Özgür olmayı istedik, biz sadece özgür olmayı istedik. Oysa bilmedik ki özgür olmak istenemezdi daha çok yol vardı. Özgür olan biri özgürlük ne demek bilmezdi ki... Biz bilmiyorduk ve istiyorduk! Rahat olmalıydık, kelimelerimiz hiç bir sınırlamaya gerek kalmadan cümleler oluşturmalıydı bunun için güç gerekiyordu sadece güçlü olmak gerekti. Evet biz bu yüzden gücü seviyoruz, güce olan bir arzumuz var...
Bir hikaye duydum eski olmasa da bana kendini eski gibi hissettiren dosttan...
Bir zamanlar bir okçu varmış. Kendini geliştirmek için bir hocanın yanına gitmiş ve yanında eğitimine başlamış. Aradan 2 yıl gibi bir zaman geçmiş, kendini artık iyi bir okçu gibi hisseder olmuş. Hocasına gidip artık öğrenecek bir şey kalmadığını ve eğitimini bitirmek istediğini söylemiş. Vesselam hocası demiş ki; gel karşılıklı bir ok atalım... Hoca ile talebe karşılıklı ok atmışlar ve hocanın oku, talebenin okunu ortadan ikiye bölüp geçmiş. Hocası daha öğrenecek çok şeyi olduğunu söyleyip, devam etmesini önermiş. Bir müddet daha sürmüş eğitimi ve gün gelmiş hocası artık benim öğreteceğim bir şey kalmadı ama bilmediğin şeyler var demiş ve O'nu başka bir hocaya yollamış. Okçu diğer hocanın yanına gitmiş, bakmış elinde sadece yay var, ok yokmuş. Hoca hadi vur bakalım şu turnaları demiş. Talebe 3 ok çekip, aynı yaya koyup 3 turnayı da birden vurmuş. Hoca atmış sonra ok kullanmadan ve 10 turnayı düşürmüş yere. Sonra bu hocanın da yanında bir müddet kalıp, bilmediklerini öğrenmiş. Burada ki eğitimi bitince diğer hocaya yollamış hocası. Bu hocada ne ok varmış ne de yay... 10 sene de O hocanın yanında kalmış. Senin işin tamam artık evine gidebilirsin demiş hocası. Okçu evine gitmiş masanın üzerinde bir nesne varmış, bakmış bakmış anlayamamış ne olduğunu, masanın üzerinde duran ok ve yay onun hiç bilmediği nesneler olmuştur artık.
Bir şeye sahip olma; ona tamamen sahip olmak ve onun da sana sahip olmasıymış demek.. Onu en iyi şekilde kullanmak ve unutabilmek ne olduğunu... Tıpkı gözümüz gibi, unuttuğumuz gözlerimiz gibi...
Bizim istediğimiz hürriyet de özümsemekle ilgili... Dinde böyle, onu bir organın gibi bilmeden meleke haline getirebilmek önemli olan... Kendiliğinden olması, sen olması!
İmkansızı istiyoruz daha çok yolun başındayız... Okçu olma niyetindeyiz ama daha ne oktan ne de yaydan vazgeçebilmişiz...
Yorumlar
Bütünsellik.
Paz, 19/09/2004 - 21:04 — celalmirzaHikayeye âşinayım; A.Turan Alkanın, istiğnayı konu alan bir makalesinde geçiyordu sanırsam. Fakat konuşmak istediğim konu, ne bu istiğna meselesi, ne de özgürlük.
Melike, güzel yazmışın, vurucu cümlelerin var; ve fakat didaktik yazılarda göz ardı edilen en büyük handikap, 'konunun dağınıklığıdır'. Birçok cümlen, başlı başına bir kompozisyon olabilir; ancak seçmiş olduğun konuyu, kader birliği etmişçesine onaylayacak bir düzene sahip değillerse, benim gibi okumayı bilmeye safdil okuyucuların beynini bulandırırsın.
Mesela yazını okuduğum zaman sarfettiğim ilk cümle şu oldu : İyi hoş bir yazı olmuş olmasına da, neyden bahsetmiş bu:))
Her cümlen, ayrı bir yola savrulmuş başlı başına bir konu olabilir; ama yazı içinde bütünselliği bozacak şekilde birbirlerinden kopuksa, tatlı bir fısıltı olarak kalır zannımca.
Ya da ben yine yanılgı içindeyim:))
...
Pzt, 20/09/2004 - 06:07 — HaticeVeraimdi ben ne anlattığını gayet iyi anladım kanaatindeyim. lakin arkadaş meseleyi anlayamayacak birilerinin de olabileceğini düşünüp konuyu biraz daha açmalıydı. pek kopuk olmuş bazı satırlar. alakayı kurmayı okuyuca bırakmamak lazım, herkes yazar kadar zeki olamayabiliyor, yahut benim kadar... anlatış şekli de hoş olmamış bence. misal bir hikaye bu kadar miş'li geçmiş zamanla anlatılırsa okuyucu da mişmişmiş diyip geçip gidiveriyor üzerinden. gerçi ben otorite filan sayılmam. benim yazdıklarıma da kötü ıyk tiksinç diyenler mevcut , o bakımdan melike hanım dilerse kale almaz yorumumu. iyi laflar edecek havamda değilim. bir üstteki insan anlatımla alakalı yorum girdiği için ben de pavlovun köpeği olduğum için bu konuda birşeyler yazayım dedim. yoksa yazarın seçtiği mesele bence katiyyen çok mühim. öyle yani.