renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Eski Defterleri Karıştırırken...

Çok zamansız düşer aklınıza. Ben neydim ne oldum diye bakmak için dolapları karıstırmaya baslarsınız. İşte 98 ajandam. Bulabildiğim en eski ajandam bu. Orta iki ve üç var içinde. Önce bir turk bayragı kartpostalı var iç kapağa yapıştırılmış. daha sonra, elişi derslerinden kalma desenli bir kağıt. bantla yapıstırmısım ve izleri artık arka sayfaya kadar gecmiş bantların.

1 ocak 1998; koca sayfada tek bir cümle var. "okunacak kitap; cemil meriç, jurnal 2" demek ki o yıllarda ilk defa cemil meriç yıldızını keşfetmişim ve jurnalin boğan dünyasına kapılmışım. yeni çıktığı için sahibi olanda bir ustunluk uyandıran post it lerden bir tanesi var sayfada. bomboş. doldurmaya kıyamamışım.

2 ocak 1998; urfa'nın etrafı dumanlı daglar türküsü var.. o zamanlar bilgisayar denen meretle hemhal olmadıgımız için, dinledigimiz türküleri defterlerimize yazardık.okur okur aglardık.fatih kısaparmak'ın mozaik kasedi yeni çıkmış. yatıyorum türkü kalkıyorum türkü.

3 ocak 1998; bursa'yı anlatan bir yazı karalamışım. büyük ihtimal hoca ödev vermiş. ben de temize cekmeden önce buraya yazıvermişim. tek bir cümle şimdi bile canımı yakıyor. " bursa, sudan ve aşktan ibaret şehir." büyük kelimelerle büyük şeyler anlatmaya başlamam sanırım o yıllara denk geliyor..

6 ocak 1998; "geceyi sana yazdım, sızımı sana". onur akın geceleri.

9 ocak 1998; "kendimin ellerinden tutunca, içimden nehirler gibi akmak geliyor." fatih kısaparmak ve onur akın kombinasyonundan ortaya cıkan sarkı sözleri..

12 ocak 1998; "bugün kederliyim beterim bugün"

18 ocak 1998; ilk defa internetle tanısmısım. ilk hotmail adresimi almışım ve şifremi kaybolmasın diye yazmısım defterime. daha sonra yeni mail adresleri eklenmiş. yahoo, usa.net, fcmail.com. kendime manyak gibi site yapmaya calısmısım.. hatta url si bile var. simdi okuyunca çok güldüm url ye.. http://www.fortunecity.com/victorian/postmodern/1495 oha böyle site mi olur demeyin. daha internetin i sini ogreniyorum.. 20 ocak da url yönlendirmeyi ögrenmişim. http://come.to/ yazıp önüne kısa bir nick koymayı becermişim. benim için bunlar birer devrim..

24 ocak 1998; hasta olmuşum. ve galiba biraz uzun sürmüş. "hastalık birinci gün" yazmısım.

25 ocak 1998; 98 de yazılmayan yazılar baslıyor simdi. çok sonra yazılmıs yazılar. balıkesir fen lisesinden ayrıldıktan sonra, geride kalan dostlarım ve aşkım için yazmışım. "özledim hepinizi özledim, herşeyi özledim" le başlamış.. " acı çekmeyi özledim" ile bitirmişim.

31 ocak 1998; 97-98 yılında okudugum kitapların bir kısmını yazmısım.. listede bir numara, stendhal, kızıl ile kara. lemartine'den insanları seveceksin, knut hamsun'dan açlık ve benoni. (özellikle açlık beni gercekten çok etkilemişti). richard bach, mavi tüy.. böyle yaklaşık 40 kitap. 6 ay için oldukça iyi bir rakammış. şimdi senede taş çatlasa on kitap ancak okuyabiliyorum.

1 subat 1998; "young" diye birisinin bir sözünü yazmısım ayın başına.. " ben yeryüzünde yapayanlızım, kimse tenezzül edip beni düşünmüyor. para edindiğini gördüğüm herkeste bir utanmazlık, bir katı yüreklilik var ki ben bunları kendimde duymuyorum. ben çabucak acığım için bana kin bağladılar. ah! çok geçmez yakında ölürüm ben. ya açlıktan, ya da insanları katı yürekli görüp üzülmekten ölürüm."

10 subat 1998; "saki, getir ol badeyi kim def-i gamdır, saykal, vur o mir'ata ki pür çengi elemdir".. bağdatlı ruhi'den bir parça..

22 şubat 1998; "benden selam olsun bolu beyi'ne" köroğlunun şiiri var bu sayfada.. karsısında fındık harmanından çekilmiş bir resim. sanırım o sıralar köyümü özlemişim..

28 subat 1998; nef'i nin gazeli " tuti-i mucize guyem ne desem laf değil, çerh ile söyleşemem ayinesi saf değil"

1 mart 98; "gün eksilmesin penceremden" orhan veli.. ayrıca r.p.malagrida'nın bir sözü.. " söz insana düşündüğünü saklayabilsin diye verilmiştir."

