renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

AB'ye Giriş Sürecinde Almanya'nın Türkiye Algısı

Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Türkiye'nin ilerleme raporunda rahatsızlık duyduğu bazı unsurları gündeme getirmek üzere 17 Ekim'de Almanya'ya gitti. Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, ilerleme raporundaki, "müzakerelerin ucunun açık olması" ve "tarama süreci" gibi unsurlardan duyulan kaygıları geniş bir şekilde tartışacaklarını söyledi. Gül, Almanya'da, Türkiye'nin üyeliğine karşı çıkan, Hıristiyan Demokratlar'ın Genel Başkanı Angela Merkel ile de görüşecek. Türkiye'nin Almanya ile olan ilişkileri diğer Avrupa ülkeleri ile olan ilişkilerden farklılık göstermektedir ve doğal olarak bu farklılığı yaklaşık 40 yıldan beri süregelen Türk vatandaşlarının Almanya'ya olan göçünde arayabiliriz.

Almanya'da Yaşayan Türkler Hakkında Bilgi

~ 2,5 milyondan fazla Türk kökenli insan Almanya'da yaşamaktadır. Bu kişilerin 500.000'den fazlası Alman vatandaşlığına geçmiştir. Bunların yarısı 1999'da yeni vatandaşlık yasasının yürürlüğe girmesinden sonradır.

~ Yaklaşık 50 bin Alman Türkiye'de yaşamaktadır.

~ Son yıllarda aile birleşimi yoluyla yılda yaklaşık 50 bin Türk Almanya'ya yerleşirken, yaklaşık 40 bin Türk Almanya'dan Türkiye'ye kesin dönüş yapmıştır.

~ Almanya'da yaklaşık 60 bin Türk serbest çalışmaktadır; Almanya'daki Türkler arasındaki işsizlik oranı ise Almanlar arasındaki işsizlik oranının iki katıdır.

~ Almanya'da yaşayan Türklerin memleketlerine gerçekleştirdikleri para transferi yılda yaklaşık 4 milyar Euro'yu bulmaktadır.

~ Sayıları 25.000'e varan Türk öğrenciler Alman üniversitelerinde okuyan yabancı öğrenciler arasındaki en büyük grubu oluşturmaktadır.

~ Türkler ve Almanlar karşılıklı olarak bir diğerinin ülkesinde sağlık, emeklilik ve kaza sigortası hak ve yükümlülükleri bakımından eşittirler.

Almanya ve Türkiye siyasi ilişkilerin gelişimi:

Aralık 1997 tarihinde Lüksemburg'da yapılan AB Zirvesi'nden Türkiye'nin AB üyeliği konusunda olumlu bir karar çıkmaması üzerine, iki ülke arasındaki ilişkilerde gerilim yaşanmış ve üst düzey politikacı ve devlet adamları arasındaki söz düellosuna kadar gitmiştir. Lüksemburg kararlarının etkisiyle 1998 yılında tarihinin en durgun dönemlerinden birini yaşayan Türkiye-Almanya ilişkileri, 1999 yılında yeniden dinamizm kazanmıştır. Bu gelişmede, Almanya'daki hükümet değişikliğinin büyük etkisi olmuştur. 1998 Eylül ayında gerçekleştirilen genel seçimlerde, Helmut Kohl'ün Başkanlığında 16 yıl iktidarda kalan Hıristiyan demokratlar-Hür Demokratlar koalisyonu, yönetimi Schröder başkanlığındaki Sosyal Demokratlar-Yeşiller koalisyonuna bırakmıştır. Sosyal demokratlar-Yeşiller Hükümeti göreve geldiği ilk günden itibaren, Türkiye ile Almanya arasındaki ilişkilerde Lüksemburg AB Zirvesi'nden sonra soğuyan havaya yeniden sıcaklık kazandırma niyetinde olduğunu ve AB konularında Türkiye'ye ilişkin olarak Kohl Hükümeti'nden farklı bir tutum izleyeceğini beyan etmiştir. Bu çerçevede de din ve kültür farklılıklarının AB üyeliği için bir engel olmadığını, AB kapısının Türkiye'ye açık olduğunu, Türkiye'nin Kopenhag kriterlerini yerine getirmesi halinde AB'ye girebileceğini açıklamıştır. Alman Hükümeti, Helsinki Zirvesi'ne uzanan yolda, AB adaylığımızın resmen tescil edilmesi için yoğun gayretlerini sonuna kadar sürdürmüştür. Bizzat Şansölye Schröder ve Dışişleri Bakanı Fischer AB çerçevesindeki temaslarında bu amaçla kişisel desteklerini açık bir şekilde ortaya koymuşlardır. 10-11 Aralık 1999 tarihlerinde yapılan AB Helsinki Zirvesi'nde Türkiye'nin katılım adaylığının resmen tanınması kararının alınmasında Almanya'nın büyük etkisinin bulunduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Ayrıca, Sosyal demokratlar-Yeşiller Hükümeti'nin Almanya'da yaşayan vatandaşlarımızın topluma entegrasyonu amacıyla gösterdikleri çabalar da ikili ilişkilerimizi olumlu yönde etkileyen diğer bir hususu oluşturmuştur.

