Bu bir gelenekti,
gelinlik kız kulağını kapıya dayar dinlerdi..
genç kız kalbini kadere dayar beklerdi..
Kapının pervazına dokununca, sivrilmiş bir kıymık elini hafifçe çizdi. Bir kaç kandamlası birikti, karardı ama akmadı. Küçük bir “ah” dedi ve sonra yuttu bu “ah”ı.
İçeride bir dünya kurulduğunu biliyordu ama ya bu dünya kalbinin enkazı üstüne kuruluyorsa? Gittikçe sıkıntı bastı. Holde dolanıyor, biraz sonra bitecek bir mahpusluğun geçmek bilmeyen son dakikalarını yaşıyordu. Kapıların hepsi asi bir gelin gibi, gri kilitleri boyunlarına takınmıştı. Duvardaki resim çerçeveleri bu holün dış âleme açılan tek pencereleriydi sanki. Yarı karanlık bu yer belki altı metrekareydi ama içinde büyüttüğü evhamlar her kareyi doldurmaya yetiyordu.
Bir an ayakkabılara ilişti gözü. Çatlamış betonun üzerine çıkarılmış, birbirinden bağımsız ama birbirinin tamamlayıcısı bir çift ayakkabı… “karı-koca gibi” dedi içinden. Biri nereye giderse öteki de oraya gider; kâh biri öndedir, kâh diğeri… Biri tenden soyununca diğeri de soyunur, biri eskiyince diğeri de eskir ama nedense biri hep diğerinden önce delinir. Arkadan vuranı da çoktur, destek olanı da… “ayakkabı işte” dedi bir çifti tutup düzeltirken… Ayrı duran “iki” yi “bir” ledi, uçlarını aynı yöne çevirdi.
Gelen gencin ayakkabısıydı bunlar, biraz eskiceydi. Demek ki giyecek daha iyi bir ayakkabısı yoktu. Bunlara ihanet etmediğine ve hemen değiştirip atmadığına göre kanaatkâr birisidir diye düşündü… Demek ki bir ucu Hz. İsa’dandı...
Ayakkabı bağlarına takılmış ot tohumları çarptı gözüne birden. İçinden “öndeki yoldan değil arkadaki patikadan gelmiş” dedi. Evin önü asfalttı ve tüm mahalleli bu yolu kullanırdı. Kimse kestirme olan arazi yolunu sevmezdi. Sanki toprak ve çamur kendilerine çok uzakmış gibi kaçarlardı bu patikadan. Oysa o çok severdi bu yolu, yalnızlığını yolun iki tarafına saça saça yürürdü. Saçtığı yalnızlıklar toprağa karışırdı, kendisi felaha. “o yolu kullanmış” dedi. Bu tohumlar benim de eteğime yapışır her seferinde. Toprağı seviyor dedi ve minik bir gülümseme ekledi düşüncelerine. Demek ki bir ucu Hz. Âdem’dendi.
Bir ara kapı aralandı ve ellerini gördü misafirin. İri ve damar damardı elleri. Okumuş diyorlardı ama elleri neden yıpranmış acaba dedi içinden. Bu bir anlık bakışa perçinlenen resim; sanki bünyesinde mücadeleyi besliyordu. “Eller bulutlar gibi hafifse dokunmamıştır demire yahut küreğe; beyazsa ve kararmamışsa, ne mürekkep izinden nasip almıştır, ne de duvar sıvasından”. Çalışan o eller sıva karmış, mala tutmuş gibiydi… Demek ki bir ucu Hz. İbrahim’dendi.
Şimdi sesini duyuyordu gencin, ağır ağır konuşuyordu. Kelimeleri; bir kemalat torbasına elini daldırıp seçer gibi alıyor ve dudaklarına yerleştiriyordu. Sesi ahenkliydi. “Kaba söz, kaba bir bedenden çığ gibi düşer, düştüğü yeri hayattan koparır. Katı ve sertçe söylenmiş her harf, diğer harflerden zifte batırılarak ayrılmıştır kenara. Serkeş bir dile değdiğine pişman olup ortasından kırılır nazlı elifler…” O çok nazikti. Sesi kuşdiline çarpıp dönüyor gibiydi. Demek ki bir ucu Hz. Süleyman’dandı.
