Tesettür defilesi nedir? Ya da bu defileyi özel kılan nedir?Bunun için anket yapılmasının mantıklı gerekçesi nedir? Bu tür defileleri tartışmak neden gerekli olsun?. Nihayetinde bu, kadınlar için tasarlanan ve üretilen kıyafetlerin tanıtımı değil midir? Bundan daha doğal bir ticari faaliyet olabilir mi? Bu faaliyete karşı çıkmak herşeyden önce,ticari bir faaliyete hukuk dışı bir müdahaledir.
Ama anketten kastedilenin bu olduğunu düşünmüyorum. Sanırım anketten kastedilen şey,dini sembollerin ticarete alet edilmesi meselesidir. Eğer bu sandığım şeyse anketin gerekçesi,o zaman sorular ve başlık ona göre düzenlenmeliydi.Kaldı ki;bu anketten elde edilen sonuç,sağlıklı ve doğru veriler elde edilmesini sağlamayacaktır.
Diğer taraftan,uzun süredir dini terimleri ticari meta olarak kullanan şirketlere neden dava açılmadığını merak ediyordum. Nihayet bu tür davalardan ilki açıldı. Memnun oldum.Artık bazı şeylerin açıkça tartışılması gerek.Din ve dini terimlerin pazarlanmasına engel olunmalıdır. Tekbir, gibi İslam'ın en büyük ritüelinin adını kullanarak para kazanamaz, mankenlere defile yaptıramazsınız(markalar kanununa da aykıdır zaten). Bu herşeyden önce bir edeb meselesidir.Ki kanaatimce,menfaatler örtüştüğü için bu edebe aykırlığa ses çıkarılmadı uzunca bir süredir. Reklam endişesi böyle önemli bir olayın gündeme getirilmesine engel oluyordu.
Bırakalım kadınlar istedikleri defileleri izlesinler ve diledikleri kıyafetleri giysinler;nasılsa hesaplarını kendileri verecekler. Biz istesekte istemesekte,kadınlar güzel giyinmekten doğaları gereği vazgeçmeyecekler.Ayrıca bu defileleri izleyenler 'mutlu azınlık'...istesenizde engelleyemezsiniz:)
selam ve sevgiyle
Seçkin Deniz
tesettür denilince kelime kökeni ve anlamı itibariyle saklama/örtme durumu söz konusu olmaktadır.Durum böyle olunca yapılan defilenin anlamsızlığı ortaya çıkmaktadır. Efendim adam ne yapsın malını nasıl satsın ya da tesettürlü bayanlar nereden alış veriş yapsın gibi sorular akla getirebilir bu türden eleştiriler lakin biz bu işi defilesiz de yürütebilen ticari kuruluşların da varlığını bilen bir toplumuz nihayetinde. Hiç bir ticari kurumun böylesi bir defilesini görmüş değiliz. ön sıralarda tesettürün özünü kavrayamamış hanımlar görmek hiç hoş olmadı doğrusu. evet bayan dogası itibariyle giyinmek kuşanmak isteyecektir lakin bunun sınırlarını çizmek gerekir. ayrıca defile öncesi namaz kılan ama bayanların çekici bir şekilde sergilediği sunumu izleyen bayları görmek de bence hoş olmadı. öğretinin tam benimsenmediğinin delilidir diye düşünmekteyim.
sayın site üyeleri öncelikle yüce Allahın selamı üzerinize olsun..efendim hergün günlük yaşamımızın içerisinde değişik örneklerle karşılaşıyoruz..hemen herkeste kendince yorumlar yapıyor..kısaca ifade etmek istediğim şudur ki,gerçek inananlar iyiyi kötüden,güzeli çirkinden,haramı sevaptan,yalanı gerçekten neden ve kim için ayırır..evet bizleri yaratan can veren nefes almamızı hissetmemizi,görmemizi anlamamızı sağlayan allah için yapar ve bunları sadece ve sadece Allah için yapar çünkü içindeki o büyük sevgi sadece ve sadece onadır..sevgiyle kalın hoşçakalın...
karşı değilim çünkü müslümanlar ticaret yapabilir.
karşı değilim çünkü müslümanların diğerlerinden ne eksiği var.
karşı değilim, çünkü kıyamet yaklaşıyor. normaldir bütün bunlar.
karşı değilim çünkü sevmeden uygulamak zordur. kimse zoru sevmez. sevdirmek için uzay mekiği konseptine ihtiyaç duymuşlardır, normaldir.
karşı değilim çünkü tesettür defileleri olmasaydı İslamcı adamlar kime laf atacaklardı, kiminle alay edeceklerdi. iyi eğlence çıktı millete ( değil mi ama, sami yusuf konserlerinde dans eden kızlar, göbeği açık örtülü kızlar... müslüman kadından başka düşmanı yok ki bu islamic erkeklerin ve diğerlerinin )
karşı değilim çünkü bu bir eleme sistemidir. modaya uyup örtünenlerle farz icabı örtünenleri ayırmıştır. herkes safını bilsin değil mi?
not:
karşı değilim.
fakat desteklemiyorum da.
beğenmiyorum ve takip etmiyorum defileleri. ( bu benim demodeliğimdir, kıroluğum ya da çekememezliğimdir, bunu kimseye dayatamam ya, kafama külah takmıyorum kardeşim, yakıştırıp takan olursa da kıs kıs gülerim bir köşeden, engellemem yani, hoşgörü hesabı.)
=)
yine de siz aslında anlamışsınızdır ne demek istediğimi. yorumun sonuna, "dikkat bu ironik bir yorumdur" diye yazsaydım keşke =)
ayrıca, karşı değilim değilim, benim karşı olduğum şey tamamen başka. mesela:
Böylesine bir tesettür erkeklere de farz olsaydı ( el yüz ayak müstesna, -vücut hatlarını belli etmeden- örtünmekten bahsediyorum ) ne yaparlardı acaba. kendileri müslümanlığı "kadın"a yükleyip dar kotlar, markalı gözlükler, lüks arabalar, gümüş zincirler, 1 km.lik alana yayılan parfümler... vesaireler vesariler kullanıp bi de utanmadan kadınlara laf atıyorlar ya, ne diyeyim ben! herkes kendine baksın! o huni kafalı kadınları desteklemesem de huni kafalı adamlara karşı savunurum onları. herkes kendine baksın!
bu arada "onlar"dan olmayan üstüne alınmasın, cevap veremem valla!
evvela bir tek baş örtmekle tesettürün olmadığını öğrenmek gerek.
ve dahi baş örtülü diye bir kadının tesettürünün sağlanmadığını göstermek gerek.
madem tesettür kıyafetlerimiz var diye ortaya çıkıyorlar öncelikle bunu sağlamalılar.
madem tesettür gibi kaygıları var o halde tesettürün köküne, menbaına gitmeliler; aslına sadık kalmalılar ve dahi sadıklardan olmalılar.
bir yazımda şunları dile getirmiştim;
"...
Evet, Kâbe kıbleyi yeniden keşfetmektir.
Kâbe, eğrileri doğrultmak için içine girilen ateştir.