Ülkemizde 1999 yılında ardarda meydana gelen iki büyük deprem felaketinde Alman Hükümetinin ve halkının gösterdiği büyük yardım ve dayanışmanın da, ilişkilerimizde olumlu bir atmosfere girmesinde etkili olduğu söylenebilir.

Geçtiğimiz yüz yıl içerisinde, yaşanan iki dünya savaşına rağmen birbiriyle savaşmamış olan iki ülke arasında, emsaline ender rastlanabilecek yoğunlukta ilişkiler yumağı oluşmuştur. Almanya'da sayıları 2.3 milyona yaklaşmış bulunan vatandaşlarımızın mevcudiyeti Türkiye ve Almanya arasındaki ilişkilere özel bir boyut kazandırmıştır.

Yakın zamana kadar Almanya ile ikili ilişkilerimiz inişli çıkışlı bir seyir izlemiş, zaman zaman dış politika boyutundan çıkarak iki ülkenin iç politikasında da yansımalar yaratan krizler yaşanmıştır. Ancak, 1999 yılı bir dönüm noktası olacak şekilde, son birkaç yıldır Almanya'yla ilişkilerimize olumlu bir atmosfer ve dinamizmin hakim olduğu görülmektedir. Geçmişte ilişkilerimizi gerginleştiren unsurlardan birini, bir önceki Hıristiyan demokratlar /FDP (hür demokratlar) Hükümeti'nin AB'ne üyelik perspektifimize destek vermemesi teşkil etmişti. 1998 yılındaki seçimlerde Sosyal Demokratlar-Yeşiller koalisyonunun iktidara gelmesinden sonra Alman hükümetinin bu tutumda köklü bir değişikliğe giderek Türkiye'ye adaylık statüsü tanınmasında öncü rol üstlenmesi, ikili ilişkilerimizi ciddi bir darboğazdan çıkartmıştır. Alman Hükümetinin ülkemizin AB katılım sürecine verdiği destek sürmektedir. Bu alanda Türkiye ve Almanya arasında yoğun istişareler yapılmaktadır.

2002 yılı Türk-Alman ilişkilerinin genel değerlendirmesini yapmak gerekirse, yıl içerisinde Almanya ile ilişkilerimizin ana gündem maddelerini AB bağlantılı konular oluşturmuştur . Özellikle Aralık ayındaki AB Kopenhag Zirvesi'nin yaklaşmasına paralel olarak, Alman Hükümetinin ülkemize müzakerelere başlama tarihi verilmesi konusunda izleyeceği tutum büyük ehemmiyet kazanmıştır. 2002 yılının son birkaç ay içinde Türkiye'den Almanya'ya yönelik üst düzey ziyaretler en yoğun seviyeye ulaşmış, Türkiye'deki 3 Kasım seçimlerinden hemen sonra, AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Cumhurbaşkanı arka arkaya Berlin'e giderek temaslarda bulunmuşlardır.

Türk-Alman Güvenlik Politikası Alanında İşbirliği

Tarihten büyüyerek gelen askeri ilişkiler 60'lı yılların başında yeniden başlatılmıştır. O zamanlar Türkiye için eğitim ve savunma yardımı şeklinde başlayan ilişkiler, günümüzde NATO'daki işbirliğinin yanı sıra, düzenli aralıklarla yapılan görüşmeler, süreklilik kazanan mübadele programları, karşılıklı bilgilendirme ziyaretleri ve güvene dayalı savunma işbirliğiyle çok boyutluluk kazanmıştır.

Her iki ülkenin askerleri Kosova'da ve Afganistan'daki demokratik yeniden yapılanma sürecini ISAF-operasyonu çerçevesinde birlikte korumuşlardır. Almanya ve Hollanda birlikleri 2003 yılının başlangıcında ISAF-komutasını Türkiye'den devraldılar. Şu anki Irak krizinde Almanya ve Türkiye barışçıl bir çözüm için çaba gösterdiler. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi Kararları ile devletlerarası hukuk temelinin korunması her iki devletin esas temelini oluşturmaktadır.