Ne güzeldi dilinde en sevgili. Efendimizden bahsediyordu. Kendiyle birlikte efendimizin aşkını da getirmişti. Yastık örtüleri daha da beyazlamış, çiçekli danteller gülümsemişti. Cama meyleden sardunya, bir yaprağını bu tarafa çevirmişti. Sehpadan düşen tespih sanki vecde gelmişti. Efendimiz diline değmişti ya sanki tüm oda aydınlanmış, eşyaların özünde kandiller yanmıştı. Sevindi onun efendisini sevdiğine. Demek ki bir ucu Hz. Muhammed Mustafa’dandı. (sav)
Methini çok duymuştu gencin ama yüzünü hiç görmemişti. “Boyu posu, kaşı gözü bir tavada eritmeli takva ölçeğine dökmeli dedi sessizce. Tüm beşerin gözlerini bir zindana hapsedip, hadi gönül gözlerinizi açın diye bağırmalı.”
Kasları yavaş yavaş gevşiyordu nedense. “çok komik dedi biz şimdi evlenince bir çift ayakkabı mı olacağız?”, gülümsedi. Ben eteklerimi kapı eşiklerine değdirerek geçerken onun bir bakışından anlayacağım acıktığını ve o aynanın karşısında tıraş olurken bir bakışımdan anlayacak sofranın hazırlandığını.
Sonra bir anda açıldı kapı, az önce zindana kilitlediği gözlerin içinden sıyrılan o iki göz esaretten kaçıp çoktan yerleşmişti gencin yüzüne.
Bir an ruhunda yağmurlar başladı, midesinde bir dağ peydahlandı sanki dizleri sağa sola kayan ayaklarına hükmedemez oldu. Kafasını çevirdi, boynunu çevirdi, kaşlarını-ağzını-burnunu çevirdi ama gözlerini bir türlü çeviremiyordu. Kapıyı açan kimdi bilmiyordu, yine o bilinmeyen kişi kapıyı kapattı, gözleri de kapının sarı tahtasına kapandı… Dakikalardır dolanıp duran ayaklar o an sabit kaldı ve içinde yükselen dağın karları ağır ağır çözülmeye başladı… Bir koku vardı içinde… Kardelenler kokar mıydı?
Güzellik;
Hafif, esen bir rüzgâr gibi ferahlatıcı,
Pürüzsüz bir denizde yansıyan ışık gibi sakin…
Ay gibi haledendi…
Ve güzelliği çocukların ellerine bölüştürülen ekmek gibi sıcacıktı. İşte o an anladı gencin demek ki bu hali de Hz. Yusuf’tandı…
Ve yine anladı ki o kıymık elini neden peşinen kanatmıştı!
Yorumlar
Güne aşk...
Paz, 20/04/2008 - 12:23 — emine şimşek'İki'yi 'bir'lemek..
Ayşegül Hanım,
Günüme 'aşk'ile düştünüz.
Bir ebruzenin lalesi dağılmış,bir naht ustasının elleri titremiş olmalı şimdi,içim çiçek kokusuyla doldu.
Aşk ile buyrulun efendim.
sakin bir nûn hıçkırığıyım hepi topu.lâm.ra...!şeddeli mim!/şeddeli sus!
Yüreklere aşk..
Pzt, 21/04/2008 - 23:15 — Sevde Ateşyürekİlginç başlıklarınız her zaman dikkatimi çekiyor.Bu yüzden yazılarınızı okumadan geçemiyorum.
Hikayenin sonu derin bir hissiyatın yansıması.Şahsen benim ruhum çok etkilendi.
Ömrünüz bereketli olsun efendim.
Batı dünyası, yanlışlar üzerinde yaşadı.
