
"Aşık olan canlar bugün gelürler
Sultan nevruz günü birlik olurlar
Hallak-ı cihanyan ziya olurlar
Himmeti erince Nevruz Sultan’ın"
Pir Sultan Abdal
ŞİİR yeniden doğuştur,kıyamettir, yaşamdır, bir düşüncedir, bir bilgidir, hikmettir, var olmanın sevincidir. Ezber bozmadır şiir...
Şiirdeki imgelem gücü nevruzun gücüyle örtüşür.
Nevruz sözcüğü Farsça etimolojik açıdan nev(yeni) ve ruz(gün) sözcüklerinin birleşmesinden meydana gelmiş olup,yenigün anlamına gelmektedir.Eski İran takvimine göre yılın ilk günüdür.Güneş 21 Mart’a kadar güney yarımküreye daha çok ışık ve ısı verirken,21 Mart tarihinden itibaren kuzey yarım küreye daha çok ısı vermeye başlar.Bu nedenle nevruz,Çin’den Avrupa içlerine kadar kuzey yarımküre insanlarının ortak bayramıdır.Uyanışın ve yaradılışın sembolü olarak kutlanır.
İran Mitolojisine göre Tanrı dünyayı,insanı ve güneşi bugünde yaratmıştır.İran’da ilk defa Mecusi devleti kuran Cemşit’in tahta geçişi de bugüne rastladığı için bugünü mecusilerin dini bayramı olarak ilan etmiştir.
Türk kavimleri tarafından M.Ö.VIII.yy.’dan günümüze kadar her yıl 21Martta kutlanır ve rivayete göre Türklerin Ergenekon’dan çıkışı, kurtuluş günü kabul edilir.
Firdevs’in Şehnamesinde anlatıldığına göre Cemşit’ten sonra kral olan Dahhak’ın zulmüne karşı demir ustası Kava’nın direnişinin başlangıcı nevruzdur.Bazı Kürt toplulukları Kava’yı Kürt olarak kabul ederler ve bugünü bir başkaldırı, ayaklanma olarak değerlendirirler.
Dini inanışlarda ise,nevruz;Hz. Musa’nın Kızıldeniz’den İsrail oğullarını geçirmesi,Adem’le Havva’nın Arafat'ta buluşması,Hz.Yusuf’un kuyudan kurtarılması,Hz. Yunus’un balığın karnından karaya çıktığı gün gibi anlamlara geldiği rivayetleri vardır.
Her ne şekilde ve algılayışta olursa olsun nevruz, bütün toplumlarda;kurtuluş,yenilenme ,başlangıç,dönüm noktası olarak terminolojide yerini almıştır.
"Erişdi bahar oldu yine hemdem-i Nevruz
Şad etse nola dilleri cam-ı cem-i nevruz"
(Nef’i)
Nevruza Osmanlı padişahları özel önem atfetmişlerdir. Padişahlara nevruz günlerinde nevruziye adı verilen telhisler yazılarak padişah kutlanırdı.Mesir şenlikleri de bu kapsamda yapılırdı.
Asıl olan Pir Sultan’ın teybin ettiği ‘Birlik Günü’ olarak nevruzu değerlendirmek gerekir.Nevruzu bir kavgaya ve teröre bahane yapmak asla tasvip edilemez.Bu kültür,bu medeniyet bu vebali ne taşır ne de kabul eder.
Şiirsel olarak bakıldığında bugünün bahar başlangıcı olması,doğanın depreşmesinden,yeniden doğuşundan insanın duygu sağanağına tutulması ve doğayla rezonansa gelmesidir.Nevruz şiirdir;şiir bir medeniyettir,Vahyin en geniş açılımıdır şiir.
Sezai Karakoç’un dediği gibi ‘Bütün sanatlar şiirin ateşini çalmışlardır.’İslam Medeniyeti tasavvurunda şiir en kesif şekilde baş köşeyi işgal etmiştir.İslam kültürü,hayatın her zerresine sinmiş bir şiirdir dense yeridir.
