renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Adam

Elleri, siyah pardösüsünün ceplerinde, ağır ağır tırmandı beş katlı apartmanın terasa çıkan merdivenlerini. Saat geç, hava soğuktu. Adam başını yukarı kaldırıp yıldızlara baktı bir süre, sonra sordu: "Ben olmasaydım, senin büyüklüğünün ve güzelliğinin bir manası olur muydu?"

Yere baktı sonra. Kırık birkaç tuğla, havası inmiş bir plastik top vardı. Onlara da sordu: "Ya sizin için bu eşsiz gökyüzünün, şu yıldızların bir önemi var mı?"

Düşündü... Bu halde ben şu koca gökyüzü olup yukarıdan, şu apartmanın terasında duran küçük cisme bakıp ona: "Ne kadar güzelsin! Diyebilir miyim?"

Sonra gökyüzünün neyin içinde bulunduğuna baktı, korktu.
Cebinden bir tebeşir çıkardı. Evreni, terasın dört bir yanındaki, ucunu göremediği sonsuzluk olarak kabul etti. Terasın orta yerine çömeldi ve tebeşirle büyük bir yuvarlak çizdi; yuvarlağın üstüne "Evren" yazdı. Bildiği en büyük şey oydu adamın. Yuvarlağın içine de "Gökyüzü" yazdı.

Gördüğü yıldızlar, ay, bulutlar olmasa, evrenin ne kadar anlamsız olacağını düşündü; sonra da onların, kendi aralarında zaten anlamsız olduğunu.

Evren büyüktü ama içinde kendisinden daha küçük olan gökyüzü olmasaydı, insan için evrenin büyüklüğü, gökyüzünün güzelliğine değişilmezdi.

Yuvarlağın içine gezegenler çizdi adam. Yuvarlak daha da anlam kazandı. Gezegenler de gökyüzünden çok küçüklerdi, yine de onlar olmadan gökyüzünü çok güzel bulmadı.

Tebeşirle çizdiği dünyaya baktı adam; döndüğünü düşündü. Tebeşir tozundan dünya döndükçe, koca gökyüzü ve sonsuz evrenden daha anlamlı buldu onu, en küçükleri olduğu halde.

Ayağa kalktı, rüzgarın soğuk sesi geçti kulaklarının yanından, derin bir nefes aldı. Elini pardösüsünün cebinden çıkarıp boşlukta salladı. Yere çömelip "Hava" yazdı dünyanın içine.

Hava dünyadan daha küçüktü ama onsuz, dünyanın anlamını yitireceğini düşündü. Azaldıkça çoğalıyor, küçüldükçe artıyordu bir şeyler.

Devam etti adam. Kainattan, galaksiden, dünyadan ve havadan daha küçük ama diğerlerinden daha büyük olan şeyi düşündü. Ayağa kalktı tekrar, terasın ucuna doğru yürüdü. Uzaktan görünen kıyıda demirlemiş gemilerin ışıklarını seyretti bir süre. Denizin üzerinde birer boncuk gibi dizilmişlerdi. Elini pardösüsünün iç cebine soktu, küçük bir şişe çıkarıp yudumladı ve yuvarlağının yanına gitti. "Su" yazdı havanın içine.

Uçsuz bucaksız okyanusları düşündü, denizleri düşündü. Üzerinde duran gemiler, içinde yaşayan canlılar olmasa, ne anlamı olurdu ki suyun büyüklüğünün kendi kendine? Bir gemi, koca okyanus üzerinde nedir ki, ya bir balık? Peki su bunun farkında mı? Hayır.

Suyun içine "Toprak" yazdı adam. Dağları düşündü, ovaları, madenleri. Suya göre küçüktü kara ama adama: "Su mu, kara mı?" deseler, kuşkusuz kara diyecekti. Üzerinde duruyordu; evrenden, Samanyolu'ndan, dünyadan, havadan, sudan küçüktü ama adam için en anlamlısıydı çünkü ayakları yere basıyordu.

Dünyada havadan, sudan ve karadan başka en fazla yeri neyin kapladığını düşündü. Onlara göre daha küçük olup onlardan daha anlamlı ne olabileceğini.

