renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Psikolojik Çocuklar

Bilim bize herşeyi ögrettiğ gibi, çocuk büyütmenin koşularını da öğretti. Bizi bilinçlendirdi! Bilinçli anne-babalar olduk! Artık çocuklarımızı bilinçli büyütüyoruz! Bilimin verilerine dayanarak yaşanacakları şansa bırakmadan geleceğe dair planlar yapıyoruz çocuklarımız için. Burçlara göre doğum zamanını planlıyoruz. Beslenmelerini, uyku saatlerini, oyun zamanlarını, eğitimlerini planlıyoruz, planlıyoruz...! Eski kuşakları evimizden çıkararak, tüm geleneksel yöntemleri unutup, küçük ailemizde, kendimizden emin, büyük hedefler için, büyük planlar yapıyoruz.

Batı formatlı modern psikoloji bilgileri ile sıfır hatalı çocuk büyütürken, iradi tercihi yatsıyoruz. Bu durumda çocuğun ıspanağı sevmeme şansı yok. Bir davranış bilimi olan psikoloji, ruhun varlığını red ederek, davranışın determinist ilkelerine göre neyi, ne zaman, nasıl yapacağımızı bize ögretiyor. Böylece yaşanmışlığa, tecrübeye gerek kalmadan, psikoloji sayesinde Pavlov'un köpekleri gibi çocuk büyütmek artık daha kolay oluyor. Yasa belli. "Düzene uyum sağla çoğunluktan ol." Bu anlamda hiçbir farklılığa tahammül edilemedigi psikoloji kliniklerinin dolup taşmasından açıkça görülmektedir.

İlk teşhisi ilk okul birinci sınıf öğretmeni koyuyor. "Çocuğunuz söz dinlemiyor, uyumsuz, yerinde durmuyor, düzeni bozuyor. Siz bu çocuğu bir doktora götürün. "Anne-baba beyniden vurulmuşçasına, en iyi doktorları araştırmaya başlıyolar. Nihayet doktorun sihirli ilaçları sayesinde çocuk artık "sakin, hareketsiz, uyumlu" oluyor. İçimiz rahat. Bilim gene sorunumuzu çözdü.

Çocuklarımızı çok seviyoruz. Her şey onlar için. Çağın putları çocuklarımız. Tapıyoruz onlara. Dar mekânlarına hapsederek, bulundukları yerleri de kutsar gibi, kendimizden uzak tutuyoruz. Dokunulmazlarımız onlar bizim. Ama onlara biz de dokunmuyoruz. Onlar odalarındalar. Bizim ise işlerimiz var, onlar için çalışiyoruz. Bizimle değiller. Gün boyu konuştuğumuz cümle sayısıda, parmak hesabı kadar. Bir uşağın efendisini sevmesi gibi, hizmetkarlarıyız çocuklarımızın. İyi bir uşak gibi öfkelensek bile bunu belli etmiyoruz çocuğumuza. Çünkü psikoloji olumlu yaklaşımı öneriyor. Yüzümüzde sürekli bir polyanacı gülümseyişiyle, öfkesini, sevgisini, heyecanını, çoşkusunu törpüleyerek bir duygu kütlügü oluşturup aşırılıklarınıda böylece önlemiş oluyoruz. Uyumlu çocuğumuzun, tüm bu belirlenim içinde, söz dinleyen çocuk olmanın ötesinde, yapabileceği hiçbir şeyi de kalmıyor. Zaten her şeyin istenilen ölçülere göre planlandığı bu düzende kahraman da istemiyoruz. Buna gerek de yok.

Mutlu etmenin yolunun bu olacağının düşüncesiyle her işini biz yaparken çocuklarımızın, pamuk tarlasında çalışan çocuk işçilere içimiz ezilerek bakıp, onların anne -babalarıyla birlikte iş yapma ve anı paylaşma mutluluğunu yaşadıklarını göremiyoruz. Çünkü bizim çocuğumuz rahat ve eksiksiz odasında bilgisayar başında. Sonra tosuncuklarımızı yeniden bilimin ellerine bırakıyoruz. Midelerine kelepçe takılsın, mücize diyetlerle zayıflatılsın diye.

