renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Laik Kıskaçta İki Kardeş Kavim

Bu topraklarda bir süredir laik/deist klik tarafından yaşanılan ve yaşatılmaya çalışılan hayatın ideolojik izahı iki satırlık iki tarifle özetlenebilecek kadar basittir:
“Hedonizm, nefsine tapınan yaratıklar krallığının yaşam biçimidir.”
“Laisizm, nefsine mağlup insanlar ülkesinin yönetim biçimidir.”

...

Şimdi elinizde bu kadar basit tanımlara dayanmış bir idealciğiniz ve fakat bu kadar önemli yerde bir memleketiniz ve bu kadar ekose desenli bir milletiniz varsa başlarsınız oyuna...
Bu iktidarınızın kudreti kendinden menkul olduğundan dolayı sizi taşıyacak ayaklara ihtiyacınız olur…
Siz ilkokul çocuğunun dahi taaccüp edeceği vecizeleri tükürüklerle böğürdüğünüzde saygıyla dinlenilmesi gerekir...
Sizin paranoyakça vurduğunuz yerlerde mazlum güller bitmesi icab eder...
Sizin zillet ve zulmünüzün zil ve zurnayla kutlanılması için bir şeyler olmalıdır…
Sis… Duman… Yalan… Dolan… İftira… Ütopya… Plan… Proje… Fail-i meçhul... Fail-i malum... Tuzak... Hile… Kan... Gözyaşı... Tahkir... Tahrik... Hırsızlık... Arsızlık... Haz'a Taparcılık... Hız'a Taparcılık... Azaltılmış dinsellik... Abartılmış cinsellik...!
Ne olursa olsun... Fark etmez artık!
Eğer sen bu memlekette senin dediğinden başka bir idare ve itaat anlayışının olmasına,
Eğer senin emrettiğinden başka bir hayat düzeniyle yaşanmasına,
Eğer senin tarif ettiğinden başka bir birliktelik ve kardeşlik arzu edilmesine,
Eğer senin dediğinden başka bir şeyler denilmesine...
Kıymetini bildiğin ve bilmediğin her şeyi ve herkesi feda edebilecek kadar karşı isen!...
Ve bu karşındalığın farkındalığı ile hareket ediyorsan…
Ve bu karşındalığın farkında bir kalabalığın da olduysa…
Bu obsesif kalabalığın göze almayacağı hiçbir kabalık ve kaos kalmamıştır!
Buna Asala da dahildir! Buna Hizbullah da dahildir! Buna Pkk da!...
Neden mi? Bu vatan bir şartla senin vatanındır nasılsa! Yani senin faşist sistemine uyuyorsa!
Neden mi? Bu halk bir şartla senin halkındır nasılsa! Yani senin laiklik beşiğinde uyuyorsa!
Uy/u/muyor mu? İlk uçakla Tel-Aviv, Washington, Paris veya Londra!..
Neyle mi? Yine bu vatandan ve halktan aldığın ve çaldığın paralarla…
Nereye mi? Bu vatanda ve bu halkla yaşayamadığın hazları kazaya…

...

Gemisinin içindeki yolcuların huzurunu değil kendi muhayyile ve taassubunu önemseyen ve önceleyen ayyaş kaptan için o geminin rotası kayalık olsa ne yazar fırtına olsa ne?!...
“Ne mutlu Kaptanım diyene “ der ve devam eder nasılsa, kime ne!
Ama yolcuları da oyalamak gerek…
Eee…Ne yapacak?
Bakacak bu gemide ilk isyan nereden çıkar diye…
Haliyle ilk ve en büyük adaletsizliğin olduğu yerlerden…
Tamam, gemide her yerde geminin Sahibi’nin sözünden çıkılarak bir idare ve itaat anlayışı hakim kılınıyor ama hedonist ve faşist kaptanlar tarafından üçüncü sınıf yolcu kabul edilenler kimse oradan bir direniş hareketi çıkacağı müstakbel ve mukadderdir…
Kim onlar?
Sahib’ini unutmayan Müslümanlar ve dahi Kürt Yolcular!...
“Madem Allah’tan geldik ve O’na döneceğiz ve mademki hepimizi ve her şeyi de Allah yarattı o zaman Allah’ın sözü her sözün üstünde olmalıdır,O’nun hoşnutluğu ilk ve tek idealimiz olmalıdır” diyen insanlar ile “Kürt Kimliğim sizin batılılaşma hedefinize engelse bu bana zulmetme, beni asimile etme, beni öteleme ve iteleme hakkını size vermez!” diyen insanlar…

...

Peki laiklik lağımındaki faşizan fitnebazların çözümü ne olur dersiniz?
“Yaz! Gericilik ve bölücülük kontrolde tutulacak!”
Nasıl mı?
“Gericiler bölücü olmayacak. Bölücüler de gerici olmayacak.”

...

Öyle bir mizansen dizayn edilecek ki bu coğrafyada, Türk, devlete dönüp “Kürt Kardeşime zulm edemezsin! Onun yanındayım!” diyemeyecek…Kürt, devlete dönüp “Biz Allah’tan geldik ve O’na döneceğiz! Sizin sisteminizde hem zulm hem küfr hem fısk var ve bu bizim kadim İslam inancımıza taban tabana zıttır!” diyemeyecek…
Öyle bir pandomima çevrilecek ki ellerindeki eksik-siz ve eksi-siz Kitab’a rağmen Müslümanlar, Doğu'daki resmi zulüm hakkında ne kalem, ne kelam kımıldatamayacaklar!...
Öyle bir oyun oynanacak ki, inleyen Kürtler Allah’ın A’sını değil başka birisinin A’sını söylemek zorunda kalacaklar!...
Sahi, Pkk neden asla İslami bir söylemle çıkmamıştır? Hiç düşünmediniz mi?
Pkk da tıpkı Türkiye Cumhuriyeti Devleti gibi neden Laiktir? Bu pragmatik bağlamda da tutarlı değildi ki hem...
Bakın, bu ülkenin sekülerleştirilmesinin önündeki en büyük engellerden biri Kürt Halkı’dır! Bana sorarsanız Kürt Kavmi'nin bu gezegende en son sözcülüğünü yapacak organizasyon da Pkk'dır! Ama insan düşünmeden de edemiyor, içinden Selahaddin Eyyubileri Said Nursileri Şeyh Saidleri çıkarmış bu kadar müslüman bir halkın sözcülüğüne soyunmuş bir örgütün yönetim kadrosu nasıl olur da Ateist ve -hadi daha açık söyliyeyim- Laik olabilir?!...
Bu ne yaman çelişkidir? Bu nasıl bir tezgahtır? Bu trajedik tiyatronun izahı nedir?

...

“Allah!” dedikten sonra dönmeyen, O’nun emrettiği üzere bir ahlak ve ahkam için mücadele eden Türk ve Kürt Kardeşliği, değil sadece düzeni Dünyayı bile titretir!
Bu tecrübeyle sabitti. Tarih yazmış ve dünya seyretmişti…
Bir daha olabilir! Yine olabilir! Yeniden olabilir!
Sadece Türk ve Kürt değil, hangi iki veya fazla kavim olursa olsun, Allah’ın Kitabı’ndaki projeler ve Allah’ın Resulu’ndeki pratikler ışığında bir yol haritası çizdiğinde, şimdiki gibi sadece bu dünyasını oyalayacak değil mahşerindeki mutlu sonunu da onaylayacak bir tarih yazabilir.

...

İşler bu kadar net ve büyük oladursun seyyar sabetayist sapıkların istediği ise felekten bir memleket ve dinden bir millet çalmaktı hepsi bu…
Bu dev hırsızlık projesinde Türk-Kürt, Alevi-Sünni birbirine düşmüş, birbirini aşağılamış, birbirine saldırmış, bunun hiçbir önemi olabilir miydi?

...

Bu minval üzere olan biten tüm işler, iç ve dış toplum mühendislerinin hendeseleridir.
Bakın, dikkat edin, bu, öküz altında buzağı değil “manda altında vatanı” aramaktır!..
Başımızdaki bu lanetse, yakinen bilen bir millet için Allah’tan daha güzel hüküm veren kimse olmamalıyken hükmü Allah’tan başka herkese bırakmanın hediyesidir!...
Bu hüsran, birbirine hakkı ve sabrı tavsiye etmemenin sonucudur!...
Bu eziklik, Allah’ın Yolu’ndan başka herhangi bir yolu kim dillendiriyorsa onu tasviye etmemenin duruşudur!
Bu topraklarda yaşanan acılardan yükselen her çığlık, Mü’min olamamanın getirdiği ferasetsizlik ile, ahir zamanın Modern Haçlı Seferleri’nden; “Bana dokunmayın, ben ulusum, millet veya ümmet değilim ki!” diyerek korunacağını sanan ama ya sömürge olacağını ya da tamamen ortadan kaldırılacağını öngöremeyen içimizdeki beyinsizlerin eblehliklerinin beyyinesidir.
Kurtuluş Savaşı ve sonucunda ulaşılan zafer ne kadar hayırlı bir nimet ise bu sistemin kuruluşu da bir nankörlük olmuştur!...
Şimdi konuştuğumuz sorun ise, Allah’ın verdiği nimeti küfürle değişmemizin sadece tek bir faturasıdır.

...

Mahşerde asla sorulmayacak bağlılıkları bu hayatlarının olmazsa olmazlarının başına koyan kim varsa şimdi başını ellerinin arasına almalı ve düşünmelidir.
Allah, hiç kimse istemese de, nûrunu muhakkak tamamlayacaktır ve bundan bu topraklar da muaf değildir!Kimse Arz'dan toprak çaldığını sanmasın, zira olan bitenler yalnızca El-Kadir'in imtihanıdır...
Milliyetçilik asabiyetiyle bu Nur'un hasmı olmuş müstekbirlerin tuzağına düşmek, bu Nur'un nasibiyle hısım olan biz iki kardeş halkın mahşerde savunusu olabilecek mi sanıyoruz yoksa? Eğer öyleyse bu fahiş bir hata!
Türk veya Kürt, her türlü kimliğini Abdullah'lığının ardına atmış biz AbdulKadir'lere düşen, bu nur tamamlanırken Rabbimizin muvazzafı olmayı istemek ve buna müteallik bir kardeşlik hukuku tesis etmek değil midir?
Bu topraklar ne Türklerindir Ne Kürtlerindir!
Bu topraklar arz'a dahildir ve tamamıyle Allah'ındır!
Allah bu toprak parçasını Türklere ve Kürtlere emanet etmiştir!
Şimdi kimdir ki bu topraklarda birbirine ve nefsine zulmetmeden yaşar selamet onundur!
Bu vatanda olan biten tüm ihtilaflar asla bu ülkenin halklarının icadı değildir.
Bu halkın oyalandırıldığı gericilik ve bölücülük gibi düzmece projeler, bu ülkenin kuruluş paradigmalarında imzası olan jöntürklerin, olaylara bön bön bakan, paradoks dolu ideolojilerde dön babam dönen ama asla sorunlara son veremeyen ve dolayısı ile self-determinasyonuna bile yön veremeyen bir halk istemelerinin somut neticesidir.