Doğu dünyası, doğrular üzerinde uyudu.
göze dokunan
Salı, 22/04/2008 - 10:58 — Erkan BAYRAKTARGöze dokunanla yaşadığımızdan beri gönle dokonamaz oldu hiç bir güzellik. Değen olursa da hissetmedi taş kalbimiz. Gelinin adı Fatma olsun, damatsa Ali.Onların öyküsü olsun anlatılsın hep nedersiniz? Bu gene yürek yürek kabaran bir yaz olmuş bu baharda. Yaz yazı olmuş burada buluşmuş.
Evlenince Bir Çift Ayakkabı mı Olacağız?
Salı, 22/04/2008 - 09:47 — Elif GüngörGüzellik bakan gözdedir diye boşuna söylenmemiş anlaşılan. Siz de öyle güzel gözlerle görüp öyle de anlatmışsınız evlilik hallerini. Özellikle, evlenilecek kişide aranması gereken özelliklerin peygamberlerle ilişkilendirilmesi çok güzel. Yazınızı zevkle okudum ve arkadaşlarıma da ilettim. Teşekkür ederim...
bir ayeti çağrıştırdı bana
Salı, 22/04/2008 - 13:40 — Fatih HayranAyşegül Hanım'ın bu güzel hikayesini okurken onu hatırladım:
Biz Nuh’a ve ondan sonraki peygamberlere vahyettiğimiz gibi sana da vahyettik. Ve İbrahim’e, İsmail’e, İshak’a, Yakub’a, esbâta İsa’ya, Eyyûb’e, Yunus’a, Harun’a ve Süleyman’a vahyettik. Davud’a da Zebûr’u verdik.
teşekürler...
son zamanlarda okuduğum en güzel yazıydı
Salı, 22/04/2008 - 15:38 — Fatih TEZCANevet
inanılmaz güzeldi
engelleyemediğim tebessümlerin sayısı belli değil...
hakkınız geçti, helal ediniz.
kesinlikle son zamanlarda okuduğum en güzel yazıydı...
belki de bu konuda ziyadesiyle dolu olduğumdan olabilir.
eğer mezkur mevzuda yazmayı düşündüğüm küçücük risalecikte yer vermek istersem te'lif için kapınızı çalabilirim herhalde :)
her güzelliğin bir nazarlığı vardır ya hani..
bu yazınınki de gencin traş olması mıydı acaba diyorum kendi kendime...ne dersiniz.. :)
tebessümler için teşekkürler...
yurdum erkeği
Salı, 22/04/2008 - 18:12 — okan şahinayşegül hanım herhalde ya nasip diyen bayan ruhunu anlatmış. demek ki kapıya nasip gelince algılama biz erkeklerin düşünemediği kadar farklı oluyor.
işiniz zor demeye de getirmiş yazar. erkeklerdeki gerçeklik duygusu bu kadar romantizmi nasıl kaldırabilir bilmiyorum, bir de bu yurdum erkeği ise...
selamlar
"Kaderi ancak dua değiştirir"
Çar, 23/04/2008 - 20:58 — Ayşegül Gençyazıya yorumları ile mukabele eden herkese teşekkür ederim.
okan beye katılıyorum -ben de şaşırdım evet:)-
genç kızlar dindar yahut değil eğer ki işpotadan yüzük alıp henüz parmağına geçirmemişse :) evlenmeleri için tek yol görücü usulüyle evlenmek. yani bunun şekli şemali içeriği şusu busu tartışılır elbette. ama etrafta şöyle yaşı azcık ilerlemiş -tabi bu da göreceli- gençler varsa hemen mahallenin teyzeleri, haminneler, hacıanneler kolları sıvarlar; bahtını da tahtını da yapabilmek adına. bu bir hayr işidir, mübarek farzı kifaye gibidir, hemen teşkilat kurulmalı tafsilatlı konuşmalar yapılmalıdır.. hızır acil servis çağırır gibi dünürcü bulur çağırır bu evlendirme teşkilatı...
