Gece... Seslerin en kaçınılmaz saatlerindeyim yine. Bir tek yağmur düşse gökten duyuyorum sesini ve irkiliyorum aniden, bir düşüşle. Kalan en sağlamlarını seçiyorum dakikaların, ellerim boş dönmemek için sabaha çırpınıyor yerinde, durmadan yitirerek kendini kimliklerinde. Parmak uçlarımdan kanlar sızıyor toprağa. Sanki hiç bir sesi duymayacaksınız gibi nefes nefeseyim, ölmemek için direniyor parmaklarım ama hala kan sızıyor... Toprağa düşüyorum, üşüyorum, örtünmek istemek de niyeyse, üşümek istiyorum ben; dondururcasına kanımı sürüp toprağa...
Bir ses daha duyuyorum, benden kaçarcasına uzaklaşan ama kulağımdaki uğultusu git gide artan, şiddet ve öfkeyle kalabalıklaşan bir ses. Geceleri şiddet, kendi kanımdan çok akan bir nehir gibi sızıyor kulağıma. Kapalı kapılar ardından duyuyorum, kapılar önünde duyuyorum, sağlam bir ses! hep duyuyorum. Üşümek istemeyen sesler duyuyorum, uçmak istemeyen sesler duyuyorum, annelerini arayan sesler gibi sağlam sesler duyuyorum.
Gece... Şarkılar duyuyorum, hüzün pencerelerinden dinletiler. Üstünü örttüğümüz gözlerimiz gibi hüzünlü, sesimize cevap verebilen kim kaldıysa hüzünlü. Gecenin içinden geçen sesler bir bir yankı buluyor gazetelerde sabah ve sizler o zaman duyuyorsunuz düşen yağmur damlasını, annesini arayan çocuğun başını ancak o zaman okşayabilenler okşuyor. Sesini bir dikenli tele takıp yırtan çocuğu da ancak o zaman fotoğraflayabiliyorsunuz ve yırtılmadan önceki son sesini hiç duymamacasına konuşuyorsunuz onunla. Oysa susun diyordu, sesler geliyor denizden bu gece fırtına var. Konuşup duruyordu etrafında herkesler ama kaybedilen sesinin sahibi için ağlıyordu çocuk. Annesi için bir ses daha istiyor ve biraz zamana çatıyordu, diğer çocuklara çıkışıyordu biraz. Kocaman çocuklara...
Seviyordum bir zamanlar geceyi ve seslerini. Ne kadar bekçi varsa kovalamalarında beraberdik mahalle köpeklerini, serserilere gösterirken sopasını beraberdik, yürüyorduk yol boyu. Geceyi kolluyorduk ki sabah düşmesin hiç bir ses gazetelere, düşmesin diline küçük çocukların diye! Hikayerlerini dinliyorduk Beydeba'nın, en çok sevdiğimiz yerinde kesiyorduk, arkasını hiç vakte saklamadan yaşıyorduk öylece... Doğunun küçük çocukları gibi çekilip bir köşeye güneşin üstümüzden doğuşunu seyrediyorduk, içimizde tarifsiz bilmeceler. Hayat denilen en kalın, en ince, en hüzünlü... yolu bir güneş görecek kadar daha yürümüştük. Çocukların anneleri ile birlikte evden çıkışları kadar güzeldi, seslerin içten geldiği günler kadar güzeldi, gecelerin sesleri sevdiği ve seslerinden geceleri beklemediği kadar güzeldi.
Gece... Sayıklıyorum,yadımda kalan son heceleri...
Son yorumlar
3 sa. 39 dk. önce
15 sa. 31 dk. önce
17 sa. 55 dk. önce
21 sa. 20 dk. önce
23 sa. 25 dk. önce
1 gün 53 dk. önce
1 gün 2 sa. önce
1 gün 3 sa. önce
1 gün 5 sa. önce
1 gün 5 sa. önce