Türkiye'nin AB'ye girmesiyle ilgili olarak Alman Kamuoyunun görüşleri:

Almanlar tarafından yüzde 61 ile en yüksek oranda tam üyelik lehinde kullanılan tez, Türkiye'nin üyeliğinin Almanya'daki ve AB'deki Türk göçmenlerin uyumunu destekleyeceği yönündedir. Yüzde 53'lük bir kesim Türkiye'yi Avrupa'nın coğrafi parçası olarak görürken, Yüzde 51'lik bir kesim de Türkiye'nin AB'ye bağlanmasını askeri ve stratejik nedenlerden dolayı önemli bulmaktadır.Türkiye'yi kültürel olarak Avrupa'nın bir parçası olarak gören kesim yüzde 48'e ulaşırken, Türkiye'nin üyeliğinin ekonomik avantajları olacağını düşünen kesim ise yüzde 46 ile temsil edilmektedir. Türkiye ile Avrupa arasındaki "geleneksel-tarihi yakın bağ" tezi ve "Türkiye'nin üyeliğinin AB'nin dünya politikasındaki konumunu iyileştireceği" tezi daha az destek gören tezler arasında yer almaktadır. üyeliğin Avrupa'daki Türklerin uyumuna katkı yapacağı, Türkiye'nin coğrafi olarak Avrupa'ya ait olduğu ve Türkiye'nin stratejik-askeri önemini içeren tezlerde yoğunlaşmaktadır. Ayrıca AB'nin dünya politikasında daha iyi bir konuma sahip olabilmesi ve Avrupa için getireceği ekonomik avantajlara ilişkin tezler de yine önemli oranda onaylanmaktadır. İnsan hakları sorunu, demokrasideki eksiklikler, kökten dincilik tehlikesi ve ordunun ülke içindeki etkisi gibi üyelik karşıtı tezlerin sol eğilimli parti taraftarları da dahil olmak üzere Alman kamuoyunun görüşlerinde halen kalıpsal bir şekilde var olduğu ve bu nedenlerin Türkiye'nin AB üyeliğine karşı çekimser bir tutuma neden olduğu görülmektedir.

Almanya'da Sosyal Demokratlar'ın seçmenleri arasında 2003 yılının Kasım ayında yapılan bir kamuoyu araştırmasına göre seçmenlerin yüzde 53'ü Türkiye'nin AB üyeliğine karşı olduklarını ve yüzde 36'sı Türkiye'yi desteklediklerini belirtmişlerdi. Yapılan araştırmada dikkat çekici sonuçlar elde edilmiştir.

Türkiye'nin üyeliğine karşı olanların nedenleri arasında yüzde 61 ile "Türkiye'de kadınların had safhada dışlandığı" konusu başı çekmektedir.

İkinci ana neden olarak ta yüzde 57 ile "çok büyük dini ve kültürel faklılıkların olduğu" iddiası gündeme gelmektedir.

Türkiye'nin AB'ye girmesine karşı olanların tutumunda AB'in Hıristiyan kültürüne dayalı olduğu düşüncesi ağır basmaktadır.

Ayrıca üyeliğe karşı gelen kesim arasında Türkiye'den işsizlerin Almanya'ya akın edeceği kaygısının ve Almanya'daki Türklerin uyum kabiliyetleri konusunda şüphelerinin olduğu kısmen anlaşılmaktadır. Alman kamuoyunun çoğunluğu Türkiye'nin AB üyeliğini desteklemekte, ancak üyelik koşullarının yerine getirilmesini önemle vurgulamaktadır.

Koşulların yerine getirilmesi kaydıyla Türkiye'nin AB üyeliğini destekleyen kesimin yarısı, bu alternatif sunulduğunda ayrıcalıklı partnerliğin daha iyi bir yol olarak gördüklerini belirtmişlerdir. Bunların sadece yüzde 44'ü tam üyelik alternatifini desteklemektedir. Üyeliğe karşı çıkanların yüzde 77'si güçlendirilmiş işbirliğini bir alternatif olarak görmektedir. Bu sonuçtan yola çıkılacak olursa; bu kesimin Türkiye'nin Avrupa'dan tamamen dışlanmasını arzulamadıkları söylenebilir. Ayrıcalıklı partnerlik Almanlar'ın çoğunluğu tarafından AB üyeliği yerine en iyi alternatif olarak görülmektedir. Bu da AB üyeliği konusundaki genel destek oranlarını azaltmaktadır.