:)
böylece münasip bir eş bekleyen kardeşlerimiz de ya nasipli, hayırlısı olsunlu konuşmalar arasında yuvadan uçar...
evlilik işi "kader" işi ve kadere imanın sınandığı bir dönüm noktası belkide. ve efendimizin buyurduğu gibi "Kaderi ancak dua değiştirir"
öyleyse bence evliliği düşünen arkadaşar bir sipariş listesi verir gibi dua etsinler. nasıl bir eş istiyorlarsa ayrıntılı olarak. istenirse verilir malumunuz.
not: fatih tezcan bey, telif işini görüşelim elbet:)
"eddai"
:):)Tevafuk
Per, 24/04/2008 - 11:26 — Sevde AteşyürekAyşegül hanım;
Efendimizin buyurduğu gibi, kaderi ancak dua değiştirir sözünü babamın çalışmalarına bakarken siret ansiklopedisinde okumuştum. Derin ve mahiyetli cümlelerden fazlasıyla etkilenen ruhum bu sözü çok sevmişti. Siz de buraya yazınca paylaşmadan edemedim.
Dua'nın hakikatine varanlardan olalım inşAllah.
Batı dünyası, yanlışlar üzerinde yaşadı.
Doğu dünyası, doğrular üzerinde uyudu.
Bir Çift Ayakkabı
Cum, 25/04/2008 - 15:04 — Sema ÜlküBu naifliğin üzerine söz söyleyemem ki...
elleriniz dert görmesin:)
bir teki 42, beriki 30...
Cts, 26/04/2008 - 15:19 — Ümit Demiröncelikle yazının hakkını vermekle başlayalım. anlatım, kurgu, buluşlar... güzel olmuş. devamını bekliyoruz inşaAllah. amma ve lâkin yazarın da belirttiği gibi;"hikaye" bunlar! en iyi zann ile kıssadan hisse olur, olursa ancak!
yaşı 36 civarında bir müslüman erkek, yaşı 24 civarı mütesettir bir müslüman hanıma görücü usulü ile talib olur. evlenme niyetleri ilk başta dile getirilir; "Allah rızası!" amenna... ne güzel! lakin sıra yaşa gelince mütesettir bayan irkilir, "ama ben sizi daha genç bekliyordum!" Allah rızası'nın hudutları yavaş yavaş belli oluyordur yani. namazında, niyazında, eli yüzü düzgün müslüman genç adam afallar tabi bu durum karşısında; "çok özür dilerim, Allah rızanıza uygun bir sipariş değilmişim."
benim aklıma yine ahlakın zirvesi peygamberimiz geliverdi. ne kadar da saf ne kadar da temiz ve nefsinden azadeymiş meğer! sen kalk tığ gibi delikanlı iken, genç kızlar seninle evlenmeyi ister iken tut, senden yaklaşık 20 yaş büyük dul biriyle evlen! biz o peygamberin ümmetiyiz işte! lakin "Allah rızası" siparişimizin de belli bir yaş şartı var. pek âla!
velhasıl, "hikaye"nin kahramanları günümüze uğramıyor ne yazık ki! uğruyorsa, uğramışsa üç defa tıklasın! tık...
***
tıraş hadisesine ise fatih tezcan'ın işaretiyle dikkat ettim. onca peygamber adını sıralamışken tıraş olmamış gibi ama neydi şu yahudi jilet markasının sloganı; "jilet iyi görünmektir!" yahudiler suratımızı kazımakla kalmamış demek ki beynimizi de kazımışlar! sinekkaydı ve genç erkeklerin eş bulabilirliği daha fazla bu durumda! eee! "sakallı erkeklerle kim evlenecek!"
Allah'a emanet
muhabbetle,
_____________________________________
Ey menba-ı ÂŞK! Gönlüme kıldığın nazar-ı mehabbet kadardır kıymetim...
traş
Cts, 26/04/2008 - 15:37 — Fatih TEZCANEyvallah Ümitçiğim...