Bu düzende büyümekte olan çocuğumuza, insan varlığına yakışacak onurlu kavramları da birer tanım olarak ezberletirken "dürüstlük, namus, ahlak, inanç, iman" gibi insan olabilmenin vazgeçilmezlerini, içselleştirecek yaşam biçimini de oluşturamıyoruz, çocuklarımıza. Pedegojik kaygılarla din eğitimini ergenlik sonrasına erteleyip, yaşamın kendisi olan dinimizi, çocuklarımıza bir ders mantığıyla öğretiyoruz.

Bilimin ışığında kurdugumuz bu mükemmel sistemde her şeyi belirlememize rağmen, nedense çocuğumuzla ilgili kaygılarımız da bir türlü bitmiyor. Ama bakın, eskiler bunu ne güzel çözmüşler: "Çocuklarınızı kendi yaşamınızın içine katın".

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

Mozart dinleyen ve bale yapan çocuklar Kur'an öğrenemez!, Yasak.

çocuklara bilimsel açıdan bakmanın zorunluğunun aptallığını ne güzel de özetlemişsiniz.

onların bizler için biblo olmadığını ve sonsuzluğumuzun duygusal karşılığı olarak hayatlarımızı doldurmasının tehlikelerini de güzel özetlemişsiniz.

ben zaten bilime inanmıyordum bu yazıyla iyice inanmıyorum artık:)

bir de psikiyatrislere gönderilen çocuklar sanki düzeliyor mu ki bunu da merak ediyorum. bence düzelen sadece annenin ve babanın çocuğa bakışları.

sorun çocuklarda değil onları elimizden almak isteyenlerde...çocuğumu, yazın camiye kur'an öğrenmeye gönderemediğim bir ülkede, bale öğrenmenin yaşını 7 olarak belirliyorlar.

çocuklar gidecek olsa bale yapabilir, gitar çalabilir, mozart bestelerini öğrenebilir vs. bunlar yasak değil ama camilerde saf tutamaz, öyle mi?

selamlar

Kur'an Yasa Denetiminde

Aynen öyle Okan Bey.İlk öğretime giden kızımın,Kur'an öğrenmesini istedim.İl müftülüğüne mürecaat ettim.Durumumuzu kendi aralarında görüştükten sonra,yasa gereği,bu yaş döneminde Kur'an öğretilemeyeceğini,pedegojik yönden bunun sakıncalı olacağını,psikoloji öğretmeni olarak,beni de çaresiz bırakarak,geri gönderdiler.Ama ben kızımı,sizin de dediğiniz gibi çok daha erken yaşlarda kendi okulunda açılan, gitar kursuna, bale kursuna göndermiştim.Okulundan bu kurslardaki başarısı için taktir belgeleri bile almıştı.Bale öğrendiği için,gitar öğrendiği için taktir ettiğimiz çocuğumuzu,Kur'an öğrendiği için ne zaman taktir edeceğiz?Ben bu sorunun cevabını bilmiyorum.

selamlar.

Cemile Hanım teşekkürler

Cemile Hanım teşekkürler bu yazı için. Güzel noktalara değinmişsiniz. Bu konu da biraz da konuyu dağıtarak (elimde olmadan tabii) bir şeyler söylemek istiyorum.

Mükemmelliliğin peşine öyle bir takıldık ki önümüzü göremez hale geldik artık. Mükemmel bir dost, mükemmel bir öğretmen, doktor, şair ya da her neyse, mükemmel bir kadın veya erkek, mükemmel ev hanımı mükemmel koca ve nihayetinde mükemmel anne ve baba olmak. Bunun tek yolunun da kitaplardan bilimden öğrendiğimiz yöntemlerin olduğunu düşünmek de mükemmelliğimize mükemmellik kattı. Uzmanlarla çocuk büyütmek olayı bir övünç kaynağı şu sıralar.