...

Bakın, bu ülkenin ilk anayasasına göre kuruluşun asli unsurları Türkler ve Kürtlerdir. Devletin dini İslam’dır.
Bu ülkenin ilk kurucularının ilk tehdit algılamaları ise gericilik ve bölücülüktür.
Bu iki tehdidin aslında tabii birer hak arama davası olabileceğini perdelemenin iki anahtarı vardı:faşizm ve laisizm… Nitekim anayasadan İslam da çıkarıldı Kürtler de…

...

Zaten 158 (yazıyla yüzellisekiz) kişiyle kurulan ve ileriki dönemde hilafeti de kaldırarak içinde olduğu binaya batı-cılık adı altında batıl-cılığı taşımayı kendine misyon biçmiş bir yapıyı herkesin kabul edeceği de düşünülmemekteydi…
Daha Lozan Anlaşması'nın üstünden sekiz, Cumhuriyet'in İlanı'ndan beş ay geçmemişken Millet Meclisi'nin şahs-ı manevi'sinde mündemiç bırakılmak üzere ilga edilen hilafet kurumu, hangi Uluslararası yeni ve gizli parametrelerin getirisidir?

...

Lozan'ın ise bu coğrafyaya en büyük zararı ulusçuluğun resmi ideoloji olarak belirlenmesinde belirleyici bir rol oynamasıdır.
Hürriyet Gazetesi’nin manşetinin yanına bakınız.”Türkiye Türklerindir” yazar…
Ne kadar keskin zeka ürünü ne kadar kuşatıcı bir vecize değil mi?!...
Peki bir kürt gözüyle bakar mısınız bu cümleye…Ne hissediyorsunuz?...
Hatta şimdi bu tip gazetelerde Pkk-İsrail dayanışması yer buluyor. Tabi bizim gibi, Yahudileri soğan ve sarımsağına kadar anlatan bir Kitab olan Kur'an'ın talebeleri için çok bayat bir haber ama diğer bir açıdan bakarsak daima resmi ideolojinin sözcüsü olmuş Hürriyet'in kuruluş tarihi 01.05.1948 iken İsrail'in kuruluş tarihi ise 14.05.1948'dir... Ne de yakınlar!...

...

“Ne Mutlu Türküm Diyene” sözüne bu devlete vergi veren ve vatanını seven ama asla herhangi bir şekilde asimilasyonu veya bunun teklifini dahi istemeyen bir Kürt olarak bakar mısınız?
Bu vecizenin tavzihi babından dillendirilen “bu memleket için çalışan kim varsa Türk’tür” sözünden sonra yine empati yaparak fikrederseniz de özrü kabahatinden büyüklüğü görmez misiniz?

...

Ben kendimi her zamanda ve her mekanda Allah'ın isimlendirdiği isimle, yani “müslüman” ile isimlendiren bir insanım.
Diğer sıfatlar talidir.
Bununla beraber dedesinin dedesi Osmanlı Mutasarrıfı olmuş, sülalesinin tamamı Türk olan ve yaşadığı şehir İstanbul'a gelmeleri de, şehrin müslümanlar tarafından fethine kadar dayanan bir Türk'üm .Şimdi soruyorum; biz Türkler, bizden önce dahi bu topraklarda olan-veya olmayan- insanlara nasıl olur da, bizimle beraber, birlikte kurduğumuz bu ülke için çalışırlarsa bizim ırkımızdan olacaklarını söyleriz ve iddia ederiz yahu?!.. Şaka mı bu?!...

...

“Bu ülkede ümmetçiliği bırakalım, çağdaş ve ulusçu olalım” diyen hemen kim varsa bunların esasen zaten asla ümmetten de olmadıklarını fark etmek nasıl bir tuzağa çağrıldığımızın da deşifresi değil midir?

...

Çağdaşlıktan kastın, geçen zamanla ve gelinen çağla beraber fikirsel mesafe katettiğinin ve artık beş duyuyla algılanmayan tanrıya inanmayarak modernleştiğinin iddiasındaki insanın, bu fikriyatının farkındalığı ve fırsatçılığı ile daldığı türlü dipsiz günah kuyularına ve yaşamsal anarşiye davet olduğunu hala anlayamıyor muyuz?
Ulus’un Moğol Hükümdarı’nın tebaasına, Çağ’ın ise bu hükümdarın bu tebaayı idare süresine verilen isim olduğunun bilgisi de mi “Ümm-et’in anne: üretken topluluk” demek olduğunun bilincinde ve kıvancında olması gereken bizleri, bizlere dayatılan bu saçma isimleri ve düzmece resimleri redde yönlendirmez?

...

Sosyolojik bir kaide olarak, tepeden inme devrimlerin, müteakip iki jenerasyon sonra zayıflama ve devrilme sürecine girmeleri söz konusudur.
Yani siz beşeri dogmalarınızı vahyin hitabına meftun olacak torununuzun torununa izah edemezsiniz!
Bunu, entrikacı elit egemenler de bilmektedir. Şimdi bundan sonra yaşanacak her hadiseye bu perspektifle bakılmalıdır.
Allah'ın, “örümceğin evi kadar zayıf” olarak tarif ettiği batıl sistemlerin akibeti, Allah deyip ihlasla yaşanacak hayatlarda ve Lafz-ı Şerif'i nefeslerinde ve dualarında ve sloganlarında üfleyecek dudaklardadır ki Allah bize ve nesillerimize bunu nasib etsin...

...

Biz, fikriyatı bir şeylerin üstünü örtmek ve hayatı bir şeylerin yerlerini zorla değiştirmek üstüne kurulu olanların egemenliğindeki sistemin sözleriyle konuşmak ve gözleriyle bakmak durumunda değiliz!
Bil-akis biz birbirimize yönelteceğimiz en ufak aşağılayıcı bakışta dahi nazarımızla beraber imanımızın da aşağılara indiğinden endişe etmeliyiz.
Biz, bir tek kardeşin bile gıyabında kötü konuşmanın onun ölü etini yemek gibi bir ezayla teşbih edildiği bir öğretinin öğrencileri olarak diğer kavme mensub kardeşlerimiz hakkında konuşurken çok ama çok dikkatli olmalıyız.
Unutmamalıyız ki birbirimizi sevmememiz, dini Allah’a has kılmamamızın ve imanı kişiselleştirmemizin neticesidir.
Birbirimizi sevmemiz ise yek diğerimiz için selamet istememiz ve selam vermemiz ile olabilir.

...

Türkiye’nin içinde olduğu durum, Baştaki küçük görünen bir sapmanın ileride feci mesafede uzaklıklara sebeb olmasına örnek olarak yeter.
Tekrar yakınlaşmamızın sırrı ise işte bu baştaki sapmaların tesbiti ve reddi ile mümkündür.

...

Faşizm sapsız kılıç gibidir. Karşınızdakine sokmak isterken sizi keser!
Kendi ırkımızı üstün görmemiz ancak bu sistemin bize verdiği ulusçuluk kılıcının tesiridir.Bunun da sonrasında Allah bize üzüntü ve keder vermiştir.
Biz İslamı ve hediyesi olan İslam Kardeşliğini kabul etmeden de elem ve ızdırabımız kaybolmayacaktır.
Laisizm, dini, kanser mesabesinde görerek devlet erkinden ayırmak için yapılan ameliyatın ismidir.Tabi deistler tarafından savunusu “kanserdi” diyerek yapılmaz, “kalpti ve yorulmasın diye ayırdık” denilir! Bu zihniyette bir idare ve itaat birlikteliğinden ise zillet eksik olmamıştır ve olmaz. Zira zaten din, insanlar zillete düçar olabilecekken onları yaratıp başıboş bırakmamayı kendine ilke edinmiş Allah’ın uzattığı yaşam kılavuzudur.

...

Doğru tahlil ve münasip tavra dair ideal fikirleri beyan eden Mustafa İslamoğlu’nu, Nureddin Şirin’i, Hakan Albayrak’ı, mezkur problemin çözümü için oluşturulabilecek bir komisyonun başkanı veya üyesi yapmak yerine hapse atan zihniyetin bu vatana da bu halka da vereceği hiçbir şey yoktur ve olamaz!
“Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz
Görünür rütbe-i aklı eserinden”
On binlerce gencecik evladı anasının veya karısının koynundan alıp toprağa verdiren, bir de reddettiği dinin terminolojisine sığınarak şehid diyebilen, “bu çağda hala tanrı diye bir şeye inandığı için” hakir gördüğü iki kavimden müteşekkil halkından aldığı yüz milyarlarca lirayı baruta vererek heba eden, bu barutu da kendi getirdiği faşizm ateşiyle yan yana koyup ortalığı devletin bekası adına cehenneme çevirenlerin ne sosyal ne kültürel ne hukuksal hiçbir sözleri kabul edilebilir değildir.
Biz ancak Rabbimizin hoşnutluğunu kazanmak davasında tatlı bir rekabet ve dayanışma içinde olabilecek iki kardeş kavimiz.
Kendileri gibi kurdukları da kelebek ömürlü olan kafirlerin ne verdikleri gazlar bizi düşman edebilmelidir ne de vaad ettikleri hazlar bizi nefsani bir hayata sürüklemelidir.
Ancak ve ancak , Biz O’nun kopmaz ipine yani dinine/kitabına/elçisine sımsıkı sarılırsak Allah, Türk’ün de Kürd’ün de yardımcısı olacak ve içinde bulunduğu cahilce cesaretten ve acizce esaretten kurtacaracaktır…
Şimdi bizlere düşen bizi biz yapan özlerimizin kadrini bilmek olsun…
Şimdi bizlere düşen bizi kardeş yapan dinimizin kıymetini anlamak olsun...
Şimdi bizlere düşen birbirimize selam vermek ve selamet dilemek olsun...

