renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Sema / Aşıkların, Aşkın Raksı

Semazen

Semazenlere...

‘’Sema, marifet ehlinin ruhlarının latif gıdasıdır. Çünkü sema, davranışlardan ayrılan bir rikkat ve incelik taşır. Sema, rikkat sebebiyle ancak nazik ve hassas insanlar tarafından algılanır. Sema’nın inceliği ehli tarafından algılanır, ancak gönül temizliği sayesinde kavranabilir.‘’

Sema üzerinden onca tartışmanın yapıldığı şu günlerde, ilk olarak sanırım semanın Allah’a olan aşkın simgesi olan bir zikir olduğunun yeniden hatırlanmasıyla işe başlamalıyız. Görsel zenginliğiyle çeşitli danslarla bir arada kullanılan / kullanılmak istenen sema tüketebileceğimiz onca şeyden biri değildir. Yani semanın görsel zenginliğinin içsel olanı yansıtmasından geldiğinin ayırdında olmalıyız. En azında biz, bizler bunun farkında davranışlar sergilemeliyiz sanırım. İslami! Düğünlerde çağrılan ve dönüş sergileyenlerin danstan ibaret olduğunu, semanın bir bütün içinden söküp alınmayacak denli köklü bir deveran olduğunu önce kendimiz hatırlayıp, hatırlatmalı değil miyiz?

Semanın çıkışıyla ilgili çeşitli rivayetlerin varlığı bilinmektedir. En kuvvetli olanlarından biri, Kuyumcu Şeyh Selahaddin’in dükkanının önünden geçen Pir’in semaya başlamasıdır. Kuyumcu Şeyh Selahaddin, Hz. Mevlana’yı görünce,’’Mevlana semadan çekilinceye kadar altın varakları lime lime olsa da hiç durmadan çekiç vurun’’ diye emreder.

Eflaki bu hadisenin devamında Selahaddin’in altınları gözden çıkarması sonucunda, bütün dükkanın altın yapraklarla dolduğunu, bütün aletlerin de altına dönüştüğünü söyler. Burada Mesnevi de geçen bi yeri aktarmak istiyorum:

‘’Yapılma yıkılmadadır; topluluk dağınıklıkta; düzeltme kırılmada, murat muratsızlıktadır; varlık yoklukta.’’

Hz. Mevlana bu alemden mekansızlık mekanına geçiş köprüsü olarak semayı görmektedir. Schimmel sema için der ki;

‘’Allah’ın onu cennete getirmesi için gökyüzüne açılan bir pencere veya bir merdivendir.’’

Mesnevinin ilk beyitlerindeki bu kopuş, asıl vatan hasreti demek ki semayla bir nebze teselli bulmuştur. Raks, sema, müzik hakkında söylenen pek çok şey karşısında Pir, biz bu konuda bir şeye rastlamadık, okumadık diyenlere; onlar eşekcesine okumuşlardır demektedir.

Çünkü bilir ki semazenin ayak bastığı yerde hayat kaynağı fışkırır. Bu manevi lezzetle kendinden geçen semazenler kendilerine de halka dışındakilere de bir ruh dinginliği bağışlar.

Bu hala böyle değil midir?

Günümüzde Pir’in takipçisi olan semazenler (ki açılış ve düğünlerde dans eden üç beş kişiye bu ismlendirmeyi yapmıyorum) azim ve istikrarla bu mesleğin devamı olma, geleneği devam ettirme misyonunu yüklenmiş gitmektedirler. Hz. Mevlana Mesnevi’yi okusunlar diye yazmadığını; ayaklarının altına alınsın ve uçulsun diye yazdığını söyler. Bi vesile tüm dünyada sema ayini için dolaşan semazenler; Bosna’ dan Hindistan’a; Amerika’dan Santiyago’ya; Urfa’dan Tokat’a sema ederken; Pir’in eliyle ordan oraya uçarken., değdikleri bir gönülde gül yetişse de kafi değil midir?

Teyar dö Şardin’in 20. yy insanı için yaptığı tesbit manidardır. Ki aklı başında her sıkışmış ruhun , modern insanın onun dediği gibi intihar ve ibadet arasında tercih yapmak zorunda olduğunu düşünüyorum. Çünkü ibadet ve zikir bir bağdır ve bağı olmayan insan boşlukta yuvarlanır.

Sema, görülen ve görülmeyen alemlerin arasında bir bağ oluşturur.
Sema, heyecandır.
Sema, gıdadır.
Sema, yalnız bunu duymak ve anlamak için can kulağı, gönül kulağı gerekir.
Sema, doyumsuz bir aşk şarabıdır.
Sema, mana aleminin giriş kapısıdır.

Semazenler, sema halkasında erirler, saflaşırlar ve Nurlar Nuru’na yükselirler.
Görünen alemden görünmeyen aleme geçerler.
Bizlerin bile semayı, semazenleri, Mevlevileri oldukları şeklin dışında görmemizi isteyenlere inat; semanın aşkın kanatları olduğu inancımı sürdüreceğim. Ve sanırım bu güzelliklere bakışımız değişeli, burun kıvıralı, birliğimizi, özümüzü ve gücümüzü kaybettik.

Son söz Hz. Mevlana’nın umulur ki seferimizin yönü tez zamanda kalbimize döner.

‘’Ne Afgan vardır, ne Türk ne de Tataroğlu. Bizler hepimiz aynı bahçenin, aynı ağacın meyveleriyiz. Bizler aynı baharın açmış çiçekleriyiz.‘’

Aşk olsun!

HÛ...

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

bir de bu yönden bakılsa

selam ve dua ile;
rumi'yi çocuk yaşta denecek çağlarda okudum.. hala okurum.. zevk alırım.. mükemmel bir söyleyişi vardır. işte size mükemmel bir beyit:
"ten ez can-o can ez ten mestur nist
lik kisra dide can destur nist"
ancak her zaman aklımı takılan bir şey olmuştur.. anadolu o dönemlerde moğol istilasıyla inim inim inlerken, kimi alimler -çoğu insanın hazzetmediği, ama niye hazzetmediklerini anlayamadığım ibn-i teymiyye örneğinde olduğu gibi- yalın kılıç moğollarla savaşırken "her ne olursan ol yine gel!" çağrısını dillendiren rumi bu zulme, bu katliama karşı nasıl bir tavır takınmıştır bilen var mı? bu konuda yapılan bir tartışmayı aşağıya alıyorum.. hürmetler..
" 27.04.2002 Tarihli "Ceviz Kabuğu" programına, konuyla ilgisi dolayısıyla Prof. Dr. Mikail Bayram’da katıldı. Telefon bağlantısı ile yayına katılan ve Mevlana ve Mevlevilik üzerine görüşlerini aktaran Bayram, program sunucusunun daha önce hiç duymadığı fakat İKTİBAS okurunun yakındığı bildiği görüşlerini söyleyince "kızılca kıyamet" koptu. Bu ilginç tartışmayı bilgilerinize sunmakta yarar gördük.

HULKİ CEVİZOĞLU- Profesör Doktor Mikail Bayram hattımızda.
İyi geceler Sayın Bayram.

PROF.DR. MİKAİL BAYRAM- İyi geceler efendim.

HULKİ CEVİZOĞLU- Buyurunuz, sizin bir bilim adamı olarak görüşlerinizi rica ediyorum; Konya Selçuk Üniversitesi Tarih Bölümü Başkanısınız, buyurun.

PROF.DR. MİKAİL BAYRAM- Efendim, öncelikle oradaki konuşmacı arkadaşları selâmlıyorum ve anladığım kadarıyla da, bana, daha çok Mevlana ve Mevlana etrafındaki oluşumlarla ilgili sorular tevcih ediliyor. Bu münasebetle adımdan söz edildi, onun için ben bu konuya yönelmek durumundayım. Tabiî, bu konuyu işlerken de, elbette tarihçi olmam hasebiyle tarihî olaylarla paralel olarak konuyu izah etmeye çalışacağım. Az önce konuşmacılar da söylediler, 1243 yılında Moğollar Kösedağ zaferini kazandıktan sonra Anadolu'yu istila ettiler. Hatta Erzurum'da, Erzincan'da, Tokat'ta, Sivas'ta, Kayseri'de büyük katliamlar yaptılar, yağma hareketleri yaptılar ve özellikle Tokat'ta, Moğol Ordu Komutanı Baycu Noyan Kayseri'yi muhasara ettiği zaman, Kayseri çevresinde toplanmış olan Moğol askerleri arasında Mevlana'nın hocası Şems-i Tebrizî'nin müritleri de mevcut idi. Bunlara Kalenderiler tabir ederler. Şems-i Tebrizî bir Kalenderi dervişidir, bir Kalenderi şeyhidir. Hatta bu Kalenderiler, Moğollarla birlikte Kayseri surlarından gedik açıp şehre girmeye çalışıyorlardı. Ve şehre girdikten sonra da Moğollar burada çok büyük bir katliam yaptılar. Eğer tarihçiler mübalâğa etmiyorlarsa, onbinlerle ifade edilen Ahi ve Türkmenler burada katliama tâbi tutuldular. Ahiler ve Türkmenler burada katliama tâbi tutulurlarken, Mevlana'nın hocası olan Kayseri'deki Seyyid Burhaneddin'in, eteğine paralar, altınlar saçtılar. Buradan şunu demek istiyorum: Kalenderi dervişler ve Mevlana'nın hocaları olan kişiler çok daha önceden Moğollarla irtibat hâlindeydiler ve Moğollarla teşriki mesai ediyorlardı ve özellikle de Şems-i Tebrizî ve Şems-i Tebrizî gibi olan bazı kişileri de ajan olarak istihdam ediyorlardı. Olay sadece Mevlana'yla sınırlı değil, Şems-i Tebrizî'yi de ajan olarak kullanıyorlardı. Şems-i Tebrizî Moğol ajanı idi ve Moğol ordularının içindeydi.

HULKİ CEVİZOĞLU- Sayın Bayram, siz kocaman bir Üniversitenin Tarih Bölümü Başkanısınız.

PROF.DR. MİKAİL BAYRAM- Evet efendim.

HULKİ CEVİZOĞLU- Tarihî bir bilgiyi veriyorsunuz, kaynağınızı da verin lütfen.

PROF.DR. MİKAİL BAYRAM- Kaynağını da vereyim. Bakın, İbni Bibi, Cavlaki dervişleri Moğollarla birlikte Kayseri surlarından gedik açmaya çalıştıklarını İbni Bibi söyler. Tarihî vesikaları da o zaman yeri geldikçe söyleyeyim. Ve yine Mevlevî kaynaklar, Moğollar Kayseri'de bu kadar büyük bir katliam yaptıktan sonra Seyyid Burhaneddin'e paralar verdiler ve nitekim Seyyid Burhaneddin'in türbesini de, bu olaydan iki sene sonra Seyyid Burhaneddin vefat etti, Seyyid Burhaneddin'in türbesini de Moğollar inşa ettiler.

HULKİ CEVİZOĞLU- Şems-i Tebrizî'nin Moğolların ajanı olduğunu söylediniz, onun kaynağını sormuştum.

PROF.DR. MİKAİL BAYRAM- Şimdi ona geleceğim. Şimdi mademki kaynağını soruyorsanız hemen söyleyeyim.
Bakın, Şems-i Tebrizî'nin "Makalât" diye bir eseri var. Şemsi Tebrizi'nin Makalât'ını okursanız, orada birçok yerlerde Moğollar'la ilgili olarak Şems-i Tebrizî Moğollara muhalif olanlarla mücadele etmektedir.

HULKİ CEVİZOĞLU- Ama, yani bu ajan olmasını mı gerektiriyor?

PROF.DR. MİKAİL BAYRAM- Evet, Moğolların aleyhinde bulunanlara şiddetle hakaret ederek onları susturmaya çalışmaktadır.

HULKİ CEVİZOĞLU- Burada bu mu kaynağınız?

PROF.DR. MİKAİL BAYRAM- Evet, budur kaynağım; ama ileride yine kaynaklarımı söyleyeceğim. Mevlana'ya gelince kaynakları daha detaylandıracağım.

HULKİ CEVİZOĞLU- Ama yapmayın; yani bugün de, işte Avrupa Birliği konusunda bilim adamları, gazeteciler farklı görüş savunuyor, birbirlerini eleştiriyorlar, suçlayanlar var; o zaman birbirlerini eleştiren insanlara hep ajan mı diyeceksiniz? Yani, Tarih Bölümü Başkanı bir profesör olarak Şems-i Tebrizî'nin Makalât eserinde Moğollara övgüler var ve onlara karşı çıkanlara ağır eleştiriler var diye, siz buradan yola çıkarak bir bilim adamı duyarlılığıyla, sorumluluğuyla Şems-i Tebrizî'yi ajan olarak mı değerlendiriyorsunuz? Sayın Bayram...

PROF.DR. MİKAİL BAYRAM- ... Moğolların ajanıdır demektir. Nitekim, bir kaynak da söyleyeyim size... Teşriigulervah adında bir eserimiz var. Bunu yazan Anadolu'lu bir kadıdır. O kadı, bazı şeyhlerin, bazı dervişlerin, özellikle de Kalenderi dervişlerin Moğollara ajanlık görevi yaptıklarını söylüyor. Meselâ Barak Baba'yı söylüyor, adını vererek, "Bu Kalenderi derviş Moğolların ajanıydı" diyor, "Mahmut Han’ın ajanıydı" diyor.

HULKİ CEVİZOĞLU- Mevlana'ya gelelim; Şems-i Tebrizî'yi konuşuyoruz, onu söyleyin.

PROF.DR. MİKAİL BAYRAM- Şems-i Tebrizî'yi konuşalım. Şems-i Tebrizî, Makalât'ında birçok yerlerde, bir yerde değil birçok yerlerde Moğolların aleyhinde konuşanları susturuyor. Moğollara alt yapı yapmaya çalışıyor, Anadolu insanını Moğollara itaat etmeye çağırıyor. Mevlana da bunu yapıyor.

HULKİ CEVİZOĞLU- Yani buradan ne sonuç çıkar ki?..

