renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Heyecan Bol, Yıldız Bol.. İşte Futbol..

Türkiye süper ligi başladı ve başlar başlamaz da heyecanı hepimizi kapladı. ben de nacizane lig boyunca buradan değerlendirmelerimi sunmak istiyorum..

Öncelikle lider. Fenerbahçe şu anda Türkiye üstü bir takım. Tek tek değerlendirmesek de oyunculara şöyle bir bakmak lazım..

Rüştü rençber türk futbolunun yetiştirdiği en büyük kaleci.. geçen sezon yaşadığı barcelona deneyimi bir bakıma iyi oldu. Avrupa futbolunu ve profesyonelliği daha iyi kavramış bir hali var. türkiye'ye döndükten sonra oynadığı maçlar ve hareketleriyle bunu açıkca gösterdi.. en son genclerbirliği macında da takımın formda isimlerindendi.. Volkan türkiye'deki iki numaralı kaleci. kale konusunda türkiye'nin en sıkıntısız takımı kesinlikle fenerbahce..

Servet çetin geçen sene yedekte beklemesine ragmen muhtesem bir cıkıs yaptı. bu formuyla ülkemizin yetiştirdiği en büyük defans oyuncusu olmaya aday..

Tuncay şanlı avrupa vitrininde yavaş yavaş adını duyuran bir futbolcu. ancak türkiyede türk futbolcular içinde gökdeniz karadeniz ile birlikte iki yıldız oyuncudan birisi.. onların hemen altında fatih tekke ve ibrahim akın yer alıyor şimdilik..

Alex de souza muhteşem bir yetenek. onu cruzierodan beri izliyoruz ve ortega'dan cok daha faydalı bir oyuncu.. fenerbahcenin pierre van hoiijdonk ile birlikte en buyuk silahı..

Pierre Van Hoiijdonk eskimiyor.. tecrübesi ve bitiriciliği en büyük avantajı..

Bu fenerbahçe,muhteşem sükrü saraçoğlu stadı ve seyircisiyle kötü hem de çok kötü beşiktaş ve en ufak bir darbede karışmaya aday galatasaray karşısında şampiyonluğun en büyük adayı..

Ancaaak burada karşımıza trabzonspor çıkıyor. ziya doğan ile yakalanan muhteşem oyun. eğer bu takım kievi eleyip şampiyonlar ligine kalabilseydi bu sene şampiyonluk yarışında çok güçlü olurlardı. elbette burada kadro sıkıntısı ve üç günde bir maç yapma sorunu var. ancak yine de heyecanları olurdu. şu anda yıllardır uzak kaldıkları şampiyonluk için ugrasmaları için ziya dogan yeterince motivasyon verebilir mi şüpheli..

Gökdeniz Karadeniz tam ingiltere ligi futbolcusu.. arsenal de veya liverpool da inanılmaz işler yapabilir..fatih tekke türkiyenin bir numaralı forveti. ancak profesyonelliği sıfır.. eger kendini geliştirirse milli takım için vazgeçilmez olur..

Galatasaray hagi ile yeni bir döneme girdi. ancak mali açıdan kulüb cok zayıf. hatta yüz milyon doları aşan borcları yuzunden pek yakın vakitte uefa kriterleri nedeniyle sorun da yaşayabilir..

Yüzüncü yılında galatasaray'ı şampiyon yapabilecek üç adet olgu var.

Birincisi; ali sami yen stadı. her ne kadar eski açık beyaza boyanarak kapatıldıysa da takım ruhunu yakalamaları için büyük bir güç samiyen..

İkincisi : necati ateş.. kendisini inanılmaz geliştirdi. hem hava hakimiyeti var, hem tekniği var, hem uzaktan sut yeteneği var.. turkiye liglerinde boyle forvet cok cok az. fatih tekke ve tuncay şanlı belki örnek verilebilir..