Bir soru geldi bir gün hocaya...
"Hocam, sakal kesmek(jiletlemek) fıkhi olarak nedir haram mı helal mi mekruh mu ?"gibisine hani..
"Ben sakalı fıkhi bir konu olarak görmüyorum.
Evet, yanlış duymadınız!Sakal fıkhi bir konu değildir.
FAKAT SAKAL BİR KİMLİK KONUSUDUR" dedi kürsüdedi ses...
Dinleyicilerden tanıdık olanlar hemen birbirine baktı mütebessim ve biraz da müteşok:)
"Ufff" dedim... "Cuk oturttu yine hoca"..."Süper!"
Bir düğüm daha çözülmüştü kafalarda zira...
"Muhammed kesmiyor sen kesmeyecek misin sakallarını" diyen zevzeğe cevaben "Mekke'nin karıları gibi olayım yani sakallarımı kazıyıp" diyen Ebu Cehl(!) geldi aklıma...
Sakal kesmekten imtina edip liderlerinin (s.a.v) logosunu şahsi logolarında yaşatanlara yapıştırılan imaj malumdur batıllılarca...
Sakallı=yarı terörist falandır ...Bil-akis kıl uzatmak şehid olmanın zekatı olamayacakken...
Sonra mazide iş görüşmelerine giderken tırnaklarımı yiyerek seyrettiğim kazınılan sakallarım geldi aklıma ...
Neyse...
Öle işte...
Not: Burada yorumlarım yayımlanmıyor ve bunun da yayımlanmayacağını ve belki de sadece bir kaç kişi tarafından okunup reddedileceğini bildiğim için düzenli itinalı falan yazmıyorum artık. Ama yine de notun hakkını vereyim bari ki sakal kesen nurculara da artık eskisi gibi bakmıyorum.
Çok kınardım o tavizkar diye nitelediğim tutumlarını.
Artık taviz maviz olarak görmüyorum.
Kimlik eksikliği falan diyebiliriz belki evet ama...Herşey o kadar köşeli değil...
Fethullah Gülen Taraftarları'nın yaptığı bir çok şeyi daha yeni anlıyorum...
Sakal kazımak bunlardan birisi sadece...
İttihad-ı İslam elbisesini diktiren Allah'a hamdolsun. Onu giyebilince herkese yürekten kardeş veya askerlik arkadaşı gözüyle bakabiliyorsun...
genel olarak
Cts, 26/04/2008 - 21:58 — Ümit Demiryok yok... ben özellikle bir cemaati kasdetmiyorum. genel olarak değişen anlayışımızı eleştiriyorum. pratiği geçtim ama teoride bile sapmaya başladık. günah işlemek başkadır, günahı günahsız göstermek başkadır. ya da hata yapmak başkadır, hatayı yanlışa döndürmek başkadır...
abdurrahman dilipak'ın şu yazısında da dile getirdiği gibi hayata bakışımız, hayatı yaşayışımız değişiyor. evet, kimliğimizi yavaş yavaş kaybediyoruz. kimliğine kitab sünnet ölçüsünde sarılmaya çalışanlar "radikal" oluyor, "aşırı" oluyor, "kavgacı" oluyor...
bunları derken şekilperestlik de yapmıyorum. hatta şekli kutsayanlara kızıyorum. fakat karşı tarafta yer alan şekilsizliği ayaklar altına alanları da red ediyorum.