PROF.DR. MİKAİL BAYRAM- Dolayısıyla, "Mevlana Moğol ajanı olamaz" çırpınışları, bu çırpınışlar boşa olan çırpınışlardır, hiç kimse bunu inkâr edemez. Bakın,Mevlana "Fihi Mâ Fih" adlı eserinde, eğer önünüzde varsa açıp okuyun, ben tercümesinden söyleyeyim, sayfa 100-103 sayfaları; orada Moğolların Reisi Cengiz Han için diyor ki Mevlana; Cengiz Han, Allah'tan mesaj aldı ve Allah'tan aldığı mesajla Cenabı Allah Cengiz Hana demiş ki, "Halkını, kavmini topla, şu zalim Harzemşahlar ülkesine yürü, onları kahret." Dolayısıyla, bakın bu olay, bu olayı Mevlana'nın kendisi anlatıyor, başkaları Mevlana hakkında anlatmış değil bunu. Ve az önce siz söylediniz, Mevlana'nın Moğollar hakkında söylediği bir söz söyleyin dediniz, işte ben onu söylüyorum. Bu sadece bir tanesidir.

HULKİ CEVİZOĞLU- Peki nasıl oluyor Sayın Bayram, nasıl oluyor, bu dediğinizi belki başka kaynaklarla da destekleyeceksiniz, eğer ikna olmazsa Sayın Zeybek de sorar size, ben de şimdi soruyorum; peki, bunların doğru olduğunu varsaysanız bile, nasıl oluyor da bu kadar tutulabiliyor Mevlana, bu kadar gönüllerde yer edebiliyor? Bunun açıklaması şu mudur... Biz 2002 yılında yaşıyoruz, bu olay 1243 yılında ya da ne bileyim 13'üncüyüzyılda olmuştur, yani "o güne bakarak bugün değerlendirme yapmak yanlıştır" şeklinde mi cevap veriyorsunuz?

PROF.DR. MİKAİL BAYRAM- Oraya da geleyim, Fakat, öncelikle elimize aldığımız bu konuyu, bu meseleyi bir hâlledelim, çünkü çok itirazlar oldu, bu meseleyi biraz vuzuha kavuşturayım. Şimdi, Şems-i Tebrizî 1244 yılında Konya'ya geldi, Mevlana ile görüşmeleri oldu.

HULKİ CEVİZOĞLU- Bir şey soracağım, pardon. Bu görüşlerinizi, söylediklerinizi ve şu anda söyleyeceklerinizi bilimsel plâtformlarda daha önce tartıştınız mı?

PROF.DR. MİKAİL BAYRAM- Tabiî tabiî, yazdım ben bunları, ben bunları defalarca yazdım.

HULKİ CEVİZOĞLU- Bunları ilk defa söylemiyorsunuz yani.

PROF.DR. MİKAİL BAYRAM- Hayır efendim, ilk defa söylemiyorum, 30 senedir yazdım...

HULKİ CEVİZOĞLU- Nasıl tepkiler aldınız diğer bilim adamlarından?

PROF.DR. MİKAİL BAYRAM- Hulki Bey, 30 senedir bunları yazıyorum, bugüne kadar bir Allah'ın kulu bir satır cümleyle bana itiraz edemedi, itiraz etmeleri de mümkün de değildir. Şimdi bakın, Mevlana'nın eserinden örnekler vereyim, çok önemli bir örnek vereyim. Moğol Hükümdarı, İlhanlı Hükümdarı Hulagu Han Bağdat'ı fethettikten sonra, Bağdat'ta son Halifenin oğlu Ez-Zahir Billah Mısır'a kaçtı ve Baybars ile birlikte Mısır'da halifeliğini ilân etti. Şimdi Mevlana Mesnevî'sinde "Mısır Halifesinin Hikâyesi" diye bir hikâye anlatır ve çok terbiyesizce bir hikâyedir, ben burada ifade etmiyorum. Çünkü, o kabak hikâyesinden daha edep dışı bir hikâyedir. Orada meselâ Mevlana Sultan Baybars'ı ve Mısır'a kaçan Ez-Zahir Billah'ı tahkir ediyor, rezil etmeye çalışıyor ve böylece Hulagu Hanı desteklemeye çalışıyor. Bakın yine Mevlevî eserlerde, Menakıbıl Arif'inde anlatıyor, bunu teyiden başka bir şey de var. Menakıbıl Arif'inde diyor ki, Mevlana etrafındakilere şu mesajı veriyordu: Diyordu ki, "Hulagu Han Bağdat'ı muhasara ettiği zaman askerlerine emir verdi, üç gün üç gece atlarına ve askerlere yemek yedirmediler, atlara su ve ot yedirmediler, yem vermediler. Atların tutmuş olduğu bu oruç hürmetine Cenabı Allah Bağdat'ın fethini Hulagu Hana müyesser kıldı." Bunu Mevlana anlatıyor, Mevlana'dan naklen veriyor. Başkaları bunları yazıp da Mevlana'ya veya Mevlana'nın çevresine iftira etmiş veya hakaret etmiş değil, bunları kendi eserlerinde yazıyorlar. Sonra Mevlana'nın kişiliği ve şahsiyetiyle ilgili de bir şeyler söylendi. Mevlana, Mansur Hallaç gibi, Bayezdid-i Bestami gibi, Ebul Hasan Garagani gibi, Şakıki Belkı gibi İranlı, İran kültürünün ürünü olan mutasavvıfların yolunda bir mutasavvıftır ve bu mutasavvıflar Hulûliye mezhebindendir, Mevlana da Hulûliye mezhebindendir. Bakın, Meslevî'sinde Bayezid-i Bestami hikâyesi var. Orada Mevlana Hulûl felsefesini anlatır.

HULKİ CEVİZOĞLU- Ne demek Hulûl felsefesi?

PROF.DR. MİKAİL BAYRAM- Hulûl felsefesi, yani Allah insanlara hulûl eder. Bu Hristiyanlıktan gelme bir inançtır da. Çünkü, Hristiyanlıkta biliyorsunuz, apoklif Hristiyan mezheplerde diyorlar ki, özellikle Nasurîler diyorlar ki, "Hazreti İsa bir beşer olarak dünyaya geldi, fakat sonra Cenabı Allah Hazreti İsa'ya hulûl etti ve Hazreti İsa'nın şahsiyeti ilâh oldu, Allah oluverdi." Böyle bir mezhep var. İşte bu anlayışın İslâm dünyasındaki uzantısı da Hulûliyecilerdir.

HULKİ CEVİZOĞLU- Mevlana'nın bir rubaiyesi var, bakın ne söylüyor, belki bugünleri görerek söylemiş, belki o günler için söyledi. Diyor ki, "Ben hep yaşadım kul olarak Kur'ana, topraktım ömrümce Muhammed yoluna..."

PROF.DR. MİKAİL BAYRAM- "Men deste-i Kur'an'a mekta candarem, men hâk-i pay-i Muhammed'i muhtarım"; bunları bana okumayın, bunları bana okumayın, ben onların Farsçasını okudum Hulki Bey.

HULKİ CEVİZOĞLU- Sayın Bayram, izin verin de Türkçesini okuyayım. Diyor ki Mevlana; "Ben hep yaşadım kul olarak Kur'ana, topraktım ömrümce Muhammed yoluna. Gerçeklerden apayrı anlam çıkaran haksızdır, usanç verir bu sözlerle bana" diyor. Acaba gerçeklerden farklı bir anlam mı çıkarıyorsunuz?

PROF.DR. MİKAİL BAYRAM- Önce bu rubai, bu dörtlük Mevlana'nın Divan-ı Kebir'indedir. Bakın, bu Divan-ı Kebir denilen eser Mevlana'ya ait bir eser değildir. Ben Divanı Kebir'in, orijinal başlığıyla söyleyeyim; Divan-ı Kebir Ezan-ı Mevlana Mis" başlığıyla. Divanı Kebir Mevlana'nın eseri değildir. İran'da bir tebliğ sundum ve İranlı bilim adamları, bilim çevreleri benim bu tezimi kabullendiler ve sonra kendileri, özellikle İran'da çok tanınan Abdulkerim Suruş Bey, benim bu telkinlerimden sonra Divanı Kebir'de Mevlana'ya ait olan şiirlerin miktarı yüzde 30 veya yüzde 40 miktarındadır. Dolayısıyla, Divan-ı Kebir'den bazı şeyleri okudukları zaman, Divan-ı Kebir'in Mevlana'ya ait olmadığını da bilmeleri gerekir. Birtakım yanlışlıklar yapılıyor...

HULKİ CEVİZOĞLU- Demin okuduğum sözler ona ait değil mi?

PROF.DR. MİKAİL BAYRAM- Hayır, Divan-ı Kebir ona ait değil.

HULKİ CEVİZOĞLU- Peki, şu sözlerde mi ona ait değil? Bakın, diyor ki, sizin eleştirilerinize burada olmadığı için sözleriyle, eseriyle cevap verecek tabiî; diyor ki, "Ülkem bu benim, yerim bu, yurdum işte, geldim nicedir kök saldım memlekete. Düşman gibi görseniz de düşman değilim, ben Hintçe konuşsam bile Türküm yine de" diyor.

PROF.DR. MİKAİL BAYRAM- Efendim, hele o hiç, o hiç Mevlana'ya ait değil. Çünkü Mevlana'nın o orijinal Divan-ı Kebir nüshalarında da bu mevcut değil.

HULKİ CEVİZOĞLU- Ama bakın, bunu da yazan kim, onu da söyleyeyim size. Şimdi bunu yazan, Türkiye'nin, Sayın Zeybek'in de eski meslektaşı, Türkiye'nin ilk Kültür Bakanı Talat Halman'ın Türkiye İş Bankası'ndan çıkan Candan Cana isimli kitabı, Sayın Halman yazıyor bunu.

PROF.DR. MİKAİL BAYRAM- Efendim, ben onları biliyorum.

HULKİ CEVİZOĞLU- Yani, Türkiye'nin ilk Kültür Bakanı, şu anda Bilkent'te öğretim üyesi, kocaman İş Bankası yayın yapıyor, bunları bilmiyor da Mevlana'nın eseri diye mi bize yutturuyor.

PROF.DR. MİKAİL BAYRAM- Onlar, evet maalesef maalesef.

HULKİ CEVİZOĞLU- Yapmayın.

PROF.DR. MİKAİL BAYRAM- Çok üzülerek söyleyeyim, bugüne kadar hep Mevlana hakkında yalanlar uyduruldu.

NAMIK KEMAL ZEYBEK- Şimdi Hocanın yalan uydurmadığını kim biliyor.

HULKİ CEVİZOĞLU- Ben de onu soracaktım. Bir dakika, sizin mi doğru söylediğinizi, Talat Halman'ın mı, İş Bankası yayınlarının mı, bugüne kadar okuduğumuz Mevlana kitapları mı, hangisinin yanlış, hangisinin doğru olduğunu nasıl anlayacağız?

PROF.DR. MİKAİL BAYRAM- Efendim, ben diyorum ki, bakın Mevlana'nın Divanının orijinal nüshası Mevlana Dergâhında bulunuyor. Divan-ı Kebir'in iki tane orijinal nüshası orada var. Bu rubai orijinal nüshalarda mevcut değil. Sonradan Mevlana'ya uydurulmuş, izafe edilmiş şiirlerdir. Divan-ı Kebir böyle oluşmuş. Divan-ı Kebir aslında bir antolojidir. Ben Divan-ı Kebir'de 18 ayrı şairin şiirlerinin bulunduğunu tespit ettim. Bu şairler arasında Mevlana'dan sonra yaşamış olan şairler de var. Hatta Divan-ı Kebir'de Mevlana'dan sonraki olaylara, Mevlana'nın ölümünden 7 sene, 10 sene sonraki olaylara değinen şiirler var. O şiirler Mevlana'ya ait değildir. Bunları her bilen konuştuğu için, maalesef ayakları da yere basmadığı için, bu sefer Mevlana hakkında uydurma haberler, uydurma bilgiler yaydılar. Maalesef Türkiye, işte o yalan bilgilerle hayatiyetini sürdürmeye çalışıyor veya bilim çevreleri o yalanlarla hayatiyetlerini sürdürmeye çalışıyorlar.

HULKİ CEVİZOĞLU- Şimdi diyelim ki bunların hepsi yalan, bir tek siz doğrusunuz, öyle bir varsayımda bulunalım. Bunun neresi kötü? Diyelim ki, Mevlana diye birisi de yok, bunun hepsi mitolojik bir hikâye, öyle olduğunu varsayalım, ama bugün herkes buna inanıyor. Hem Mevlana'ya inanıyor, hem Mevlana'nın bu sözleri söylediğine inanıyor. Diyelim ki, size göre hem Mevlana yok veya var ama, o dönemde, 13'üncü yüzyılda Moğolların ajanıydı, ama bugün bizim toplum olarak inandığımız Mevlana'nın yeri yüce bir yerde. Bunun ne sakıncası var, toplumsal birlik bütünlüğü sağlayıcı bir unsur değil mi? Yabancılar bizim hep değerlerimizi alıp...

İSMAİL NACAR- O zaman böyle bir program yapmayın Hulki Bey, yani gerçek Mevlana'yı halka tanıtmayın.

HULKİ CEVİZOĞLU- Bir dakika, bir dakika. Değerlerimize hep sahip çıkıp elimizden alıyor. Biz bunun etrafında birleşsek, bu yalan da olsa güzel sözler değil mi, yani bunun ne sakıncası var?

PROF.DR. MİKAİL BAYRAM- Efendim, ben esas onu tebarüz ettirmeye çalışıyorum. Şimdi, Mevlana zamanında Anadolu'da bir grup insanlar, bir grup aydınlar Moğolları destekliyorlardı.

HULKİ CEVİZOĞLU- Bugünü soruyorum.

PROF.DR. MİKAİL BAYRAM- Bir kısım insanlar da Moğol emperyalizmine karşı isyan ediyorlar, genellikle Ahiler ve Türkmenler Moğol iktidarına karşı isyan durumundaydılar. Dolayısıyla, Mevlana o dönemde Moğolların yanında yer alarak Türkmenlerle mücadele etmiştir. Hacı Bektaş'a ağır hakaretlerde bulunmuştur, Nasrettin Hoca'ya ağır hakaretlerde bulunmuştur, Sadrettin Konavi'ye ağır ağır hakaretlerde bulunmuştur.