Üçüncüsü: hagi'nin ta kendisi.. bir galibiyetten sonra gaza gelip "burada tek otorite benim" diyerek medyayı düşman edinirse, bir maglubiyetten sonra ilmik boynuna takılır..

Ve bu sezon acıların takımı beşiktaş.. geçen sene 11 puandan şampiyonluğu veren kadroyu neredeyse bastan asağı değiştiren yıldırım demirören... daha nereye geldiğini anlayaman del bosque... 35000 kişilik stadyumu bile dolduramayan ruhunu kaybetmiş seyirci..

Beleşse koy sepete diye yapılan transferlerden tek dişe dokunanlar carew ve murat şahin..

Burada bir parantez büyükşehir belediyesi ankara spora, muhteşem brezilyalıları ve kaliteli türkleri var. bu sene uefa mücadelesi verirse şaşırmayın..

saygılar sevgiler.

cemaat.com spor servisi..

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

A.Murad`a...

:(

Ben bu yaziyi okudum Besiktasin bu kadar kinadiginiz icin mi?

Sayin A.Murad "kin,kin kiniyorum"sizi.

Bide abi ruhunu kaybetmis seyirci demez misin yaa.

Huuuu Besiktas camiasi nerdesiniz!!!!

ruhunu kaybetmiş seyirci..

efenim o kadar masraf yapıp yeni stadyum yaptılar hala dolduramıyorlar. fenerbahce her macını en az 45 bin kişiye oynuyor. besiktas 25 bin zor dolduruyor..

Futbol yorumcularının fakirliği

Futbolu fazla sevmem. Futbol yorumcularını beğenmem, Fenerli futbol yorumcularını ise hiç sevmem :)

Fenerlisi cimbomlusu farketmiyor yorumcular kültür fakiri. Bu okuyup "adam olmaz bari futbolcu olsun" diyerek "fitbolcü" olan genç emekli olunca da yorumcu olmuş. Hadisenin özeti budur. Futbol ve eğlence dışında hemen hiçbir kültürü olmayan bu zatlar üstad-ı azam gibi davranıyorlar ya ona canım sıkılıyor. Yahu top yuvarlak değil mi? Nereden baksan aynı şey görünüyor? Top yuvarlak ama saha yuvarlak değil, oyuncular yuvarlak değil (toparlak olanları da var ama :)...

Oyun stratejileri, çağdaş futbol anlayışı, görsel zenginlik, oyuncu kalitesi vs. vs.. Hep aynı tarz hep aynı üslup (sokak ağzı). Futbol medyası ne zaman muasır medeniyetler düzeyine erişecek merak ediyorum?

Şahsen ben bundan çok da muzdarip değilim. Çünki bu basketbol camiasının farkının anlaşılması açısından pek manidardır.

"Merdivenleri çıkarken yanından geçtiklerine selâm ver ki, inerken onlar da sana selâm versin!. "

fakiri çatmış size mirim.

rahmetli islam çupi gibi yazarlar artık pek yetismiyor. yorumcu olarak ciddiye alınacak bi kac kişi var can bartu haşmet babaoglu ve biraz da hıncal uluç..

çok teknik yazarlarsa bu millet anlamıyor işte ne yapsınlar..

yeni pagan kültürü ve yeni totemler...

kime sorarsanız sorunuz futbolun sadece futbol olmadığını söyleyecektir. 3F üzerine herkes bir şeyler söyleyecektir.

Yeni pagan kültürü ve yeni totemler üretmenin en verimli toprağı olan 4 yılda bir hatırasına hacc lar organize edilen ve adına spor dedikleri bir tapınma şeklinin bizi ne kadar ilgilendirmesi gerektiğini -veya neden ilgilendirmesi gerktiğini- doğrusu merak ediyorum.

hayatınız sadece paganlardan

hayatınızı sadece paganlardan kurtulmak için yaşıyorşanız sizi hiç bir şey ilgilendirmez.. kendiniz bile..

biz kendi paganlarımızla mutluyuz.. bu arada celal mirza bloguna bir göz atmanızı yeglerim.. " millete amma da salak diyenlerin psikolojisi"

QAZAQ ın bakış açısı üzerine...