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

Kardeşlik ve İnanç=Samimiyet

Selamlar, yazınız dikkate değer..

Süreç itibariyle içinde bulunduğumuz göstermelik şoven çukurdan bağımsız olmakla birlikte, faşizmin bir bilinç kayması olduğu düşünülebilir bir gerçeklik. Ancak bu boyutuyla algılanmış bir milliyetçiliğin -tarihin hiçbir döneminde- ne devlet politikası ne de toplum yaşayışı olarak ‘Türk Milleti’ne izafe edilemeyeceğini de biliyoruz. Laisizm kendi başına bir konu, ancak ulusalcı mantığın birey ve toplum üzerinde gerçekten ciddiye alınacak bir etki bırakmadığına da şahit olduk.

Bir yurttaş olarak cizane düşüncem; her iki kardeş kavmin birbirlerine karşı samimiyetinin kurtuluş savaşındaki amaçlar doğrultusunda -kayıtsızca- hareket etmek bilincini diri tutmasıyla yenileneceğini düşünüyorum. Koçkiri ve benzer hadiselerin bu amacı ne ölçü de tavsatıp, tarazladığını bugün bile yaşayarak görebiliyoruz. Elbetteki kimler olduğumuzu bilmek nereden geldiğimizi ve nereye ait olduğumuzu bilmek kişi ve toplumların varoluşları ve konum belirlemeleri açısından önemli; duvar kovuğundan çıkmamış olmanın da bir gereği.Ancak kendimizi hangi kavmin bir parçası olarak görürsek görelim, bu toprakların ve bu topraklar üzerinde bozgunculuk çıkaranları cesaretlendirmeden varolabilmenin gereklerine inanarak yaşamak da ‘inancımız’a olan bağlılık ve samimiyetimizi ölçüyor..

keşke!

selam ve dua ile;
bir filmden aklımda kalan bir söz: olay afrikada geçiyor.. tutsilerle hutular arasında -her iki kabile afrikanın yerlisi ve derilerinin regni de siyah- geçen vahşi bir katliamı anlatıyor. dokuz-on yaşlarında küçücük bir çocuk palalarla öldürülmek üzereyken şöyle demiş: "lütfen beni öldürmeyin.. bir daha tutsi olmayacağım!"

Hamaset yazısı

Çok fazla hamaset, komplo teorisi ve idealizm içeren boş bir yazı. Nefret üzerine kurulu ve çok sayıda hatalar ve saptırmalar içeriyor...

Bu yazım tarzını zararlı buluyorum, çünkü bu tarz bir düşünce mantığını yürütmekle, son derece dindar gruplar ve kişiler de dahil, istediğiniz herkese düşman olabilirsiniz.

yorum yapılamayacak kadar boş yorum

teşekkürler mert bey;
soyadınızdan mı mülhem bilemiyorum ama nuh demiş başka bir şey dememişsiniz...
hamaset demişsiniz, adres yok. komplo teorisi demişsiniz, işaret yok.idealizm demişsiniz de bu kötü bişi değilki?

hepsi ön-son-yanlış yargı dolu işi boş yorumlar gibi görünüyor ama ben bir yere takıldım:
idealizm demişsiniz, neden laik:deist ideolojinin iddiası olabiliyor da bir Yaratıcı'nın varlığına ve Bu Yaratıcı'nın sözlerinin en üstün ve en değerli sözler olduğuna inananların fikirleri idealist olamıyor? ilki makyavelist diğeri ilkeci üstelik?
cemaat'ten oldugunuzu sanıyorum ama bana bir de cemadat'tan olmadıgınızı ispat etmeniz için yorumlarınızın içini doldurmanız icab eder.yoksa ben "a priorimania" diyorum fikirsel smaçlarımı karşılayamasa da sayıyı kendisinin yaptıgını sanan arkadaşlara...

"bu tarz bir düşünce mantığını yürütmekle, son derece dindar gruplar ve kişiler de dahil, istediğiniz herkese düşman olabilirsiniz." demişsiniz... :) gerçekten söylüyorumki "sizi anlayamadım".
düşünce mantık yürütüm ve sürümlerimiz, norm-al seviyedeki zeka sahipleri için dahi anlaşılabilirdir ve yansıdıkları yazılardan da bilinebilir ki, "suni ihtilafların ve bunların üreticilerinin deşifresi ve panzehirine mütealliktir."

bilemiyorum ki muhalefetinizi açar mısınız ? ya da en kolayı bir şey açmadan kaçar mısnız?bakalım ve görelim..

örnek

Yazının tümü hatalı değil, elbette. Fakat yazı yer yer çok yanlış ifadeler içeriyor. Bir tane örnek vereyim:
"Ama insan düşünmeden de edemiyor, içinden Selahaddin Eyyubileri Said Nursileri Şeyh Saidleri çıkarmış bu kadar müslüman bir halkın sözcülüğüne soyunmuş bir örgütün yönetim kadrosu nasıl olur da Ateist ve -hadi daha açık söyliyeyim- Laik olabilir?!..."
Buradaki "Ateist ve -hadi daha açık söyliyeyim- Laik" ifadesinden ben, Laiklikle Ateizmin özdeşleştirildiğini anladım. Bu çok yanlış bir iddia.
Temel olarak, yazıdaki eleştirdiğim nokta, laikliğe yönelik bu ve benzeri aşırı eleştirilerden kaynaklanıyor.

Ayrıca konuyu uzatmak ve konu dışına çıkmayı doğru bulmuyorum, fakat doğrudan benim kişiliğime yönelik yaptığınız eleştirilerin konuyla ne ilgisi var onu da anlamadım. Eleştirime karşı eleştiri yayınlarken, neden beni "kaçmakla" veya "soyadım gibi nuh deyip peygamber dememekle" suçluyorsunuz? Bu bir fikir tartışması. Bu tip suçlamalar ahlaki değil.

sizce laisizm gerekli mi?

teşekkür ederim...
doğru örnek değil bence...
zira o yazıda eleştirilesi başka yerler vardır elbet...
ben çok aradım bulamadım yazarı olarak...
ama belki çıkabilir yani...bilmiyorum...
tartışabiliriz de üstüne hatta ne bulunursa...

neyse...madem siz o sofradan bu ekşiyi beğendiniz..bunun üstünden gidelim...
mert bey;
"Buradaki "Ateist ve -hadi daha açık söyliyeyim- Laik" ifadesinden ben, Laiklikle Ateizmin özdeşleştirildiğini anladım. Bu çok yanlış bir iddia.
Temel olarak, yazıdaki eleştirdiğim nokta, laikliğe yönelik bu ve benzeri aşırı eleştirilerden kaynaklanıyor." demişsiniz...
eywallah da...
ifadem aynen şu : "Ateist ve -hadi daha açık söyliyeyim- Laik"...
arkasındayım!...
evet, laisizmi isteyenler genellikle ateist veya bir oranda deisttir...
zaten yazının içinde birden fazla yerde bunu vurguladık.
kur'an bunu yüzden fazla yerde vurgular o da apayrı bir konuki konu uzarsa başvurmak ve "Kur'an'da laikliği" işlemeye ve belki müstakil bir yazı konusu yapmaya başlayacağım.zaten sıradaki yazılarımdan birisi belki de...neyse...

kısaca değinmem gerek; bu egemen elit tabakanın mensub oldukları fikriyatta günah diye bir şey sözkonusu olmadıgı için bunun yaşanmasının onunde hiçbir engel görmek istememektedirler. e günahı mecbur yapamayacağınıza göre nasıl olacak peki "kalabalıklar halinde güruh güruh tanrıya inanan cahil yığınları" çağdaşlaştırmak?
ya milyonların canına kıyacaksınız ya laikliği getirip dini devletten dolayısı ile toplumdan uzak tutmaya bakacaksınız.ilki seçilmiştir.belli bir birikim üstündeki binlerce kişi yeni laik sistem uğruna darağaçlarında sallandırıldı ve suikaste gitti ise bunu da mı biz yaptık mert bey? iskilipli atıfları mı unutacağız yoksa şeyh said'i mi? açık konuşalım mı?

mesele neye nereden ve nasıl baktığımızdır. ben müslümanlardanım ve yeni gelen sistemin gelişinin nasıl oldugunu bilmeye anlamaya calıyorum. ama siz laisizm hakkında ne düşündüğünüzü daha açık yazarsanız daha güzel gidebilir konu üstüne konusmamız.

peki mert bey, bu sefer biz soralım, sizce bu coğrafyada laisizm gerekli mi veya ne ölçüde gerekli ? benim aşırı bulduğunuz diğer eleştirilerimden de misallerle gidersek daha elle tutulur oluruz...
eyvallah...

ârife gereken tarifler...

Mert bey keşke yazı hakkındaki eleştirinizi -eleştirdiğiniz üslupla yapmak yerine- alternatif düşünceleriniz ve yanlış bulduklarınız üzerine bina etseydiniz. bu şekilde bir yorumla, tam da söylediğiniz şeyi kendiniz yapmışsınız..

yazının teknik kısmını bir kenara bırakırsak, bence de çok elzem bir yazıydı. bilhassa "muhafazakar ya da sağ denen cenahın, uzun süre kürt sorunu hakkında nedense kalem oynat(a)mayışı-ki bu hala böyle-."gerici bölücü olmayacak, bölücü de gerici olmayacak" tespiti. her iki cenahtaki sapkınlığın temelinde din yoksunluğunun yatması" gibi tespitler çok yerindeydi.

zira öyle bir şov var ki televizyonlarda gazetelerde ve sokaklarda, aklı selime kimsenin vakti kalmıyor. bir maç izler gibi, " onlardan şu kadar öldü, tüh bizden de bu kadar. önümüzdeki operasyonlara bakacağız artık" edasıyla izlenen gündem. öldürmeye, yok etmeye ve bunun çözüm olduğuna inandırılmış, inandırılmaya çalışılan insanlar. kürt olduklarını bildiği kardeşlerinin işyerlerini yağmalayanlar, hakaretler, kışkırtmalar. sosyal-politik-ekonomik arka plandan yoksun kof zihinler. bugünlere nasıl gelindiğini düşünmeden tarihsel süreçte kürtlere yapılanları görmezden gelenler ve daha kötüsü bunu merak bile etmeyenler.