NAMIK KEMAL ZEYBEK- Hacı Bektaş'a nerede hakaret etmiş, öğrenebilir miyiz; evet, sorun onu.

PROF.DR. MİKAİL BAYRAM- Bütün bunları yaparken hedefi, Moğollara hizmet etmektir. Moğollar da kendisine para veriyorlar. Bakın, bir defasında Moğol Veziri Tacettin bir defasında Mevlana'ya 700 dinar para gönderdi ve bu gönderdiği paralar da, Türkmenlerin mallarını müsadere etmiş, Türkmenlerin mallarından, müsadere ettiği mallardan Mevlana'ya 700 dinar göndermiş. 700 dinar 70 deve parasıdır.

HULKİ CEVİZOĞLU- Sayın Bayram, bugünü soruyorum, şimdi 13'üncü yüzyılı bırakın, 800-900 sene geçmiş aradan.

PROF.DR. MİKAİL BAYRAM- Moğollar Mevlana'yı desteklediler, onu söylemek istedim. Moğollar Mevlana'yı desteklediler, Mevlana'yı Anadolu'nun şeyhi, "Şeyh-i Rum" yaptılar. Mevlana'ya intisap etmeyenlerin şeyhliğini kabul etmediler, özel bir ferman çıkardılar.

HULKİ CEVİZOĞLU- Sayın Bayram, bir daha söylüyorum, olmazsa sözü alacağım sizden. Bir daha soruyorum, bugüne gelin, yani Moğolları bıraktık 800 sene önceden.

PROF.DR. MİKAİL BAYRAM- Bugüne gelince, ben bugünü de söyleyeyim mademki ısrar ediyorsunuz. Mevlana'yı bugün reklâma eden, Mevlana'yı anlatan bizim yerli ulema değildir. Mevlana'yı Avrupalılar lanse ediyorlar.

HULKİ CEVİZOĞLU- Niye, Avrupalılar Moğol soyundan mı geliyor?

PROF.DR. MİKAİL BAYRAM- Şundan dolayı: Çünkü, Mevlana'nın felsefesinde emperyalizme yatkın insan yetiştirme Mevlana'nın hedefidir. O dönemde Moğollar Moğol emperyalizmine yatkın insan tipi yetiştiriyordu, yetiştirmeye çalışıyordu, dolayısıyla Mevlana'nın felsefesi bu yönüyle Anadolu insanını Batı emperyalizme yatkın hâle getirme çalışmalarıdır.

İSMAİL NACAR- Misyoner faaliyetleri de onun için giriyor, oradan giriyor.

PROF.DR. MİKAİL BAYRAM- Dolayısıyla, bunu Nicolson gayet iyi biliyor, bunu Anna Masalla gayet iyi biliyor, Annamary Schimmel gayet iyi biliyor; dolayısıyla Avrupalıların Mevlana'ya sahip çıkmaları Anadolu'yu sömürgeleştirme felsefesinin bir uzantısıdır.

HULKİ CEVİZOĞLU- Yapmayın, çok şaşırtıcı şeyler söylediniz Sayın Bayram.

PROF.DR. MİKAİL BAYRAM- Evet efendim.

HULKİ CEVİZOĞLU- Bir dakikanızı rica ediyorum. Şimdi Avrupalı olmayan, Türk olan birisi var hattımızda, az önce bağlanmıştı, Sayın Bayraktar Bayraklı.
Bu görüşlere zannediyorum katılmıyor; Sayın Bayraklı, buyurun cevap rica ediyorum sizden.

PROF.DR. BAYRAKTAR BAYRAKLI- Şimdi ben, çok insanlar üzerine duruldu bu gece, ben bu açıdan çok üzüldüm. Yani, Mevlana şöyle dedi, dedi de yok, dedisi yok, Mevlana şöyleymiş, Ahmet Yesevî böyleymiş, Muhiddin Arabî böyleymiş. Hiçbir tanesi fikirlerine, sistemlerine, onların ortaya koyduğu düşüncelere gitmediler. Bakın, orada arkadaşımız Esat Bey, "İnsan, konuşan Tanrı'dır" dedi, burada şirk var. İnsan Allah'ı inkâr ettiği zaman yine Allah mı konuşuyor, insanı gıybet ettiği zaman Allah mı konuşuyor? Yapmayın bu işi. Bu adamın görüşlerini tezyif etmeniz lâzım, bunları çürütmeniz lâzım. Orada yanlış konuşuyor, siz hâlâ Mevlana oldu Moğolcu, olmadı Moğolcu; bu mesele midir? Orada felsefe üretmeniz lâzım, düşünce üretmeniz lâzım. Kişiler üzerinde durdunuz, tasavvufun prensiplerini, ilkelerini, insanı olgunlaştırmasından bahsetmediniz, tuttunuz insanlarla kişilerle uğraştınız. Bakınız, Mikail Bayram tarihçi bir adam, Mevlana tezyif etmek için, küçültmek için, Avrupalılar Mevlana'yı bunun için konuşuyor, tutuyormuş, emperyalizmciymiş. Mevlana'nın kitaplarını okudu mu Allah aşkına? Nasıl okudu bunları da, nasıl anladı bunları da bu felsefelerden nasıl emperyalizm felsefesi çıkartıyor; ben bunu anlayamıyorum. Bakınız, ben Divan-ı Kebir hakkında bir doçentlik tezi yaptırdım, Mesnevî hakkında doktora tezi yaptırdım, Fihi Mâ Fih hakkında master tezi yaptırdım, Mecalis-i Saba'sı hakkında master tezi yaptırdım. Baştan aşağıya Mevlana'nın kitaplarını okumuş biriyim ben; yapmayın bu işi, Allah aşkına yapmayın. Kur'an-ı kerimi tamamen konuşturuyor Mevlana, farkında değilsiniz. Tuttunuz efendim, Mevlana Moğol şeyiymiş, emperyalizm yapmış; ne alâkası var Allah aşkına yahu? Böyle bir sistem, bu kadar büyük bir filozofa, bu kadar büyük bir filozofun karşısına, bir düşünür, bir mütefekkirin aleyhine nasıl konuşur bir tarih kürsüsü profesörü, benim aklım almıyor. Tarihçi olduğu için felsefesini anlamıyor adamın. Yani, Mevlana'nın felsefesini anlamadığı için, Fihi Mâ Fih'yi nasıl savunuyor. Fihi Mâ Fih'in özü nedir? Ne diyor Fihi Mâ Fih'te? İnsan eşittir düşünce. "Düşünmeyen adam hayvandır" diyor. Düşünceyi bu kadar öne çıkaran, aklı bu kadar öne çıkaran Mevlana'yı nasıl kalkar emperyalist söylersiniz. Mesnevî'sinde sevgi, insan sevgisini işliyor, Divan-ı Kebir'inde ilâhi aşkı işliyor; siz nasıl böyle konuşuyorsunuz Mevlana hakkında "emperyalist felsefe yapılmıştır", benim aklım almıyor. Bunlar nasıl ilim adamlarıdır, nasıl düşünürdür bunlar, nasıl kitap yazıyorlar ben anlamıyorum. Bir insanın aleyhine, bir insanı tezyif etmek için, kötülemek için böyle konuşulur mu?..

İSMAİL NACAR- İlmî hareket ettiğin zaman anlayacaksın Hoca; belgeli ve bilimsel konuştuğun anda anlayacaksın.

PROF.DR. BAYRAKTAR BAYRAKLI- Esat Bey, orada bir söz söyledi, bak onun üzerine konuşsanıza.

İSMAİL NACAR- Esat Beyin tahribatı devede tüy bile değil, esas tahribat orada.

PROF.DR. BAYRAKTAR BAYRAKLI- "İnsan konuşan bir Tanrı'dır" diyor.

PROF.DR. MİKAİL BAYRAM- Hulki Bey, müsaade edin cevap vereyim.

İSMAİL NACAR- Esas tahribat orada.

PROF.DR. BAYRAKTAR BAYRAKLI- Bunun üzerine konuşsanıza, o insanla konuşsanıza. Bırakın şimdi bu fertleri, kişileri.

PROF.DR. MİKAİL BAYRAM- Efendim, Bayraktar Bayraklı arkadaşım kendisini tasavvufçu addediyor, tasavvufu bildiğini söylüyor, fakat konuşmalarından öyle anlıyorum ki tasavvuftan hiç haberi yok.

İSMAİL NACAR- Doğru.

PROF.DR. MİKAİL BAYRAM- Mevlana İrancıdır, İranlıdır ve İranî tasavvufun mümessilidir. Bakın Ahmet Yesevî'den söz ediyor, Ahmet Yesevî de Türkmendir, Türk mutasavvıfıdır, Türk kültürüne uyumlu olan bir tasavvufî harekettir. Dolayısıyla, Mevlana İranlıdır. Türkçe bilmez. Kendisi Türkçe bilmediği gibi oğulları da, oğlu da Türkçe bilmiyor. Müteaddit yerlerde de söylerler.

HULKİ CEVİZOĞLU- Ne sakıncası var bunun?

PROF.DR. MİKAİL BAYRAM- Yani, Türk mutasavvıf değil, İranlıdır, İran tasavvufunun Anadolu'daki temsilcisidir.

HULKİ CEVİZOĞLU- Sayın Bayram, işi bu tarafa götürürseniz, Hazreti Muhammed de Türk değildi, o da Arapça konuşurdu.

PROF.DR. MİKAİL BAYRAM- Onun için söylemiyorum Hulki Bey, yani İran tandanslı, İran kültürünün mahsulü olan bir mutasavvıftır, onu söylemek istiyorum. Dolayısıyla...

HULKİ CEVİZOĞLU- O zaman da Hazreti Muhammed'i Araptır diye eleştirebilirsiniz.

PROF.DR. MİKAİL BAYRAM- Anadolu'ya geldiği zaman da, Anadolu'da ve çevresinde İranî bir çevre vardı. O İranî çevrelere hitap ediyordu. Daha sonra Moğollara hitap etti, Moğollara hizmet etti, hayatı boyunca Moğollara hizmet etti, sadece kendisi de değil oğulları da. Çok önemli bir şey söyleyeyim. Mevlana, oğlu Alaaddin Çelebi'yi Moğollara karşı isyan ettiği için oğlu Alaaddin Çelebi'yi bir müridine öldürttürdü, oğlunun cenaze namazını dahi kılmadı; bakın, bunu biliyorlar mı? Öyle Mevlana havarisi kesiliyorlar; Mevlana oğlunu öldürtmüş, oğlunun cenaze namazını dahi kılmamıştır. Bunu Mevlevî kaynakların hepsi yazar.

HULKİ CEVİZOĞLU- Peki, ben şimdi sorumu sorayım, bu da önemli bir şey; bugün dünya üzerinde Moğolların devamı olan bir ırk, bir devlet var mı? Yoksa bu mitolojik bir tartışmadan ibaret mi şu anda konuştuğumuz?

PROF.DR. MİKAİL BAYRAM- Moğolistan var, bugünkü Moğolistan Moğolların devamıdır.

PROF.DR. BAYRAKTAR BAYRAKLI- Hulki Bey...

HULKİ CEVİZOĞLU- Sayın Bayraklı, buyurun.

PROF.DR. BAYRAKTAR BAYRAKLI- Ben kendimi mutasavvıfçı olarak söylemedim, bir defa ben mutasavvıfçıyım demedim, ben tasavvufun bir İslâm düşüncesi olduğunu söyledim, Mevlana'nın bir İslâm düşünürü olduğunu söyledim, bir mutasavvıf olduğunu söylemedim. Bir İslâm düşünürüdür bu kişi, filozoftur. Bu ister İranlı olsun, nereli olursa olsun, bu arkadaşımız Mevlana'nın satırlarından hangi ayetlere işaret ettiği hakkında bir çalışma yapmış mıdır?

İSMAİL NACAR- Tamamını ezbere bilir.

PROF.DR. BAYRAKTAR BAYRAKLI- Alâkası yok, sen hangi ayetlere işaret ettiğini biliyor musunuz?
Bu Mikail kardeşimiz, acaba Mevlana'nın satırlarından hangi ayetlere telmihte bulunduğunu hiç düşündü mü acaba? Mevlana'nın Kur'an bilgisine ne kadar sahip olduğunu biliyor mu acaba?

HULKİ CEVİZOĞLU- Tamam, cevabını alalım.

PROF.DR. BAYRAKTAR BAYRAKLI- Biz İranlı olduğu için, İranlı olabilir, biz onu savunmuyoruz, biz Batılı bir düşünürü de savunuyoruz, biz John Duvi'yi de savunuyoruz, biz John Lock'u da savunuyoruz, Descartes'ı da savunuyoruz.

PROF.DR. MİKAİL BAYRAM- Kardeşim, Mevlana Hulûliye mezhebindendir.

PROF.DR. BAYRAKTAR BAYRAKLI- Kaldı ki Mevlana bir İslâm düşünürüdür. Yok oğlunu öldürmüş, yok şunu öldürmüş; kardeşim, Allah aşkına siz bırakın bunları, biz Mevlana'nın felsefesini ortaya koyalım, iyi taraflarını, kötü taraflarını, felsefesinin İslâma uygun olanını, olmayanını, insan doğasına aykırı olanını, olmayanını ortaya çıkaralım, bunu tartışalım. Mevlana Moğolcuymuş, değilmiş, bunlar bize bir şey kazandırmaz, bugünkü insanlığın problemlerinden bir şey çözmez. Eğer biz ilim adamıysak, Mevlana'nın düşüncelerini ortaya yere koyalım. Mevlana şurada haklıdır, şurada haksızdır diyelim, şurada hata yaptı, burada İslâmîdir, burada İslâm dışıdır. Yok İranlıymış, neymiş, ne olursa olsun beni ilgilendirmez. Ben onun Müslümanlığını kabul ediyorum, Müslüman düşünürdür, İslâm düşünürüdür ve büyük bir filozoftur ve metafizik felsefesinde doruk noktasındadır; ben bunu söylüyorum.

HULKİ CEVİZOĞLU- Peki, Sayın Bayram katılıyor mu acaba buna?

PROF.DR. BAYRAKTAR BAYRAKLI- Bu kadar.İyi akşamlar diliyorum efendim.

HULKİ CEVİZOĞLU- İyi akşamlar Sayın Bayraklı.
Sayın Bayraklı'nın bu sözlerine katılıyor musunuz Sayın Bayram?