Kâbe, İslam’ın ilk hâli neyse hep beraber ona doğru yürümenin başlangıç noktasıdır!
Sonra kıyafetler… Sadelik ve tesettürü sağlayan bol giyinmek peygamber tavsiyesi! Peygamber tavsiyesini yine burada “yaşarken” görürsünüz. Kadın erkek, bu topraklarda alıştığımız o rengârenk ve daracık kıyafetlerden uzak. Genelde siyah ve beyaz ile bunların tonlarında cilbab ve entari giyiliyor. Kadınlar genelde siyahı tercih ediyorlar. Derisi kara bir Müslüman kadının siyah elbise içinde sadece gözünün akını seçiyorsunuz mesela. Yine kara çarşaflı bir Japon mümineyi görüyorsunuz, şaşırma ve sevinme aynı anda! Ya Rabbi, dinin nerelere kadar gitmiş de kimleri Zatına kurban eylemiş! Endonezyalı mümin ve mümineler ise hemen her ülke müslümanının dilinde zaten. Kıyafetleri kadar kendileri de zarafet timsali! Bir büyüğümüzün tanımlamasıyla; “beyaz kıyafetleri ile onlar yeryüzünün melekleri..!” Göz bir müddet sonra bu siyah-beyaz sadeliğe o kadar alışıyor ki bir çocuğun üzerinde gördüğünüz rengârenk tişört size tuhaf gelebiliyor mesela. Hatta tuhaftan da öte çirkin! Türk hacılarımızın –özellikle kadınlarımızın- batı kültüründen ne kadar etkilendiğini, batı modasını ne kadar benimsediğini orada bir kez daha müşahede ediyorsunuz bu gördüklerinizin ışığında. Kıyafetlerimiz göze batacak şekilde çok cıvıl cıvıl ve çok dar! Türkiye’deki tesettür firmalarının modelistlerini Mekke’de ikamet ettirip çizimlerini burada yapmalarını sağlamalı diye düşünüyorsunuz. Bu sadelik içinde bir tek Nijeryalılar gözünüze batıyor. Özellikle Nijeryalı erkeklerin giydikleri turuncu, eflatun, mor…vb. gibi rengârenk uzun entari gibi elbiseler ayrı bir lezzet katıyor Kâbe görüntüsüne..."
aslına sadık kalan tesettür kıyafetlerinin edebince tanıtımını konuşabiliriz. ama bu şekilde ve bu daracık, vücud hatlarını belli eden kıyafetlerin tesettür diye sunulmasını elimizin tersiyle iter geçeriz!
merhum mehmed akif'ten hicabla;
"İnmemiştir Tesettür Emri Bunu Hakkıyla Bilin,
Ne Marka Giyinmek Ne de Podyumlarda Gösteriş İçin!"
Tesettür defilelerinin, tesettür modasının tesettüre verdiği zararı başka ne verebilirdi bilemiyorum.
Amerikalı zenciler aklıma geliyor. Beyazların egemenliği öyle bir noktaya gelmişti ki zenciler beyazlara benzemek için adeta birbirleriyle yarış ediyorlardı. Kıvırcık saçlarını düzleştirmek için işkenceyi andıran yöntemleri uygulamaktan bile çekinmiyorlardı. Rengi daha açık olanlar diğerlerine göre daha bir üst bir sınıf konumundaydı. Bu nedenle zengin olanlar ten rengini bile değiştirmek için servet harcıyorlardı. Hatta bazıları maymuna dönmeyi bile becerdiler. (Bkz. Michael Jackson)
Peki konunun tesettür defileleriyle ilgisi ne? Başta İstanbul olmak üzere özellikle büyükşehir sokaklarında yüzlerce palyaço kılıklı kapalı(!) bayana rastgelmiş olmalısınız. Günümüz hakim kültürünün hegomonyası altında kimlik ve kişilik bunalımı yaşayan -ağılıkta genç kuşak- modern kapalıların(!) bu zencilerden ne farkı var.
İsmail Kılıçarslan bu haftaki Gerçek Hayatta çarşafla ilgili bir soruya şöyle cevap vermiş:
"Çarşaf daha muhafazakar, Merkezden bir şey talep etmeyen örtünme biçimidir. Merkezden bir şey talep eden örtünme biçimine türban adını taktık"
Modern -zamana yak uydurmaya çalışan- kapalılar (tesettürlüler demiyorum çünki bu tesettüre ve tesettürlülere hakaret olur) Kılıçarslanın deyimiyle
"merkezden bir şey talep ediyorlar".
-Bizi tanıyın,
-bizi de aranıza alın,
-bizi kınamayın,
-bizden korkmayın, bizi sevin
-Beraber sigara içelim, kafelerde geyik yapalım, birlikte. basketbol, voleybol, tenis, bilardo oynayalım. Okeye dördüncü olarak kabul edin. Okullarda başımızı da açarız, makyaj da yaparız. Ne olur, lütfen... bizi daha fazla dışlamayın!...
....
Bu tipler bizi kabul etmeniz için daha ne yapalım ! demiyorlar mı Allah aşkına !
Defilelerle ne ilgisi var?
İşte bu organizasyonlar bu kişiliksiz mazrufların, zarfını üretiyor.
Not: Yorumumdan "tesettür demek, çarşaf demektir" anlamını çıkaranlarla işim olmaz.
Gerçekten çok güzel ifade etmişsinz.. tek tesettür elbette çarşaf degildir ama şuanda bıraz daha kapalı pardüse almaya kalksalar inanın piyasada böle bi pardüse bulmak mümkün degil.
Tesettur;ici bosaltilmis,amaci saptirilmis...Kimisinin secimden secime oy kaynagi,kimisinin ticaret kapisi.Kimisine yakisiyor valla giyerse daha cok dikkat ceker .Hele o cesit cesit' sinir tanimayan kiyafetler ne demeli bilmem ki...
Ayetler canlaniyor gozumun onunde"Ey peygamber hanimlari diger cahiliye kadinlari gibi olmayin" , ya da hz. Musa'nin bildircin ve helva yemekten sikayet eden kavmine tavsiyesi"Eger ozgurluk istiyorsaniz buyrun bunlar,eger razi degilseniz donun Fravun'un yanina orda istedikleriniz var.
Tesettur bir tercihtir;imani gosteren,modernizmi reddeden,cahiliye giyim gelenegini kabullenmeyen , kisacasi teslimiyet bayragi,kadinlarin tasidigi.Ama ne acidir ki modernizme teslimiyet oldu artik,anlamini yitirerek...
Hele Iran'da bir baskadir tesettur.Makyajsiz olur mu hic,birazda saclar ciksin onden sorun degil o kadar, ama estetiksiz de olmuyo ki,kaynanalar yakistiramiyor ogullarina burnu degismeyen gelini.