Bir sigara yaktı, terasın köşesine geçip saksıların ortasındaki tabureye oturdu. Hemen sonra kalkıp "Bitki" yazdı karanın içine.

Azalmanın nereye kadar gidip, nerede kusursuzlaşacağını düşündü. Bitişik apartmanın, kapısı açık terasından bir kedi çıkıp yavaş yavaş bulunduğu terasın kapısından apartmana girdi ve gözden kayboldu.

"Hayvan" yazdı, bitkiden daha küçük yer kaplayan olarak. Hayvanlar bitkilere göre çok daha gelişmiş canlılardı.

Çizdiklerine baktı adam. Koskoca evren, ne kadar küçülmüştü. Bir çiziklik yer kaldığını gördü terasında ve attı çiziğini "İnsan".

İnsan olmasaydı, tüm bu en küçükten, bilinen sonsuzluğun anlamsızlığını düşündü ve: "Bir şey daha olmalı," dedi. "mükemmeli yaratan; en küçüğün üzerindeki en büyük şey ama ne?"

Ayağa kalktı, ellerini pardösüsünün cebine soktu ve kapıya doğru yürümeye başladı. Tam ayağını basamağa atacakken bir hışırtı duydu ardında. Başını çevirdi geriye.

ALLAHU EKBER

Sesin geldiği tarafa baktı.

ALLAHU EKBER

Her taraftan aynı ses yükselmeye başladı.

ALLAHU EKBER
ALLAHU EKBER

Adam güldü. Bir adım attı basamaktan.

EŞHEDÜ EN LA İLAHE İLLALLAH!

Geriye baktı tekrar ve indi basamaklardan, yukarıya doğru...

EŞHEDÜ EN LA İLAHE İLLALLAH!

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

Pabuçlarımın yazarı adlı hika

Pabuçlarımın yazarı adlı hikaye kitabı ile tanıdığımız ve üç bine yakın üyesi olan bir site sahibi (pardon gezegen) Merih Günay'ı aramızda görmek güzel...

Merihli'nin bu hikayesi onun kaleminin ne denli geniş bir yelpazede yazabildiğinin ve gücünün bir kanıtı...

Bir mikrokosmos silüeti olan iç dünyamızdan , makrokosmos evrene ilahi şifre ile açılan bir boyut kapısı var hikayede...

Bir boyut öteye atlamak ise

Bize kalan...

Tebrikler.....

Ve belkide yeni başladı hikaye....

Teşekkürler ve Tebrikler...

ben bu yazıyı bi yerden hatırlıyorum :)

daha önce okuduğumda da oldukça etkilendiğim bir yazıyı burada da görmek güzel. ve merihliyi burada görmek o da güzel. daha nice yeni gezegenlere diyelim...

yorum

Varlığın anlamı ve bitmek tükenmek bilmeyen ontoloji problemlerine bir hikayeyle cevap verilmiş.Monolog,deneme,hikaye bir arada.Sorular , usavurmalar tevafukla gelen bitiş yazıyı sevdiren yönü...

Olmasaydı Daha Güzel Olurdu Dediklerim

''Saat geç,hava soğuktu'' yerine ''saat ilerlemiş,hava soğuktu'' ya da ''vakit geç , hava soğuktu''

''Havası inmiş bir plastik top'' yerine ''Havası inmiş plastik bir top''

'' Uzaktan görünen kıyıda demirlemiş gemilerin ışıklarını seyretti bir süre'' yerine

Uzaktan görünen kıyıya demir atmış gemilerin ışıklarını seyretti bir süre''

Bu yazınızla tanışmış olduk.

''yapmacıklarla değil gerçeklerle olmalı herşey''

...

Sana bu ismi kim koymuş deyip, elimle tutabildiğim, gözümle görebildiğim herşeye bakarken ve adını tekrar tekrar söyleyip bunların anlamsızlığını çağırırken, en sonunda ne kadar güzelsin derken, biraz durup hepsine;
Ben olmasam, senin hiçbir anlamın yok diyorum...
Ya Rab, Sen içimde olmasan benim hiçbir anlamım yok...

Seni düşünüyorum, o halde varım..