Kur’an-ı Kerim Şuara Suresinde(224-225-226.ayetler) şairlerin insanları sapkınlığa uğrattığını,onların aylak aylak dolaştıklarını,gerçekte yapmadıkları şeyleri söylediklerinden bahseder.Yani Kur’an, toplumuna rehber,ışık olmak yerine onları sapkınlığa ve bataklığa götüren,onları asli insanlık unsurlarından uzaklaştırıp dönüşüm ve başkalaşım içine sokan zihniyet algılamasını sorgular;bunun şair,yazar,müzisyen yada en genel anlamıyla ‘’aydın!’’ olması sadece sıfatı değiştirir;Kur’an’daki ‘şair’ sosyolojik dilin sembolüdür.Günümüz batı/cı/ entelijansiyasında olduğu gibi,sözde 'muasır medeniyetler seviyesine' öykünen,yaşadıkları kültür coğrafyasının ruhunu kavrayamamış,ortak medeniyet kültürünü algıla(ya)mamış ve mensup olduğu medeniyetin dinamizmini hor ve hakir görüp,sekülerizm sarmalına toplumları sürüklemeye çalışmışlar ve gerek kendilerini, gerekse toplumları öznelikten çıkarıp,birer nesne haline getirmiş, ‘gassalın önünde meyyit’misali batının kurtlar sofrasına teslim etmişlerdir.Oysa İslam Medeniyeti Hz. Peygamber’den itibaren,Hassan bin Sabit’ten Mevlana’ya, Baki’den, Fuzuli’den Mehmet Akif’e değin bu uzun ve meşakkatli yolda şairi ve şiiri önemli işaret taşları kabul eder.
Muhammed(s.a.v)Hassan bin Sabit’e ‘Söyle ya Hassan,Ruhu’l Kudüs senin yardımcındır’demiştir.İbn-i Abbas,tefsir derslerinin ardından şiir dersleri yapmıştır. Hz.Aişe,hafızasından bir ay boyunca şiir inşad edebileceğini söylemiştir. İmam Şafii bir şairdir ve divanı vardır.Osmanlı Mimarisinde musikiyi görürüz;musikinin nirengisi ise şiirdir,şiirden neşet etmiştir.Osmanlı padişahlarının çoğu şairdir yada şairleri yanlarından ayırmamışlardır.Muhteşem Süleyman,yarım asra yaklaşan saltanatı boyunca yaptığı iki şeye ehemmiyet vermektedir:Biri Sinan’ı keşfetmiş olması,diğeri Bakî’’yi keşfetmesi...
Batılı seküler anlayış sorgulayıcı değil taklitçidir.Gerek Batılı kaynaklarda,gerekse İslam kaynaklarında Platon’un şiirle meşgul olduğunu,fakat Sokrates’in meclislerinde şiir sanatını kötülediğini görmesi ve Sokrates’ten duyduğu fikirlerin hoşuna giderek şiirle meşgul olmayı bırakması bir düşünür açısından ne derece tutarlı bir yaklaşımdır.
İslam Anlayışı şiire ve bütün sanatlara indirgemeci mantıkla yaklaşmaz.Bizzat, Yaratan kendisinin varlığının dahi sorgulanmasını ister Kuran’da.İslami perspektif Kur’an’daki şair eleştirisinin umumu kapsamadığını,spesifik bir anlam taşıdığını,hem gelenek(nakil)yoluyla,hem akli boyutuyla keşfeder.İslamın sanata ve bilime yaklaşımı hep bu minval üzere olmuştur.
Şair veya şiir sözü üst dile taşıyandır.İslam da ferdin ve toplumun hep bir üst perdeye çıkmasını,tekamülün sürekli olmasını ister;toplum içinde hikmet sahibi fertler ister ki ‘medinetül Fazılalar’ oluşabilsin. İslam Medeniyeti olgusunun inşasında ve yeniden hayat bulmasında entansif çaba gösteren medeniyet mimarlarına en çok bugün ihtiyaç vardır.
Batı medeniyeti hala bu toprakları,bu kültürü, ‘Türklük’ fenomenini ‘İslamlıkla’ eş görmekte,tarihten gelen izlerle ve haklı gerekçelerle böyle algılamakta ve buna tahammül edememektedir.