şahsi kanaatim odur ki, bu ülkede islami kesim kitle olarak kürt sorununa duyarsız kalmıştır. kendileri de müslüman olan ( hatta türklerden önce islamiyeti kabul edn ) kürtleri uzun yıllar yalnız bırakmışlardır. arada hakkını verenler olsa da çoğunluk bu minvalde. oysa bu sorunu çözecek birşey varsa, kesinlikle islami bir yaklaşımdı.

Bediüzzaman'dan bir alıntı ile bu yaklaşımı özetleyebiliriz:

"Ey Kürt Halkı! İttifakta kuvvet, ittihatta hayat, kardeşlikte saadet vardır.

İttihat bağını ve muhabbet ipini güçlü tutun. Ta ki sizi beladan kurtarsın. Bana iyi kulak verin, size bir şey söyleyeceğim. Biliniz ki, korumamız gereken üç cevherimiz vardır: Birincisi: İslamiyettir ki, binlerce şehidimizin kanı pahasına olmuştur. İkincisi: İnsaniyettir ki, halkın nazarında akla uygun hizmetle yiğitliğimizi ve insanlığımızı bütün dünyaya göstermeliyiz.

Üçüncüsü: Milliyetimizdir ki, bize meziyet vermiştir. Bizden öncekiler iyilikleriyle yaşıyorlar. Kendine yetebilen, milliyetini koruyup onların ruhlarını kabirlerinde şad eder.

Bundan sonra bizi perişan eden üç düşmanımız vardır: Birincisi: Fakirliktir ki, İstanbul'daki kırk bin hammal buna delildir. İkincisi: Cehalettir ki, binimizin bir gazete okuyamaması bunun delilidir. Üçüncüsü: İhtilaftır ki, kuvvetimizi kaybettiriyor, bizi terbiyeye müstahak kılıyor ve hükümet de kendi insafsızlığından bize zulmediyor. Eğer bana kulak verdiyseniz, iyi bilin ki, bizim çaremiz şudur: Biz üç elmas kılıcı elimize alalım ve düşmanı üstümüzden kaldıralım. Birincisi: Adalet, maarif ve okuma kılıcıdır. İkincisi: İttifak ve milli muhabbet kılıcıdır. Üçüncüsü: Kendine güven kılıcıdır. Böylece herkes kendi işini yapsın. Sefiller gibi kimsenin gücünden ümit beklemesin ve sırtını ona dayamasın. Son vasiyetim: Okumak! Okumak! Okumak! (Xwandin! Xwandin! Xwandin!) El ele vermek! El ele vermek! El ele vermek! (Destêhevgirtin! Destêhevgirtin! Destêhevgirtin!)"

(Bediüzzaman, Risale-i Nur Külliyatından İçtimai Dersler, Zehra Yayınları)

daha duyarlı daha bilinçli daha ilgili ve bilgili olmamız ümidiyle. ve "bade harabul basra" diyecek duruma gelmeden...

Not: ilgilisi için adı geçen kitap eşi bulunmaz bir kaynaktır. Bediüzzaman'ın Eski Said döneminde sosyal meselelere dair ( ki kürt sorunu epey yer tutuyor ) yazdığı, dönemin gazete ve dergilerinde yayınlanan, Kürtçe ve Türkçe yazılarını, orjinal metinleriyle beraber içeriyor.

her şey bir tutam mavi uğrunaydı, biraz gökyüzünden, biraz denizden , biraz da kalbimizden bir tutam mavi içindi her şey...

Anlamsız Kavgalardan Hayatın Anlamına

Güzel bir konuya çok güzel bir açıdan değinmişsiniz, yazınız bana bu aralar dilime dolanan bir bercesteyi tekrar ettirdi sizlerle de paylaşmak isterim;

Sanmanki taleb-i devlet-ü cah etmeye geldik
Biz aleme bir yar için ah etmeğe geldik
Yenişehirli Avni

(Dünyaya gelişimiz ne mevki ve makam ne de mal ve mülk peşinde koşmak için… Biz buraya bir sevgili için ah etmeye geldik.)

Bize bahşedilen hayatı anlamından uzaklaştırdığımız sürece ömür omuzlarımızda bir yük olacak ve anlamsız kavgaların failleri olmaya devam edeceğiz.

Selam ve dua ile

Zeynep Çekici

"Türk'sen övün, değilsen itaat et"(!!)

Bu topraklarda bir süredir yaşanılan ve/veya yaşatılmaya çalışılan hayatın, doğru süzgeçten geçirilmiş güzel bir özetidir bence bu yazı. “Şartlı bir vatan” anlayışıyla, kendi ırkını es geçerek “ne de mutlu”(!) olmanın formüllerinin öğretildiği bir sistemde, kaptanın “Gericiler bölücü olmayacak. Bölücüler de gerici olmayacak” emri doğrultusunda uygulanan hükümlerle, şimdiye kadar yıllarca yaşanan zulümler hakkında (karşılıklı mazlumlar olarak)hiç kimse kardeşinin hakkını savunamadı. Kardeş olduklarını düşünmelerine bile fırsat verilmedi ki...Oysa ki bizi kardeş kılan, dinimizdi , bizim Rabb’imizdi.

Biz Müslümanlara , Allah’ın hükümlerine teslim olmuşlara, her olaya , Müslümanlığımızın gerektirdiği perspektiften bakmamız yakışır.

“Ey insanlar! Doğrusu biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık. Ve birbirinizle tanışmanız için sizi kavimlere ve kabilelere ayırdık. Muhakkak ki Allah yanında en değerli olanınız, O'ndan en çok korkanınızdır.”(Hucurat 13)
diyen bir Rabb’in kulları olarak, bir insanı nasıl, sırf “bizim ırkımızdan değil” diye “ya sev ya terk et!” kuyularına atabiliriz?

Ülkemizin yaşadığı süreç içinde, yaşanılanlar karşısında hissedilenlerin “faşizan ırkçılık” halinde tezahürünün neticesinde, inanılmaz sloganlar sarmış durumda etrafı…Bu akşam ”Türk’sen övün, değilsen itaat et”(!!!) yazan bir msn iletisi okuduğumda kanım dondu. Slogan sahibinin bakış açısını, hiçbir mantık kalıbına sığdıramadım.
“ Lütfen beni öldürmeyin…Bir daha tutsi olmayacağım.”daki acınası gerçekleri yaşamaya doğru mu gidiyoruz acaba diye düşündüm.

Laiklik üzerine

Merhaba, öncelikle bu tartışma biraz hararetli başladı, ama sanırım giderek daha yararlı bir hale geliyor.

İlk eleştirimde kullandığım "çok boş" ve "nefret ve hamaset içeren" gibi konuyla ilgili eleştirilerimi dile getirmekten ziyade, yapılan çalışmayı toptan bir şekilde yadırgayan kelimelerden dolayı özür dilerim. Bunların çok yanlış ifadeler olduğunu sonradan fark ettim. Fakat sizin de, geçen yazıda bahsettiğim, benim kişiliğimi incitici sözleri geri almanızdan memnun olurum. Sanırım haber7, internethaber gibi sitelerdeki yorumcuların şiddetli hisleri bize de tesir etmiş.

Şimdi gelelim tartışma konusuna. Yazınızdaki temel eleştirdiğim nokta, son yazımda da belirttiğim gibi, laiklik kavramıyla deizm, ateizm felsefelerinin özdeşleştirilmesi ve hakaret içeren bazı sözlerin bulunması (lağım gibi).

Yazınızın bazı kısımları ise bunlardan farklı olarak, son derece barışçı mesajlar içeriyor ki, bunları çok güzel buluyorum, örneğin:
"Biz ancak Rabbimizin hoşnutluğunu kazanmak davasında tatlı bir rekabet ve dayanışma içinde olabilecek iki kardeş kavimiz."
"Bu topraklar arz'a dahildir ve tamamıyle Allah'ındır!
Allah bu toprak parçasını Türklere ve Kürtlere emanet etmiştir!"
"Birbirimizi sevmemiz ise yek diğerimiz için selamet istememiz ve selam vermemiz ile olabilir."

Şimdi müslümanlar olarak fikir tartışmalarında uygulamamız gereken usul olarak, benim Risale-i Nurlardan öğrendiğim davranış şekli, istisnasız her zaman, müspet hareket etmek. İster laiklikle, ister Türkiye Cumhuriyeti Devletinin kurucularıyla ilgili eleştiriler elbette ki olabilir. Fakat bu eleştirileri güzel bir uslupla dile getirmeliyiz. Yazınızın özellikle ilk kısmında, çok ağır, insanları rencide edici sözler kullandığınızı düşünüyorum. Korkudan dolayı değil, İslam ahlakı bunu gerektirdiği için rencide edici, ağır sözlerden kaçınmamız doğru olacaktır. Fakat benim esas tartışmak istediğim nokta bu değil. Tartışma konumuz olan, laiklik konusuna gelelim.

Laikliği, ateizm/deizm gibi felsefelerin doğal bir uzantısı olarak görüyorsunuz. Benim bu konudaki laiklikle ilgili düşüncemin ne olduğunu sormuşsunuz.

Açıkçası, bu konuda kendimi ne İslami, ne de siyasi açıdan yetkin görüyorum. Hatalarım olabilir, fakat yine de şimdiki düşüncelerimi ifade etmeye çalışayım:

Laiklik, Batı Avrupa ülkelerinde uygulanma şekliyle, devletin dini topluluklardan bağımsız olması ve dini toplulukların da devletten bağımsız olması anlamına geliyor. Türkiye'deki laiklik anlayışı, henüz bu seviyede değil, baskıcı bir laiklik anlayışı devam ediyor. Ben Batı Avrupa'daki laikliği temel alarak, düşüncelerimi açıklamak istiyorum, buradan sonra laiklik deyince Türkiye'deki baskıcı uygulamaları değil, Batı Avrupa'daki özgürlükçü laikliği kastediyorum:

Sorunuz tam olarak şöyle: "sizce bu coğrafyada laisizm gerekli mi veya ne ölçüde gerekli ?"