PROF.DR. MİKAİL BAYRAM- Mevlana büyük bir filozoftur, Mevlana büyük bir şairdir; ben bunlara hiçbir şey demiyorum. Mevlana, son derece hayal gücü yüksek olan bir şairdir. Ben Mevlana'yı 18 yaşından beri orijinal eserlerinden okuyorum, öyle yamalı bohça gibi de değil, tertipli olarak, düzenli olarak okumuşumdur. Dolayısıyla, Mevlana'nın felsefesine gelince, Mevlana'nın felsefesi, az önce dedim, Hulûliye felsefesine mensuptur; birinci husus bu. Tasavvuf yolunda ise, tasavvufî meslek ve meşrebinde ise, "Seyri Sülûkî Enfüsi" yolunu tutan bir mutasavvıftır.

HULKİ CEVİZOĞLU- Nedir Türkçesi bunun?

PROF.DR. MİKAİL BAYRAM- Seyri Sülûkî Enfüsi'nin anlamı şudur: İnsanların, müritlerin kendi benliklerini düşünerek ruhlarındaki derinlikleri teşhis etmeye çalışmak suretiyle onlara o yönde zikirler, vird'ler yaptırmak suretiyle onlara belli bir kıvam vermeye çalışan bir tasavvufî mekteptir, tasavvufî eğitim metodudur.

HULKİ CEVİZOĞLU- Aynı zamanda bir tarikattır diyebilir misiniz?

PROF.DR. MİKAİL BAYRAM- Tarikat değil, hayır, Mevlana bir tarikat kurmadı. Mevlana bir feylesof olarak Mevlevî tarikatının fikir birikimini yapmış bir adamdır. Sadece kendisi de değil, babası da öyledir, Şems-i Tebrizî de öyledir...

HULKİ CEVİZOĞLU- Peki, şu anda tarikat mıdır? Şu anda nedir Mevlevîlik?

PROF.DR. MİKAİL BAYRAM- Mevlevîlik şu anda bir tarikattır, ayini, tertibi, düzeni olan bir tarikattır. Sonra Hulki Bey, bir hususu ihmal etmememiz lâzım. Daha sonraki asırlarda, Osmanlılar çağında Mevlevî tarikatı bir Türk tarikatı hâline dönüştü. Çünkü, Mevlevî tarikatına giren Türk mütefekkirler, Türk fikir adamları Mevlevî tarikatının yolunu, yöntemini değiştirdiler, hatta Nakşibendiliğe yaklaştırdılar; bu ayrı bir şey. Fakat ben Mevlana'nın fikriyatı üzerinde duruyorum, Mevlana'nın düşüncesi üzerinde duruyorum, ben Mevlana'nın Anadolu'ya ne verdiğini, neler sunduğunu belirlemeye çalışıyorum.

HULKİ CEVİZOĞLU- Ama şu anda Mevlanacılık, Mevlevîlik zararlı bir felsefe mi?

PROF.DR. MİKAİL BAYRAM- Evet, zararlı bir felsefedir.

HULKİ CEVİZOĞLU- Bugün?..

PROF.DR. MİKAİL BAYRAM- Çünkü, az önce bakın Gazali'yi tenkit ettiler, haklı olarak tenkit ettiler, Mevlana işte o yolun adamıdır. Sezgici bir filozoftur, akla muhaliftir. Mevlana, "Aklı Kur'an kundrahim Mustafa" dediği zaman, "aklı Mustafa'nın yoluna hayran et" dediği zaman akliyeciliği yermektedir. Mesnevî'indeki kel papağan hikâyesinde akliyecileri yermektedir. Bunları okuyanlar anlamıyorlar. Bakın, Bayraklı işte bunu okumalıdır, bunları okumalıdır. Mevlana Mesnevî'sinde, ismini de vererek Fahreddin-i Razi'ye hakaret etmektedir, Fahrettin-i Razi'yi tahkir etmektedir. Neden dolayı? Akliyeci olmasından dolayıdır. Dolayısıyla, Anadolu'nun fikren geri kalmasında, Anadolu'nun ilmen geri kalmasında, Ahiliğin dağılmasında... Mevlana'nın adamları Ahi Evran'ı öldürdüler, oğluyla beraber, oğlu Alaaddin Çelebi'yle birlikte Ahi Evran Nasreddin Mahmut'u Mevlana öldürttürdü. Bakın, bunları bilmiyorlar. Dolayısıyla, "Mevlana Anadolu'ya ne vermiş" dediğimiz zaman bunları göz önünde bulundurmamız lâzım. Felsefe olarak Anadolu'ya ne getirmiştir, bunları bilmemiz lâzım. Ayakları yere basmadan konuşan arkadaşlar, bu meselede önce ayaklarını yere basmalıdırlar. Mevlana'yı Mevlana'nın eserlerinden öğrenmelidirler.

HULKİ CEVİZOĞLU- Peki Sayın Bayram, çok teşekkür ediyorum size. Bunu bir başka zaman, bugün Mevlana'yı savunanlar, Mevlana dernekleriyle ya da vakıflarıyla, bugünkü savunucularıyla birlikte sizi de bir araya getiririz, onu tartışırız, bu boyutunu.
Çok teşekkürler.

PROF.DR. MİKAİL BAYRAM- Söylemek istediğim çok şeyleri söyleyemedim.

HULKİ CEVİZOĞLU- İnşallah onu başka bir gece yaparız, ama çok ilginç ve yankı uyandıracak sözler söylediniz. Tabiî birçok insan da sizin bu sözlerinizi ilk defa duyuyor zannediyorum, her ne kadar bilimsel plâtformlarda tartıştığınızı söyleseniz de.
İyi geceler, teşekkürler size.

PROF.DR. MİKAİL BAYRAM- Teşekkür ederim."

c.ç

Mevlana..

Merhaba,

Yazıdan çok, yazı altına girilen yoruma dikkat ettim acikcasi.. Mevlana hakkinda onca sey soylenmis Cevizoglu'nun programinda, telefonla katilan Profesor tarafindan.. Merak ettigim husus su:

Divan-i Kebir'de ve diger eserlerde Mevlana'nin kucaklayiciligina atifta bulunan dizeler Mevlana'ya ait olmayip uydurulmus olarak telakki edilirken, kendi eserlerinde (buna Tebrizi'nin Makalat'ini da dahil edebiliriz) yer alan, Mogol taraftari veya ajani oldugunu ifade eden ibareler uydurulmus olamaz mi? Profesor tarafindan konunun ele alinis sekli pek objektif gozukmedi benim bulundugum yerden.. Bir esere -benim acizane gorusume gore- musbet katkilardan cok- menfi katkilarda bulunulmasi daha kuvvetli bir ihtimaldir, genel ahvali dusunecek olursak.. Bu mesele de karisik nitekim ama olaya bir de bu acidan bakmakta fayda var... Husn-u zan ama yine de olculu itimat...

Düşünüşler, düşüşlerden evvel olmalı...

mevlana tartışmaları

cemal abi, mikail bayramın proğramdaki iddialarını bilmeme rağmen, tv proğramdaki söylediklerini merak etmiştim. buraya aktardığınız için teşekkür ederim..

benzer tatışmalar Konyadaki arkadaşlar tarafından da yapılmıştı. ilgilisi olanlar yazarın bu konudaki mevlana ile ilgili iddialara verdiği cevaplara diğer yazılarından ulaşabilir.

http://www.siyasetinsesi.com/index.php?islem=yazar&id=284

selamlar

tartışmalar bağlamında

selam ve dua ile;
muhterem Okan Şahin kardeşim işaret ettiğiniz yeri gezdim. şükranlarımı sunarım.. hürmetler..

http://www.tevhidnesli.de/%26%23304%3BR%26%23304%3BN-K-Ue-P-Ue--PATLADI.htm

c.ç

basiretin bağlanmaması bağlamında

Cemal Çalık bey, kendi içinde çelişkilerle dolu bir siteyi kaynak olarak göstermişsiniz. Neredeyse bildiğimiz tüm İslamî şahsiyetler alaşağı ediliyor. Ama hani "sakalı kesmeden önce sabunla yumuşat" ilkesine binaen de önce bir yıkama yağlama yapılıyor. "bu şahıslar belki bildiğimizden de üstün Müslümanlardır, değerlidirler, kıymetlidirler fakat..."

Eserlerine sonradan bazı eklentiler yapılabileceğinden dem vurulmuş. Evet, doğrudur. Allah kelamına bile (tevrat, incil) bu tür eklemeler yapılarak insanların sapıtmasına yol açılmış. Mesnevide de -sayfada gösterildiği gibi- müstehcen eklentilerin olması, mesela bana yahudilerin sözümona kutsal kitabını hatırlattı. Orada da böyle uydurma belden aşağı metinler vardır. İşin bir de çeviri keşmekeşi var. Çok rahat çeviri yapılmış. Sokakta kullanılan kelimeler mesnevi çevirisi diye verilmiş. Yani aslına bakmak lazım... Mesela hadiste geçer ki üçüncü boşama sonrasına işaretle ve mealen; "o senin balcağızından, sen onun balcağızın tatmadan bir daha evlenemezsiniz." Şimdi bu ifadeyi özellikle batı dillerinden birine çevirmeye kalksak belki çok kaba bir şekilde çevireceğiz. O halde bunu duyan biri peygamberimize acaba hangi gözle, hangi algıyla bakar?

Bunlara rağmen hâla Mevlanaya dil uzatılması garib! Hem eklemeler olmuştur diyecekler hem de ekleme olması ya da çeviri hatası olması muhtemel ifadeleri mesned gösterip ona saldıracaklar. Turan Dursunun “din bu”larını okumakla imanıma sarılmayı nasib eyledi Mevla bana şükürler olsun. Çünkü kitablarında kendi içlerinde yukarıdaki örneğe benzer pek çok çelişki vardı ve kıt aklımızla bunu görüp daha çok bağlandık dinimize. Hem hadisler uydurulmuş diyordu hem de uydurulmuş hadislerle Türkleri aşağılamaya kalkıyordu. Bunun gibi daha neler neler… Bu yüzden bu ifadeler beni “din bu”lara götürdü birden. Siteye göre Bediüzzaman'dan Yunus Emre'ye kadar ne de çok yanlışta bulunan sevdiğimiz büyük varmış!

Bediüzzaman’ın kısa sürede ilim tahsil etmesini eleştirirken basında çıkan “2 ayda hafızlığını tamamlayan bayan” haberini ya da Türkiye'den Viyana’ya gidip oradaki altı senelik tıbbı 3,5-4 senede bitiren genç kız haberini bir daha okumalıydı site yönetimi. Normal insan beyninin daha pek çok sırrı özelliği anlaşılamamışken böyle üstün zekalı şahısların zekavetine/algılamasına/anlamasına/öğrenemsine ne hakla laf edilir anlamak mümkün değil. O, zamanın bedisi lakabını sonradan değil yaşarken aldı!

Daha geçenlerde Zülfü Livaneli’nin yazısını okudum. Diyordu ki “Said Nursi’yi okudum. Sanki batılı feylesoflara cevab verir gibiydi ve çokça ikna ediciydi.” Gerek bizden gerek dışardan bunun gibi pek çok insanın imanına/iknasına vesile olacak şahane eserler yazan birinin yaptığı ebced hesablarını “bu hesabı büyücüler yapar” diyerek rencide etmek kimin haddine peki? Üstad yazdıklarının farkında olarak “bu yazdıklarım ilmi ispata kafidir, başka şeyle yazdıklarımı desteklemeye gerek yok” diye düşünememiş midir acaba? Eğer ebced hesabı ile bir şeyleri ispata kalkmışsa bir sebebi vardır. Evet, site yönetimi anlamasa da vardır! Kaldı ki ebced hesabı uzunca yıllardır en basitinden mezar taşlarının üzerine yazılan beyitlerle ölen kişinin ölüm tarihini gösterir bir sanat dalı olarak da kullanılmıştır. Tek cadıların, büyücülerin işi değildir yani.

Sitede ayetlere yorum veren kişiler niye kendi yorumları dışındaki yorumları kabul eylemezler hem! Acaba ayetleri yorumlamada yetkili tek merci kendileri midir? Diğer âlimlerin yaşadıkları tecrübeler, deruni seferler o ayetlere başka anlamlar katamaz mı? Fizikçi, matematikçi..vs. ayetleri kendi ilmince yorumlar, tefsir eder de ruhunda yolculuk edenler kendi ilimlerine göre tefsir edip yorumlayamazlar mı?

Bu toprakların harcı konumunda olan çoğu önemli şahsiyet ve yol bir çırpıda yerin dibine geçirilivermiş. Geylaniler, Arabiler, Mevlanalar, İkballer, Emreler… ve çoğunun gittiği tasavvuf yolu! Bu ülkede İslam hâla var ise bunun en büyük vesilelerinden biri de tasavvuftur, tarikatlardır. Bu topraklar ve gelecek nesiller için gerek mallarıyla gerek canlarıyla hizmet eden şeyhler/dervişlerdir. Bunun en büyük son örneği de istiklal harbidir. Açın okuyun tarihi orada nice tarikat mensubu şeyhin, dervişin her şeyi bırakıp cepheye koştuğunu görürsünüz. Hakeza sonrasında istiklal mahkemelerinde de en fazla idam edilen kişiler olarak yine tarikat mensubu şeyhler ve dervişler öndedir. E, şimdi tüm bunları unutup tasavvufa, tarikatlara düşman kesilmek neyin nesi! Ortada yanlış varsa bunu ilim adamları otursun konuşsun bir sonuca bağlasın. Ama avamı böyle önemli kişilere ve yollara düşman belletmek kaş yapayım derken göz çıkarmaktır. Kim ki buna kasti olarak aracı oluyorsa Allah istikamet versin, bilmeden yapıyorsa gözünü açsın!

Eğer ki bir yerlerdeki yanlıştan bahsedeceksek hem, Sünnilerin delalete düşenleri gibi islamdan uzak, sapıklığa düşmüş bazı Alevilerden ve bazı şii gruplarından başlamak gerek. Ama görüyorum ki sitede bunlara ilişkin bir tek satır yok. Varsa yoksa Anadolu evladının sahib çıktığı değerler idam sehpasına çıkartılmış. Böyle mi tevhid sağlanacak!

