renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Rejim Bu Haliyle Sorun

Beraber yaşama kültürü geliştirmemiz lazım. Şu halimizle olmuyor. Yeni bir tarza muhtacız. Şimdiki sorun doğurtuyor.

Her şeyden önce ifadenin önünde engel olan 301. maddeyi kaldırmalıyız. Konuşursak anlaşacağız. Konuşmalıyız. Tek çare bu… En iyi çare bu…

301. Maddeyi savunanlar "konuşmayın, anlaşmak bizim umurumuzda değil, değnek bizde" diyorlar. Yalnız yanılıyorlar, hem de fena halde. Çağ değişti, zaman, uzun mesafeleri çok tez aldı. İnsanlar, zihniyetler, talepler, bakışlar, her şey, tümden, güçlüce, bir sele kapılmışçasına değişti. Bu hengâmede "statükoda" direnen, "sorun teşkil eder."

Handikabımız şu: Bizi yöneten zamana ayak uyduramıyor. Toplum top yekûn ileriye hamle ediyor. Yönetenimiz onu tutuyor. Çatışma bundan çıkıyor.

Toplumlar bütün zorluğa rağmen en fazla değişime uğrayanlar. Özellikle günümüzde. İletişimin artması, halkların kabuklarını kırmaları, değer yargılarının eski saltanatlarını yitirmeleri, toplumları maileştirmiş. Bunun gerektiği tarzda yasalar da değişmeli. Bizde bu gerçekleşmiyor. Bazı umdelere sıkı sıkıya sarılmış bir kesim. Onlarda en ufak bir tebeddülata yanaşmıyor. Çıkan itirazları cevap vermeden bastırmaya çabalıyor.

Halkların isteklerinin önüne geçilmez. Geçilemez. Millet istediğini alır. El her zaman beyden daha yaman.
Sürekli keşmekeştense haklı talepleri yerine getirmek daha makul değil mi?

Bizde bazı suçlamalar yok mu? Yok, efendim bilmem "bazıları kaç sene öncesinde kalmışlar da. Çağdaş değilmişler de. Şu, bu..." O suçlayıp beğenmedikleri fikir 22 devleti asırlarca yönetti. Kardeş olanları kardeşçe, olmayanları mümkün olan adaletle... Onu, bugünün körce takip edilen fikriyatı yıktı. Altı asır hâkimane yönetilen imparatorluk bir kaç türedinin elinde beş on sene yaşayamadı.

Beyden istenilir, bey de müspet cevap vermelidir. Her talebe hayır diyen "şiddetle karşılaşır." Hem bütün taleplere hayır demek; hamakatın önde gideni... Haklıysa talep, ona evetle küçülünmez, aksine şeref kazanılır. Her haklı talebe "hayır;" düşmanlar oluşturur. Kinleri artırır. Yönelen öfkeli ellerin tuttuğu bilenmiş kılıçların sayılarını ziyadeleştirir.
Birlikte yaşama kültürüne ihtiyacımız var. Ortak değerler üretmeliyiz. Herkese hitap eden, herkesin olan, herkesin kendini içinde bulabileceği, kimsenin dışlanmadığı değerler bulmalıyız.

Osmanlı bunu bulmuştu. Bunun sayesinde o kadar akvamı o kadar asır bir arada tutabildi. "İslam"dı sihirli kelime. Bütün milletleri bağlayan rabıta oydu. Osmanlı Müslümanlarında ırklar yoktu, millet vardı. Bir millet; tek millet; sadece bir halk mevcuttu Devlet-i Aliye'de; İslamlar. Orda halklar asli işlevlerine indirgenmişlerdi. Tanışmaya yarıyorlardı. "Kimse ırkıyla kendini üstünleştirme hamakatını gösteremiyordu." Kimseye ırkından dolayı paye verme eblehliği de yoktu.

Belgrat’a gidenler İslamlar'dı. Kudüs'ü alanlar da. Haçlılara karşı top yekûn savaşanlar da onlardı. Sarıkamış'ta kucak kucağa şehid olanlar da. İstiklal Harbini de onlar kazandılar.

Bu gerçek değil mi? En büyük gerçek bu.

Araplar Cihan Harbinde Osmanlıyı arkadan vurdular. Haindirler. Güzel. İttihad u Terakki ırkçılığına nasıl bir karşılık bekliyordu. "Millet-i Hâkime" diye makaleler yazanlar, diğer halkların onlara köle olmalarını mı umuyorlardı. Hayır. Bu aldanmak.

Sen "ben" dersen, karşıdaki öfkeyle "ben" der. Sen "biz" dersen karşıdaki tevazuyla ve başını eğerek "elbette biz" der.
Taklitle abad olunabilir mi? Mümkün değil. Taklitte akıl ve mantık yoktur. Ve izzet. Aziz, mukallit olmaz. Körcesine takip etmez.

Garb'a kendimizden geçercesine âşık olduğumuz gün boynumuza kemendi geçirdik. Sorgulamadan aldığımız an, harap olduk.

Bu kadar körlük, kendi değerlerine düşmanlık... Niye o kıtanın her şeyini almaya kendimizi mecbur hissettik ki.
Milliyetçiliği aldık, gönüllerimizin arasına duvarlar örüldü. Bu yetmedi haris ve kirli sineli galipler uzun emelleri için topraklarımızın haritalarını önlerine çekip sınırlarımızı cetvelle kendi menfaatlerine göre çizdiler. Kuveyt o emellerin oluşturduğu bir sömürge. Ürdün hakeza. Emirlikler, Katar falan hepsi zalim iştihaları tatmin etmek için meydana getirilmiş yapaylıklar.

Ürdün ile Suriye'nin birbirlerinden farkları ne? Libya, Tunus ve Cezayir'in… Emirliklerle Arabistan'ın. O zaman bu ayrı devletler neden?