Ben okurken çocukla ilgili o kadar şey öğrenmiştim ki tabii bölümümün gereği. Mükemmel bir anne olacağımı düşünüyordum hatta. Ama henüz anne olmadan öğrendim anneliğin kitaplardan öğrenilmeyeceğini.Öğrendiklerimin öyle her an her saniye uygulanamayacağını öğrenmem çok geç olmadı. En başta bu konuya değinmek istiyorum. Annelik ve babalık kitaplarda öğrendiğimiz gibi olmuyor. Bir yere kadar uyguluyorsunuz bir yerden sonra annenizden ne gördüyseniz o. Mesela biz çocuğa oyun oynatarak ya da ne bileyim reklam falan seyrettirerek yemek yedirilmemesi gerektiğini öğrenmiştik. Çocuk o anda yemek yediğini farkına varmalı ve yemek saatine uygun davranmalı falan filan. Ama öyle değil işte. Ben yeğenlerime (bu hoşuma gitmese de) oyun oynatarak yemek yediriyorum çoğu zaman. Başka türlü yemiyorlar. Halbuki velilerim böyle dediğinde onlara çok kızardım.Ama şu an aynısını ben yapıyorum.Ya da başak bir örnek daha vereyim; çocuk o an tehlikeli bir şey yapacak olursa sakin davranıp dikkatini başka yöne çekilmesi gerektiğini öğrendik. Doğru olan buydu yani. Ama yazın yeğenim balkondan aşağıya bakarken kıyameti koparmış tüm bildiklerimi bir kenara atıp o korkuyla bağırmıştım çocuğa bir de. Zavallım neye uğradığını şaşırmıştı. Nerde benim çocuk gelişimi ve eğitimi bölümünü bitirmişliğim. Okulda kaldı bu bilgiler  Tabii bunlar basit örnekler. Öğrendiklerimin çoğunu uygulamaya çalışıyorum elbet. Ama her zaman değil. Bunu yapmak kolay değil. Yani insan mükemmel anne olamıyormuş her zaman. Dolayısıyla mükemmel çocuk yetiştirme hayallerimden de vazgeçtim böylelikle.

Bu sıralar moda şu çocuk psikolojisi. Çocuğun psikolojisini bozacağız diye o kadar yanlış uygulamalar yapılıyor ki nihayetinde hakikaten bozuluyor çocuğun o çok değerli psikolojisi. Hayırı bilmeyen çocuklar yetiştiriyoruz ve hayırı bilmeyen bu çocukların kendi psikolojisi bozulduğu yetmiyormuş gibi zamanla anne babalarının da psikolojisi bozuluyor. Her birimiz çocuk uzmanı olduk ya bu konuda elimizden ne geliyorsa yapıyoruz. Mesela kardeş kıskançlığı karşısında verdiğimiz abartılı tepki… Halbuki çocukta ciddi bunalımlara, davranış bozukluklarına falan yol açmamışsa bi uzmana gitmemize gerek yok. Ama bunları gelin de siz ilgili anne babalara anlatın. Kıskançlık kadar doğal bir duygu mu var? Bunu yaşamak ve bununla kendi içinde mücadele etmesi gerekiyor çocuğun. Ama biz ona bu hakkı tanımıyoruz. Sorunu kendimiz çözmeye çalışıyoruz. Zamanla çocuklar kendi sıkıntılarına çözüm üretmeyecek duruma geliyorlar. Çünkü her şeyleriyle uğraşan ilgili ve çok bilgili! anne babaları var.