Turkiye,almis basini gidiyo,gittigimde gordum dinler arasi uyumun yansimalarini. O kadar uyumluyduki kadinlarimiz batiyla.Ha bide defileler varmis,tesettur defilesiymis adi. Pes artik tesettur ne zamandan beri kendini sergilemek oldu,ne zamandan beri modernizmin temsilcisi oldu,yapilan bu sacmaligin adina hangi fikirle tesettur kelimesini ekliyorsunuz.Ayet ziyneti gizlemek diyor tesettur icin hangi cesaretle ziyneti gostermenin adini tesettur defilesi koyuyorsunuz.Yine ayet ozgur kadinlarin giyimi olarak niteler tesetturu.Bu derece kolelesmenin yansimasi olan bu defilelere hangi mantikla tesettur kelimesini ekliyorsunuz.
sadece bu sitede 67% bir oran karşı iken,25% bir oran karşı degilken (burdan şunu anlıyoruz azınlıkların istedikleri oluyor artık) Neden İslamı aynı yönde anlamakta zorlanıyoruz, farklı fikrli olmak mümkünsede biz bu gidişle inanç yönündede ayrılmaya başlıyacagız...
Sema Hanım,azınlık diye ayırdığınıza göre ilk ayıran ve düşüncelerini belirtenlere azınlık diyen ve onları hükmetmekle suçlayan sizsiniz gibi duruyor;ama merak etmeyin şaka yapıyorum. Size bir önerim var;Türkiye'de kim nasıl inanıyor'u araştırınız. Uzaktan göründüğü gibi değil hiçbirşey. Kim neyi pazarlıyor görünüz. Siz hiç moral dağıtan bir kanalda 'yumuşak sakız reklamı yapan bir bayan sesi' duymadınız herhalde?Giyim kuşamın işin en son incelenmesi gereken tarafı olduğunu düşünmek ister misiniz?
Kusura bakmayın ama nedir sizlerin bu tür kapalılarla alıp veremediği, isteyen istediği gibi giyinir ister çarşaf giyer ister başını kapatır altına spor ayakkabı giyer kimene... Burada insanları ay efendim kapalıya da bak bu nasıl kapalı diyerek kimsenin rencide etmeye hakkı yok.
Ben böyle öğrenmedim doğrusu.. Ne zamandan beri birilerini aşağılamak müslümanlık oldu. Sami Yusuf meselesininde de bu defile meselesininde çok büyütüldğünü düşünüyorum. Kimse kimseye zorla bişey yaptırmıyorki defileye de konserede insanlar kendi istekleri doğrultusunda gidiyor. Maksadınız doğru olanı göstermekse böyle yapabileceğinize inanmıyorum. Bu insanları eleştiri bombardımanına tutarak mı öğreteceksiniz tesettürü veya doğru müslümanlığı? Anlayamıyorum....
Bu konuda, yıllarca o kadar çok şey söyledik ki; lafı uzatmıyacağım. Kıçlarına daracık pantolon veya etekleri geçirip, başlarını malum modanın malum stiliyle "örten" hanımların, (genel olarak)İSLAMİ kaygıları yoktur! Dahası, din ile İslamla, "kültürel aidiyet" dışında bir bağları -ilişkileri de yoktur! Kurgulanmış hayata yamanmak yerine, İslamın değerleri ile bir yaşam kurmak gibi talepleri de yoktur.
Konunun, İslam kadınının, müslüman kimliğinin dışa vurumu olan ÖRTÜ ile, doğrudan bir alakası da yoktur! İlk günden beri, çağın "nimetlerinden" pay kapma kavgasıdır yapılan! Bu kavganın, dini hassasiyetler üzerinden yapılmış olmasının, "iğrenç" liği dışında, hiç bir özel anlamı da yoktur!
Bu konuyu yıllarca istismar edip, siyasi ikbal, toplumsal itibar, mevki, makam, ve şahsi çıkar elde edip şimdilerde "hasılat" toplayanlardan hesap sormak yerine, her biri, "iki yüzlülüklerin" "istismarların" mağdurları olan insanları mı yargılıyorsunuz?
"Çarşaf daha muhafazakar, Merkezden bir şey talep etmeyen örtünme biçimidir. Merkezden bir şey talep eden örtünme biçimine türban adını taktık"
Bu bir "itiraf" mıdır? Yoksa pastadan pay isteyen "potansiyel ortaklar" rın tedirginliği midir?
Hangi MERKEZ/LER den? O insanların duygularını, hassasiyetlerini, cehaletlerini, sorunlarını, ikilemlerini, yaşadıkları tramvaları istismar, edip tepe tepe kullananların beslendikleri MERKEZ/LER mi?
"geleneksel kültür (itaat kültürü)" ün sosyal yaşamın dışına ittiği "kimliksizleştirilmiş" kadınların büyük bir bölümü, baş örtüsü mağduriyeti ile oluşan ve "kültürel aidiyet (müslümanlık)" lerine de uygun düşen "sosyal kimliği" özümseyerek toplumsal yaşamda var olmaya çalışıyor. Bundan tabii ne var? Kılıklarının "altı kaval üstü şişhane!" olmasının da, yadırganacak bir yanı yok! Kılıklarının, alt tarafının da üst tarafının da, hem sosyolojik hem psikolojik çözümlemeleri yapılamaz mı?
Sorun nerede biliyor musunuz? Meseleyi en başından itibaren İSLAM ile ilşkilendirip, dini terminoloji ile tartışmaya kalkışmak!
Dini hassasiyetleri istismar edip "çağın nimetlerinden" pay alma kavgalarında, ısrarla dini terninolojiyi kullananları da yadırgamıyorum! Faizi "meşrulaştırıp" zinaya türlü kılıflar bulan "mütedeyyin müslümanların" sofralarında alkol oranı düşük içkilerin bulunması yaygınlaştığında da şaşırmam herhalde!
Benim yadırgadığım çok başka şeyler! Şaşkınlığım geçse de bir anlatabilsem!
Sonuçlara bakarak, sebepleri suçlamak "rahatlatıcı" bir yöntemdir. Sebepleri sorgulayıp, elde edilen tecrübe ile sonuç aramak da bir yöntemdir. Tercih sizin.
Kafamızı yüz kere duvara vursak, yüz kere kafamız yarılır! Kafamızı yaran "duvar" ise, ne yapabiliriz ki.!? KAHROLSUN DUVARLAR! KAHROLSUN...............! Bakın biz bu işi iyi yapıyoruz işte! Sırada ki gelsin!
İsterseniz elinize bir kızılcık sopası verelim,ehlinden olsun dayak muammer bey:)
"Sorun nerede biliyor musunuz? Meseleyi en başından itibaren İSLAM ile ilşkilendirip, dini terminoloji ile tartışmaya kalkışmak!" demiişsiniz,başka söze ne hacet.
Not:Üstteki hitap,ironiktir;samimiyete endekslenmemiştir.
Selam ve Sevgiyle
İslami duyarlılığı yüksek insanların bulunduğu plarformlarda konuşurken, yazarken; bazı kavramların ortak anlamı olduğunu varsayarak konuşup yazıyoruz. Örneğin, "kültürel aidiyet" dediğimizde, bir kültürün parçası olmakla, bir dinin mü'mini, müntesibi olmanın birbirinden tamamen farklı iki ayrı durum olduğunun bilindiğini düşünüyorum. Ancak, İslam dininden (de) etkilenmiş bir kültüre sahip olan toplumun; sürekli, inatla, ısrarla "müslüman" ilan edildiğini, ve bütün değerlendirmelerin bu kabul ile yapıldığını gördüğümde, aynı "dil" ile konuşmadığımız insanlarla iletişim kurmakta neden zorlandığımı farkettim. Farkında olmadan aşırı tepkili oluyorsam, bu sinirlilik hali, kendime olan kızgınlığımdandır!