ümmetin belki en edebsizi olarak yani pratikte iflas etmeme rağmen yine de teoride en önemlisi şeyin ahlâki tesettür olduğunu savunuyorum. şeklin abartılmamasını ama şekli de yok saymanın nelere mâl olabileceğine dikkat edilmesini söylüyorum. yoksa, -hadi mezkur cemaatle bağlantılı olsun- üstad bediüzzaman'ın sarığına olan muhabbetini, osmanlıcaya olan muhafızlığını nasıl anlayacağız!
tekraren, yanlış anlaşılmasın sakallısı, sakallısı, tesettürlüsü, tesettürsüzü... her ne ise işte! hepsini imandan dolayı kardeş bilmişiz. lakin demek istediğim zihniyetlerdeki kıblenin açısını yavaş yavaş değiştiriyor olması.
bu yüzden değil midir günümüzde bir çift ayakkabı olamama hâli, bu güzelim yazıya hikaye deyip geçmemiz? fikirlerimizin taranıp tırmalanması hasebiyle asgari şartlarda buluşamıyoruz çünkü. birimiz 42 numara diğerimiz 30! birisi spor, diğeri kösele... biri yazlık, biri kışlık! sadece uzaktan bir çift ayakkabı imajı veriliyor işte. ama yakınlaştıkça...!
Allah'a emanet,
muhabbetle,
gönül darda a dostlar,
duanıza muhtaç...
_____________________________________
Ey menba-ı ÂŞK! Gönlüme kıldığın nazar-ı mehabbet kadardır kıymetim...
boş kalan ayakkabı :)
Salı, 29/04/2008 - 21:37 — Büşra Kurtayşegül hanım..
farkındayım bütün yazılarınıza asılıyorum :)) ama bu yazınızı da kalbime bastım, odama astım.. hatta radyoya fragman yapmayı da düşünüyorum :)
ancak ayakkabıların arkası biraz vurdu kalbimin tam da ortasında bir yerleri.. o yüzden bu kez üstüme alınmıyorum.. bir çift güzel insana nişan hediyem oldu bu güzel yazınız. hem de hiss-i kablel vuku tadında. çünkü bahsettiğiniz genci de tanıyorum sanki, kızı da.. :)
efkâr bastı ayşegül abla :)
sen en iyisi bi çay demle yine..
ben yine size geliyim içimde depremler, dışımda olanca şenliğimle..
uzun uzun derdimi dinle...
iyi güzel yazıyorsun da işte..
gösterme yazdıklarını be abla.. bana gösterme..
aradığınızda ulaşılamıyorum sonra uzunca süreliğine...
:)
Ne güzel ...
Çar, 30/04/2008 - 21:00 — Osman UluTebrik etmeden geçilmeyecek bir,güzel bakan-güzel görür manzumesi...
Kurgu ve işlenişi nefis!Fakat metin yönü değilde,bakış zaviyesi beni heyecanlandıran.
Böyle bak!Olurya,ayakkabı vuruverir ayağına,mühim değil!
Zira'yaratan Bir!(c.c.)
Demek ki bir ucu da Hz.Eyyub aleyhisselamdandır...
Selam ve dua ile...
Sakallı erkeklerle kim evlenecek?
Per, 01/05/2008 - 14:33 — Ayşegül GençÜmit beyin bu sorusunu düşünmedim değil vallahi. Ama ondan önce şu bir bayanın kendinden çok büyük bir beyle evlenmek istememesi konusuna daha çok takıldım. Ve beylerin hz peygamberin yaptığı gibi, kırk yaşlarına gelmiş dindar namuslu bayanlara nedense(?) sünnet deyip de talip olmamasını da eleştiriverdim buradan yola çıkarak. Demek ki ümit bey, genç bir bayanın kendisini yaşından dolayı reddetmesini yadırgayan kişi, yaşlı bir bayana yaşından dolayı talip olmuyorsa burada devreye giren başka bir durumdan bahsedilebilir. O da “gönül" olmasın sakın:)
Allah rızası için evlilik yapmak demek, hoşuna gitmeyen biri ile evlenmek demek olmamalı. Öyle olsaydı dinimizde görüşme tanışma konuşma hatta saçın bir tutamına bakma gibi ehliyetler olmazdı. Demek ki gönülün de razı olması gerekiyor. Yani bu “Allahın bir kaderinden diğerine kaçmak, geçmek vs.” gibi düşünülemez mi sizce? Ben rabbimizin engin lütfundan kereminden ısrarla istememiz gerektiğini savunuyorum hala, her konuda ve her durumda.