Sitenin kurucuları ve yöneticileri hakkında umarım bilginiz vardır Cemal bey. Varsa bizi de bilgilendirmenizi istirham ediyorum.

Muhabbetlerimle,

Ey menba-ı ÂŞK! Gönlüme kıldığın nazar-ı mehabbet kadardır kıymetim...

bilinmesinde fayda var

selam ve dua ile;
muhterem Ümit Demir bey kardeşim ne mezkur sitenin kurucularını tanırım ne de kimliklerini merak etmişliğim var. mezkur siteye alıntının yapıldığı gün sanal dünyada gezinirken rastlanılmıştır. (15/11/2007) bu tarihten önce varlığından bile bihaberdim. yani rumi hakkında kaynağım o site değil.
tasavvuf hakkında ileri sürülen savlar bugüne has şeyler değildir. kaynak isterseniz daraağıcına çekilen mutasavvıfların yaşam öyküleri yeter. onları daraağıcına çekenler kendi savlarına göre "dini korumak" için yapmışlardır bu eylemlerini. bunu niçin belirttim? asanları haklı göstermek için değil, tasavvufa iyi gözle bakılmayışın çok eskilere dayandığını vurgulamak için. iyi bakılmayışı onun iyi olmadığına yeter kanıt mıdır? bunun yanıtı da maalesef kişilerin durdukları noktaya göre değişmektedir. yani tasavvuf ehlinin dinden çıktığı argumanlarını ileri sürenlerin ya da tasavvuf ehlinin bizatihi dinin kendisi olduğu argumanlarını ileri sürenlerin savları durulan noktaya göre hak verilir durumdadır. bu da yalnız tasavvuf ehli için değildir. her klik, cemaat, mezhep kendini dinin aslı gibi görür ve argumanlarını da bu yönde oluşturur. oluşturmuştur. bana söyler misiniz hangi klik, grup cemaat ya da mezhep kendine meşruiyet sağlayacak bir ayet, bir hadisle karşımıza çıkmış olmasın? benim tavrım -hangi klik, grup, cemaat ve mezhep olursa olsun- hiç birini dinin aslı gibi görmemektir. dinin kendisiymiş gibi algılamamaktır. Kur'anın ve Peygamberin dışında hiç bir grup, hiç bir mezhep, hiç bir yol hatalardan beri değildir. ve o hatalardan da onları yargılayacak merci ben değilim. kimseyi de o yola mensup olduğu için kınayacaki, yerecek, hor görecek değilim. bugüne kadar yapmadım. inşallah bundan sonra da yapmam. ta ki kelime-i şahadet ikrar etmiş olsun. hengi klik, cemaat, mezhep tarik olursa olsun savlarını durduğum noktaya göre eleştiririm. bu eleştiri eleştirdiğimi tahkir ve horgörü değildir. hem zaten tahkir ve horgörü eleştiri değildir. bizden önceki nice alim rakibini eleştirip ve hükmünü belirttikten sonra en güzel bir biçimde savlarını sona erdirirdi: "Allahuaelm!" bundan daha güzel bir ölçüt olur mu? maalesef günümüzde bu böyle değil. değil derken yaygınlık bağlamında değil diyorum. günümüzde "madem ben dedim, madem üstadım demiş öyle ise o öyledir! kim ne derse desin, ben veya müntesibi olduğum klik, grup, cemaat mezhep hatalardan beridir!" işte bu tavır bana dün ters geldi, bugün ters geliyor, yarın da ters gelecek..
bu arada bir yanlışı düzeltelim; ruminin mesnevisi bir tek şaire aittir. başkasının her hangi bir tek mısraı yoktur. eklemelerin "Divan-ı Kebir"de olduğu savları vardır.. ki zaten o da bir tür mevlevi antolojisi olduğu için olabilir gözüyle bakılmaktadır.
"bişnev ez ney çün hikayet mikoned
ez cüdayıha şikayet mikoned" beytiyle başlayıp
"ta bibini nayedit ezgaybet bu
gayr bini hiç mibini begu" beytiyle son bulan nerdeyse beşbine varan bu eser bir tek kişinin ağzından çıkmıştır. bunun aksini kimse söylememiştir, söyleyemez. hele mesneviyi yazıldığı dilde okuyan ve azıcık da şiirden anlayan bunu hemen teslim eder.
sözkonusu kimilerince müstehcen, kimilerince erotik, kimilerince pornagrafik öyküler mesnevidedir. bunlar sonradan eklenmiş demek, mevlana böyle birşey söylemez demek, yok saymak, öyle bir şey yok demek yok diyenin yok demesiyle kalmadan öte bir anlamı olmaz. rumi o öyküleri divan edebiyatının o hoş güzellikleri içerisinde mükemmel söylemiştir mesnevisinde. enfes söyleyişlerdir. sanatkarane söyleyişlerdir. müstehcenliğin, erotizmin şiirde nasıl söyleneceğini öğrenmek isteyen şiirin ustası ruminin - rumiye şair dediğim için kimse kızmasın, Hassan bin lebid yüce peygamberimizin övgüsüne mazhar olmuş bir sahabe şairdi- görkemli eseri mesneviye bakmalıdır. bayağılaşmadan da bu iş yapılabilirmiş, denilecektir. ama çevirilerden okumamak kaydıyla. çünkü papağanı kurbağaya dönüştürüyorlar. biz kargaya bile razı olacakken onlar -kimi çevirmenler- kurbağaya katlanmamızı istemektedirler.
muhterem Ümit Demir kardeşim sözün özü bizi biz yapan değerlerin ötesinde şunlar üzerinde ittihad yapabiliriz:
"Allah bir ve Hz. Muhammed son elçidir. Kur'an eksiksizdir. Hükümleri kıyamete kadar bakidir. Kıblemiz Kabedir." bunların dışında kalan ne varsa, ama ne varsa herbirisi eleştirilebilir. ve eleştiriler sonunda da "Allahualem!" denirse hiç bir müslümanın bir başka müslümanla problemi olmaz. hiç bir müslüman bir başka müslümanı -haşa, yüzbinkere haşa- aşağılayamaz, horgöremez, tahkir edemez. dinden çıkmış sayamaz, sapkın diyemez. bunları diyecek olan merci kuşkusuz yüce Rabbimizdir. hürmetler..

c.ç

kurtuluş Kur'an'da

bilgilendirmeleriniz ve cevabınız için teşekkür ederim Cemal bey. elbette "Allah bir ve Hz. Muhammed son elçidir. Kur'an eksiksizdir. Hükümleri kıyamete kadar bakidir. Kıblemiz Kabedir." bundan gayrısını düşündürtmesin bile bize Mevla! lâkin Kur'an ve Sünnet merkezine sadık kalan yorum farklılıklarında da kimse kimseyi tahkir etmesin, alaya almasın, dinden uzak görmesin.

evet, müslüman müslümanı aşağılayamaz, ona sapkın diyemez. fakat fatiha'nın sonlarındaki dua eğer Rabbimiz tarafından kabul görmezse biz müslümanlar da dalalete(sapıklığa) ve gazaba uğrayanlardan olabiliriz. ki böyle bir tehlike var ki bizden bu duayı yapmamız isteniyor.

Rabbimiz bizi Kur'an'ın hâdimi eylesin, Kur'an'ın özünü sözünü bizim içimize işlesin, Kur'an'ın tüm emirlerini/yasaklarını hayatımızda dosdoğru uygulamayı nasib eylesin. âmin...

çünkü ümmetin de insanlığın da kurtuluşu bir tek Kur'an'da!

muhabbetle,

Ey menba-ı ÂŞK! Gönlüme kıldığın nazar-ı mehabbet kadardır kıymetim...

bilmükabele

selam ve dua ile;
"ancak müminler kardeştir.."
"fatiha'nın sonlarındaki dua eğer Rabbimiz tarafından kabul görmezse biz müslümanlar da dalalete(sapıklığa) ve gazaba uğrayanlardan olabiliriz. ki böyle bir tehlike var ki bizden bu duayı yapmamız isteniyor. " ümmetin de insanlığın da kurtuluşu bir tek Kur'an'da!" amenna veseddakna.. hürmetler..

c.ç

Sema Raks Gibi Eğlenceler İslami Değildir

İnsanlar eğlenmek ister de niçin eğlenceyi dini bir kılıfla kamufle etmeye çalışırlar bunu anlamak pek kolay değil.[1]

Eğlence fuarlarında dönme dolaplara binip güle oynaya, eğlenen, korkusundan bağıran, üstüne başına kusan insanlar vardır. Onlar bu işi sevap diye yapmazlar. Hatta biri gelse bu dolapta dönmek sevapmış dese gülerler. Bu dolaplara binip Allah'ı zikretmeyi kendine meslek edinmiş kimseyi de duymamışız. Tabi bu ilerde böyle bir zikir merasimi çıkmayacağı anlamına gelmiyor, insan bu, neler yapar, neler yutar(!)

Hal böyleyken, birileri düdükçünün üfürmesiyle hareketlenip, plakların üzerinde dönen biblolar gibi dönerek sevap işlemek gibi bir keşfin tadını çıkarıyorlarmış. Daha sonraları böyle bir meslek alanı oluşacağından haberi olmayan bu kaşifler, keşiflerini turist çekmek için de başlatmamışlar. Amma her şeyin ucunda para arayan insanoğlu bu işi de kazanç kapısı bilmiş. Nasıl ki mevlidhânlar mevlid okur para kazanır, hafızlar Kur'an okur para kazanır, birileri de düdük üfürür, ilahi okur döner möner seyrettirir para kazanır olmuş. Bu işleri para için yaptıkları halde iyi bir meslek icra eder havaları, sevap da işliyoruzdur heyulâları şeytanın teşvik kredilerinden sadece birkaçıdır. Müslüman oldu diye her şeyden vaz mı geçsin adamlar(!)Bu eğlenceyi icad eden eski kaşiflerin maksadı bir eğlenceye dini kisve giydirmek ve eğlenen dindarlar olmak, eğlenceyle bari olsun insanları dine bağalamaktı belki. Bu hüsn-ü zan ile onları dinimizi bozmak isteyen bid’atçılar ithamından korumak istesek de, Allah işin aslını bilmektedir.

Dönerek zikir, dönerek tefekkür, dönerek uçan sarhoşlar olmak, üflenen neyin ezgisinde nefsi terbiye etmek… gibi çeşit çeşit bid’atları dinmiş gibi yaygınlaştıranlar, bu bid’atlarla gerçek İslam’ı perdelemiş, kendilerinden önce dini tahrif edenler gibi onlar da Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) in öğrettiği ibadetlerle yetinmeyip, kendi hevalarının da ilah gibi din teşri etme arzusunu ihmal etmemişlerdir. Allah azze ve celle buyurmuştur ki: Nefsini ilah edineni görmedin mi ?

İnsan karışık duygularla dolu kalbini yokladığında görecektir ki, hayatta kendisi eliyle icra edilen birçok iş sadece nefsinin arzuladığı haklılıklar, işine gelen adalet, ayıbını örten dindarlık, kibrini okşayan tevazulardan ibarettir. Tabiri caizse bu kalp bir çöplüktür ve nefsini ilah edinmeye meyillidir. İhdina’s sırâta’l müstekıym (bizi dosdoğru yola ilet) diyen bir müslümana yakışan, dosdoğru yolu göstermek için binlerce peygamber gönderen Allah'ın kitabına ve peygamberinin sünnetine sımsıkı tutunmak ve onun dışında yollara sapmamaktır.

Kur'anın ve sahih sünnetin yolu sıratı müstekıym’dir. Allah'tan başka ilah olmadığına ve Muhammedin onun kulu ve rasulü olduğuna inandıktan sonra kul bu sırat-ı müstekıym yolu üzerine oturmuştur, fakat ayağa kalkmalı ve hayat devam ettiği sürece bu yolda yürüyüş devam etmelidir. Kimse olduğu yerde bekleyemez. Niçin? Çünkü şeytanlaşmış insanlar ve şeytanlar ve nefis sürekli kulu saptırmaya uğraşır. Şüpheler ilka eder, başka yollara çekmek için kolundan tutar çekerler. Onların çektiği yolun sıratı müstekıymden dışarıda olup olmadığını bilmek ise bilgiyle olur. Kur’anı okuyup anlamayan, sünneti öğrenmemiş bir adam ayaklarının hangi yol üzerinde olduğunu hiçbir zaman bilemez.

Nasıl ki bir arkadaşı kendisini bir içki meclisinde oturmaya çağırsa, hayasızlığı izlemeye çağırsa bu çağrı şeytanidir ve ahlaken sıratı müstekıymden çıkıştır. Hurafe ve bid’atların menkıbeler şeklinde insanların kalplerine yerleştirildiği sohbetlere de çağırsa, sema ayinlerine, halay çekerek zikir yapmaya da çağırsa bu çağrı şeytanidir ve iştirak eden insanın niyeti sevap kazanmak olduğu halde sıratı müstekıymden çıkıştır.Sema ayinleri, ilahi adı altında şarkıcılık, ud, cümbüş, tef, ney ve daha birçok enstrümanla besteleri çalınan tasavvuf mûsikîsi denilen haddi aşmışlıklar için açıkça soruyorum; “bu hangi İslam?” açık ve net cevap verebilecek bir babayiğit varsa, Rasulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) in ve ashabının dahi şeytanın mizmarıdır deyip kulaklarını kapadığı bu çalgılarla dans ettiklerini iddia edecek bir iftiracı varsa –ki böyleleri dinimizi bozmak için var- iddiasını isbat edeceği delilini getirsin.

