Siz hiç İstiklal Caddesi’nde ezanın bir an olsun hayatı durdurabildiğini gördünüz mü?
Siz hiç İstiklal Caddesi’nde sigara içerek yürüyen insan sayısının diğer caddelere nispetle daha az olduğu tespitini yaptınız mı?
Siz hiç İstiklal Caddesi’ndeki kitapçılardan birinde Gül Yetiştiren Adam’ın kitaplarından bulabildiniz mi?
Siz hiç İstiklal Caddesi’nde yürüyen bir derviş gördünüz mü?
Siz hiç İstiklal Caddesi’nde aşkın kokusunu alabildiniz mi?
Sizi hiç İstiklal Caddesi’nde yürürken “şakaklarınızdaki dövmeler” ele verdi mi?
***
Kazancı yokuşunu çıkarsınız Fındıklı’dan. İlk önce bir Sofu Baba türbesi karşılar yokuşun bir yerinde sizi. Gördüğüm en farklı türbedir burası. Ziyadesiyle sosyete türbesi havası hakimdir. Yeşil fayanslarla örülü dış ve iç duvarları. Yatırın hemen yanında birkaç dini argüman: Seccade, tesbih vs. Ve biraz da hurafegillerden birkaç eşya… Bir işyeri kapısını andıran değil işyeri kapısı olan kapısını sürekli kilitli bulduğum Sofu Baba Türbesi… Fetih askerlerinden biri.
Yokuşa devam edersiniz. İlerde sol tarafta Fındıklılı Mehmet Ağa Çeşmesi… Hani Silahtar Tarihi’nin yazarı. Boynu bükük, lülesi kırılmış, kurnası murdar değil belki ama işlevsiz… Sezai Karakoç’un “Çeşmeler” şiirinde ismi ilk geçen ve uzun uzadıya bahsettiği çeşme. “Yenilmez karpuzlar” ve “acı salatalıklar yıkadığı.” Suyunun içilmez ve bozuk olduğu Mehmet Ağa Çeşmesi. Yine Sezai Karakoç’un ifadesiyle “ta… aşağılarda olan yatıra” bir türkü söyleyen çeşme.
Bir parantez açalım. O halde Sofu Baba Türbesi şiirde yer bulan “ta…aşağılardaki yatır” oluyor. Parantezi kapatalım.
Mehmet Ağa Çeşmesi’ni geçtikten sonra bir çeşme daha: Tevki Hafız Mehmet Paşa Çeşmesi. Bir sınır taşı gibi. Taksim’e çıkmadan evvel son çıkış. Kazancı Ali Ağa ile komşu ve sırdaş. Restorasyonu belediye ekipleri tarafından hemen aynı sokaktaki bir otelin sahibinin maddi desteğiyle yapılmış ama kurnası sağlam olsa da gideğeni olmayan, lüle yeri demir bir perdeyle örtülmüş ve çivilenmiş, kara yazgısına bile terk edilmemiş adeta katledilmiş çeşme. Halbuki restorasyon ismiyle bu hale getirilmeden önce yemyeşil sarmaşıklarla sarılıymış dört bir yani. Sarmaşıklar sarıp sarmalamış, gözyaşlarını bile saklamış çeşmenin. Hemen aynı sokakta oturan bir arkadaşımın söylediğine göre eskiden daha güzelmiş. Şimdi ki kadar çıplak ve yalnız değilmiş.
Ya Kazancı Ali Ağa Cami. Çelik bir kapı kondurmuşlar sağ ayakla girilen narin kapısına. Çelik ve hantal bir kapı. Duvarlarını bir lekeyi örter gibi boyamışlar. Ve caminin haziresi. İnsana yakın kedilerin kışlası olmuş. Belki de bir tek onlar kalmış sahiplenen orayı. Demir tellerle örtülü hazireye bir fatiha bile çok görülür olmuş sanki.
İşte tüm bunları geçip yokuşu tırmanmaya devam ederdeniz Taksim’e çıkarsınız. İstiklal Caddesi’nin göz kör edici/kamaştırıcı büyüsü sarar sizi. İnsan da dahil her şeyin tüketildiği bir yola girersiniz. Ve içinizde bir dem olsun vahiy esintisi varsa yazımızın en başında yönelttiğimiz soruları sormaya başlarsınız kendinize. Ve kirli insan nehrinde ne Sitare olabilirsiniz ne de Sıddhartha…
Ve en son sözü Hakan Albayrak'ın dilinden söylersiniz:
Dünya hakkını kullandı ve kaybetti. Piçlere yol açın taç koyun başlarına…
Yorumlar
'aziz istanbul' ve 'kendi gök kubbemiz'
Çar, 09/04/2008 - 09:25 — fatih burak cebri'aziz istanbul' ve 'kendi gök kubbemiz'i okuduktan hemen sonra böyle bir yazıyla karşılaşmak... allah razı olsun.
istanbul`dan bahsetmek medeniyetimizden bahsetmeyle eş değer.
evet çeşmelerimizin kurumuş olması da bir bahs-i diğer. diriliş neslinin üstadı 'çeşmeler'den bahsederken en çok da bunu vurgulamak istemiştir muhtemelen: çeşmelerin kurumuş olması medeniyetimizin durağanlaşmasıyla eş zamanlıdır. ezansız semtlerin çoğalmasıyla eş zamanlıdır...
İstiklal Caddesi’nde ezanın bir an olsun hayatı durdurabildiği gören olmamıştır. bunun ne demek olduğunu yahya kemal ne güzel ifade etmiştir: "Biz ki minareler ve ağaçlar arasından ezân sesleri işiterek büyüdük. O mübarek muhitten çok sonra ayrıldık, biz böyle bir sabah namazında anne millete tekrar dönebiliriz. Fakat minaresiz ve ezânsız semtlerde doğan, frenk terbiyesiyle yetişen Türk çocukları dönecekleri yeri hatırlamayacaklar!"
ne güzel bitirmişsiniz yazıyı: hakan abiyle... "Dünya hakkını kullandı ve kaybetti.Piçlere yol açın taş koyun başlarına…"