Irkçılık ve salt milliyetçilik olarak değil,kavramsal manada bu fenomene sahip çıkılmazsa sekülerizmin bu topraklarda cirit atmasına nasıl engel olunabilir?İsmet Özel’in yanlış anlaşılma pahasına yılardır dillendirdiği, asıl metamorfozun farkına vardığı ve bundan dolayı canhıraş sancılarının onu, İstiklal Marşı Derneği kurmaya kadar götürdüğünü anlamamak ve ırkçılıkla suçlamak,maksudunu görmezden gelmek aydın aymazlığıdır.Geçtiğimiz günlerde 28 Şubatçı emekli generalin Akif’e ve İstiklal Marşına olan öfke ve kinini kusması,bayan Çölaşan gibilerin ezan sesinden nefret etmesi bir kez daha göstermiştir ki bu tür zihniyetler İslam’ın gür sedasını kısmadıkları sürece asla tatmin olamayacaklardır.Eğer ruhuyla sahip çıkılmazsa, söylendiği ortamda ayağa kalkılarak dinlenen ve söylenen,post-modern darbe(ci)lerin resmi marşı haline gelen Onuncu Yıl Marşı'nı İstiklal Marşı'nın yerine getirmeye kalkacaklardır,şüpheniz olmasın.
Ruhumun senden,ilahi,şudur ancak emeli;
Değmesin mabedimin göğsüne na-mahrem eli!
Bu ezanlar ki şahadetleri dinin temeli,
Ebedi yurdumun üstünde benim inlemeli.
Merhum Akif İstiklal Marşı Şiirini milletine hediye ve emanet ettiği için Safahat’ına almamıştır.İşte bu açıdan bakıldığında İstiklal Marşı şiirine de bu şuurla ve ısrarla sahip çıkılmalı,bu sinsi dönüşüm projesi boşa çıkarılmalıdır. Bu kritik dönemde (tıpkı Hrant Dink’in cenazesinde ‘Hepimiz Ermeniyiz’ sloganlarında olduğu gibi)hepimiz toplumsal kodlamaların ne anlama geldiğini ve sonuçlarının neler olacağını iyi kritize etmeli ona göre alkış tutmalıyız.
Sonuçta özetle söylenecek tek şey var: Şiir nevruzdur,şiir küllerinden yeniden kanatlanmaktır;simurgtur şiir.
Hamiş: Bu yazı, ‘‘nevruz’’ ve ‘‘dünya şiir günü’’nün aynı günde olması sebebiyle kaleme alınmıştır.
Gençlik yıllarımızda,Akif’in Çanakkale Şehitlerine yazdığı şiiri,daha doğru deyimle destanındaki ‘Bedr’in aslanları ancak, bu kadar şanlı idi…’ ifadesine takılıp kalır ve ‘Bedr’deki o mübarek insanları nasıl böyle bir kıyaslamaya tabi tutar’ kabilinden tartışmalar yapar,Merhum’a kızardık.Bugün Çanakkale ruhunu daha iyi anlıyor ve Akif’ten binlerce özür diliyorum…Safahat okumaya devam...
Yorumlar
bağ
Salı, 25/03/2008 - 22:36 — Ali DüzEnerjik, hatirlatıcı bir yazı olmuş.
İnsanların hep beraber aynı duyguları hissettiği, heyecanlandığı, baharla birlikte ülkesine halkına olan bağının tazelendiği bir zaman, süreç, gün daha iyi, verimli kutlansa keşke. İçeriği gerçekten böyle olsa. Şimdi bazı bölgelerde kutlanıyor Nevruz ve neredeyse sadece konuşuluyor ve medyadan öğreniyoruz.
Şiirle olan bağımızda da bu sorun var. Aradığımız bir şey değil, karşılaştığımız bir şey olarak şiirle bağ kuruyoruz genelde. Oysa adamakıllı arıyor olsak, onun taşıdığı imkanları da kullanabileceğiz. Bazı problemleri daha net kavrayacağız. Şiirin okuyanda doğurduğu ortak hisleri benimseyeceğiz. Şairi doğru düzgün anlayacağız. Halkın ortak hislerini anlayıp, karşılaştığında ortak tepkiler verdikleri sorunları daha rahat çözümleyebileceğiz. Nerede problem varsa orada şiirin bir sözü, yorumu, çözümü olduğunu, olabileceğini göreceğiz. Ve işte İstiklâl Marşı'nın da anlamını daha doğru kavrayacağız. İstiklâl Harbi devam ederken yazılan İstiklâl Marşı'nın.