Müzekkin Nüfus kitabının sahibi Eşrefoğlu Rumi böyle bir iftiraya kitabında yer vermiştir. O der ki: Rasulullah ve dörtyüz sahabisi kendinden geçinceye kadar ve hırkası sırtından düşünceye kadar raks etti (oynadı, dans etti) ve sonra hırkanın düşmesiyle raks bitti, düşen hırkayı ashabı kapıştılar, aralarında dörtyüz parçaya böldüler.Bir kere dörtyüz sahabinin şahit olup bizzat içinde bulunduğu bu olayı kim rivayet etmiş diye sormadan ve bu rivayet hangi hadis kitabında geçiyor demeden, bu anlatılanlara inanalım mı ? bu iftirayı bağrımıza basıp, bu ibadettir diye köçekleşelim mi? Hayır kıyamete kadar hangi dinden olduğu belirsiz şeytanlar bizim dinimizi bozmaya çalışacaklardır. Bu sebeple biz Sıratı müstekıym olan Kur’anın ve pak sünnetin dışında yeni yollar ihdas edenlerin ve dalalete çağıranların çağrısına bakmamalıyız.Böyle bir hadis var mı yok mu diye araştıramayan insan için peygamberiyle biraz olsun tanışmak bile ayaklarını sağlamlaştırmaya yetecektir.

Şimdi düşünüyoruz; bu hangi edep ki, Habeşli kölelerin kılıç kalkan oyunlarını dahi çirkin gören Ebu Bekr, bir kaval sesine kulaklarını tıkayan ibn-i Ömer ve perde ehli kızlar kadar utangaç bir peygamber, gûya dans ettiler, raks ettiler, sema edip döndüler(!)

Bunların hiçbiri olmadığı halde, bu hangi din sahibi iftiracı ki, peygambere ve dörtyüz sahabisine iftira ederek, “bu sünnettir” diye yutturmaya ve ümmeti dansa raksa, semaa teşvik etmektedir.2

İnsanın ayağını sıratı müstekıymden kaydırmak için dinimize sapkınlığı yamayan ve bu yamalıklara din süsü veren deccallerin şerrinden ancak dinimizi sahih kaynaklardan öğrenerek kurtulabiliriz. İnsanları başına toplayan, kasıtlı olarak dini bozmak istemese de, kendisi dinin cahili olan adamların da kendi vebali bir yana, o cemaatin hali ne olacak. Sahih dini öğrenemedikleri bu toplantılarda ayakları sıratı müstekıym üzere kalacak mı? Şayet bu iş böyle yürüyorsa imtihan bunun neresirde? Bir hadis öğrenmek için diyar diyar gezen Buhari’nin çabaları boşuna mıydı? Yoksa şimdi ciltler dolusu hadis kitapları elinin altında olduğu halde açıp okumayan adam mı karlı bir iş yapmaktadır?

[1] İhyau'ulumi'd-din Cilt 2 - İmam Gazali, Bedir Yay., Tercüme: Ahmed Serdaroğlu, İstanbul 1985

Gazali’ye göre “Sema (dönüş) keşfe sebep olabilir. Uyanıkken hakkı müşahade eder veya gayb’tan kendine sesler gelir.” yalanı (S.724-725)
Keşif sebeblerinin birisi de, semâ'ın yardımı ile kalb neş'esinin uyanmasıdır. Bu sayede daha önce güç yetiremediği şeyleri müşahe­deye güç yetirir. Nitekim deve, devecinin sarkıları sayesinde daha önce taşıyamadığı ağır yükleri taşıyabilmesi gibi. Devenin işi ağır yük­leri taşımak olduğu gibi, kalbin işi de melekûtun esrarını düşünmek ve keşf yolu ile müşahede etmektir. İşte bu sebeblerdendir ki semâ', keşfe sebeb olabilir. Belki kalb temizlenip cilâlandığı zaman, basiret gözü ile uyanıklık hâlinde Hakk'ı müşahede eder veya hafiften [gâib ten] kendisine sesler gelebilir. Uyku halinde de rüya ile bunlara ulaşabilir. Rüya ise nübüvvetin kırk altı cüzünden bir cüzdür.

[2] Eşrefoğlu Rumî’nin kitabında naklettiği bu rivayetin uydurma oluşuyla ilgili bakınız. (İmam Şâtıbî El-İ’tisâm ter. sf.252 Kitap Dünyası yayınları)

MAHMUT C. ÖZMEN

samimiyet ve ...

..celaleddin rumi'nin medfun bulunduğu ilde,uzunca bir süre kalmıştım.mevlana=mevlamız ve Allah'tan başka mevla yoktur,gerçeğinin farkında olan delikanlı aklım ve henüz taze insan olma yolunda fazlaca terbiye edilmemiş olan hislerim dolayısıyla yadırgadığım birşeyler olduğunun farkındaydım. İslami talim ve terbiye hususunda aldığımız temelde de belirtilen ritüeller ve musiki(sema,ney) ile ilgili herhangi bir emredici ya da yasaklayıcı hüküm yoktu. hani ilk intiba dedikleri şey,insanda bilhassa o yaşlardaki samimi duyguları yoğun olan genç insanda epey belirleyicidir;müzeyi ilk gezdiğimde kasvetli,içimi bayan bir hava teneffüs ettiğimi farkettim. bir an önce dışarı çıkmak istedim. yapı itibariyle nezih ve huzur verici mescitlerde,camilerde hissedilen duygulardan çok daha farklı bilhassa o duygulara zıt duygular yaşamıştım.kusuru kendimde aramaya kalktım,sonra vazgeçtim. zamanla öğrendiğim şeylerle,o samimi genç ruh halimin bu kadar ağır bir hatırata sahip mekanda huzursuz olmasını doğal karşıladım.bu arada celaleddin rumiye dair şeyleri okumak istemedim hiç,yani enazından anadolu da İslam'ın varoluşu adına ona borçlu değilim. ve onun celaleddin rumi olarak anılmaktan gocunmayacağını,eklenen diğer hitabın da ondan ve eserlerinden nemalanmak isteyenler için bir araç olduğunu düşünüyorum.
selam ve sevgiyle

seçkin deniz

Mevlânâ=Mevlamız?

Sayin (Seckin) Deniz,

Ben Rumî taraftari, muntesibi veya herhangi bir seyi degilim ama giris cumlenizle bagci-uzum munasebetini hatirlattiniz bana gayri ihtiyari. Yorumu yazma sebebim de, size karsi Mevlana mudafaasi yapmak degil, bilakis ufak bir hataya isarette bulunmak. Mevlana kelime anlami itibariyle "mevlamız" degil, "sahibimiz, efendimiz" anlamina gelen ve bazi seyh ve alimlerin isimlerinin basinda saygi ifadesi olarak kullanilan bir anlam ihtiva etmektedir.

Selâmlar..

BC

Düşünüşler, düşüşlerden evvel olmalı...

Allahümme salli âla seyyidina...

sadece o değil sevgili Burak Cem! her salavatta seyyidina deriz mesela... ya da türkçesiyle peygamber efendimiz deriz. amirimize "buyrun efendim" deriz. telefonu açış kelimelerimizden biri "efendim"dir. ya da bir konuşma esnasında hitab ederken "efendim" ve ya da anlamadığımız bir şey olursa teyid için "efendim" deriz.

ki hepsinde de ne peygamberimizi, ne üstümüzü ne de telefonun karşısındakini ve muhatabımızı ayette geçen mevlamız anlamındaki "efendimiz" yerine koyarız.

sapla samanı karıştırmayalım yoksa bu tip açıklamalarla/yaklaşımlarla kendimizi de zora sokarız.

Ey menba-ı ÂŞK! Gönlüme kıldığın nazar-ı mehabbet kadardır kıymetim...

.)))

selam ile
bağcıyla da üzümle de alakalı değildi belirttiğim şey...sadece kur'anda "...ente mevlana..." ifadesi Allah'a hitabeden bir yapıyı gösteriyor. Ayrıca,mevlana'nın kelime anlamına dair eklentiniz içinde,aşırı dikkatli olmanızı tavsiye edeceğim. anlama dair kuşkusu olan onu oraya yazmazdı. Herhalde Allah'tan başka "sahibimiz " yoktur.Kavramların kullanılışındaki savurganlığa dikkat çekmiştim. tekrar çekmiş olayım sebebinizle.
selam ile

seçkin deniz

yunus-rumi-gülen-Kur'an

esselamualeyk
iyi bakıyorum rumi'ye...
iyi okuyorum resmi...
önünde yunus emre ve ardında fethullah gülen ile görüyorum onu...
üç kişiler...
fethullah gülen'i ayrı tutuyorum gerçi.
bana ilk peygamber sevgisini veren gülendir.hergün saatlerce dinlediğim bir hocaydı. hergün uyandıgımda yüzüm gülerdi çunku o gün de ondan bir şeyler dinleyebilecektim walkmenimle ve anlattıklarıyla duygulanaca, secdeleri ıslatabilecektim.
Bu hayatta en nefret ettiğim şey nankörlüktür ve ben gülen'e nankör değilim!
Sonra?
sonrası tatsız...
işin ehli tesettür, eylem, istişhad mevzularını bilir.tevbe 31'i de...geçelim...
Ama bir yunus emre...
bir rumi...
bana HİÇBİRŞEY vermedi...
HİÇBİRŞEY ama...
mevlana demek...bazen ağzımdan kaçar evet...ama ne zaman seçkin deniz'in anımsattıgı "ente mevlana fensurna alel kavmil kafirin/ sen bizim mevlamızsın bize kafir oluşumlara karşı yardım et" ayetini hatırlarım hemen düşürürüm dilimden. sadece ağız alışkanlığı ve kesinlikle kötü bir alışkanlık...
rumi...
ben ortaköylüyüm...
işim tahkik.
ne zaman gördüm ki 118t kutluyor onu her sene heybetlice şüphelendim zaten hemen...
bir de Mevlam ve Rabbim Allahı, "allah,birden çok allahların siyaseten bire indirilmesiyle oluşturulmuş isimdir" diyen ve küçücük beyinlere böyle öğreten devletlerin gazetelerinin yanında halka verdikleri tek dini eserin mevlana ve yunus emre olduğunu gördüğümde...anlatabiliyor muyum?...
yunus emre...
686 şiiri var.
310u kendisinin..
376sı adına uydurma...
resmi rakamlar bunLar...
"ben gelmedim dava için en geldim muhabbet için..."
"cennet cehennem istemem bana seni gerek seni"
yo yo .. fazla gitmeye gerek yok...
Arkadaşlarım, Kardeşlerim...
"Vahiy Önceleme Disiplini" dir mevzu bu isimler o cisimler şu siteler değil...
tevhid disiplinidir...
Allah dostlarına aşığım ben mesela...
ilk 124 binini yani peygamberleri bitirdiğim zaman diğerlerine gececeğim ama!...sıraya riayet gerek değil mi?...
dağınık yazıyorum kusura bakmayın ama bir de mevlana denmesini savunan olmuş sahibimizdir diyerek ...
rabbimiz de esasen terbiye eden demek falan o zaman sevgili ilkokul öğretmenim ilk rabbim yani oradan öle bi kapı mı açalım...
ya da bu polisler çok cabbar bu amerika çok kahhar falan he?
bana uymaz...Allah'tan korkarım ne gerek var yahu.dünyada isim kalmadı da koskoca celaleddin ismi varken adama mevlana diyeceğiz yahu ?ne gerek var?zerre risk varsa demem ve var ve dememeliyiz oldu bitti gitti kardeşim...
:)
gidin konyaya görün durumu .
şehirin durumu dumur!
mevlana kebab mevlana taksi durağı mevlana radyo mevlana bakkal mevlana han mevlana internetkafe.
nerdesin?mevlana kafedeyim kanka aysun kayacının resimleri var gel gel ..
neredesin? mevlana bardayım yuvarlıyoruz gel tatlım...
olamaz mı sanıyosunuz...
normal..olur...
"baştaki milimetrik sapma sondaki trilyonluk farkın habercisidir"
sen misin Muhammed a.s'dan başkasına aşık olan...sen misin İslam'ın bir buud'unu alıp ekolleştiren...sen misin Kur'an'ı okumuş anlamış tedebbürünü itina ile yapmış da tefakkuh etmiş taakkul etmiş tertil ile okuyup tezekkürü bitirmiş de bir de bunu beşer onar ayetler halinde yaşamış gibi mesnevilere risalei nurlara veya rubailere mevlitlere şiirlere "en az Kur'an'a vermesi gerektiği kadar önem veren"...
Mevlana verir tabi başına kavmil kafirin'i de fensurna/yensurna da bulamazsın ey insan!
O sana nusretini Kuran'ıyla Resul'u ile yaptı zaten.
insanların birbirilerine dayattıkları ikincil şahsiyetleri hele bir de eleştirilemezlikleri ile beraber telakki ettiğimde sadece gülüyorum...
Kim ki bişi eklemeden ve çıkarmadan bana Kur'an'dan bir şeyler anlatıyordur dinliyorum, evet...
Fethullah Gülen'i de Rahmetli Esad Coşan'ı da Said Nursi'yi de buraya saymaya sığdıramayacağım kadarını da dinledim ve okudum.
Doğrularını aldım istifade ettim Allah razı olsun ve Yanlışlarını gördüm ve gösteririm de akl-ı selim ile bakabilme yetisini taassub çöplüğübe atmayanlara...
Yalnız soru/n şurada:
Hakem kim?
Miheng Taşı ne?
sen üstadda şu yanlış var diyosun " sen kimsin üstadın yanlışını çıkarıyosun " falan diyo zırcahil.
ben eşrefi mahlukatım ben Kuran okuyorum dediğinde bu onun asabiyet okyanusunda eriyip giden bir kıvılcım oluveriyor.
Adam zaten rumiyi yunusu üstadlarını miheng yapmıs!!!sevgisi iman halini almış...şirke bulaşmadan iman edemez halde olanlar var beyler, Allah bizi korusun!
bunları mezhebini önderini ekolunu dergahını zaten hakem sanıyor!
tevbe 31e hiç bu gözle bakmamıski...