Sorsam cevap veren olur mu bilemiyorum ama, yine de sormak gerektiğini düşünüyorum. Büyük çoğunluğu, faiz alıp veren, şans oyunları (kumar) oynayan, zina yapan, içki içen bir toplum, neden domuz eti yemez? Din yasakladığı için mi, yoksa domuz eti yemek, "yemek kültürü" ne aykırı düştüğü için mi?
Namazla oruçla ilgisi olmayanların kandil geceleri yaptıkları cami ziyaretleri, Ramazan da iştirak ettikleri iftar programları, ömrü boyunca alnı secdeye varmamış insanların çocuklarını sünnet ettirmesi, cenazelerinin ardından mevlüt okutması v.s...Parayı nasıl kazandığı bilinen insanların, hacca, umreye gitmek için kuyruğa girmelerini, ne ile izah ediyorsunuz Allah aşkına! Aynı insanların telli babalarda, kilise ayinlerinde "mum dikmelerini" ne ile izah ediyorsunuz?
"moda, defile, manken, podyum, kareografi, tasarım, pazarlama, SATIŞ" İhtiyacı olan gider alır. Kredi kartıyla alacaksanız, cemaat bankasını tercih etmenizi tavsiye ediyorlar!
Eyüp'te de esnaf zikirmatik satıyor (HafazanAllah, sayıyı mayıyı şaşırırsanız!) Tahtakale de bilumum hac ve umre malzemeleri satılıyor! Ezan okuyan saatler, pusulalı seccadeler! Paralar kedi, köpek yiyen çekik gözlü Çinliye gidiyor ama, olsun; Hiç değilse pusulanızı şaşırmazsınız!
Anlıyacağınız SATIYORLAR! Yıllardır SATIYORLAR!
Ben meyhanede rakı satanların çoğunun, bunlardan daha "namus"lu olduklarına inanıyorum! Çok daha namuslu olduklarına!
Ve rahatsızlığımı dile getiriyorum sadece! Bundan dolayı rahatsız olanlar da olabilir. Olabiliir!
Bir tek ben değilim "sinir"li olan! Belli etmemek için dişlerini sıkanlar da vardır mutlaka.
Haklısınız Muammer Bey!
Lakin, domuz eti yemediğimizi nerden biliyoruz? Dün bir namazlık gördüm,30 yıl önce halı(tek kişilik) namazlıkların henüz yaygınlaştığı dönemde imal edilen bir namazlık,bilin bakalım desenlerinde içiçe işlenmiş kaç tane haç vardı? Hangi dini bütün görünümlü insan müsveddesinin kime nerde nasıl domuz eti yedirdiğini nasıl ayırdedeceğiz? Domuz etinin yararları(!) günden güne artıyor;ucuzluğu,kolay üretilebilirliği,Avrupa ülkelerindeki ortalama kırmızı et tüketiminin yüksekliği vs. güzelce işleniyor. Yakında zaten yemeye alıştırılmış olan o et,artık kanıksanacaktır,sanırım.Allah korusun. Bir sucuk firması izlendi bir süre önce,bir tek dana çiftliği olmamasına rağmen,buna karşılık domuz çiftlikleri olan,ve üretilen domuzların nereye gittiği tesbit edilemeyen o firmamız %1oo dana etinden sucuk sattı bu ülkede. Yine düşünüyorum, sosyete kompleksli dini bütün kardeşlerimiz lüks alışveriş merkezlerinden alıp keyifle yemişlerdir de. Herhalde onlar defile izleyicisi kardeşlerimiz değildirler,değil mi? Malum içki tüketmiyorlar,kumar oynamıyorlar,ama domuz eti yemiyoruz diyemezler.
Hep derim,internet çıktı çıkalı "domuzların oyunu" bozuldu,diye ama.Herhalde "uyanış" içerikli maillerin yayılmasına da süzgeç üretip engel buldular. Hangi şirketin neler yaptığını,kökenini vs,(arada bir manipülasyonda olsa) öğreniyorduk.İsterseiz hepimiz kendimize bir ödev verelim. Bakalım hangi şirket kime hizmet ediyor,hangi grup emirleri nelere kadir? Ölçü basit;İslam. Samimiyetiyle,doğruluğu,dürüstlüğü ve güvenilirliği ile ölçün.Tevazu tek adrestir;lakin onu bile şekilden şekile sokuyorlar. Hemen yanınızdakine bakın isterseniz, İslâm'ın nesini satıyor,kemiğini mi, postunu mu? Namazla yavaş yavaş ilişiğini kesen bir felsefe vaizi mi var yanınızda,Allahın emirlerini okumaktan aciz,önderinin emirlerinin bir tekini bile bilmemeyi ayıp sayan bir körkütük cemaat müntesibi mi?
Kızmamak lazım Muammer Bey,kızgın olanın yanına babası bile yaklaşmaz. Kızgın olan ne kadar haklı dahi olsa dilinden şiddet damlar. İter insanları. Üçyüz yılda elde ettikleri başarıyı sen bir kızgınlıkla gideremezsin. En az bir yüzyıl lazım sana. Bak hala dininin ne olduğunu bile bilmeyenler hala dini bütün müslüman geçiniyor,cemaate,tarikate müntesip olmak "müslüman olmak"sanılıyor. Yıllarca bizden değilsen,müslüman değilsin,diyenlerin yanında ne yaptık,söyler misiniz? Ve sonra şimdi o uyduruk müslümanlığı hangi hakla eleştiriyoruz? Kızıyoruz.Buyrun işte internet,buyrun işte cemaat.com hiç değilse yazıyoruz,hiç değilse -az da olsa-okuyanlar buluyoruz. Onları da incitmeyelim.
Selam ve sevgiyle
Seçkin Deniz
Müthiş bir anket. Gel gör ki, ben karşıt mıyım, değil miyim karar verebilmiş değilim. Hadi karşıyız diyelim. Hem de dibine kadar karşıyız iddiasında bulunalım. Karşıtlığı partizanlığa kadar götürelim. Delidolu bir ses tonuyla: "Karşıyım arkadaş!" yaygarasını koparalım. Eh, kopardık. Peki ya sonra. Sonra, tabiki sokaklara atalım kendimizi. Attık mı? Attık! Dervişane bir ruh halini geçirelim üzerimize. "Edeb ya hu!"
Sonra Cahit Ağabey kulağımıza fısıldasın: "Bunları çabucak geçelim sevgilim..." Geçtik mi, geçtik. En azından ben geçiyorum. Geçmeyip de ne yapalım! Bikere cinsiyet icabı konuyla ilgili derin ve ruhsal bağlantılar kuramıyorum. Kurmak da istemem zaten. Eğer bir karşıtlık kuracaksam, "ben karşıyım, evet karşıcinstenim" diyebilirim. Bakın bu daha sağlıklı bir yaklaşım oldu. Bağyanlarla irtibatlı konularda karşıcinsin esame okutmasını oldumolası anlayamamışımdır zaten.