10 mart 98; "evim, yaşadığım yer ve yaşayacagım yerlere dair" başlıklı bir yazı yazmışım. bursa'da selçukhatun camiinin yanındaki eski osmanlı evi için yazılmış bir ağıt. annemle seneler boyunca kahrını çektiğim eve karşı duyulan nefret ve aşkın bir birleşimi.. " senin gıcırdayan merdivenlerinde, yalnızlığı yaşayan annem ağladı diye senden nefret ettim. ve edeceğim. ama sen yine de hakkını helal eyle. benden yana helal olsun. bağrından, dut ağacından çıkan yeni beton canavarlara selamımı söyle. elveda senli akşamlarım..."

13 mart 98; bu günden tam bir sene sonra, balıkesir'den bursa'ya gitmekte olan ve yol boyunca ibrahim tatlıses'in yalan filmini koyarak bizi darmadağın eden, kayseri inci firmasının 24 numaralı koltugunda ben yalnız başıma. 28 numaralı koltuğunda "o" yalnız başına. ben koca bir dönemi onun aşkıyla devirmişim. onun aşkıyla gecelerimi sabah, günlerimi gece etmişim. ve tek bir kelime konusamadıgım o, benim ardımda. video da ibrahim tatlıses. benim karnımda ağrılar. dönsem konussam ne der. ya ters bir şeyler soylerse. bursaya yaklaşıyoruz. bitme yol.. bitme lanet olası. vakit geçiyor. konuşmam lazım.. son bir cesaret. haydi..

- pardon biraz konusabilir miyiz. ( sırttan bosalan terler. baş dönmesi, uguldama kulaklarda. aşk çarpıntısı )
- evet tabi.. ( ben kalkıp yanına gidiyorum, konusuyorum yaklasık 5 dakika ben konusuyorum o dinliyor. gözleri ne kadar güzel. 5 sene sonra bile hala yüreğimde bir sızı bırakacak kadar güzel )
- ben seni seviyorum. ama senden bir şey beklemiyorum. bunu sana söylemem lazım. eğer içimde kalırsa ben öleceğim. ben herşeyden vazgeçiyorum. ben seni seviyorum..

konuşmuyor. belki konuşuyor da ben hatırlamıyorum. ben kendimde değilim. midem bulanıyor. tepeden tırnaga titriyorum. ben zavallı bir halde. başımı öne eğmiş konuşuyorum. ağlasam açılacagım. otobüs terminale giriyor. ayrılıyoruz. o bir daha ki üç yıl için son konusmamız. ben ayrılıyorum fen lisesinden. onu en son mezuniyet balosunda görüyorum. gülüyor. ona en çok gülmek yakışıyordu zaten..

bu güne düşmüş bir şiir. durup dururken şiir yazıvermişim.

ilk aşktı benim ki
lale devrinden kalma
kalamış kokan, yüreğimi yakandı
aşktı benim ki
yalaka insanlara inat

cürüm işlemekten zevk almak
enginlerde kaybolmak
nasıl ve neden bilmem
gaza edelim aşk için
insanlara söyleme
zaman içinde
zamanı yaşayalım..

18 mart 98; günün anlam ve önemine binaen mehmet akif'in çanakkale şehitlerineden bir bölüm..

22 mart 98; o'nun doğum günü yazmışım sadece. koca defterler yazabilecekken onun için. bir cümle yetmiş herseyi anlatmaya..

30 mart 98; geri gelen mektup. hüseyin nihal atsız

1 nisan 98; onikinci gece den bir söz; "heyhat! sebep güçsüzlüğümüz, biz değiliz, çunki nasıl yaratıldıysak öyleyiz biz."

6 nisan 98; memlekete yazılmış bir yazı. "bir başkadır karadeniz." okulda derste okunulmuş ve hocadan sözlüden 5 alınmış..

9 nisan 98; sürgün ülkeden başkentler başkentine

17 nisan 98; ömer çelik'ten bir yazı; "gece" "benim sözlerime aldananlara itiraf ediyorum. gece hayatmış. bunu belleyenlere bir ölüm emre gibi sesleniyorum. sözlerime aldanmaya devam edin. geceden başka bir hayatım yokmuş benim."

