.
Bu bir başlangıç mı, yoksa finis mi, yolun neresindeyim diye geçirirken içinden... Kaç zamandır yüreğini sızlatan şeyin ne olduðunu fark etti. Onu ve öncesini düşündü. Bütün bu sızıların kaynağı yaşayamadıklarından ve yaşatamadıklarından ileri geliyordu. Merhametlinin engin kollarına kendini bırakıp, ona ve kendine acımaya başladı. Hayret bundan garip bir zevk alıyordu. Bir dinleyen olsa beni, anlatabilsem yaşadıklarımı ve dahi yaşamak istediklerimi, bu kadar acı çekmezdim kuşkusuz diyordu. Paylaşacak, yüreğinin zenginliklerini ona tekellüfsüz sunacak, onu incitmeden dertlerine ortak olacak, ateşin aşkıyla kor gibi yüreğinin hararetini dindirecek bir demir yürek arıyordu. Uykusuz geçen gecelerin kan çanağına dönmüş fersiz gözlerin, hayatın anlamsızlığını ifade eden kayıtsızlığın, her şey in ama her şeyin boş olduğu kanaatiyle zamanın inadına durduğu geçmez anların kahrediciliği, belki bir umut doğar mülahazasıyla karalanan ve adresine postalanan 'ne bir adım atabiliyorum sana doğru, ne de arkamı dönüp gidebiliyorum.' mısraıyla süzülen, Arş-ı Rahman'ı ihtizaza getirdiðini nereden bilebilirdi ki... Hasbi yakarışıyla attığı adım makes bulmuştu. Hiç ummadığı bir anda ve tahmin edemediði bir çözümle karşı karşıyaydı. O Haddad'dan habersiz, Haddad yıllarca naif yüreğinde onu çoğaltıp, büyütmüştü. Henüz geç kalmış sayılmayız diyordu Haddad, Süzülen'in
gözyaşlarıyla... Yaranın derinliği ve Haddad'ın toyluğu Süzülen'i erken
yakalamıştı.
Bildiği bir tek şey vardı demircinin, kor ile, yanmış yüreği şok ile tedavi
edebilirdi. Ve kanayan yaraya neşteri vurdu.
Hayret makamına erken varmanın şaşkınlığıyla ağzından gayr-i ihtiyari;
'bileydim kovmazdım hüznü kapımdan, aşkın eşiğinden döneceğimi' mısraları
dökülüverdi Süzülen'in...
Mutluluk gözyaşlarıyla, 'Rabbim beni terketmedi ve beni zayi etmeyecek'
diyebildi sadece..."
işte böyle bir hikaye ..
öyle bir an geliyor ve diyorsunuz ki 'ne bir adım atabiliyorum sana doğru, ne de arkamı dönüp gidebiliyorum'
ve ettiğiniz samimi yakarışlar ,inlemeler ney misali öyle makes buluyor ki ,Sevgili kendi ayaklarıyla geliyor kapıya hani diyorya biri "öyle istemekki kavuşmak mecbur kalsın" ve siz diyorsunuz ki
'bileydim kovmazdım hüznü kapımdan, aşkın eşiğinden döneceğimi' ..
bu hikayeyi hep okurdum da yaw derdim süzülen sevdiğine kavuşmuş onu anladıkta bu cümleyi ne deyu kurmuş...
Öyle bir anlattıki Rabbisi ...
Ve dedim ki aşkın eşiğinden dönmemek için Rabbim hüzne sarılıyorum ve onu beka alemine kadar kendime dost ,yoldaş ediniyorum".
El veda sevgili...Fani alemde duygularımı kirletme ki Baki alemde yalnız kalmayayım ...
imza :
yoruldum mu ..
daha yaşamaya başladımmı ki..