“Bir uşağın efendisini sevmesi gibi, hizmetkarlarıyız çocuklarımızın. İyi bir uşak gibi öfkelensek bile bunu belli etmiyoruz çocuğumuza. Çünkü psikoloji olumlu yaklaşımı öneriyor. Yüzümüzde sürekli bir polyanacı gülümseyişiyle, öfkesini, sevgisini, heyecanını, çoşkusunu törpüleyerek bir duygu kütlügü oluşturup aşırılıklarınıda böylece önlemiş oluyoruz. Uyumlu çocuğumuzun, tüm bu belirlenim içinde, söz dinleyen çocuk olmanın ötesinde, yapabileceği hiçbir şeyi de kalmıyor. Zaten her şeyin istenilen ölçülere göre planlandığı bu düzende kahraman da istemiyoruz. Buna gerek de yok.” Bu konuda da kesinlikle haklısınız. Bu duyguların hiç birini anne babasından öğrenemeyen ya da göremeyen ama mutlaka dışarılarda bir yerde görecek olan çocuk ne yapacağını şaşırıyor. Bu tepkilere karşı bağışıklığı yok çünkü. Her dediği olan bir çocuğu her dediğinin olamayacağı bir dünyanın beklediğini unutuyoruz. İşte asıl orada psikolojisi bozuluyor çocuğun. Denge çok önemlidir bu hususta yerinde “hayır”lar ve yerinde “evet”ler çocuğun gelişimi için çok önemlidir. Sadece “hayır” ya da sadece “evet” ise çocuğun kişiliği üzerinde de olumsuz etkiler oluşturur. Aşırılıktan kaçıp dengeyi tutturabilrsek bu sorunları da aşabileceğimizi düşünüyorum.

Bir de çocukla vakit geçirmek var...Onunla oynamak, yemek pişirmek, parka gitmek, dua etmek hatta...Çocuk psikolojisinden bu denli anlayanlar işlerinden vakit bulup çocuklarıyla ne kadar oyun oynuyorlar diye düşünüyorum.

Çocuğumuza mekanik olan her şeyi öğretmeye çalışıyoruz bir de. Çocuk psikolojisine sözde değer veren bizler çocuğun duygusal gelişimine ilaç gibi gelecek Allah sevgisi aşılamayı unutuyoruz. Öğrenme sürecine giren bir çocuğa yaşına uygun bir şekilde verilen yumuşak bir din eğitimi ya da en azından kazandırılacak Allah sevgisinin çocuğun maneviyatına ne kadar iyi geleceğini bilmeden yaşıyor bu çok bilmiş anne babalar. Onların okul masrafları için her şeyi yapan, psikolojileri bozulmasın diye olur olmaz şeyler de bile uzmanlara danışan ve bunu yaptığı için kendini bir şey sanan, çocuklarına çok değer verdiğini düşünen anne babalar çocuklarını ne kadar güzel bir şeyden mahrum bıraktıklarını bir fark edebilseler keşke. Din çocuğa ergenlikten sonra verilecek bir şey değildir halbuki. Çocuğa yaş ve gelişim özelliklerine göre verilen din eğitimi daha sonra ibadetlere geçişini kolaylaştıracak ve daha iyi anlamasını sağlayacaktır. Yani zemin oluşturacaktır. Bunun yanı sıra çocuk huzurlu büyüyecektir. Çocuk fıtraten hayatı ve kendisini sorgular. İşte inanç o anda çocuğun imdadına koşar. Kendisine bu imkan sağlanamayan çocuk büyüdükçe de varlığını anlamlandıramayacak, sorgulamayı bir kenara atıp hayatın sadece yiyip, içip, uyumak, gülmek, eğlenmek falan olduğunu düşünecek ve ruhundaki bu boşluktan habersiz yaşayacaktır. Ancak bu boşluk onun tam anlamıyla rahat ve huzurlu olmasına da izin vermeyecektir. Yani içindeki sıkıntının adını koyamayacağı günlere büyütüyoruz çocuklarımızı inançtan mahrum bırakarak. Ben böyle düşünüyorum.

Ben konuyu çok dağıttığımın ve uzattığımın farındayım ve aslında ne kadar da uzatsam hala hiçbir şey söyleyemediğimin de. Bu konu çok etraflı bir konu. Söyleyecek çok şey var aslında. Rabbim hayırlı evlatlar yetiştirmemizi nasip etsin.

Selam ve dua ile…

Ayşenur Demirel'e Sevgilerimle

Sevgili ayşenur teşekkür ederim.Düşünlerimi tamamlamış oldun güzel yorumunla. Görüşmek umudu ile.Sevgilerimle.