Neyse, uzatmıyayım;
Neden sadece Tekbirin sahibine yükleniyorlar? Tekbirinin sahibi günah keçisi midir? Bu vakıa bana Veli Göçeri hatırlattı. Hatırlarsınız, depremde binlerce konut yıkıldı. Ama sadece Veli Göçer uzun süre içeride kaldı. Bilmiyorum. Belki de tahliye olmuştur.
Şu da var;
Tekbirin sahibinin yanlış bir iş yaptığını düşünmüyorum. Niye düşüneyim ki! Bu bir furyadır. Birileri de bu furyadan nemalanacaklardır. Zaten fıtrat icabı bir realitedir bu. İnsanları bazı şeyleri engellemek için kamplara da bölemeyiz. Birileri birşeye ilgi duyuyorsa o şey hakkında birileri de kalkıp farklı varyasyonlarda bulunacaklardır. Bulunmuşlardır da! Yalnız bir farkla. Birileri kasten gelip birşeyleri gözümüzün içine sokmuştur.
Hamiş;
Karşı değilim. Karşıt olan bir bağyansa eyvallah derim. Başka bir bağyan karşı değilse ona da eyvallah. Fekat, eğer karşı olan direk karşıdansa "sana ne oluyor bilader" demek boynumun borcudur. Bu cümlenin de geniş bir backgroundu vardır. Uzatmayalım şimdi.
selamlar! komutan askeri selamlar, futbolcu seyirciyi selamlar, orta oyuncusu tiyatroseverleri selamlar! selamlar, selamlarız, selamlarlar...
islam'ın her bir emrini, her bir tavsiyesini kısaltmaya sanki mecburuz! kıyafetleri kısalttık yetmedi şimdi de selamı kısaltıyoruz!
aslında "selam"ın bu şekilde kısaltılmasını da bir nevi modern dünyaya entegre olmak şeklinde algılayabiliriz. her türlü mekana girip çıkarken yani sisteme adapte olurken "esselamualeyküm" demek yerine "selam" der geçeriz de kimse bize öcü gibi bakmaz! di mi? "namaz kılmaktan utanmamızı istiyorlar, utanacak mıyız" gibi bir yazı başlığı vardı cemaatte! evet, tesettüre girmekten utandırıyorlar, abuk subuk kıyafetler buluyorlar! selamunaleyküm demekten utandırıyorlar "selam"ı kullandırıyorlar! ve bunlar gibi yüzlerce madde! bir kültürün, bir medeniyetin yerine başka bir kültür ve medeniyet koyuyorlar ve biz bunu bay-bayan ayrımı derekesine çekiveriyoruz. afferim bize!
ya Hû; şimdi ne demek bayanlarla direkt (t'yi unutmuşsunuz) bir konuda karşı cins laf söyleyemez! bu iş erkeğin işi değilse peygamber (sallallahüaleyhivesellem) niçin erkek haliyle bir bayana "elin, yüzün harici vücudundan başka bir yeri mahremine göstermen caiz değildir" deme gereği duymuştur! islamda kadın ve erkek birbirinden bağımsızsa ayet niye mealen "mümin kadınlar ve mümin erkekler Allah'ın emirlerini uygulamakta ve kendi aralarında uygulatmakta birbirlerinin velisi(amiri, emredeni)dir" buyurmaktadır! ve niye mealen "ehlinizi, yakıtı taşlar ve insanlar olan cehennemin alevinden koruyunuz" emrini vermektedir!
benim annem var, eşim var, kızım, kuzenim, teyzem, yengem...vs. var da var! en yakınlarımı direkt etkileyen bir doğrunun eğriltilme hadisesi beni nasıl direkt etkilemez Allah aşkına! ben şimdi ergenliğe girmek üzere olan kızıma neyi örnek göstereceğim! bana "- ama baba onlara baksana!" derse bu beni direkt etkilemiş olmayacak mı? ve ben ona ne cevab vereceğim? ehlimin sorumluluğu üzerimdeyken "bana ne, kadınlar kendi arasında çözsün mü" diyeceğim! oh, ne iyi iş be! modern hayatın dayatması tekil ve bencil yaşam ayakları ha! yerim ben onu...
bu devirde kimse kimseyi engelleyemiyor da zaten görüyorsunuz. bizimki sadece doğal bir tepkidir. özüne, aslına sadık kalınması noktasında bir ikazdır, nehyi münkerdir, farzdır! bu niyetim haricinde başka bir niyetin -en azından bana- yamanmasını kabul etmiyorum. bu yaptığım, -tekbir varolmadan da- en yakınımdaki çoğu insana söylediğim şeyi bu vesile ile tekrar söylememdir. zaten sadece tekbir'e vuran da yok! sizin yazınızdan önce sadece seçkin deniz'in yazısında bir defa tekbir adı geçiyor o da markalaşma hususunda uyarıyor. kimse bu işin vebalini sadece bir firmaya yüklemiyor yorumlara dikkat ederseniz.
islamî yaşam kıblemizi sapıttırıyorlar buna tepkiliyiz sadece! dünyada velev ki hiç müslüman kadın kalmadı. tuttular tesettür diye bunu öne sürdüler. ben Allahın izniyle o zamanda bile buna dilimin döndüğünce karşı çıkarım. çünkü bu işin kadınla erkekle alakası yok! bırakalım artık şu erkek - kadın ayrımını! adamlar islamı ifsad etme derdinde biz birbirimize kulplar takıyoruz.
bakın şu açıklamayı ben yirmisekiz şubat'ta duysaydım daha çok sevinirdim. ama olmadı! nasib bugüneymiş. fethullah gülen hocanın tesettürle alakalı son açıklamasını netten araştırıp bulabilirsiniz. ben oradan bu konumuzla alakalı şu kısmı paylaşmak istiyorum; "...tesettür, kadının tepeden tırnağa, başka erkekleri tahrik etmeyecek şekilde kapanmasıdır."
BAzıları(!) tesettürün tanımını çok iyi biliyor ki;tesettür adı altında sadece tahrik temalı kıyafetler üretiyorlar.Ve bu kıyafetleri de dindar kesim çok rahatlıkla kendilerine yakıştıra yakıştıra giyebiliyorlar!
Tesettürün amacına hizmet etmeyen, kılıkları arada kalmış insanların tesettür konusu altında incelenmesi bence yanlış.ben bu kesimi ,modernizmin baskısı altında ezilerek müslüman kimliğini tam olarak çıkarıp atamayan kişiler olarak görüyorum.
İnsanlar tesettürün ne demek olduğunu bilmedikleri için nefsin bilinçaltına gönderdiği zararlı sinyallerle kıyafetlerini seçiyorlar.Giyinirken tabiki estetik önemlidir.Fakat bu estetik sınırları Kur'an'a göre belirlenmelidir.Edebi çeşitli yollarla beynimizden silerek yüreklerimizden aldılar.Böylelikle bol giyinmenin iğrenç olduğu günlere geldik.