. Zevce Arapçada ayakkabı da demekmiş Arapça bilen bir arkadaşım şu şekilde anlattı bana:
“arap dilciler, zevc kelimesinin etimolojisini yaparken kelimeyi "zevca na'leyn" olarak örneklendirmişler. bir çift ayakkabının eşi, yani zevc, öyle bi kavram ki birbiri olmadan da olmaz, biri diğerinin yerine de geçmez, ama işlevleri aynı, birinin diğerine üstünlüğü yok
ayakkabının sağ eşini sola giyemicen gibi.. o kadar eşler, o kadar da farklılar"
Büşra çok melankolik olmuş yorumun. Seni acilen bize çağırıyorum.:) patates salatası yemeden iyileşecek gibi görünmüyorsun:)
Sakal mevzuunda en güzeli şu linkten istifade etmek sanırım. http://www.mustafaislamoglu.com/haber_detay.php?haber_id=326&Makale_id=3...
"eddai"
çarşaflılar olabilir
Per, 01/05/2008 - 19:33 — Ümit Demirhadise çapraz saldırı yapacak bir açıklığı içermiyor bence. çünkü yaşı geçmiş bir kadının doğurganlık özelliği genç bir kadınınkiyle aynı olmaz haliyle. 40 civarında bir kadının gebe kalması daha zorken bunun yanında gebelikle gelen bazı hastalıklar, belki de düşük tehlikesi genç kadına göre fazladır. islamda evliliğin en yegane gayelerinden biri ise zürriyetin devamını sağlamak değil midir? evleniniz, çoğalınız emri mesela... yine; doğurgan bir kadın daha hayırlıdır, tavsiyesi!
evliliğin devamında ise çocuğun önemi pek tabi zatınızca da takdir edilecektir. hatta sadece o evi geçiniz ana ve babanın ebeveynlerini de ihtiyaçlarının karşılanması sebebiyle doğal bir mutluluğa itecektir. yani evlenmekten murad sağlıklı bir nesil, huzurlu bir toplumdur. o halde bir erkeğin yaşı geçmiş bir kadınla evlenmeyi tercih etmemesi bence dine uyan bir davranıştır. eğer gerçekten niyeti buysa tabi... yoksa mutlaka sizin gönül dediğiniz halbuki nefs olan şeyi araya koyarsa değil evlenmek için sadece genç bir hanımı arar gözükmek, evlendikten sonra da daldan dala konar bir görüntü çizer.
kaldı ki benim üzülerek şahid olduğum olayda herşey bir noktaya kadar güzel gidiyor ama yaş dile getirilince ortam birden buz kesiyor. yani hoşa gitmeyen birisi değildi, hatta bu fitne ortamında oldukça da ideal biriydi. sadece yaş sorun edildi. o geri çevrilen genci gördüm ben; kararmış, morali çökmüş,ümidi kırılmış ve "artık asla kız istemeye gitmem, evlenmem de" diyecek seviyeye gelmişti. neye itiyoruz insanları bu şekilde dinde olmayan isteklerde bulunarak?
elbette dua ile istenecek, en güzeli istenecek ama din açısından bu kadar basit meseleler yüzünden de insanların dünyasını yıkmaya kimsenin hakkı olmasa gerek, diye düşünüyorum.
muhabbetle,
_____________________________________
Ey menba-ı ÂŞK! Gönlüme kıldığın nazar-ı mehabbet kadardır kıymetim...
gönüller bir olmazsa olmuyor.