25 nisan 98; lisede edebiyat kitabının ardındaki lugatten aşırılan kelimelerle şiircilik oynamak. işte bi tanesi;

" ben görmeyeli nasılsın sevdiğim
duydum ağlayıp sızlıyormuşsun
yüreğin taştandı benim bildiğim
şimdi aşk içinde yanıyormuşsun

yıkılan ev mutlak bir daha yapılır
ırmak gibidir günler geriye gelmez
sevgili sevdikçe seven kıskanır
gönülden çıkan bir daha giremez

benden kalbimde yer istersen sevgili
seni kara serviler altına gömdüm
nereye gitti eski tahtın sevgili
yanan bir ateştin gölgemde söndün "

yine o devirden bir gazel;

" baharda açmış erguvan gibi
aşk-ı odun harı gülü gibi

o mah yüzlü yar gelmiş
sarıya garkolmuş laleler gibi

gülistanımda bağban gül derer
kırmızı açılmış yareler gibi

her dem ah-ı zarım yükselir
yüreğimden çıkmış pareler gibi

maruzatım verecek kul bulamam
gönlümde birikmiş telveler gibi

şems sıfatın gönlümü tutmuş
mezarını kapatan serviler gibi

luzumiyem, aşkın derdine düşmüşem
suz-i aşkına düşmüş hareler gibi "

çocukca oyunlar işte..

merak etmeyin, hepsini yazmayacagım. hepimiz bir sekilde geriye dönüp kendimize bakmalıyız sanırım. neydik ne olduk demeliyiz. bunun içinde defterlerimiz var sadece elimizde. yıkık dökük bir hayatın pençesinde. sarılabilecegimiz sadece defterlerimiz var..

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

...

Hiç zaman olmaz mı?
Geri gelmez mi?
Savunmasız duygular

Ah o günleri bir daha vermez mi?
Acımasız şu yıllar!!

Bu bloğu okurken nasıl bir tesadüf ki bu şarkıyı dinliyordum..

günlük yazmak...

günlük yazmanın gerekliliğini savunmuşumdur her zaman...

bakın daha sonraları bir hikaye

hatta bir roman çıkarımı yapabilirsiniz:)

belli bir yaş döneminin içsel dünyasını anlatan güzel bir yazıydı..

kalemize sağlık...

Eski Defterlere Dokunmak

Yaşadım diyebilmek için yazmak gerekiyor bunu iyi biliyorum. Ben de de vardır böyle defterler. 10 yaşından beri yazıyorum. Arada bir klasörleri, defterleri döküyorum tabi toplamam ve aynı düzenine getirmem epey zaman alıyor. Bundan önce kendi evim olana kadar ne kadar öğrenci ve personel evi varsa kaldığım heryere taşıdığım en büyük hazinem.Ama şöyle bir bakıyorum da herşeyi saklamışım. Bir arkadaşın aldığı çikolatanın kabuğunu, derslerde arkadaşlarla küçük kağıtlara yazarak konuştuğumuz kıytırık kağıtları, sevdiğim yazarların gazete küpürlerini, kağıtlar... kağıtlar.. bazen aylarca yazmadığım oluyor ama yine dönüyorum kabuğuma, kendi çadırıma. Hani insan bir vakit namazını geciktirdiğinde kendini rahatsız hisseder, içini bir şeyler kemirir ya, tabi namazla aynı ulvilikte değildir ama yazmamakta böyle bir şeyler hissettiriyor beynimde. Yazdığımda rahatlıyorum.Ama şu bir gerçek eskiden daha çok yazıyordum ve okuyordum. Ahmet Hasan'ında belirttiği gibi 6 ay için 60 kitap çok normal bir rakamdı. Şimdi hayat telaşesi, geç biten mesailer, eve gidip yemek yetiştirme ve ev temizleme telaşesi, ütü, misafir... kendi çadırımızın altına girmek en sona kalıyor. Ne güzeldi, çantamı koluma takıp, elimi cebime koyup Ceyhan Nehrinin kenarında çekirdek çitleterek kitap okuduğum günler... Şöyle bir dokunup gelsem. Defterlerimden bir tanesinin çoğunlukla sayfalarını doldurduğum Gariplik Mezarlığına yeniden gitmek... Ne saf, ne temiz... Heyecanla marşlar, ezgiler söylemek. "gözlerim uzağa bakamaz artık, hülyalar gerçeğin çok ötesinde.." hakan aykut, taner yüncüoğlu, (eski) eşref ziya, ömer çelik, erdoğan akın, hatta coşkun fikir , abdulbaki kömür.. hala saklıyorum tüm ezgi kasetlerimi... tabi eskiden herşey bu kadar multimedyatik değildi.. eskiden dediğim şurdan bi 6-7 yıl önce.Köre köşe geziyorum, ilk gençlik yıllarımda okuduğum kitapları, dinlediğim albümleri arıyorum. Çünkü onlar bizim ilk basamaklarımızdı. Ben kendimden sonra gelen nesle en güzel miras olarak kitaplarımı bırakabilirim. Çünkü yüzyılda geçse değeri daha artar. Bi de kasetlerimi tabi ki cd'lerimi değil. Ben bunlarla büyüdüm diyebileceğim şeyleri biriktirmeliyim. Hatta dergileri bile yayın hayatına çoktan veda etmiş, eskilerin köşe taşları dergiler. Velhasıl kelam "biriktirmek" lazım. Yaşadım ve öldüm diyebilmek için..

gel... billur sularda yenilensin incitilmiş gülüşlerin..(yeni türkü)