Açıkçası, ben laikliğin, Batı Avrupa'daki şekliyle uygulanması halinde, Türkiye ve diğer İslam ülkelerinde faydalı bir siyasi yönetim ilkesi olduğu düşüncesindeyim. Neden? Çünkü laiklik herhangi bir dini topluluğun, diğer dini topluluklara baskı yapmasını önleyen bir ilkedir. Laiklik, devletin tüm dini gruplara hoşgörüyle yaklaşmasını ve onları kendi içlerinde serbest bırakmasını öngörür.

Fakat burada çok kritik, felsefi bir problem noktası var: Laiklik aynı zamanda, dini toplulukların da devletin kanunlara müdahele etmemesini gerektiriyor. Bu durumda, kanunların kaynağı ne olacak? Ahlak ve toplumsal düzen nasıl sağlanacak? Ayrıca İslam'ın doğrudan toplumsal düzene yönelik ortaya koyduğu kanunlar var, bunların yeri ne olacak?

Bu soruları çok değerli buluyorum. Dürüst olayım, bu sorulara tam tutarlı, düzgün bir yanıt vermiş olarak görmüyorum kendimi. Biraz pragmatik bir düşünce çizgisini izliyorum, bunu biraz açayım:

Öncelikle Allah'ın kainatta koyduğu kurallar olan şeriat sanırım dörde ayrılıyordu: (Bu konuları çok iyi bilmediğimden hatalarım olabilir) Bunlardan biri, tabiatta sürekli cereyan eden yaratılış kanunları, bir diğeri kişisel davranışlarımızla ilgili olan kurallar, biri de devletin yönetimiyle ilgili olan kurallar. Bir tane daha vardı sanırım ama anımsayamıyorum. Şeriatın zaten %99'u devletle ilgisiz. Devletle ilgili olan kısmı da, ben bu işte doğrudan sorumlu olmadığımdan, çok da beni ilgilendirmiyor, diye düşünüyorum. Doğrusu bu biraz sorumluluktan kaçmak gibi bir tavır belki. Ama bir de şu var, eğer bir gün devlet yönetiminde sorumluluk almam gerekirse, o zaman o konuyla daha yakından ilgilenirim. Şu an böyle bir meselem yok.

Laiklik ve devlet yönetimiyle ilgili başka bazı düşüncelerim daha var, fakat bunların bir kısmı çok ham düşünceler olduğundan, burada yazmakla zihin karışıklığına sebep olmak istemiyorum.

İsterseniz, siz devam edin. Zaten laiklikle ilgili özel olarak bir yazı yazmayı planladığınızı söylemiştiniz. Burada konuya kısmen girmek yazınız için de iyi bir başlangıç olabilir.

Hamaset miymiş değil miymiş bakalım...

eywallah mert bey;
Biliniz ki sadece hamaset suçlamasıyla tahkir edilmenin verdiği hissiyatla cevab yazdım size...
hakkım varsa helal ettim, hakkınız varsa lütfen helal ediniz.
ikimiz de yazı ve yorumun olabildiğince kişi değil de konu üzerinden olması gerektiğinde anlaştığımıza göre güzel bir yere geliyoruz demektir,fikir tokuşturmaya...

Bakalım hamaset miymiş değil miymiş o yazım... :)

Ben madde madde cevab vermeye çalışacağım.

1."Yazınızın bazı kısımları ise bunlardan farklı olarak, son derece barışçı mesajlar içeriyor ki, bunları çok güzel buluyorum" demişsiniz ve benim yazımdaki
"Biz ancak Rabbimizin hoşnutluğunu kazanmak davasında tatlı bir rekabet ve dayanışma içinde olabilecek iki kardeş kavimiz."
"Bu topraklar arz'a dahildir ve tamamıyle Allah'ındır!
Allah bu toprak parçasını Türklere ve Kürtlere emanet etmiştir!"
"Birbirimizi sevmemiz ise yek diğerimiz için selamet istememiz ve selam vermemiz ile olabilir." gibi cümlelerimi örnek olarak almışsınız.

Bunları barış ayetleri olarak almanız çok yerinde bir tesbit ama ister Fransız ister Amerikan ister doğu ister batı Avrupa laisizmlerine göre bunların hepsi ancak şahsi mülahazalarım olarak kalabilecek ama asla devletsel boyutta işlenemeyecek fikirlerdir.

Voltaire'in "dediğine katılmıyorum ama dediğini deme özgürlüğünü ömrümün sonuna kadar savunacağım" sözü mevcut Avrupa Sosyal Yapısı 'nın bel kemiği gibidir.
Ama dayandığı Yunan Mitolojisi ve Muharref Yahudi Şeriatı nedeniyle sözün gücüne değil gücün sözüne temayül sahibi olan devletler bazında baktıgınızda bu tür yaklaşımlar pratiği mümkün olmayan romantik lafızlardır ve söylemden eyleme geçmek gibi bir düşünceniz olduğu takdirde...işte tam orada gizli faşizm aşikare olur...laiklik de unutulur ve "insan, türettiği dini hayatına egemen kılar"...

Savunduğunuz Batı Avrupa laikliği dahil tüm laisizmlerde, sürekli izlenen sosyo-psikolojinin hududlarının el verdiği ölçüde laik olabilme ama muhakkak laik kalabilme mecburiyeti vardır.

Çünkü egemen kesim inanır ki insanlar laikliği istemedikleri yani dini hayata hakim kılmak istedikleri takdirde spikerlerimizin dilinde peleseng olan o ortaçağ karanlığı tüm heybetiyle geri gelecek ve insanların dine olan ihtiyacını sömürecek din baronları tarafından devletin işlerliği ifsad edilecektir.
Kısa kesmek için 1789'a bakalım, yeter diyorum...
Bu memleket için konuşmamız gerekirse Laiklik asla yalnız bir devlet yönetim biçimi ya da asla yalnız bir hayat biçimi değildir.İkisinin toplamı ve hatta çok daha fazlasıdır...
Yazımda ben hep dillendirilen iki boyuttan bir fazlasına dikkat çektim ama henüz buna ilişkin bir yorum gelmedi...
Umarım farkedilmiştir...
2."Laiklik, Batı Avrupa ülkelerinde uygulanma şekliyle, devletin dini topluluklardan bağımsız olması ve dini toplulukların da devletten bağımsız olması anlamına geliyor." demişsiniz...

Bu analiz doğru.
Ama bu bağlamda devam ederek bu ülke için bunu istemek yanlış.
(Asla konsantrasyonunuzu kaybetmemeniz adına hatırlatırım ki Hicr Suresi 9.ayette : "BU KİTABI BİZ İNDİRDİK BİZ KORUYACAĞIZ" diyen bir Rabbin kullarıyız. )

Mert Bey,bize kitap tahrif imtihanı hakkı verilmedi.
Ama İbni Mace'de bulabileceğiniz bir rivayette olduğu gibi bize de yanında olan kitab'tan istifade edememe imtihanı açık tutulmuştur Allahu Teala tarafından .
Biz şimdi bu imtihanı kaybederek kaderimiz yapmışların belirlemeye çalıştığı gidişatı kırmak ve parçalamak için çırpınıyoruz.

Kuran'ı, kendi sapık görüşlerinin temyizi ve tamamlayıcısı gibi göre din mafyaları olduğu müddetçe içinde bulunduğumuz itikat ve ibadet hurafeleri enflasyonu ve dolayısı ile de laiklik tartışmaları bitmez!!!

3."Şeriatın zaten %99'u devletle ilgisiz. Devletle ilgili olan kısmı da, ben bu işte doğrudan sorumlu olmadığımdan, çok da beni ilgilendirmiyor, diye düşünüyorum. Doğrusu bu biraz sorumluluktan kaçmak gibi bir tavır belki. Ama bir de şu var, eğer bir gün devlet yönetiminde sorumluluk almam gerekirse, o zaman o konuyla daha yakından ilgilenirim. Şu an böyle bir meselem yok." demişsiniz...

Fethullah Gülen'in, mealen, "Kur'an'da Şeriat, Kur'an'ın yüzde biri gibidir zaten " lafına istinaden, Nur camiasının Fethullah Gülen'in takipçisi olan kolunun tipik düşünce silsilesini sizde de müşahade ediyoruz.Zaten pragmatik olduğunu siz ifade etmişsiniz, yani işe ve eyleme dönük'ten anlam genişlemesiyle "gözüne kestirdiği işi başarmak için ilkelerinden taviz verebilen" bir yaklaşımdır.Ben dünyevi ve uhrevi hayat adına tehlikeli ve yanlış bir yaklaşım olarak değerlendiriyorum. Çok ama çok geniş bir konudur. Burayı kesinlikle aşabilir diye düşünüyorum...Şöyle söyliyeyim, kadim "Amel imanın cüzü müdür değil midir"den "Kur'an'ın Lafız-Mana-Maksad üçgeninin tavzihi" ne kadar uzanır...

4."Şimdi müslümanlar olarak fikir tartışmalarında uygulamamız gereken usul olarak, benim Risale-i Nurlardan öğrendiğim davranış şekli, istisnasız her zaman, müspet hareket etmek. İster laiklikle, ister Türkiye Cumhuriyeti Devletinin kurucularıyla ilgili eleştiriler elbette ki olabilir. Fakat bu eleştirileri güzel bir uslupla dile getirmeliyiz. Yazınızın özellikle ilk kısmında, çok ağır, insanları rencide edici sözler kullandığınızı düşünüyorum. Korkudan dolayı değil, İslam ahlakı bunu gerektirdiği için rencide edici, ağır sözlerden kaçınmamız doğru olacaktır." demişsiniz.

Rencide edici: renc edici: yani keder ve eziyet veren demektir.

Mert Bey, hayatımın hiçbir döneminde "hiçbir insanı asla rencide etmeyeceğim" diye bir idealim olmadı çünkü bunun imkansızlığının farkındayım.
Bugün olduğu gibi, elimde tuttuğum Kur'an'ı anlatan bir kitap bir Allah düşmanına eziyet verebilir ve yüzünü buruşturtabilir veya -öyle değil ama eğer öyle olsaydı - sıkı bir Liverpool taraftarı olarak YEEEAAAAAAHHH diye sekiz defa bağırmam dahi bir 8ekiztaşlı kardeşimi rencide edebilirdi... :)
Bunu amaçlamak sanki bir hümanizmdir gibi geliyor ve ben kesinlikle bir hümanist olmaktan Allah'a sığınırım.