AB üyeliği vasıtasıyla Avrupa'daki Türklerin uyumunun iyileşeceği, Türkiye'nin coğrafi anlamda Avrupa'ya ait oluşu, Türkiye'nin stratejik-askeri önemi, AB'nin dünya politikasındaki yerinin daha da iyileşeceği ve ekonomik avantajlar Alman toplumu açısından Türkiye'nin üyeliği konusunda gündeme gelen en önemli lehteki tezleri oluşturmaktadır.

Sonuç

Almanya'ya gitmeden önce havalimanında bir açıklama yapan Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Türkiye'nin tam üyeliğine sıcak bakmayan Fransa'ya karşı Almanya'dan destek isteyip istemeyeceğinin sorusuna, "Avrupa açık bir toplum ama yeter ki tartışmalar yapılırken Türkiye'ye haksızlık yapılmasın. Şüphesiz ki bu çerçevede Almanya Türkiye'ye yardımcı olmaktadır" diye konuştu. Schröder, İslam ülkeleri için Türkiye'nin iyi bir örnek olduğunu zaten sürekli vurgulamaktadır.

Sonuç olarak Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliğine giden yolda Almanya'nın tutumu ve ağırlığı su götürmez bir gerçektir. Bu sebeple Türkiye'nin Almanya kartını çok iyi oynaması gerekmektedir.

Kaynaklar:

1-) Hüseyin Bağcı, "Türkiye Almanya Kartını İyi Oynayacak", Haber Analiz, Şubat 2004
2-) Hüseyin Bağcı, "Erdoğan Almanya Kartını Nasıl Kullanmalı", Haber Analiz, Şubat 2004
3-) Ozan Ceyhun, "Almanya'da AP Seçimi ve Türkiye İçin Müzakere Günü", www.abhaber.com
4-) Herkül Milas, "AB ve Politikacılar", Zaman Gazetesi, 13 Ocak 2004
5-) Türkiye'nin AB Üyeliği Konusunda Alman Kamuoyu'nun Görüşlerine İlişkin Anketler", Türkiye Araştırmalar Merkezi Vakfı, Eylül-Ekim 2003
6-) "Almanya Türkiye'yi AB Yolunda Destekliyor", www.germanembassyank.com/tr

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

Avrupa Birliği Halkları

Yazının tamamı Almanya - Türkiye ilişkileri üzerine olsa da, aslında almanların düşüncelerinin avrupanın genel düşüncesi olduğu kanaatindeyim. Şu bir gerçekki yakından görmeye çalıştığım Avusturya' da bir zamanlar sokakta bir Türk gördükleri zaman konuşmak için can atan, Türkler le dost ahbap olmak isteyen o Avusturyalıların yerini Türklerden çekinen, onlarla dost olmak istemeyen, bir yerde hırsızlık yapıldığı zaman polisin hemen Türkleri ve Yugoslavları gözaltına aldığı bir yer haline nasıl geldiğini tartışmak gerekir. Solcuyum, Kürtüm işkence görüyorum dediğiniz zaman kapılarını ardına kadar açan Avrupa, aynı kişilerin uyuşturucu ticaretini yönetmesini ise görmezlikten gelebilmektedir. Evet Avrupa da ki gençler neler yapıyor? Diskolarda sabahlara kadar eğlenip aldıkları işsizlik parası ile karnını doyuruyor, joint, LSD ya da Ex alabilmek için satabileceği her şeyi satıyor, ha bunu ordaki herkes yapıyor ama nedense Türkler batıyor, en azından bana batıyor. Ve inanın bana Avrupa daki Türklerin bile önemli bir kısmı Türkiye' nin EU ya girmesini istemiyor, en azından Avusturya da böyle, bir millet kendini kendinden bile bıktırmışsa ben ne diyeyim kardeşim; bir zamanlar gazete okuduğum bir haberde ABD' nin Türkiyenin G.....n ilinin Y.......e kütüğüne kayıtlı olanlara vize vermediği yönünde idi ve bu gerçek TV de de dile getirildi, bazen bıkkınlık o dereceye varıyor demek ki, Avusturya' da da şaka yollu sorarlar bazen Y.....t mı daha büyük Türkiye' mi diye? Girermiyiz girmezmiyiz tartışmaları bir yana EU nun Türkiye' ye olan tek ihtiyacı arkasını kollayacak bir badyguarda olan ihtiyacıdır. ( Yer isimlerini noktalı olarak verdim, amacım rencide etmek değil, sadece bilinen gerçekler bunlar ama neden se ben açık açık yazmak istemedim)

Körler Ülkesinde Tek Gözü Olan Kraldır.