QAZAQ ın bakış açısı üzerine geçtiğimiz dünya kupası sıralarında Mustafa Armağan' ın Zaman Gazetesinin Turkuaz ekinde ardı ardına yazdığı futbol yazılarından sonuncusu geldi aklıma. Google sağolsun biraz çabayla bu yazılardan ilkine ulaştırdı beni. Turkuazın haftada bir yayınlandığı varsayımıyla adres satırındaki tarih kısmında bir sonraki haftaya, sonra bir sonraki haftaya dair düzenlemeyi yapınca ulaşıverdim ilgili muhteşem yazıya. Paylaşmak istiyorum sizlerle... Bu arada bu yazının akabinde eğer gerekli görürsem başka görüşlerimi açmak isterim. Buyrunuz yazıya;

"
Futbol Ayinleri

İyi ki geçen hafta sitem oklarını göndermeyi akıl etmişim okurlarıma. Yoksa az kalsın "dinozorluk"un fakire mahsus bir illet olduğunu düşünmeye başlayacaktım.

Simon Kuper'in "Futbol Asla Sadece Futbol Değildir" adlı kitabından haberdar mısınız bilmiyorum ama hâlâ futbolun o bizim mahalle aralarında oynadığımız masum "oyun" olduğunu düşünenler varsa fena halde aldanıyorlar bence. Takımlara göre cep telefonu numaraları, hisse senetleri ve taraftar kredi kartlarının varlığı bile futbolun yeşil sahalarda gördüğümüzden daha "derin" boyutlara sahip bir "endüstri" olduğunu yeterince gösteriyor sanıyorum.

Futbolun bir kültür endüstrisi olması, aynı zamanda geçen hafta sözünü ettiğim kitlelerin "afyonu" olmasından da destek görüyor. Böylece futbol, günümüzün dinden boşaltılmaya çalışılan kültür arenasında bir "yeni din" olarak boy veriyor.

Futbola "din" deyişim belki bazılarımızı rahatsız edecek ama futbol kültüründeki bazı deyimler, unvanlar, sloganlar vs. dikkatle incelendiğinde bunların derinine "dinî" bir görünüme sahip olduğu hemen fark edilecektir: "İmparator Fatih Terim", "taçsız kral Metin Oktay", kalesinde "dev"leşen kaleci, "şeytan Rıdvan", "inanılmaz" şutlar atan oyuncu, "nefeslerin tutulduğu an'lar", "rakibini ezen kahramanlar" vs.

Ve geçen gün bir gazetenin ilk sayfasından bir manşet dikkatimi çelmeliyor: "Vikingler Horoz'u kesti." Haberi okuyunca anlıyorum ki, horoz Fransa'nın sembolüymüş! Vikingler dediği de Danimarka!

Spor (daha doğrusu futbol) sayfalarında epeyce sık rastladığımız bu yoğun "totemcilik" sizin de gözünüzden kaçmamıştır. Boğalar (İstanbulspor), Arslan (Galatasaray), Sarı Kanarya (Fenerbahçe), Kara Kartallar (Beşiktaş), Yeşil Timsahlar (Bursaspor), Horozlar (Denizlispor), Kırmızı Şimşekler (Eskişehirspor) vs.

Görüldüğü gibi ilkel kabilelerin kendilerini ve rakiplerini tavsif etmekte kullandıkları türden, genellikle de hayvan motifli bir "totemcilik" almış başını gitmektedir. Beşiktaş'ın stadyumuna dikilmiş devasa bir siyah kartal totemi, Taksim'den Dolmabahçe'ye her inişimde beni irkiltir ve insanların bu pagan sembollere duydukları ilginç hayranlık yeni düşüncelere sevk eder.