hakem Tevhid olsun Muvahhid ise Muhammed a.s kabul musun dediğinde ayetler es gecilip direkt hadislere giriyor ki kimsenin bişisi çıkmasın...
mevzu uzun..
yazdırmayın bana daha fazla:)
efendi denilmiş...rumcadandır efendim...bazen milleti kızdırırım ben ceb'i efendim diye acında aferin efendini de tanıyosun falan diye... :)
ama hepsi o...oradan kockoca bir rumiye mevlamızsın demenin fetvası çıkar mı bilemem yani... :)
mevlanaya sahibim efendim demek nedir.
said nursiye bedi-üz-zaman demek nedir.
istediğinizi deyin de ne olur hakem kuran ve tevhid olsun...
neoplatonizmi paganizmi hinduizmi yunan mitolojisini zerdüştizmi antropomorfizmi hululiyeyi zühdü tevazuyu ölüsevicilik hastalığını milletin başına "ahan da islam budur!" diyerek vurmaya devam etmesinler de ne yaparlarsa yapsınlar!
Özelde millet Genelde tüm insanların İslam'a sonradan giydirilmiş elbileseleri çıkarıp İslam'la tanışmak istemelerini görmek harika!
Biz Türkiye İnsanlarının bu bidat elbiselerini çıkarması oldukça ağır ve yavaş ama olsun...
Başaracağız!...
Hafriyat başladı... Titan bitmeli...
Bu hafriyat sırasında muhakkik muvahhidlerin itina etmesi gereken şey toptan süpürmecilik ve toptan kabullenmecilik hastalıkları bence.
Bunu da aşarsak cesaret ve ferasetimiz bizi esaretimizden kurtacaktır.
Sen ne okuyorsun diyen varsa...
Ben beni esaretten kurtaracak kitapları beni esaretten kurtaracak adamları okuyorum.
Bulundukları coğrafyalarda emperyalistlerin sözcüsü olmuş veya halka batınilik adı altında anlaşılamaz dizelerle sapkınlığı anlatmış kimseler 2000li yılların İslam Coğrafyalarına fazla bir şey veremezler diye düşünüyorum.
zamanımız dar mekanımız geniş.
eleştirilebilir insanlardır üstadın dediği gibi şeyhler üstadlar vs...
içinde hata olmayan tek Kitab kaldı ki Kur'an'dır.
Biz Kur'an yolundayız zaten ve herşey de Allah'ın izniyle oluyor falan diye durumu kurtarmaya çalışanlar var.
Allah Kur'an'ı insanlar öbek öbek çeşitli isimler altında buluşup makamla okuyup tilavet etsinler de sonra da halka kurup zikre girsinler diye indirmedi!
Bu kitap ayet ayet ezberlenip yaşanmak için inzal oldu.
ne hamamdaki oğlan ne eşşek ile kadın bu Kitab ile kıyaslanmak bir kenara aynı dine bile konulamaz!
diye düşünüyorum ...
uzar kardeş bu konu... şimdilik deyip gecelim...
kısacası...bu yatsı namazında dönen var mı ? :)
veya zorda kaldığında gökten sofra geleceğine falan inanan?... :)
Boğaziçinin üstünde uçanı veya Marmara'da yürüyeni gören var mı?
işte ben benim işime yarayacak şeyleri okuyorum...
Sınavda Kur'an ve hayatta İman-tevhid-tebliğ ve cihadımız sorulacak...
biz akıllı öğrenciler olmalıyız...
sınavda nerden sorulacaksa biz onu okumalıyız...
diye düşünüyorum...

öküz, eşek ve ıshal olmuş ağızlar

" öküzü uçmuyor diye cezalandırmayacaksın" / Mevlana

mevlanayı anlamak gerekir yermeden önce...ondaki hikmeti anlamayan yada anlamakta gafil davrananlar torba ağızlarını açarak içincekilerini kusarlar. söz sahibinin kişiliğini, onurunu, adamlığını ortaya koyar. "çok malda haram çok lafta yalan" olduğu özdeyişini bu zevzek ağızlara uyarlarsak, ağız ishalini hikmet zannetmekten kurtuluruz. mevlananın bu abdestsiz ağızlarda anlaşılacağı da yoktur. çünkü ilim ve düşünüş sahiblerinin ciddiye alıp kafa yorduğu ve düşün dünyasında yerini bulan bu alime(filozofa) verilen saygıyı ciddiye almamak, taş değmemiş köpek yavrusu gibi dostu düşmanı bilmemektir ki bunlar her yürüyenin arkasından koşarlar ve her sözü de hak zannederler...

" fışkıya tapan eşek ceylanın karnındaki güzel kokuları nasıl bilsin" / Mevlana

selamlar

Mevla'ndan Tiksindiriyorsun...

Fahvel hitab'ından "Kim mevlana'yı böyle eleştiriyorsa ağzı ishal olmuştur" hükmü çıkarılabilen bir yorum okudum.
Hem çok sevindim...
Hem çok üzüldüm...
Hem çok kızdım...
Sevindim, zira gerçekten ancak bu yorumu yazabilecek düzeyde olanların Mevla'sı olabilir Rumi, doğrudur.Bir anormallik yok.Yoruma baktığımdaki iğrenme katsayım ile mezkuru okuduğumdaki benzerdir.Eyvallah.
Üzüldüm, zira hikmet'e atıf var.Yani yine tasavvuf yine hikmet yine aynı konu.
Bazılarının asla ödeyemeyeceği bir hesab varsa muvahhidleri hikmet'ten soğutmanın bedeli olacaktır!
Korkarım mahşerde hikmet adı altında sapkınlığı ve şirki izah etmeye çalışacaklar ve "anlamayan" bir Hakim Hakem'e anlattıklarını gördüklerinde -haşa- O'nu dahi hikmetten anlamamakla falan suçlayıp hakarete yeltenecekler.
Allah'tan Allah "Maliki Yevm-id Din" dir!...
Elhamdülillah...
Orada din dahilinde spesifikasyon temayülünün aslında din haricinden provakasyon teşebbüsü olduğunu öğrenecekler ama...
Kızdım, zira benim sevgimi-saygımı-zamanımı-emeğimi-itibarımı ortaya koyarak içinde bulunduğum ve tavsiye ettiğim bir site burası.
Burada çifte standarda yer verilmesi beni kızdırır. Üst düzey insanlar var burada.
Ağzı ishal olmuş gibi, çok malda haram çok lafta yalan gibi uydurma ve mesnetsiz ara sokak namelerini buraya pisleyenlerin yorumları burada yayımlanırken ya tutarlılığınızdan kaybedersiniz ya da zengin Hatice annemiz de mi Haramzadeydi ve işçisi Muhammed Emin de mi yani veya Resul a.s gerçekten çok anlatırdı çok konuşurdu o da mı araya yalan sıkıştırıyordu o zaman gibi sorulara muhattab olursunuz.
Kızarım çünkü bizler buranın müdavimleriyiz.Kendi adıma benim görüşüm yunus-rumi-Kuran adı altında orada yayımlandı.İsteyen bir daha okuyabilir.Bu tepkideki edepsizliği hakkeden bir şey mi vardır...
Buraya gelen kişilerin " şunların tartışmalarına bak, birisinin dediğini diğeri beğenmediğinde ona ağzından dışkı çıkarıyorsun falan diyebiliyor ne biçim yer ya burası" dedirtemezsiniz beyler, buna Allah var hakkınız yok.
Yorum edepsizce. Her heybe içindekinden verir...Adam yazar ama burada yayımlanması zaten site kan kaybederken ne derece basirete müsavidir.Biliyorsunuzki hem Fatih Tezcan hem diğerleri bu yoruma bir cevab yazarlar elbet.Polemik üzere yazışmalar ve kavgalar bu siteye ne getirdi ne götürdü ortadayken bu onayı veren kim ve neden vermiştir,izah da istiyoruz...
Eşek-yusuf analojisini okuduktan sonra gerçekten iğrendim ve tiksindim.

Bu sitede var mı "sapıkça ve ahlaksızca şehvetlenmiş birisinin nazarında sapık bir ilişki öncesi "birlikte olacağı " eşşeği, Allah'ın güzel kulu ve peygamberi Hazreti Yusuf'a benzetmesini resmetmenin ahlakiliğini savunan!"
Böyleleri varsa Mevlana Celalettin Rumi'yi de sevebilirler Okan Şahin'i de...

Nasılsa "Kişi sevdiği ile beraberdir..."

Selam ve salat sana Ey Güzel Yüzlü Ey Güzel Sözlü Allah Resulu !
Ah bir bilsen yokluğunda ne sapıklara kaldı Tebliğ işi ve Allah yolu!

BÖYLE OLMAMALIYDI!

selam ve dua ile;
yorumların düşüldüğü "semazen.."ler yazısının altına ilk yorumu düşen, -hem de rumi'ye bir başka açıdan bakılıp-bakılamayacağını sorgulayan bir yorum düşüp böylesi ifadelere sebebiyet veren biri olarak önce Fatih Tezcan kardeşimden ve diğer bütün okuyucu kardeşlerimden ÖZÜR diliyor, HAKLARI'nı HELAL etmelerini istirham ediyorum. tartışmanın, her hangi bir konu üzerinde akletmenin latif usülleri MÜSLÜMAN ALİMLER'in sergüzeştlerinde görmek mümkünken bunu göremeyen şimdiki biz müslümanların hali yarın ne olur? Allah bilir.
düşünüle ki, Allah ve dahi yaratılanlar üzerinde düşünüp, düşüncesini de "Farz-ı muhal Allah yok" diye ortaya koyarak meseleleri tartışan ve o tartışmaya katılanları hakaretamiz hiç bir sözcükle karşılamayan ve tartışmanın sonunda "Allahualem" notunu düşen bir üsluptan bu günün uslubuna nereden gelindi? öyle ki bir konu hakkında kendi düşüncelerini aklı-nakli savlarla ortaya koymak yerine en hafifinden "sen cahilsin, sen anlamazsın"dan tutup en berbat sözcüklerle-kavramlarla hakaret yolu seçilmekte güya o sorun her ne ise, o konu neleri kapsıyorsa onlar hakkında bir şeyler söylemiş, söylenmiş oluyor.
her ne ise sözü uzatmadan tekrar-tekrar başta FATİH TEZCAN kardeşimden ve tüm bu yazı ve yorumları okuyan kardeşlerimden böylesi bir usluba sebebiyet verdiğim için ÖZÜR diliyor, HAKLARINI HELAL etmelerini rica ediyorum.. hürmetlerimle!
c.ç

Özrünüzü İade Ediyorum

Bu özür, edeble çizilmiş hayat resminin altına attığın imzandır Cemal ÇALIK abi!
Ama özrünüzü kabul etmiyorum Cemal abi;
1.Bu sitede edeb yoksunu ama bilgi delisi kelime kabadayıları var diye insanların hür kelimelerini sakınarak yazmaları vakti çoktan bitirilmiştir.

2.Bu sitede sağlıklı insanlarca istenen ortam,
mümkünse kardeşlik ve arkadaşlık ortak paydasında,
değilse de saygı ve güven bağlamında
ama her halukarda edeb atmosferinde
her türlü yazının olabilmesidir.
Çabam ve çabamız buna matuftur.

3.Bu sitede farklı fikirlere sahip insanların olması söz konusudur, normaldir, olması gerekendir. Ne gidişine çok üzüldüğüm Yuşa IRMAK ile ne aynı üstada intisab etmeyeceğimizi bildiğim Ümit DEMİR ile ne bir takım kırıcı polemiklere girmiş olsak dahi Şule DEMİRTAŞ ablamla ne dün ne bugün ne yarın Okan Şahin'in yorumundaki seviyeye indik.
İnmeyiz ve inmeyeceğiz.
Çünkü itikadımızın getirdiği ibadet bilincinin hediyesidir bize "edeb" ve biz bunu kullanmakla ancak onur duyarız.
4.Edeb abidesi rolunde değilim. Neysem oyum. Ama bir standart olmalı Cemal abi. O standart her bozulduğunda buradan bir büyüğümüz çıkacak ve senin gibi özür dileyecek öyle mi?
Bakın açıkça söylüyorum ki karşılıklı fikir teatisi temelli görüşmelerimizde Şadan ERCAN ve İsmail KILIÇARSLAN bazı konularda beni uyarmışlardır.
İlki büyüğüm ikincisi kardeşim, arkadaşımdır.
Diyelim ki hiçbirşeyim değiller ne farkeder abi.
Ben mevcut durumda bana gelen tavsiyeleri almışımdır.
Değil mi ki insanız ve doğumdan ölüme dek öğrenebilme hasleti ile techiz olmuşuz, tabiidir ki öğreneceğiz, farkedeceğiz.

Ama bu çocuğa sadece burada kaç kişi kaç defa söyledi "böyle olmaz, yapma" falan diye.
Daha burası bir sanal site abi.
Birde bunun reel hayatı var.Osu var busu var.
Adam hiçbir zaman hiçkimseyi kaale almayan bir anlayış anarşizmi içinde kelime kalabalığı arasında laf giydiriyor.
E "çık dışarı!" diyorsun anlamsız anlamsız bakıp oturuyor!
"Burada böyle konuşamazsın" diyorsun, lise arka sıra serserileri gibi sırıtıyor!
"Mevlana bana hiçbirşey vermedi" diyorsun "ağzın ishal olmuş" diyebiliyor.
Seviye burada abi...ne yapacağız?onaylanacak ve yayımlanacak bu satırlar ve biz de okuyacağız ve sonra sen ben biz birbirimizden özür dileyeceğiz öyle mi?
Ne yapacağız?Birisi söylesin...
Biz kendi aramızda mutlu mesut zıt fikir beyan edemeyeceğiz yani öyle mi?
Herkes kendi meşrebinin meyvesini verecek ama diğeri bu meyve hormonlu veya şu meyve güzel değil ben sevmiyorum falan diyemeyecek öyle mi?
Ne bu ? ilkokul müsameresi hazırlık programı mı ?
"Aman zıt bişi sölemeyin çocuklar yoksa okan abiniz veya arkadaşları gelir küfreder valla bakın he!"...
...
"Bu özür, edeble çizilmiş hayat resminin altına attığın imzandır Cemal ÇALIK abi!" dedim değil mi...
Senin tüm yazılarını okuyorum.Farsçalar hariç hepsini anlıyorum, çoğunu beğeniyorum.Asla bir mertebe aşağıda gezerken görmedim seni.Bak Mevlana'dan yazdığını gördüğümde üzüldüm mesela "vay be cemal abi de mevlanacı çıktı" dedim içimden belki şaşırmıştım çünkü ama asla ama asla ters bir şeylerle çıkışmak falan aklıma gelmedi.Çünkü aynı ama tıpatıp aynı konuyu geçen gün Nureddin Şirin ile de istişare ettik ki tanırsın sanırım nasıl birisi olduğunu bilirsin, onda da bir sempati sezer gibi oldum rumi'ye.Ama o öyle bir anlattı ki oturup daha geniş sohbet etmek üzere sözleştik ve ayrıldık hepsi bu.
Ben ilmi olmadıkça bir münazaraya girmemeye çalışıyorum.Ama seninle veya senin ayarında birisiyle otursak belki mevlana hakkında da söyleşebiliriz abi, buyur, atla, gel.Ben geleyim döşek yanına çömelim. Açalım bi fizalden gireli bi risalei nurdan çıkalım bi mesneviden bakalım bi fihi mafihten konuşalım...Yeterki tevhid ve edeb ve muhabbet dahilindeoluna...Başım üste...
Bir kere bizim dernekteki beş kişilik sohbetimizde Leyla Kesikbaş'ın tasavvufa sıcak olduğunu unutup dik çıkmışımdır ama hemen sonra da aklıma geldiğimde "eyvah ben ne yaptım ya kırdıysam" deyip yanına gitmiş özür dilemişimdir.ümit Demir, Yunus Emre, Ayşenur Demirel ve Leyla şahitler.Yüzü orda hepsinin.
Bu ne biçim bir çizgidir böyle cemal abi o zaman ya...
5.Hayatta en haz etmediğim iş şirk'tir ve gerek burada gerek başka yerlerde şirk kokan ifadeleri okuduğumda nefsimin ne agrasyonlar ne atraksiyonlar üfürdüğünü ben bilirim.
Bununla beraber ümmeti olduğum peygamberden şiirin tamamını dinleyip tevhid içeren mısra okunduğunda "şiiri müslüman oldu şairi de olur inşaallah" dedirten mümeyyiz nazarı da almışım, takib etmekte olduğum alimden "elbisedeki kirden dolayı adam çöpe atılmaz" mealindeki perspektifi de almışım.
6.Özel hayatındaki tatminsizlikleri girdiği sosyal ortamlara yansıtan insancıklar temsil ettikleri sıfatların haklarını veremiyorlarsa en başa dönüp özel hayatlarından mutmain olana dek oyalanırlarsa artık hayli memnun kalırız.
Yoksa onların pisliklerini temizlemeye çalışmak Cemal ÇALIK abi gibi saygıya fazlasıyla değer insanlara kalıyor ki bu iki çeşit insanı aynı cümlede kullandığımdan dolayı esas ben şimdi Cemal ÇALIK'tan özür dilerim!