Per, 01/05/2008 - 21:06 — Ayşegül Gençestağfirullah çapraz saldırı değil. niye olsun.
ben sadece kutupları hatırlattım. ayrıca evlilikte denklik konusunda tüm alimlerin görüş birliği vardır malumunuz. zenginlikte, ilimde, nesebte, meslekte hatta bazı alimler yaşta da uçurumlar olmasın demişlerdir. özellikle kadının yaşının büyük olmasını tavsiye etmzeler, ama çok fazla küçük olmasını da tavsiye etmezler. sizin şahit olduğunuz durumda bu kadar uçurum olmasa gerek. lakin yinde baştan bir hata var. hiç birşey denilmeden gençler oturtulup "hadi tanışın kaynaşın" denilmez malum. önce ön bilgiler şöyle bir aracılar sayesinde havada uçuşur. kız hakkında bilgiler oğlumuza, oğlumuz hakkındaki bilgiler kızımıza söylenir. genel çerçeve tamamsa kafadaki profile uygunsa buyrun görüşün iş surete kaldı denilir. kaldıki bana göre gül olan başkasına devetabanı gibi görünebilir. bu nefs değildir.
Muğîre bin Şube (ra) der ki: Bir kadınla evlenmek istedim. Resûlullah (asm):
“Kadını gördün mü? Ona baktın mı?” buyurdu.
“Hayır!” dedim.
Allah’ın Resûlü (asm):
“Onu gör ve bak! Anlaşabilmeniz ve birbirinizi sevebilmeniz için bu şarttır!” buyurdu.1
"eddai"
Gönül hangi bakışla sevmeli?
Per, 01/05/2008 - 23:15 — Sevde AteşyürekYine 1999 yılıydı.
Hayatımızda derin değişikliklerin yapıldığı zamanlardı.
O kara zamanlarda İlahiyat son sınıfa gitmekte olan abim, bir gün eve geldi.Ve o bir tutam sakalı artık cemalini süslemiyordu.Öylesine alışmıştık ki sakallı haline, sakalını kestirdiğinde sanki abim gitmişti kesilen sakallarıyla.
O anki yaşadığım şok ve üzüntü , abimin soğuk çehresi…Yasakların götürdükleri..
Günümüzün şartlarında erkeklerin sakallı olarak yaşamaları imkansız halde.İş yerlerindeki malum uygulamalar yüzünden herkes matruş.Ama bir soru geliyor aklıma .Diyelim ki bütün şartlar lehimize,her şey güllük gülistanlık.Acaba kaç kişi sünnet diye sakalını uzatır?
Getirilen yasaklarla, götürülen sünnetin acısını çevremdeki pek çok kişide göremiyorum. Acaba kadınlar sakallı erkekleri istemedikleri için mi,yoksa yasak nefse hoş geldiği için mi?
Bir soru daha peki, sakallı eş tercih edenlerle kimler evlenecek?
:):)
Hürmetler..
Batı dünyası, yanlışlar üzerinde yaşadı.
Doğu dünyası, doğrular üzerinde uyudu.
ayakkabı demişken
Cts, 03/05/2008 - 11:40 — Edip Ozan Karaoğlu"ayakkabılarını kapımın önünde görmeyi istiyorum
çünkü bu, seni seviyorumun içine nal salmak demektir"
ah muhsin ünlü
Müsvedde
ayşagül abla yazın çok
Salı, 05/08/2008 - 00:51 — esma arasayşagül abla yazın çok güzeldi gerçekten kalemine diline sağlık senden bu yazını arkadaşlarımla paylaşmak için izin istesem verir misin acaba çok kıymetli bi yazı için allah razı olsun
teşekkür ve muhabbetle
Salı, 05/08/2008 - 15:01 — Ayşegül Gençestağfirullah... elbette paylaşabilirsiniz.
selamlar.
"eddai"
tebrikler :)
Çar, 06/08/2008 - 10:28 — Feyza Şişko (doğrulanmadı)böylesine güzel şeyleri aklından geçirip, böylesine güzel kelimelerle ifade edişinize hayran kaldım..çok güzel bi yazı olmuş..ellerinize sağlık.iyi çalışmalar...
Hayatımızı
Çar, 05/11/2008 - 19:35 — Zeynep ÖzHayatımızı anlamlandırdığımız unsurlarla olayları/durumları anlamlandırmak ne tatlı bir teslimiyet göstergesidir. Düşünüşlerinize sağlık...
bilgi bitmez.