"Umran" dergisinin Haziran 2002 sayısında (bu gerçekten düşündürücü futbol sayısını hararetle tavsiye ediyorum "yoldaşlarıma") Edibe Sözen, futbol paganizminin günümüzde ulaştığı boyutlara dikkat çekiyor:

"Geçen sene GS şampiyon olduğunda, bir iki arkadaşımla Üsküdar-Salacak'tayız; insanlar deliler gibi yürüyorlar, arabalarına biniyorlar, horon tepiyorlar ama "şampiyon GS" dışında tek bir anlamlı cümle yok ağızlarından çıkan... Tıpkı barbar ritüelleri gibi "oğoğo" diyorlar, başka bir şey yok; iniyor (arabadan) aşağıya, "pat pat pat" diye ayaklarını (yere) vuruyor... Anlam üretmeyen, yorumlamayan.. "aaa" diye, "ooo" diye iki ayrı ses; yan yana gelmiyor, tam primitif bir şey."

Kitleler iki saatliğine stadyumlara veya ekranlarının başına kilitlenerek hipnotize ediliyor. Hatta totemlerine (bayrak, forma, rozet, şapka gibi kabilenin ayırt edici sembollerine) kutsalmışçasına özen gösterdikleri de gözden kaçmıyor. Yüzlerini takımlarının rengine boyuyor, kanlarının sarı-lacivert veya sarı-kırmızı aktığını söyleyebiliyor, rakibi çimlere "gömmek"ten, "ölmeye geldik"lerinden söz ediyor, toplu ayinlerde, yani maçlarda sadece rakibi alt etmeyi düşünmeye şartlanmış olarak anlamsız uğultular çıkarıyorlar.

Futbol bugün insanların (aslında "erkeklerin" demeliydim zira bence kadınları kutlayabiliriz bu barbar ayinlerine katılmakta isteksiz davrandıkları için!) içlerinde yaşattıkları barbarlık dönemlerinin hatıralarını hem canlandırmaya, hem de belli saatler içinde deşarj etmeye yarıyor. Ve bu kışkırtıp söndürme mekanizması medya aracılığıyla sonsuz bir döngüye endeksleniyor.

Anlayacağınız, futbol endüstrisi, bir yandan dolduruyor insanları, öbür yandan da boşaltıyor. Şarj edilebilen piller gibi tıpkı.

Futbola bu sebeple afyon diyoruz ya zaten.

18.06.2002 "

Oku! merkezli buluşma

futbol hakkında..

en kısa süre içinde hem mustafa armagana hem de qazaq'a bir cevap yazacagım.. bu gece maç var.. şanlı fenerbahçem bir tarih daha yazacak.

tarih yazıldı az evvel...

gördün değil mi?

ne değişti hiç bir şey:))

Skor

Mençıstır 6 Fenerbahçe 2 diyor:)

Varlığın Yeter...

...

yenilse de yense de kalbimiz fenerindir..

Futbol Paganizmin Kültürel Taşıyıcısı Değildir!