Sınırlar kirli emellerin ufunetini kokuyor.

Kürtler, İngiltere tarafından bugünkü gibi bir zamanda kullanılmak için dört ülkeye (Türkiye, Suriye, İran ve Irak) dağıtıldılar. Bugün maalesef İngiliz'in planlarının tuttuğunun aciz şahidleriyiz.

Sevr'i hortlatma çabaları var. Her zaman oldu, bugün de var. Buna engel olmalı. İslam topraklarının daha fazla parçalanmasına imkân tanınmamalı ama bu kaba kuvvetle ve haklı taleplerin zorla yok edilmeleri şeklinde değil, adalet üzerinde yükselen bir mutluluk, sevgi ve kardeşlik sayesinde hayat bulmalı, bulabilir.

Milletler birleşirken biz daha da parçalanmak için uğraşıyoruz.

Birleşmek için Avrupa'nın geçtiği süreci illa yürümemiz mi gerek. Tarihi atlamanın bir yolu yok mu? Seyri hızlandırmanın. Buna mecburuz. Bir şekilde konakları geçmeliyiz. Yoksa geri kalmışlık makûs talihimiz olmaya devam edecek.

Bu yazıda İttihad ile Dicle-Fırat ve Nil Konfederasyon'un hasretkeşi Hakan Albayrak'ı anmamak olmaz. Öyle bir şeyin bugün için gerçekleşebilme ihtimali ne? Yok. Ama fikirler tohumdurlar. Yeşerirler. Konfederasyon fikri ne zaman yeşerecek? Kaç asır sonra? Bir ihtilal olayları hızlandırabilir mi?

Bugün için "Konfederasyon" bir hayal. Ama güzel bir hayal…

Bize adalet lazım… Haksızlıkla hiçbir şey yürümez. Herkes hakkını alınca razı olur. Zulümle memleketler abad olmaz.
Ve en önemlisi boynumuzdaki cehalet kemendini kesip atmalıyız.

Başka çaremiz yok.

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

301'den önceki rakamlar (...-...-298-299-300-301-...)

Resul Bey'e dusuncelerini paylastigi icin tesekkur ederiz.

"Rejim Bu Haliyle Sorun" Başlığının altında ;

"Beraber yaşama kültürü geliştirmemiz lazım. Şu halimizle olmuyor. Yeni bir tarza muhtacız. Şimdiki sorun doğurtuyor. " paragrafını görünce aklımdan şöyle bir düşünce geçti ;

"Rejim, sosyoloji, siyaset ve hukuk dolu bir yazı, bu saatte hiç gitmez ama inşallah eğlenceli yazmıştır ! "

Resul bey düşüncelerini son yıllarda bir kaç dönem gündeme gelip uzun süre kalan 301.madde özelinde paylaşmış.

Resul bey sanki biraz öfkeli yazmış.Onu ne kızdırmış veya bu yazıyı yazmasına (haber, dava, mesleki ilgi) neden olan şey nedir ?

Rejim ve sorun kelimeleri yanyana geldiğinde aklımda o kadar çok şey beliriyor ki.

Onları sıralamaya kalksam 301.madde kaçıncı sırada yer alır acaba ?

Defalarca tecrübe edilmiştir ki yasa değişikliği yapmak yasamanın ve yürütmenin başındaki kişilerce çoğu zaman "rüzgarlı havada tavla oynamaya benzer". Zar atılır, ama rüzgar zarın adını değiştirebilir.Ya daha iyi gelir ya daha kötü...Çok nadir de fark etmez.Bir kaç degerli bir denklemdir.Olasılıklarda yanılmak da çok mümkün değildir.Matematik mucizedir.

Yasama'nın ve yürütmenin başındaki kişilerin 301.madde değişikliği konusunda yeteri kadar hesap kitap yaptıklarını, getirecekleri ve götürecekleri muhtemel konular üzerinde yeterince kafa yorduklarını umuyorum.

Ama ; mesela ben de o kişilerin demokratik bir ülkede "dokunulmazlık" gibi eski çağlardan kalma bir hakkı kendilerine yakışır bulmalarını çok ciddi bir sorun olarak görüyorum.

Yani kendilerine dokanmayan yasalar icra eden bir rejimi tartışmak daha gerekli, faideli, ehemmiyetli, hususi ve milli değil mi ?

Alt başlık niyetine bu soru ?

Saygılar.

Budur!

Allah'ın selamı ile...

Her zamanki gibi cesur...
Tesbitler yerinde...
İlk bakışta sanıldığı gibi "aynı şeyleri tekrar etmenin" değil...
"izharı elzem ve ifadesi erdem mevzuda ısrar etmenin" ürünü...

Araplar Cihan Harbinde Osmanlıyı arkadan vurdular. Haindirler. Güzel. İttihad u Terakki ırkçılığına nasıl bir karşılık bekliyordu. "Millet-i Hâkime" diye makaleler yazanlar, diğer halkların onlara köle olmalarını mı umuyorlardı. Hayır. Bu aldanmak.

Sen "ben" dersen, karşıdaki öfkeyle "ben" der. Sen "biz" dersen karşıdaki tevazuyla ve başını eğerek "elbette biz" der.
Taklitle abad olunabilir mi? Mümkün değil. Taklitte akıl ve mantık yoktur. Ve izzet. Aziz, mukallit olmaz. Körcesine takip etmez.

Tam burdan devamla Lazaro Franco araştırılabilir...
Bir miktar Mekke'de her hafta kesilen Arap gençleri'nin başları falan sorgulanabilir...Neden olmuş bunlar...
Gibi...
Ellerine sağlık Resul Davutoğlu...
Beynine ve de...
F.T