Bizim işimiz insanlara duymak istedikleri şeyleri söylemek olsaydı Ortaköy Meydanı'nda fal bakar gayb'tan haber verirdik he Mert Beyciğim?
Oysa Kur'an En Büyük Haber'dir...

Tıpkı bizim işimiz insanlara istedikleri gibi görünmek olsaydı ajansta kalacağımız gibi...Halbuki hakiki Model'liğin hakkını vermek için ise gelmiş geçmiş En İyi Model olan Muhammed a.s'a ve en iyi Modelist olan Allah'a ve en iyi Model Çizim Kitabı olan Kur'an'a riayet şarttır.
Allah SÖZÜYLE de ÖZÜYLE de model olmayı nasib etsin...Amin...

Size dönecek olursam, Günümüzdeki Fethullah Gülen'e bağlı Nur Cemaati tarafından yapılıp yapılmadığı konusunda soru işaretlerim olan bir imajmakerlik ile sadece ve sadece pik seviyede populist ve pragmatist söylemleriyle tanıtılan bir Said Nursi'den mi söz edeceğiz yoksa benim "kafamdaki kıl sayısı kadar kellem olsa hepsi şeriat'a feda olsun" veya "yüzbin kellem olsa hepsi asayişe feda olsun" diyen dirilişçi ve direnişçi fikir ve eylem adamı Said Nursi'den mi?
Sonra Risale-i Nur'u miheng taşı mesabesinde bellemek kimin fikri?
Benim değil.Benim adım "müslüman". Dolayısı ile itikad ve ibadetimi, diriliş eğitimimi ve direniş kültürümü henüz yazılalı bir asır olmamış bir eserden almam söz konusu değil. Ben adımın verildiği Kitab'a tabi olmalı değil miyim eleştirdiğiniz yazının yazarı olarak? Siz yazın da risale-i nur'a sadık kalmaya calışarak yazın efendim, orada bir problemimiz yokki...
Ama konu laiklik, diğer bir deyimle yaşamsal deizm, diğer bir deyimle örtülü ateizm diğer bir deyimle kılıfında bir küfr diğer bir deyimle günah:ferdi ve içtimai zulm ise ve bu konuların tamamını biz oradan buradan değil Kur'an'dan öğrenebiliyorsak şimdi yazılarımızı yazarken kime soracağız?
Kaldı ki "Laik Kıskaçta İki Kardeş Kavim", sadece bir tebliğ veya tebyin veya tesbit yazısı değil hepsidir.İtiraf etmem gerekir ki hitab ettiği kitle şakirtler değildi...
Said Nursi, gıyabında Pkk'yı önleme değil Pkk'nın hiç olmaması için yapılması gerekenleri söylemiştir ve yazmıştır ve bu devletin oda temizlikçisinden cumhurbaşkanına kadar her seviyede mensubunun ezberlemesi gereken cümleler içerir.

Mert Bey; sizi Kur'an'daki laisizm ayetlerini okumaya davet ediyorum.Sonrasında neden ben laisizm:deizm:ateizm dedim bunu konuşabiliriz. Ama aynı Kuran Kültürü'ne sahip değilken benim burada bunu anlatmam samimiyetime inanın adıma kesinlikle büyük müşkilat.
Belki Siz "laisizm : yaşamsal ve yönetsel deizmdir: dolayısı ile "yaratıcıdır ama yönetici değildir" demek Allah'a, Kur'an'a, Resul'une göre küfr'dür:yani Allah'ın İlah'lığının ve Rab'liğinin ve Hakim'liğinin ve Galip'liğinin ve Vahid'liğinin ve daha nice esmasının reddidir ve üstünün örtülmesi çabasıdır" teziyle ilgili ne düşündüğünüzü beyan ederseniz, fikir teatimizin temellerinin tesbiti adına bana bir fırsat vermiş olursunuz, buyrun Mert Bey...

Teşekkür ederim, Saygılar...
Fatihtezcan@hotmail.com

Hilafet, İsrail için (mi) ilga edildi

Şehid Fethi Şikaki'nin "Şii-Sünni İhtilafı Yapay Bir Kavgadır " adlı makalesinin girizgahıdır, buyrun.

"Ondokuzuncu asrın başlangıcından bu yana İslam dünyası Batı’nın “Endüstri Devrimi’’ adı altında yeni saldırıyla, karşılaşmış bulunuyor. Aslında bu saldırı, öte yandan beri Hristiyanlığın İslam’a karşı var olan kininden doğmaktaydı. Fransa’dan başlayan hücum ise bu taarruzun ilk görüntülerini oluşturuyordu. Bu saldırı sonucu, hilafet makamı ünvanıyla zahiren korunan siyasi nizamımız çöktü ve İslam toprakları işgal edildi. Batılılar sonra da tutarsız laik alternatifleri sunarak fikri ve ahlaki saldırılarını sürdürdüler. Otuz yıl önce bu saldırı, İslam dünyasının kalbinde Siyonist bir Yahudi devlet kurmakla en tehlikeli hedeflerinden birini gerçekleştirmiş oldu. Diğer yandan kendi uşaklarını, gasbettiği siyasi nizamımızın başına dikmeye devam ettiler

Bu saldırı dönemeçli sinsi bir plan ile uygulanıyordu. Saldırının gerçekleşmesi İsrail’ in kuruluşu ise ancak hilafetin yok edilişiyle olabilirdi. İsrail kurulduktan sonra, hayatını sürdürmesi için de İslam topraklarını yönetenlerin Emperyalizm’in uşakları olması gerekiyordu. Demek bu bağımlı yönetimler, bu saldırının mantıksal ve tabii bir sonucu idi. Birinci yüzü İsrail olan madalyonun arka yüzünü de bunlar oluşturmalıydı. Böylece başladı bu planlar, günümüze kadar da uygulanageldi.

Batı sömürgecileri İslam’ın çöküş uygarlığına son ve öldürücü darbelerini indirmiş bulunduğuna inandığı bir zamanda, İran İslam İnkılabı Batıya karşı taarruzuna başladı ve İslam’ın son asırdaki ilk başarısını gerçekleştirdi. Ölü bir gövde zannettikleri İslam yeniden canlanmaya başlamış, derin bir uykudan uyanıyordu. Ama bu kalkış neredendi acaba? Batılı tecavüzkarların şeytani planlarını uygulamakta büyük ölçüde muvaffak oldukları ve hiç korkmadıkları bir yerden, hem de çok canlı, genç ve görkemli bir kalkış. Yeni bir merhale başlıyordu; hayatımızda iki asırlık zillet ve aşağılığı asırlar boyu cehalet ve gerilmeyi yaşadıktan sonra."

Makalenin tamamı için http://www.kudusyolu.com/index.php?adres=vahdet&dil=tr&id=4 adresine müracaat edilebilir.

kusura bakmayın ama

kusura bakmayın ama hayatımda bundan daha saçma bir şey görmedim.

"Saldırının gerçekleşmesi İsrail’ in kuruluşu ise ancak hilafetin yok edilişiyle olabilirdi. İsrail kurulduktan sonra, hayatını sürdürmesi için de İslam topraklarını yönetenlerin Emperyalizm’in uşakları olması gerekiyordu."

kimlere emparyalizmin uşağı dediğinizi anlamadım? açar mısınız?

mende mecnun'dan fuzun asıklık istidadı var
asık-ı sadık menem mecnun'un ancak adı var

El Hak! "cemaat, arkadaşlık sitesi değildir" ! ..De!...

Allah'ın selamı üstünüze olsun ahmet hasan bey;
cemaat'te on adet yazınız var.
ama selamsız sabahsız "hayatta görülmemiş saçmalık" diye daldığınız mevzu ile alakalı bir yazınız yok.

yani sizin hayatınızda olmayan bir şey nasıl saçma olur
veya zaten hayat stilinizde bu konu var mı yok mu değinmemişsiniz ki
yani neyi ne kadar araştırdınız da saçmalık dediniz ki...
ben anlamadım bişi arkadaşım...

buna rağmen orta uzunlukta ve içinde kat'a küfür veya argo falan olmayan ve hatta başlığı da sabır'ın kronolojisi olan bir yazıyı, son yazımın redaksiyonu ve size yolladığım kronolojinin tam ve sahih tesbiti için sabah 6 ya kadar soğukta titreye titreye sabahladığım gece, sanırım 3 gece evvel, editöryaya teslim ettim.

...sansürlendi...

özelden falan yazmak ne benim prensiplerimde var ne de sitenin dik durusunun hakkına uygun...

Sıkıntıdayız...

Ahmet Bey, soru yazdığınız adam hakkında "radikal" diye ifk atılan bir adam!
halbuki bildiğin "müslüman". kıtmirin teki...
o yuzden de hergün heryerde herkesin söylediklerini bu adam söylediğinde dahi site yönetimindeki adını bilmediğim bir kişi korkup yayımlamıyor.
sıkıntı tam burada.
judenstaat-basel-balfour-lozan falan...
bunlar yazılmamış şeyler değil...
gir google'a bak kardeşim...
Hayır, bunları sansurlemeden yazacak bir "arkadaşlık ve paylaşım" sitesi yok da... ona istinaden sıkıntı diyorum!!!...
Anlatabiliyor muyum?...
Fatih TEZCAN
fatihtezcan@hotmail.com

Emparyalizmin uşağı olan ben..

tek bu cümleye cevap vermek isterim

"yani sizin hayatınızda olmayan bir şey nasıl saçma olur
veya zaten hayat stilinizde bu konu var mı yok mu değinmemişsiniz ki
yani neyi ne kadar araştırdınız da saçmalık dediniz ki...
ben anlamadım bişi arkadaşım..."

hayatımda olan herşeyi bu siteye yazmak zorunda olduğumu bilmiyorum özür dilerim. dünyada olup biten herşeyi israil'e bağlama takıntılılığı içindeki insanlardan da hiç hazzetmiyorum. size tek bir sorum var. madem hilafet bu kadar çok önemli bir kurumdu 20. yüzyılın başlarında, neden ırak, arabistan halkı şeyhlerinin önderliğinde halife'nin devletine ve ordusuna isyan ettiler? neden anadolunun evlatlarını sırtlarından vurdular? madem halifelik bu kadar kıymetli bir şeydi 20. yüzyılın başlarında, ki baksanıza koskoca israil devleti kuruluşunu onun kaldırılmasına borçlu, neden hanedan üyeleri yurtdışına çıktığında, ki bir kısmı müslüman ülkelerde yaşamış ve fakru zarüret içinde ölmüşlerdir, onları bağırlarına basmadılar..

bu soruların cevaplarını bekliyorum nacizane..

ve emparyalizmin uşağı dediğiniz insanların, o dönemki en büyük emparyalist ingiltere ve onun uşağı yünanistan'a karşı savaşmasını nasıl yorumluyorsunuz?

mende mecnun'dan fuzun asıklık istidadı var
asık-ı sadık menem mecnun'un ancak adı var

Büyüklere masallar!