QAZAQ'ın neden böyle bir yorum yazdığını ve bunu pekiştiren bir yorum olarak Yusuf Armağan'ın düşünceleri ve alıntı olarak Mustafa Armağan'ın ilgili yazısını blogun muhtevası ile ne gibi bir alakası olduğu üzerine düşünmeden kendimi alamadım. Ahmed Murad'ın futbolla ilgili olan blogu yazarın Türkiye birinci futbol ligi (süper lig) ile ilgili düşüncelerini içermektedir. Ancak QAZAQ'ın konuyu sündürerek bir taşlama niteliğine büründürmesi ve yine buna mukabil Mustafa Armağan'dan yapılan yorum blogla ilgisi olmayan iki mevzudur. Gerek QAZAQ'ın gerekse Mustafa Armağan'ın futbol ile ilgili düşünceleri daha farklı bir blogun konusunu içermektedir. İster küresel sömürünün pastadaki büyük payı olsun ister bir eğlence isterse bir iddia olsun futbolun spor olma niteliğini de göz önünde bulundurmak gerekir. Kişisel olarak futbolu bir totem bir pagan olarak algılamıyorum. Simon Cuper'in "Futbol Asla Sadece Futbol Değildir" sözü doğrudur elbette. Ancak benim üzerinde durmak istediğim şey futbol sanki kötü bir oyunmuş gibi bir imaj çizilmesi yönünde. Futbol ayinlerini maalesef ben Mustafa Armağan'ın gördüğü yerden görmüyorum. Futbol güzel bir oyundur, basketbol gibi, masa tenisi gibi, yüzme gibi... Küresel sermaye güçleri futbolu kapitalist sistemin çarkında döndürmeye devam ediyor diye futbolu totem olarak algılayamam. Totem dediğimiz şeyde aslında algılama sorunudur. Sen hangi yönden olguyu değerlendirirsen o senin bakış açını oluşturur. Bunu daha spesifik belirtecek olursam "paradigma" kavramını kullanırım şüphesiz. Bugün insanlığın en büyük hatası birer "paradigma" sahibi olamamalarından kaynaklanıyor. Bunun bize getirisi ise oldukça ilginç. Sonuçta ne oluyor yani. Futbolu seviyoruz diye, futbol gündemini takip ediyoruz diye birer totemist mi oluyoruz? Yada futbol hakkında konuşuyorken Pagan kültürünün lanetli bireyi mi oluyoruz? Pardon yoksa futbolu seviyoruz diye ona mı tapınıyoruz? Tanrım böyle bir düşünce olur mu??? Ben dünyada yaşayan bırakın futbolu seven bir takım taraftarı, fanatik oluşumu, bir insan olarak futbolu bir oyun, bir spor, bir endüstri olarak algılamam, onun hakkında konuşmam, gerekli gördüğüm zamanlarda yazmam ve hayatımın herhangi bir diliminde tuttuğum takımın durumunu düşünmem asla sanıldığı gibi bir ayinin her hangi bir hymn'i değildir. Futbol kavramından kötümserlik sendromu duymadım, duymuyorum. Gerçek Hayat Dergisi'nin 199. sayısında "Küreselleşme ve Futbol" adında, Franklin Foer'le yeni çıkan "Futbol Dünyayı Nasıl İzah Eder" kitabı üzerine bir söyleşinin çevirisi vardı. Foer şöyle söylüyor: "Kitabımın temel varsayımı şu: Dünyada futbol oyunundan daha küreselleşmiş bir fenomen olmadığına göre, küreselleşmenin ne şekil alacağını araştırmanın iyi yollarından biri de futbolu incelemektir." Foer söyleşinin devamında eğer futbol olmasaydı onun yerini başka bir şey alırdı diye devam ediyor. Aslında ilginç bir yargı düşündüğümüz zaman. Her neyse konuyu fazlaca dağıtmaya hiç gerek yok. Ahmed Murad'ın yazısına yapılan yorumları liamaria ve Sadan Ercan ve Ahmet Murad'ın bu söylenenlere mukabil cevaplarını konuyla ilgili görüp, değerlendirdim. Ama QAZAQ'ın ve bunun devamında Yusuf Armağan'ın söyledikleri konunun fazlasıyla dışında. Pagan'ı tartışacaksak bu futbol olmamalı. Paganizmin kültürel taşıyıcısı futbol değildir çünkü. Ben olaya tamamiyle başka bir açıdan bakıyorum. Çünkü paganizm, hayatı algılama süreciyle ve şekliyle ilgili bir husustur.

Futbol yorumcularından Haşmet Babaoğlu'nu beğeniyorum. Bilmiyorum takip ediyor musunuz ama diğer güncel meselelerde de Haşmet Babaoğlu iyi yazıyor. Atlan Tanrıkulu'nu da beğeniyorum yorumcu olarak. Ersun Yenal konusundaki tutumunu ise beğenmiyorum. Radikal'in spor ekinde Tanıl Bora var, bilimsel ve sosyolojik spor analizleri yapıyor, o da güzel bence.