Biinçli olmayarak kapanan kişilerin tesettürü anlamadıklarını düşünürken,bilinçli olan insanların bu tarz bir giyimi tercih etmeleri beni korkuttu.Çevremizde örnek aldığımız ablaların da bu rüzgara kapıldıklarını gördüm.Kınamıyorum fakat korkuyorum.Maalesef bu bir nesfle mücadele durumudur.Ve bu mücadele de ancak ve ancak oto kontrolü sağlamakla mümkündür.Yoksa rengarenk ve pasparlak pardesüler eşarplar bize çok cazip gelebilir!
Hürmetler..
Batı dünyası, yanlışlar üzerinde yaşadı.
Doğu dünyası, doğrular üzerinde uyudu.
iyiliğe teşvik kötülükten alıkoyma en asli görevimiz.Ancak sessiziz,konuşamıyoruz.Hep içimize gömüyoruz söyleyeceklerimizi.gün geçtikçe hissizleşiyoruz.Allah'ın emirleri dilimizdesadece,yüregimize etki etmiyor her nedense.Gittikçe uzaklaşıyoruz ilahi format olan fıtrattan.Ruhumuz tutsak,rahat hareket edemiyoruz.Onun ,şunun, bunun derdindeyiz.Kardeşlerimize yaklaşamıyoruz.Aynı evi paylaştığımız insanlarla bile bir araya gelemiyoruz.Sohbet,muhabbet yerini lanet televizyon almış.Binbir türlü iğrençlikleriyle insanların nefislerini okşuyor,en şerefliyken insan,en rezil hale geliyor.Rabbim hepimizi kendine layıkıyla kulluk bilincine ulaştırsın inşAllah.Selam ve DuA İle
Ahh be ahh..
cicili bicili kıyafetler içindeki bakımlı süslü "cool" "tesettürlü" bir bayana bakışlarını odaklayan sonra yine öyle bir bayanı kendine eş tercih eden -"İslamcı" diyemiyorum- muhafazakar erkeklerimiz!.. Ve kendini -haliyle- beğendirmeye çalışan muhafazakar genç kızlarımız... ah be ahh
“Niye böyle?” diye sorgulamak gerektiğinde hayli sebep ileri sürülebilir. Zamana ve mekâna ayak uydurmak, başkalarına hoş görünmek, bakımlı olmak, eşini memnun etmek… Ya da cehalet, Allah’la irtibatın azalması, kapitalist yaşam tarzının hakimiyeti…
Saydığımız sebeplerin birçoğunun da irtibatlı olduğu kapitalizm, tesettürümüzü “türban”dan ibaret gösterirken, onu gönüllerimizden çok vitrinlerimizde önem arz eder hale getirdi. Hayatiyeti “sürekli tüketime” bağlı olan kapitalist sistem, tesettürü de, mütesettir insanları da son hızla tüketir oldu.
Dinimizin gereği, kimliğimizin ayrılmaz bir parçası olarak gördüğümüz örtümüzün okul kapılarında başımızdan alınmasına “Asla!” dediğimiz günler henüz çok geride kalmamasına rağmen, bugün “ekonomik özgürlük(!)” elde edebilmek için farklı şekillerde taviz verir olduk tesettürümüzden. Müslüman erkekler ise “Tekbir Center”dan giyinmiş, “prezentabl” eşler arar oldular yanlarına.
Başörtüsüne özgürlüğü savunanlardan bazılarının, “Müslüman kadın, şehirde aslında türbansız bulunamayacağı birçok alanda türbanıyla bulunarak modernleşiyor, özgürleşiyor” ifadelerini burada düşündüğümüzde “Müslüman erkekler de yanlarında ‘prezentabl türbanlı’ bulundurarak kapitalist dünyada kabul görebiliyorlar ya da başörtülüler ancak ‘türbanlı’ olduklarında kendilerini orada var hissediyorlar” diyebiliriz belki.
Nitekim günümüzde kadının prezentabl olması, sunulabilir ve alımlı olması, olmazsa olmaz şart. Vitrinler, reklâmlar son derece önemli görülürken, kadının da tıpkı vitrinler gibi alımlı, cazibeli olması isteniyor artık. Görünenin ardı çok önemli olmuyor bile bazen. Dolayısıyla dinini hayatının merkezine alması gereken kadınımız, erkeğimiz de bu duruma ayak uydurmaya çalışıyor elinden geldiğince. Kadınlarımızın bazısı Nişantaşı’nı pek de aratmayan Fatih’in lüks mağazalarından, bazısı semt pazarlarından, ama görünürde hayli birbirine benzeyen kıyafetlerle endam sergiliyor caddelerde. Erkeklerimiz ise bakımlı, “modern(!) türbanlı” eşlere sahip olmanın gururuyla dolaşıyor.
İnsanın asıl vazifesinin dua, kulluk ve ilim vasıtasıyla tekemmül etmek olduğunu unutturdu bize bu kapitalist tarz-ı hayat (Lifestyle da denilebilir). Bugün sanki iyi bir okuldan mezun olmak, bol maaşlı bir işe, iyi bir kariyere, iyi bir arabaya, eve, gösterişli veya zengin bir eşe sahip olmak asıl vazife kabul ediliyor. Dilimizle bunu inkâr etsek bile tercih ettiğimiz hayat onu gösteriyor. Dolayısıyla tesettür anlayışımız da nasibini alıyor “asıl vazifemizin değişimi”nden.
Medya ise bir gün, “türbanlılar arttı,” diğer bir gün “türbanlı sayısı azaldı” sonuçlarını çıkardığı anketlerine ya da iktidar mücadelesinin yansıması olan manşetlerine malzeme olarak görüyor onların tabirince “türbanlı”ları.
Oysa, “Akleden kalpten duygulara, duygulardan âzâlara, âzâlardan elbiselere yansıyan iman şuurunun görüntüsüdür, resmidir...” tesettür. Biraz bunu düşünsek ve yaşamaya çalışsak yeniden? Ne dersiniz?
Öylece konuşacaktık ya Üsküdar'da. Çınaraltında oturup geleni geçeni kesecektik, gıybetlerini foreverleyecektik ya.. Nerede kaldın? Ben ikindiyi farzlayıp gelmiştim. Nerden bileyim koca üsküdarda müezzin kalmamış gibi bu işe soyunduğunu. Gıybete tevbe edip kendi boyunla hemhal olduğunu...?
Evrilegelen bir düşünce sistemim var, tabi ki öncelikle selam olsun, ama gönülden olsun. Selamun aleyküm, yahut esselamu aleyküm ne demek diye sorsak "Allah'ın selamı üzerine olsun demek" derler. Pardon, lafızda Allah nerede? Selam demek bir tercihtir. Ama bir kimlik asla değildir. Tıpkı Yerhamukellah yerine "Allah sana rahmet etsin" dediğim gibi, bu da benim tercihlerimden biridir ki o tercih Filistin gecelerinde "kahrolsun Akp" diye bağırMAmakla paralel gider..