Az önce beni hayal kırıklığına uğratan bir yorum okudum.Çünkü Cemaat.com gibi bir sitede İnkılap tarihi ders kitaplarındaki bilgilerin tekrarı niteliğinde bir yorum okuyacağımı tahmin etmezdim.
Asıl konuya dönersek,Osmanlı devletine tüm araplar ihanet etmedi.Şerif Hüseyin ve yandaşları ihanet ettiler sadece.Ama bundan hareketle arapların hiç birinin hilafet umrunda değildi,sonucuna ulaşılamaz.İngilizlerin Çanakkale cephesine getirdikleri Hind müslümanı askerleri,"Halifeyi kurtarmaya gidiyoruz." yalanı ile kandırdıklarını da biliyoruz.Kurtuluş Savaşı yıllarında Hint müslümanlarının halifenin esir durumdan kurtulması için para toplayıp gönderdiklerini de biliyoruz.Hilafet kaldırıldığı zaman dünyadanın pek çok yerindeki müslümanın buna tepki gösterdiğini bilmek için alim olmaya gerek yok.Abdülhamit'in hilafet siyasetinin İngilizleri ne kadar rahatsız ettiğini de işitmeyen olmamalı.Lozan'da Hilafetin kaldırılması şartının gizli görüşmelerde dile getirilmiş olması ayrı bir meseledir.
Az çok okuyan herkesin bildiği bu gerçekleri bir tarafa atarak yorum yapmak insafa sığmaz.Bunları bile bilmeden yorum yazılıyor ise yazık!
http://www.karakalem.net

şudur

merhaba.
şudur : hayatınızı buraya yazmak zorunda değilsiniz ve buna dair bir ima da yok bende ama siz hayatınızın şahidi olan beyninizle bu siteye on yazı yazıp sonra bu yazıların hiçbirinde olmayan bir konuyla alakalı bir anlamamazlık içinde bulunduğunuzda eleştirimsi sorumtrak çıkışınızı "hayatımda böyle saçmalık görmedim" gibi bir söylemimsigilllerden argumanvari söz-cük ile yaparsanız el hak el insaf muhattabın da kalkar sana tabiki nazikçe "e arkadaşım hayatını niye katıyorsun ki sen ben anlamadım de ben anlatırım bir daha " der tabi yani... :)

hilafet-israil bağlamını yazmaya gerek görmüyorum tekrar . zira ben yorumumda ifade ettim efendim, buraya yazıyorum ama yönetim onaylamıyor. kaldıki zaten çok da istekli değilim bana ne banası şehid şikakiye bu kadar saygısızca soru soran birisine memleketin en önemli sırlarını teslim etmeye :) öğrenirsiniz bir gün kardeşim öğrenirsiniz inşaallah .

ingiltere ile mücadele mi...
yeri değil Ahmed bey.
ben yazarım vallahi de yazarım da hakikaten yeri değil.
belki yazılarımı takip ederseniz cümle aralarından çıkarabilirsiniz bir şeyleri...
konuyla samimi alakadar olsaydınız kaynak ve kişi de verebilirdim...ama...
gerek yok...
ha siz "laf dolandırma yaz işte ya" falan diyorsanız zaten bu talibliğinizin samimiyetsizliği hakkında bir intiba sahibi olmamı sağlar.
öyle konular vardırki onları deşifre etmeniz için hayatınızı harcamanız ve çok çalışmanız gerekir...
ben varım ve hazırım fisebilillah...

türk ve arap dünyasından araştırmacıları birleştiren bir organizasyon buldum ve 2 arap ve 1 türk isim. bu konularda ihtisas sahibiler. bu konularla alakalı aylarca sürecek bir hazırlığa girmek üzereyim .
o yüzden, hamilelik sessizliğine girmeyi tercih ediyorum ki çocuk sağlıklı olsun...
Allah'a emanet ediyorum.
selam ve dua ile

“Hedonizm, nefsine

“Hedonizm, nefsine tapınan yaratıklar krallığının yaşam biçimidir.”
“Laisizm, nefsine mağlup insanlar ülkesinin yönetim biçimidir.”

Tüketim köleliği yabaniliği içine itilmiş, aynı zaman da 'benim istediğim gibi düşüneceksin' fikri empozesinin hipnozu altında yaşamını sürdüren yurdum insanı,kendisine yakıştırılan 'sıradan vatandaş' hakaretine bile aldırmamaktadır .

Sadece Asr-ı Saadet'te ümmetin kavmi unsurları,ve de Sultan Alpaslanın ordusunda ki kürt mücahid sayısı, aydınlatmaya yeterliyken, Matematik zekalı zihinler,nefislerine zarar gelir korkusuyla, "Türkiye türklerindir" kara propaganda sözcüğünün, faşizan baskısını idrak edemez.

Benim köylü babaannem sosyal zekasıyla daha iyi bilir ve eğitir.

"Cumhuriyet'i Batılılar PKK'yı Derin Devlet Kurdu"

Gazetelerde okumuşsunuzdur, Doğu Perinçek Mit-Pkk ilişkisini karanfille açıklamaya çalışıyor...

http://www.iyibilgi.com/haber.php?haber_id=44445

Abdulmelik Fırat ise müslümanlardan bazılarının bile telaffuza korktukları şeyleri televizyondaki bir canlı yayında söylemişti...

http://www.iktibas.info/dergi/2006/ocak/gundem.htm

"Alışverişimi Türk'ten yapıyorum, param PKK'ya gitmiyor"

Allah'ın Selamı Üstümüze Olsun...

Diğer hemen bütün sitelere baktım.
Benim tesbit edebildiğim kadarıyle bu haber sadece bu gazetede var...
Üstelik sitenin müdavimleri bilirler ki moderatörün ilginç bir uygulaması vardır.
Beğendiği yorumları ilk 2'ye alırlar ki habere tıklayan haberle beraber o yorumları da görsün.Yani okura yönlendirmeli bir okuma yaptırma çabası vardır sanki...
Bu "haber-provakasyon"un altında okunabilen iki yorumdan birisi " Kürtler kardeşimiz, anamızdan nasıl çıkacağımızı belirleyemezdik" mealindeyken diğer secilen yorum "Neden İzmir'e de yollanmamıs, biz de isteriz" biçiminde...
diğier yorumlara da göz atmaya calıstım.
"Hele şükür anlaşıldı" falan yazan bile var...
Baştaki "milimlik faşist ulusalcı sapma" sondaki "kilometrelik fecaattaki kaosa ve fitneye" sebeb olmakta...
Mel'un Proje biterken intihar kokan oyunlar başlatıyorlar...
Diğer yandan Fethullah Gülen Cemaati tehlikeyi gördü.Doğu-Batı arasında ekonomik ve sosyal yeni köprüler inşa etmek üzere yapıcı ve nurlıu adımlar atmaktalar.Bu konuda takdire şayanlar.Kurbanların güneydoğuda kesilmesi için çalışma yapmaktalar.Yardım faaliyetlerini bölgeye kaydırmaktalar.Doğru hareket zaten budur.
Bu sabah Hilal Tv'de medyadan haberleri okurken de ifade ettim, seyredenler şahittir :)
"Sınır ötesi operasyon yapmadan önce veya beraber sınır berisinde hem de ta içimizde
1.fikirsel perspektif operasyonu
2.sosyal ve kültürel açılım operasyonu
3.ekonomik adalet operasyonu
yapılmalıdır.
Bunlar olmadan yapılacak her türlü hareket ve harekat, hayırlı bir sonuca matuf çözüm değil sadece kendimizi kandırmaktan ve tatminden ibaret agrasyon olarak isimlendirilebilir."

Buyrun ulusalcılık fitnesinin dudak ucuklatan projelerinden birine daha:
http://www.milliyet.com.tr/2007/12/03/son/sontur59.asp?prm=2775

provokasyonunuzu yere çalsınlar sizin!

yani fatih kardeşim, beni şaşırttın biraz. konuyu anlayıncaya kadar geçmedi bu şaşkınlık. senden şüphemiz yok gerçi lakin olayın yanlışı nerde onu çözmeye çalıştım bir süre. ya bizim fatih böyle sözler kullanmazdı, bu başlık nerden çıktı diye üstteki yorumları taradım durdum. nihayet yapılan edebsizliği, densizliği google ile gördüm.

hortlatılmaya çalışılan ne, acaba farkında mı bunu düşünenler. aslında "düşünenler" tabiri iltifat gibi kalıyor. bu ırkçılığın, fanatizmin nesi düşünülmüş ki! hayvanî bir refleks desek daha uygun olur bence.

kürt-çerkez-laz-tatar-türk... yok abi yok. anlamıyorlar. kardeşlik ne, insanlık ne, fazilet nerede, ünsiyet nedir, birlik olma şuuru nasıl elde edilir... anlamıyorlar! kör, sağır gitme yolunda iddialılar yani!

şiddetle kınıyorum provokasyon kokan böyle bir hareketi!
değil mi ki müslüman, kürt de olsa başımın üstünde yeri vardır ahi...

muhabbetle,

Ey menba-ı ÂŞK! Gönlüme kıldığın nazar-ı mehabbet kadardır kıymetim...