Şampiyon Trabzon! Tühh şimdi bende barbar ritüellerini dillendiren birisi mi oldum? Napsak acaba benim gibi seküler birisi paganlara da inanmaz şimdi!

Varlığın Yeter...

futbol aşk mı endüstri mi?

Aslında bu yazıyı ayrı bir blog olarak koymak isterdim ama yeni bi hikaye yolladım o yuzden buraya yazıuorum..

Oyundan Efsaneye Futbol..

Dünyanın her köşesinde ve neredeyse her gün futbol oynanıyor. İlk olarak ingilizlerin icat ettiği söylense de maya kültüründen dünyanın daha bir çok kültürüne futbol benzeri ayakla ve elle oynanan oyunlardan bahsedilir. Yani insanoğlu her daim bir şekilde aslında hiç bir ciddi amacı olmaksızın bir nesne peşinde koşturmaktan her daim zevk almıştır. Tabi mayalarda olan oyun biraz farklı, orada kaybeden takım öldürülüyormuş. Yaşamak için oynuyorlarmış yani.

Günümüz futboluna gelecek olursak asıl gelişimini milli takımlar sayesinde yaşayan bir organizasyondan bahsedebiliriz. İnsanlar tarafından bu kadar cok sevilmesini ise herkesin yapabildiği kolay bir oyun olmasına bağlayabiliriz. Plastik veya kağıt toplarla bile küçüçük bir mahalle arasında, çamur içindeki arsalarda, sadece kale direği vazifesi görecek iki taşla bile oynanabilir futbol. Her devirde insanlar kendileri yapabildikleri spor dallarını daha çok sevmişlerdir. Küçük yaştan itibaren tenis oynayan birisi için birinci sporun tenis olması çok normaldir. Ve yahut kriket oynayarak geçen yıllardan sonra insanlar ilk önce kriket maçlarının sonuçlarını öğrenmeye çalışacaklardır. Bu insanın kendi yapısından kaynaklanan doğal bir süreçtir.

Zaten günümüzde "Ben futbolu sevmiyorum, ne anlıyorlar yirmi iki kişi bir topun peşinde koşmaktan," diyenlerin büyük çoğunluğu çocukken futbol oynamamış veya oynamak istese bile ya yeteneksizliği ya da yer olmaması nedeniyle kadroya alınmamış insanlardır. Bayanlar ise hayatları boyunca futbol topu denen nesneyle karşılaşmadıkları, beden eğitimi dersleri boyunca hep voleybol topuyla hem hal oldukları için bu spora hem uzak kalmışlardır.

Mahalle maçları ergenliğe adım atmaya başlayan erkeklerin kendilerini ilk ispat ettikleri oyunlardır. Burada küfür, kavga gırla gider. Ancak hiç bir zaman çirkefliğe başvurulmaz. Çirkeflik yapan bütün mahalle tarafından dışlanır. Çocuk top ayağındayken ilk defa tamamen kendisine ait ve kendi yön verebileceği bir şeye sahip olduğunu hisseder. Evet top ayağındadır ve eğer düzgün vurabilirse onu gol ile sonuçlandırabilir. İşte bu insanın kendini gerçekleştirme yolundaki en büyük aşamalarından birisidir. O zamana kadar sadece ailesinin istediklerini yapan çocuk burada ilk defa kendi istediğini yapar.

Dayısı, abisi, babası, aile içinde mutlaka birisi vardır bir futbol takımını tutan, onu destekleyen her hafta maçlarını izleyen. Ve tutulacak futbol takımı için asıl etken bunlardır. Tabi benim gibi aileden ayrı kendi istediği ve sevdiği takımı tutanlar da çıkabilir ki, kendisi ailenin utanç kaynağı dahi olabilir. Misal bütün aile trabzonsporu tutar iken benim Fenerbahçeyi tutmam...