Senin Allah'ına kurbanım ben abi ne özrü...
İade ederim, daha da almazsan alır başıma koyar altında hamal olur öyle gezerim...
...
Bir de "BÖYLE OLMAMALIYDI" demişsin ama beraber düşünelim mi bir daha...
Belki de o yorumun yazılması ve neticesinde gerek site içinden gerek site dışından davet ettiklerimin gelip "mevlana ve mevlanaseverlerden bazılarının ahlaki durumunu" yakinen müşahade etmeleri mukadderdi...
Bak işte şimdi tam sırası : "Allahu Alem!..."
Fatih TEZCAN
fatihtezcan@hotmail.com

bir açıklama

c.çselam ve dua ile;
Mevlana'dan yazdığını gördüğümde üzüldüm mesela "vay be cemal abi de mevlanacı çıktı"
sevgili Fatih Tezcan kardeşim ruminin şiirlerini severim, şiirin zirvelerinden biri olarak bilirim, sanatkarane söyleyişleri karşısında büyülenirim.. tıpkı sheakespear şiirleri karşısında ya da bodler karşısında büyülendiğim gibi.. ya da necip fazıl, sezai karakoç karşısında.. bunun ötesinde "şucu-bucu" olmamaya gayret ediyorum.. kızacaklar olabilir belki, hatta "dininin yarısı yok" diyecekler çıkacaktır ama tasavvufa hiç, ama hiç meyletmedim.. dolayısıyla her hangi bir tasavvuf ekolüne intisap etmişliğim de yok.. hürmetler..

Mevlana Bar! öyle mi. nerde gördün?

Cemal abi özür dilemene gerek yoktu. Çünkü özür dileyecek bir şey yapmadın ve göndermiş olduğun yorumla mevlana hakkında iddilarda bulunanların düşünceleriyle bizleri aydınlattın. Eyvallah.

Düşüncelerim “ bir açıklama” başlığında söylediklerinle birebir örtüşür. İnsan gelişmeli okuduğu ile hemhal olmalı ve kendi inanç perspektifi içerisinde söylenenlere cevap bulmalıdır. Bunları yaparken inancımdan bende korkmam. Çünkü bilirim ki “akletmez misiniz?, düşünmez misiniz?” diyen bir dinin korkacağı bir şey yoktur. Marksı, hegeli, nietzscheyi okumak, onlara hak vermek onların dininden olacağım anlamına gelmez. Allahsız volteri ve diderotu da okumak dinime zeval getirmez. Paragöz heidegger i anlamaya çalışmak bendeki imanı her daim artırmıştır. Ki bunlar kavga ettiğimiz batı düşün dünyasının ikonlarıdır. Ayyaş balzac romanlarında, dinle ve dindarla dalga geçen hugonun romanlarında yaşadığım duygusal patlamalardan da korkmam. Çünkü her din kendi çoşkusunu yaratır ve inancı için kendisini ateşe veren her kimseye saygım vardır. Sapıklık mı bunlar. Bu aşamada kimseye bunu demeye hakkım bile yoktur. İslamın evrensel söyleminde bütün mahlukat nasiplenmelidir ve din inana da inanmayana da lazımdır. Moğolun saldırgan ve talancı askerlerine daha fazla lazım olduğu gibi.

Bütün bunlara nasıl hayır denir? Selçuklu sultanlarının kendi aralarındaki entrikacı iktidar kavgalarının arasında olarak mı mesela? Hayır tabiki. Yanlış her yerde yanlıştır. Alim doğrunun yanında olan adamdır. Mevlanayı doğru bulduğu dinin savunucusu yapmak, ve bunu yaparken de ayyaş sultanların siyasetine ilmini ve dinini parya yapmamak en büyük erdemdir. Erdem dinin hakikatinin savaşını vermektir. Bir başka kulların kendi menfaatlerinin siyasetine ilmini kaptırmamak, ve onların gücünün bel’amlığını yapmamaktır.

Ayrıca bu tarafıda beni pek fazla ilgilendirmiyor. Çünkü o dönem benim bildiğim bir dönem değildir. Tarihi tarihçi nasıl görmek istiyorsa öyle yazar. Derdim kimin nasıl düşündüğünü görmek ve o oranda da ona cevap üretebilmektir. Kurdun karşısında kuzulaşmak korkaklıktır. Bunu da hiçbir tevhid peygamberi yapmadığı gibi bizlerinde yapmaması gerekir.

İnsanlar kendi sevdiklerine çapı ölçüsünde değer verir ve değer verdiğini de bilirsin. Bilemediğin ve anlayamadığın şeylerde vardır. Bunlara da düşmanlık denir, düşmanlığı da düşmanın hırlamalarından anlarsın.

Adam okul yaptırır adına Mevlana okulu der, lokanta açar bereketli olsun diye Mevlana lokantası der. Yemek yapar, her çeşit garnitürü içine davet ettiğinden Mevlana der. Gülersin geçersin. Öyle anlıyor, öyle seviyordur. Ve bir adama yüklenen sevdanın, yapılan işe aşa sirayet ettirmek istemesidir bu. Ancak bu sevdayı izleyenler olarak başka bir yerde anlatacak olsan, abartı katmaz yani terbiyesizleşmez, Mevlana bar demezsin. Dersen de saf insanların sevgisini çarpıtmış, ayarsızlığına ayarsızlık katmış olursun.

Üstelik kimin kimden ne öğrendiğinden kime ne.? Soran mı oldu. Said nursiyi okudum, fethullah güleni okumadım. Müslüman değil mi ikisini de severim. Müslümanın bilmek, öğrenmek ve düşmanların fikirleri ile savaşmak zorunda olduğu bu zamanda, ittihat ı İslam’ı dile dolayıp safları dünyaya karşı netleştirmenin çokça bahsedildiği bu dönemde bu ne biçim dışlayıcılık ki öleni kafirli yorsun?. Oku geç. Anlıyorsan anlıyorsun, anlamıyorsan anlayanlar var. Anlayanlar ne yapıyor Allah’dan başkasına mı secde mi ediyorlar.

Ben Mevlanayı İranlı yazarların kitaplarından tanıdım ve sonrasında okumaya başladım. Şeriatiyi sevdiğim kadar mevlanayı da sevdim. Seyyid Kutup’un kitaplarındaki iman aşkının aynısını Mevlana’da da gördüm. Ruhun fıkhı olan tasavvuf birilerinin elinde laçkalaştıysa ki selefçi düşünce de fazlası yok mu.? Daha beterlerini gördüm ben. anasını babasını kafir ilan eden arkadaşlar var ki bir zamanlar aynısını ben yapmıştım da, anam-babam gavur olsak seni imam-hatip lisesine göndermezdik demişti.

Mesele cahilane tepkilerle ağzı yamultarak bu toplumun değerleri ile dalga geçmek değil savaşmaktır.. Savaşmak yürek ister, bilgi ister, kavga ister. Dalga geçmek ancak hödüklerin işidir. İnsanlar bunu yapacaksa da kendi aralarında yapmalılar, eğlencesine yani. Sevenlerin içerisinde sevdikleriyle dalga geçiyorsa, buna adam ol demek düşer ki, yapılanın adı da tebliğ falan değildir çünkü...

Mevlananın kabak hikayesinde bahsettiği şeyde biraz budur. Hakikati bulunduğun delikten görürsen ayrıntıyı atlar, sonunda rezil olursun. Hakikat şamil bir görme olayıdır ki Allah bunu kendisinden korkan ilim sahiplerine verir.

selamlar

Hz.Mevlana (r.a.)

s.a.
Sevgili arkadaşlar,
Aslında hiç haddim olmayarak ve fakat kararsızlığımın ruhumu sarması cihetinden “yabismillah” diyerek söz söyleyeceğim…

Evet kararsızlığımın ruhumu sarması…
Ruhum, bittabi metafizik bir unsur, madde ile izah edemeyiz.
Gayba iman etmişlerin muhatab olduğunu bilmek cesaretlendirdi beni…
Ruhumun kararsızlığı diyince aklıma onunla düşünmek,onunla görmek geldi.
Öyle ya aslında,beynimin içindeki hormonların artışı/azalışı,moleküler plandaki dinamik yapı ve bedene tesirleri ile meydana ne tür konsantrasyonların geldiği konusunda bütün değişkenlerine kadar hakim olamadı insanoğlu vücudumun.
Damarlarımda gezen en büyük düşmanımında süresi dolmadı henüz.

Ruhum kararsız…

Acaba diyorum;
Buraya yazılan yorumların, bu monitörden gözüme akseden harflerin nasıl bir etkisi oldu da üzüntü ve kıpır kıpır bir güvercin kalbi teşbihi, zatımda anlam buldu?

Oysa,metinlerden bedenime “fiziksel uyarıcı”olarak zerk edilmiş materyal yoktu…
Hatta mana cihetiyle anlaşılabilirlik olarak ilk sahiplenilecek duygu durum oluşturucu potansiyeli, menfi idi,zira’eleştiriydi…
Madem görmüyorum, deney tüplerine sokamıyorum,ampirik yollarla yanlışlayamıyorum öyle ise yoktur gibi bir önerme kurmayı bırakmıştım acaba ondan mı?
İzafi bir uzay zaman parçasında, bulunduğum konumdaki “gözlemci” için, kuantum olasılığının çöktüğü an …
Yorumları okuduğum an…
Ruhumun ilhamlarının akışındaki türbulanslı debi…
Kaos…

Yazayım mı ? yazmayayım mı?
İzafi gözlerle seyr eylenecek kelamımı “ihlas” ile seslendirerek üzerimdeki nimetlere şükür edebilecekmiyim?
“İhlas” ile işledikten sonra nakışları,kimin beğenisine sunacağım ki?
Keza’,Kudreti her şeye yeten (c.c.)razı olsun demektir ihlas,çünkü O’ (c.c.)razı olsa yeter ve dilerse,hikmetide iktiza ederse herkesi razı eder…

Bir ağaca bakan marangozun yada ziraat mühendisinin belki arifin “fikri”izafidir.
Arifin fikri ile zikri,mebsuten mütenasiptir…

"Halk perde ardında olamasaydı, halkın gözleri açık olsaydı ve havsalalar dar ve zayıf bulunmasaydı. Seni övmeye manevi bir tarzda girişir, bu sözlerden başka sözler söyleyecek bir dudak çardım.

Fakat doğan kuşunun lokmasını yont kuşu yutamaz. Çaresi, suyla yağı birbirine katmaktan ibaret. Seni bu zindan altminde yaşayanlara övmek lüzumsuzdur. Senin vasfını ancak ruhanilerin topluluğunda söyleyebilirim.

Alem ehline seni anlatmak zararlıdır. Seni aşk sırrı gibi gizlemekteyim. Övmek tarif etmek perdeyi yırtmaktır. Halbuki güneşin anlatılmaya da ihtiyacı yok, tarife de. Güneşi öven kendini över, iki gözüm de aydındır, çapaklı değil, ağrımıyor demek ister.

Alemdeki güneşi yermek, iki gözüm de kör, karanlık ve çipil diye kendini yermektir. Alemde muradına ermiş güneşe haset eden kişiyi bağışla sen.

Bir adam güneşi örtebilir, gözlerden gizleyebilir mi? Onun tazeliğini pörsütür onu soldurabilir mi? Yahut haddi sonu olmayan nurunu eksiltebilir mi? Yahut da onu mertebesinden indirebilir mi? "

ALLAH’u teala (c.c.) ‘yı anlatmaya çalışanlara “temkin” diyor hz.Mevlana (r.a.)…
Ben de buradan kendime pay çıkardım,yukarıdaki sözlerim çok tehlikeli !!!
(Allah c.c. razı olsun üstadım…)

Hakikaten yazdıklarımı okuyan kaç farklı izafi bakış,kaç farklı anlayış ve kavrayış…
Koyu yazılmış mesnevi alıntısının kalıbına girmesi çok kolay,”gözlemciye”göre perde kalkmış…

(Ey bulunduğu pozisyondan kalbimdekileri göremeyen gözler,akıllı olana hüsn-i zan etmek düşer…)