Dünyanın bütün mü'minelerini davet ediyorum. "Kardeşim Nur 31'den evvel Nur 30 var" demeye.. Kardeşlerden bir kardeş şöyle yazmıştı ya yukarılarda biryerde; "her türlü kot pantolonu giyerler, 10 metrelik koku sürerler, arabalarda fink atarlar vs" diye. Şimdi bu başörtüsü mevzusu beni AhmetHakanlaştırmaya devamedegeldiği gibi devamedegidecek gibi de duruyor... Öyle mi, o zaman ben de şunu öneriyorum. Kısa kol giyen erkekler en azından sussunlar. Bu empatinin kıyıcığından tutmak için gereklidir. Zorunlu diyemem. Bana ne derim.
Pirinci taşından, taşı da pirincinden ayırmak gerekmez mi? Sahi, ilginç olan bilinç mi, yoksa pirinç mi?
yani bunları yazan sen misin deme gereği hissediyorum! kısa kollu elbise giymeyen erkekler mi? -takva gereği uzun kollu giymenin önemini öğrendiğimden beridir sayılıdır kısa kollu elbise giyişim- buna rağmen hayırdır, ayetlerde ya da peygamberimizin hadislerinde böyle bir emir mi var musab kardeşim! Allaha kulluğun doruklarından birisi de hacc ibadetidir mesela, orada bile kısa kollu elbise giyen erkekleri görmez misin! takva cihetinden uzun giyen giyer de yapmayanları kınamak nedendir ve dahi onu bir farz ile bir tutmak niyedir! ya Hû, başka yerde öze dönmekten bahseden sen burada kalkmış neyi ne ile mukayese ediyorsun!
biz kişisel günahlardan bahsetmiyoruz arkadaşlar! en günahkârınız benimdir, boşuna başkalarına laf atmayın. fakat ben günahın günah olduğuna iman etmişim! fark burada... günahımda bile Allah'a karşı mahcubiyetim var, Allah var! biz günahlardan bahsetmiyoruz arkadaşlar! hayır, kişinin günahlara bulaşmasından bahsetmiyoruz. biz, dine uygun olmayan bidatlerin, dine sonradan eklenen sunîliklerin dinimizi/yaşantımızı yamultmasından ve bu yamuklukların doğruymuş gibi, gerçek dinmiş gibi algılanır olmasından korktuğumuzu ifade etmeye çalışıyoruz! Allah'ın koymadığı yasakların, kuralların ve yaşam tarzının müslümanlar arasında hüsnükabul görmesinden endişe ediyoruz! aynı şey mi Allah aşkına!
e senin dibin kara o zaman bırak bir şeyleri doğrultma eğri gitsin!
yanlış! hem kendini düzeltmeye çalışacaksın, kendini istikamete koyarken de dinini muhafaza etmeye çabalayacaksın! doğrusu budur Allahuâlem! yoksa Allah aşkına kim mükemmel! bizlere ders veren kim mükemmel... mükemmel kocayı bekleyen kız gibi evlenemeden yaşlanır gideriz eğer mükemmeli yakalayanı bulacağız dersek!
kapalı konuşmana gerek yok ki! selam konusunda ne diyorsun? bir insana rahmet dilersen oradaki rahmet zaten Allah'ın rahmetidir! selamdaki de buna benzer. esselam Allahın isimlerinden biridir, bu bir! yani Allahın adı olması hasebiyle Allah'ın selamı... ikincisi "Allahın selamı" tamlamasındaki selam'dan kasıt zaten uzun olarak söylenen selamdır. bunu halkın dilinde görürsün mesela; "benden bir Allah'ın selamını bile esirgiyor!" gibi... oradaki selamdan kasıt birbirimize verdiğimiz, peygamber tavsiyesi olan selamlaşma şeklidir, bu da iki!
selam'ın anlamını sen benden daha iyi bilirsin. rahmet misalinde olduğu gibi; sen birine selam üzerine olsun dersen orada Allah zaten tabi olarak ardından gelir. "Allah" lafızda olmayabilir! Allah güzel olan her bir şeydedir... zaten O'ndan gayrı ne görsek yalan değil midir? yerhamükellah da ise zaten lafızda da Allah ibaresi vardır ve senin kullandığın cümle onun tercümesidir. yani sonuç olarak aynı şeyi söylemiş oluyorsun. orada herhangi bir farklılığın yok ki! keza esselamualeyküm demek yerine "Allahın selamı üzerine olsun" dersen de aynı şeyi demiş olursun. sonuçta duadır, türkçe yaparsan da kabul olur inşâAllah!
kaldı ki bu kısa kullanımı ben müslüman olmayanlarda da görüyorum. e o zaman müslümanın farkı nerede! kimlik değil mi sence bu! selam deyip yanındakiyle selamlaşan bir hippi ile müslümanın farkı nerede olacak! bir de biri bana "selam" derse ben ona nasıl mukabele edeceğim! peygamberin bu konudaki uygulaması nasıl olmuştur, bilgi verir misin?
yani Allah aşkına, sırf muhalif olmak için neler diyoruz biz böyle! genel ve büyük sorunu görmezden gelip takılıp kalınan şeylere bakın; yok kısa kollular, yok bağyanlar, yok parfümlüler... daha önce de denildiği gibi benim mantığımda bir sorun var ise bu yazı da cemaatteki son rahatsızlığım olsun! cidden bende mi sorun arkadaşlar, Allah rızası için deyiverin hele! vallahi bu son olur...
takvaya nekadar uygun yada uygunsuz bilmiyorum ama ihramdan yola çıkacak olursak daha kapalı olduğu kesin. Ümit Demir'in canı epey sıkılmış, gitme kal diyeyim hernekadar cemaatin kalacaklarını ve gideceklerini belirleme görevi bana verilmemişse de. Zaten henüz bu tip bir görevlendirme yapılmadı sanıyorum yada yapıldı bana bildirmediler yada bunları boşver sen kal. merak etme sorun sadece senin mantığında değil. yalnız olmadığın için yalnız gitmen doğru olmaz, hoş tüm mantık sorunlular gidecek olsa cemaat sitesini de kapatmak lazım.hani her ortamda vardır bi adam, sorun çıktığında araya dalar 'dur yapma abi' cidirler ve sırf bunun için bile varlıkları gurubun diğer üyelerine güven verir; gidenlere de 'dön be abi-abla' mesajı vermektir işleri falan.
şimdi bunlara can sıkıyoruz ama daha da vahimi şu ki bilmiyorum haberiniz varmı, geçtiğimiz hafta fatih üniversitesinde elleri müslüman kanlarıyla kirlenmiş bir siyoniste çiçek verdiler tesettürlü bir kızımızın elinden.elbette kısa kollu gömlek,parlak olmayan başörtüsü konuşulsun ama bunları konuşan insanların hassasiyetleri-değerleri Kudüs ile irtibatlı olmalarını zorunlu kılıyor; eğer kılmayacaksa, ben size bir iyilik yapayım sorununuzu çözeyim: boşverin milletin nasıl tesettürü olması gerektiğini, Fethullah Gülene danışalım: başörtüye peruk, kanlı ele ariel...
yunaytıt kingdom kıraliçesi onuruna verilen yemek muhteşemdi, ancak cumhurbaşkanı kadeh kaldırma işine yengeyi karıştırmamalıydı; aklıma 'cesur yürek'(brevhard) filminin final sahnesini getirdi: iki lord at üzerinde konuşuyor beriki ötekine 'kıçını yıkadınmı?' diye soruyor, öteki:'neden?' diyor, beriki:'çünkü az sonra onu bir kral öpecek!'