Daha sonra futbol kahramanlarını tanır çocuk. 80 lerin sonunda futbol alemi ile tanısan cocukların en büyük kahramanları Rıdvan, Tanju ve Feyyaz gibi oyunculardı. Kendilerini her daim onlarla özdeşleştirir, saçlarını onlar gibi taramaya başlar, sokakta onlar gibi davranmaya başlarlar. O dönemde Fenerbahçeli olanların yüzde sekseninden fazlasının fenerbahçeli olma sebebi 103 gol ile kazanılan şampiyonluk ve Rıdvan Dilmen idi mesela..

Futbol ile büyümüştür çocuk. Üniversitede kulübünün taraftar grubuna katılır. Aldığı galibiyet ile gururlanır, mağlubiyeti ile üzülür. Futbol kulübü onun için artık sevgilidir. Aşkıdır. Ancak futbolu da sever gerçek taraftar. Futboldan zevk almayı da bilir. Bütün dünya futbolunu takip eder. Kulübünün hangi oyuncuları alması gerektiğini tartışır. Kendisini kulübün başkanıyla özdeşleştirir.

Bugün dünyada futbol her ne kadar endüstri olarak gösterilse de, bu futbolun aşktan ibaret bir olgu oldugunu engelleyemez. Evet futbol takımlarına para kazandıran aşktır. Futbolculara para kazandıran aşktır. Taraftarın futbol kulübüne olan aşkı.

Stadyumlar mabed değil olsa olsa sevgili ile buluşulan halvet mekanı olabilir. Çünkü futbola tapınmamamakta onu sevmektedir insanlar. İşte bu yüzden futbol bir totem veya bir pagan değildir.

Zihinlerin futbol ile uyuşturulmasını örnek gösterenler olmuştu daha önce. Franco dönemi İspanyasında yönetimin futbolu halk üstündeki tahakkümünü devam ettirmek için kullanıldığı söylenir. Futbol tehlikeli bir silahtır. Ve onu kullanan herkese geri dönebilir. Franco'nun Real Madrid'inin karşısına Barcelona efsanesini çıkartan işte bu özgürlük duygusudur. Yıllar boyunca Atletico Bilbao'nun bask bölgesi dışında oyuncu almamasını sağlayan işte bu duygudur. Düşünün bir futbol takımının bile kendi özgürlüğünü savunduğunu düşünen bir basklı, futbola aşık olmasın da ne yapsın.

Futbol yeni dünya düzeninde insanların sahip oldukları tek özgürlük kapısı. Sadece kendi isteklerini gerçekleştirebilecekleri hem de bunu bir takım çatısı altında yapabilecekleri tek yer. Ne uefa ve fifa'da dönen büyük paralar, ne futbolu endüstrileştirme çabası, hiç bir zaman futbolun içinde yer alan aşk duygusunu silmeye yetmez.

Evliya Çelebi Bursa için "Sudan ve yeşilden ibaret şehir." demiş. Ondan ilham alarak biz de futbol için "Aşktan ve yeşilden ibaret oyun." diyebiliriz.

mancester macı hakkında

bir yazı gerçeği ancak bu kadar güzel ortaya koyar..

-------------------------------------------------------------------

yıllardır aklıma takılırdı, türkiye'nin hep en iyisi olmuş takım avrupa'da nasıl maymun olur, nasıl fark yerdi..

mustafa denizli olayın özünü çözmüştü, bu yüzden fark yemeden 0 puan alarak grupta sonuncu olmuştuk.. denizli'nin şansı biraz yaver gitse biz o gruptan da çıkardık..

belki avrupa'da başarı "küçük" olduğunu kabullenmekten geçiyor, korkmaktan ve bir şekilde maçı kitlemekten..