Tesbitimiz teyid edildi:"Laikliğin gerçek bekçisi DTP'dir"

esselamualeykum;

DTP'lilerle roportajın tarihine baktım: 19 kasım 2007
Fakirin yazısının tarihine baktım: 2 kasım 2007
Ne yazdıysam 17 gün sonra aynıyle vaki ifade edilmiş...
İlginç..
Buyrun...
Ahmet Taşgetiren'in yazısından...

...
Hasip Kaplan. Abdullah Öcalan’ın avukatı ve DTP milletvekili. Vakit gazetesine konuşuyor:

“Şunu herkes çok iyi bilmeli ki biz olmasak Güneydoğu’da şeriat öne çıkar. Laikliğin gerçek kalesi bizleriz. TSK’nın laiklik söylemi ile bizim laiklik söylemimiz örtüşmektedir. Doğu ve Güneydoğu Bölgesinde DTP, laiklik konusunda bir sigorta görevi görmektedir. DTP kapatılırsa, etkisizleşirse bölgede dini radikalizm hakim olur. Bu da TSK’nın en fazla karşı olduğu şeydir.

Biz olmasak meydan dincilere kalır. Diyarbakır’da şeriatçılar nasıl miting yaptılar! Bu yapılmak istenenin nüvesidir. Laikliği kim koruyacak? Bizden başka kim koruyacak? Çağdaşlığın, laikliğin bir nevi kalesi, savunucusu konumundayız.” (Vakit, 19 Kasım 2007)

ikinci isim Pervin Buldan.DTP Iğdır milletvekili'nin sözleri:

“TSK ile bizi karşı karşıya getirmek istiyorlar. Büyükanıt partimizin adını bile anmak istemiyor ama ‘irtica’ ve ‘laiklik’le ilgili konularda TSK ile fikirlerimiz tamamen örtüşüyor. Bunu gözden uzak tutmamak lazım.”

üçüncü isim ise DTP Van milletvekili Özdal Üçer:

“Biz bölgemizin irticaya teslim olmaması için büyük çaba sarf ediyoruz. Ayrıca vakıf ve cemaat bazında yürütülen Kur’an kurslarına izin vermek de şeriat devletine giden yolda en büyük adım olur. Biz bunun karşısındayız.”

Ahmet Taşgetiren yazısında devamla demişki:

"Bu ilginç sözleri naklettikten sonra bir merakımı buraya taşımak isterim:

-Acaba, diyorum, bu sözler, askerî kesimde nasıl bir yankı bulur?

Saçma sapan şeyler mi bunlar, Vakit gazetesinin provokasyonu mu, yoksa gerçekten çok garip bir vakıaya mı temas etmektedir?

Bir ara, geçen sayıdaki yazımda da bazı sözlerini naklettiğim Şeyh Said’in torunu, Abdülmelik Fırat da benzeri şeyler söylemişti:

-Aslında, demişti, Kemalizmin politikaları ile PKK’nın politikaları bir yerde örtüşüyor. Çünkü her ikisi de İslam’ı azaltmayı amaçlamıştı.

Bunlar, kuşkusuz rahatsız edici sözler. Öfkelenip, elinin tersi ile itilebilir.

Ama hakikatle alakası sorgulanabilir de.

Sık sık Lozan’a atıfta bulunuyorum. Lozan’da azınlıklar konusu tartışılırken Türkiye’nin tezi “Türkiye’de Müslüman azınlık yoktur” şeklindeydi. İtilaf devletleri ise “Kürtlere azınlık statüsü verme” çabasındaydı. Bizim tezimiz, Müslümanlığın ortak payda niteliği üzerine oturmuştu.

Türkiye’deki laiklik uygulamasının, İslam’ın toplumsal alanının daraltılması yönünde olduğu bir gerçek. Bu yönüyle devlet - toplum ilişkisinde problem oluşturduğu da bir gerçek. İslam’ın toplumsal görünürlüğünün artması ölçüsünde laikliğin tehlikeye girdiği görüşü de Türkiye’de sık sık gündem oluşturur. Çoğu zaman askerî müdahalelerin derindeki gerekçesi de budur.

“Türkiye’nin doğusunda - batısında İslam’ın toplumsal misyonunun azaltılması, acaba nasıl sonuç verir, sorusunun cevabı devlet nezdinde önemsenmiş midir, Doğu’da nasıl sonuç verir, Batı’da nasıl sonuç verir?”

DTP’li milletvekillerinin sözleri, DTP’nin laiklik hassasiyeti ile TSK’nın laiklik hassasiyeti arasında paralellik kuruyor, bir.

DTP’nin gerilemesi durumunda Doğu - Güneydoğu’da şeriatçıların etkinlik kazanacağı uyarısını yapıyor, iki...

Yani, hem bir hassasiyet paralelliği hem bir düşman ortaklığı vurgusu yapılıyor.

Amaç ne?

Amaç da, TSK’nın DTP’ye olan karşıtlığını izale ve ilişkileri düzeltmek. Laik bir ortak cephede buluşmak.

Ne yapacak bu durumda TSK? "

...

(Ahmet Taşgetiren'in yazısının tamamı için :http://www.aksiyon.com.tr/detay.php?id=28901)

PKK'lıya cenaze namazı kılınır mı ?

Ben başımın sıhhati açısından yorum yapmıyorum...
Siz bir bakınız :)

http://www.tevhidhaber.com/news_detail.php?id=27379&uniq_id=1198772460

Ateist Abdullah Öcalan: Hristiyanların Emrindeyim

Ateistlerin klasik ve çürük Sümer kartını oynadıklarını bilirim retoriksel ateist propaganda oyunlarında ama bu kartı Öcalan'ın dahi kullanması...
"Vay be!" dedirtti bana.
İnsan cehennem için ne kadar da azimli olabiliyor.
Yaratıkken kendi dediğini hakim kılmak için Alemlerin Rabbi'ne dahi yok diyebiliyor ve sonra buna kılıf arayabiliyor.
Ve birileri seçerken gerçekten ilginç seçimler yapabiliyorlar.
ASBF'nin sıradan bir talebesine baksanıza ne hale gelmiş.
Yukarıdaki yazımda "dünyada Kürtler'i son temsil edebilecek ses PKK'dır" ifadesini kullanmamın nedeni daha açık anlaşılabilecektir şimdi sanırım.
Buyrun:

http://www.tevhidhaber.com/news_detail.php?id=28095

MHP-DTP flörtü mü?

Esselamualeyk
Mhp...
İbretle seyrediyorum...
"Mhp, Chp'den tehlikelidir" demişti Müslüman bir ağabey...
Ne demeye çalıştı, anlamaya çalışıyorum...
Burada biraz daha anladım...
http://www.haber7.com/haber.php?haber_id=315025

Kürtler MHP'ye verir CHP'ye vermez

Bence her ikisine de oy vermezler ama Türk böyle düşünmüş

http://www.haber7.com/haber.php?haber_id=319805

"En İyi Kürt, Ölü Kürt" mü?

esselam..
cum'a'mız mübarek olsun...
tüm sitelerde yer verildi bu yazıya...
kafasında hala soru işaretleri kalabilenlere ilaç niteliğinde bir makale dilipak'tan...

"Her iki kesimdeki şovenist, şiddet yanlılarına inat, ille de barış. Bizlerin Türkler ve Kürtler olarak bu ülkenin tüm yurttaşları."

Son satırı bu olan yazının tamamı okunur mu okunmaz mı siz karar verin...

http://www.tevhidhaber.com/author_article_detail.php?id=2400

Etnik Siyasetin Son Kozu Laiklik mi?

Altan Tan'ın güzel tespitler içeren bir yazısı:

http://zaman.com.tr/haber.do?haberno=628805

Öcalan-Ergenekon Bağlantısı

Laik Kıskaç'ın hareket stratejisi üzerine cesur bir tespit... Emre Soncan imzasını taşıyan aşağıda linki bulunan 'PKK'nın elebaşısı Ergenekon üyesiydi' başlıklı makaleyi okumanızı tavsiye ederim.

http://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=648841

"Apo'yu Ergenekon Eğitti"

...
"Eğer sen bu memlekette senin dediğinden başka bir idare ve itaat anlayışının olmasına,
Eğer senin emrettiğinden başka bir hayat düzeniyle yaşanmasına,
Eğer senin tarif ettiğinden başka bir birliktelik ve kardeşlik arzu edilmesine,
Eğer senin dediğinden başka bir şeyler denilmesine...
Kıymetini bildiğin ve bilmediğin her şeyi ve herkesi feda edebilecek kadar karşı isen!...
Ve bu karşındalığın farkındalığı ile hareket ediyorsan…
Ve bu karşındalığın farkında bir kalabalığın da olduysa…
Bu obsesif kalabalığın göze almayacağı hiçbir kabalık ve kaos kalmamıştır!
Buna Asala da dahildir! Buna Hizbullah da dahildir! Buna Pkk da!...
Neden mi? Bu vatan bir şartla senin vatanındır nasılsa! Yani senin faşist sistemine uyuyorsa!
Neden mi? Bu halk bir şartla senin halkındır nasılsa! Yani senin laiklik beşiğinde uyuyorsa!"

...
demişiz...
...
Peki laiklik lağımındaki faşizan fitnebazların çözümü ne olur dersiniz?
“Yaz! Gericilik ve bölücülük kontrolde tutulacak!”
Nasıl mı?
“Gericiler bölücü olmayacak. Bölücüler de gerici olmayacak.”

...
diye de eklemişiz...

Şimdi Orakoğlu Konuşuyor...

http://www.haber7.com/haber.php?haber_id=300466

Öngörüm o ki Orakoğlu'nu diğerleri takip edecektir...
Gültekin Avcılar çoğalacaktır...
Ferhat Sarıkayalar yeniden cesaretlenecek ve onları meslekten ihraç ettirenlerin siyasetten ihraç edilebilecekleri kadar iyi çalışan bir sosyal ve siyasi süzgeç, hiç susmayan bir adalet ihtirasıyla çalışacaktır...

Sosyete camilerinden şehit cenazeleri kalksın BU İŞ ÇÖZÜLÜR.

Sosyete camilerinden şehit cenazeleri kalksın BU İŞ ÇÖZÜLÜR demiş Perihan Mağden ve dahi çok daha fazlası...

açık sözlülüğü düşündürücü...

PKK sorunu nasıl biter?