türk futbolu atılımını piontek ile yaptı, piontek "küçük" olduğunu kabullenmeyi öğretti. sonra fatih terim geldi, amacın oynamak diil, rakibi oynatmamak olduğunu anlamıştı, çirkef futbol işte buydu.. bu çirkef futbol orta sahada deliler gibi koşan, topa basan futbolcularla oynanırdı, bu futbol atak yapmayı diil, rakibin atak yapmasını engellemek üzerine kuruluydu.. "küçük" olduğunu kabullenmek üzerine..

fenerbahçe bunu asla yapmadı, kendi tarihinden ve büyüklüğünden dolayı bunu yapamadı, bunu kendine yediremedi.. ve kimbilir kaç maçı fark yiyerek bitirdi..

türkiye'nin en iyi takımı olan 89 takımı ertesi sene bu yüzden silinip gitti..

günümüze gelirsek, fenerbahçe "küçüklük" sıfatını inatla kabul etmeyip hala "büyük" olma peşinde.. inatla ve acıyla bu hayali asla bırakmadı bu takım..

belki daha çok fark yicez, belki bu "büyüklük" tutkumuz bir hastalık..

ama bir gün bu inadımız sayesinde başka hiçbir türk takımının geçemediği çeyrek finali geçicez..

deplasmanda oynadığımız ve 6-2 kaybettiğimiz bir maçın ardından hala "elimizden kaçırdık, yenebilirdik" diyorsak bu ruh ölmemiş demektir..

bu ruh için fenerliyim ben..

"büyüklük bizde kalsın"

rene gallimard (deliriyum.com dan alıntıdır)

Nihat Genç&FB

Nihat Genç'in Memleket Hikayeleri adında bir kitabı var Leman yazılarını topladığı, önceden İletişim Yayınları arasından basılmıştı bu kitap, geçen gün Cadde Yayınları yeniden basmış. Kitabın sanıyorum on altıncı yada on dokuzuncu sayfasında (üff zihnim iyice sürmenaj olmuş) tam olarak aklımda değil ama şöyle bir şeyler söylüyordu Nihat Genç, itin puştun takımıdır Fenerbahçe diyordu. (Tam olarak aklımda değil ama epey birşeyler söylüyordu.) Sonra devam ediyordu aslında hepimiz Fenerbahçeliyiz. Çok anlamlı bulmuştum bu sözleri. Özeleştirinin ironisi bu olsa gerek...

Konu futbol olunca...

eee konu futbol olunca yorum sayısı tavana vuruyor tabi...

Beşiktaş'lılar nerede demişsiniz

Buradayım elhamdülillah ne olursa olsun:)

...

beşiktaşlılar burada da beşiktaş yok ortalıkta. ligin de tadı cıkmıyor ki böyle: ) hep kazan hep kazan..

Şampiyon Trabzon

Trabzonsporluyum cümle cemaat.com bilir. Şu BJK'yi 1-0 zor yendi ya Trabzon ne diyeyim. Ah be Yattara ile Fatih'in şutları gol olsaydı şov vardı Hüseyin Avni Aker'de.

Bazı gazeteler şimdiden Beşiktaş kümeye diye bağırmaya başladılar. Hayırlısı, 100. yılını kutlayan iki yıl sonra kümeye gidecekse 2007 Galatasaray, 2009'da da Fenerbahçe kümeye gider. Bu durumda efsanevi başkanlar Süleyman Seba, Ali Şen ve Faruk Süren yeniden başkan seçilir. Ütopya demeyin olur olur...

Varlığın Yeter...

Gassaray

lat manat ve uzza'dan başka bir de Ali Samiyende arada bir FB diye başka bir putun tozunu mübarek derbi gününde aldığımız bir Galatasaray putumuz daha var...(ancak bu kadar bozuk kurulabilir bir cümle :) )

Bir başkadır galatasaray sevgisi... :)

''yapmacıklarla değil gerçeklerle olmalı herşey''