60.yıl kutlamaları işgalcilerin, hürriyetinde 60. yılı; yaptıkları reklam filmi ne kadar etkileyici, nekadar çok doğru kullanıyorlar eğilmek için. o reklam filmi işlerin nasıl döndüğünü iyi özetliyor, hiç utanmadan arsızca...
Bugün müslümanlar beyazıt meydanında işgale hayır diyecekler,ilgilenenlere duyurmuş olalım.
"dövüyon muuu, seviyon muuu; inankine annamadım" derler ya; seninki de öyle olmuş be rüştü hacıoğlu:) "mantığın sorunlu ama sen yine de aramızda barınabilirsin ümit" der gibisin sanki:) hem ben de zaten gitmeyecektim; sadece amuda kalkmış bir halde yazı yazdığım algılanıyor idiyse yorum göndermeyecektim! yani gidicilere dur diyen ağır abi rolünü kapmana engel oluyorum :) neyse, mesele zatım değil zati.
canımı sıkan konular da detaylar değil. anlatmaya çalıştım ama bir dahi anlatayım. oyunbozucu detayların kural gibi algılanıp uygulanma zorunluluğuna çekilmesi sonucunda örneğini verdiğin o fotoğrafta hepimizin konu mankeni olarak bulunmamızın istenmesi! canımı sıkan, bunları konuşmamız gerekirken oyunbozucu detayları çözmek yerine savunma amaçlı sistem içi detayları öne sürüyor olmamız!
bir insan seslenince, duyması ve görmesi gerekenin ben olduğumu düşünür üstüme vazife edinirim. kalabalığın içinde gizlendiğini zannederek hayatı ve insanları dikizlemek ağırıma gidiyor; çıkıp 'merhaba' demenin insani olduğuna inanıyorum. velevki bu çok ahmakça olsun. velevki ahmak olan da ben olayım; kalabalığın içinde ahmak olduğumu gizlemektense, öne çıkıp ahmak olduğumu bileyim, ki bu biliş belki bundan sonrasını ahmakça geçirmeme engel olur, belki biri elini uzatıp ahmaklıklarımı süpürür üstümden, belki sadece yardım etmeye çalışmış olur, 'değmez' mi, 'değer' mi, 'değer'siz mi?
SELAMÜNALEYKÜM
eyvAllah! önemsediğin, değer verdiğin için teşekkürlerimi sunuyorum. bi önceki mesajımda birilerini ahmak yerine koymak gibi bir niyetim yoktu, öyle anlaşıldı ise de özür dilerim.
Müthiş bir soru, müthiş yorumlar! Hakikaten düşünüyoruz, maşallah! Allah ufkumuzu genişletsin, doğru yol olan Hakk yolunda bizleri sabit kılsın inşallah!
Geçen gün nereden geldik bilemiyorum ama konu tesettür defilelerine geldi. Hanımlardan birinin düşüncesi ilginçti: "Tesettür, defilelerde gösterildiği yahut sokakta gördüğümüz adeta gökkuşağının yansımaları değilse bile, bu tür defileler insanlara tesettürün normal olduğu düşüncesini aşılıyor. Sokağa bakarsanız, artık başörtülülerin varlığı çok daha normalleşti. Özellikle 28 Şubat olaylarından sonra... Bu iyiye işaret!"
Öncelikle bu hanımefendiye buradan birkaç cümlecik iliştirmek istiyorum. Tesettür, madem ki gökkuşağı yansımalarını andıran, aslında tesettürün anlamından bihaber hanımların kıyafetleri ve buna paralel olarak seyreden defilelerdeki kostumler değil; öyleyse bu tür simgelerin, imgelerin, davranışların, oluşumların, projelerin, yapılanmaların ... artık siz ne derseniz onların ... insanları tesettüre yaklaştırdığını söyleyemeyiz. En başta bu abes olur. Neden mi? Çünkü bu tesettür değil kardeşim! Tesettür olmayan bir şeye tesettür lafzını iliştirerek insanlara tesettürü sevdirebileceğini düşünenler tesettürün anlamıyla yahut varlığıyla ne derece iç içeler sormak istiyorum.
(Ercan Beyefendi'nin satırlarına tebessümlerimi ve hassas tesbitleri için tebriklerimi iliştiriyorum.)
Hafsa Yılmaz Hanımefendi bu tür kapalı hanımlara karşı tutumumuzdan yakınan kelimeler sarf etmiş. Bu hususta benim çok önemli olduğunu acizane düşündüğüm bir bahsi açacağım şimdi. Düşününüz, irdeleyiniz ve cevaplayınız lütfen! Türkiye'ye ilk defa gelen bir turist, ilk nereye gider?
Harika, bildiniz: İstanbul'a!... Peki, bu turistin Müslüman olmadığını, İslam'dan az buçuk haberdar olsa da, hiçbir Müslüman ile karşılaşmadığını, karşılaşmış bile olsa (başka bölgelerde), bir Müslüman-Türk Bayan ile ilk defa karşılaştığını düşünün! Ve siz, ey Müslüman Hanımefendi, üzerinizde bulabildiğiniz denli parlak ve hat belirleyici bir dış kıyafeti (boyundan söz dahi etmiyorum çünkü böyle bir dış kıyafet giymeye gereksinim duymayıp, ceket pantolon ve üzerine de utanmadan başörtüsü takanlarla her gün karşı karşıya geliyorum. Allah affetsin lakin önce doğru yola ulaştırsın inşallah-u Teâla!) olduğu halde, eşarbının örtülüş şekli dahi eşarba benzememek durumundayken, bu turistin Türklerin İslam anlayışı hakkında yahut kendisinin İslam'a bakış açısında ne türk bir değişim olmasını bekliyorsunuz acaba?
Başörtü takan bir hanım, yalnızca kendisini yansıtmaz! Başörtü bir simge midir? Evet, başörtü bir simgedir! Neden? Başı açık bir kimseye kendinizden emin bir şekilde "BU hanım kesinlikle Müslüman'dır!" diyebilir misiniz? Ben diyemem! Ama başörtüsü, simgeleşmiştir! Bir Müslüman hanım, giydiği kıyafete dikkat eder. Çünkü başörtülü bir Hanım yalnızca kendinden sorumlu değildir! Yalnızca kendisini ilgilendirmez o kafasındaki takdire layık olması gereken bez parçası!
İslam'da dini yaşamak Hıristiyanlık'ta (sonradan değiştirilip bu hâle getirildiği üzere) Rahip ve Rahibelere mahsus değildir. Biz (afedersiniz ama) her haltı işleyip sonra da cennete gidemeyiz (!) ama ne yazık ki toplumumuzda bu yöne doğru da bir kayış var. Boşverin siz, aldırmayın! "Onların kalbi temiz!" Gerçi,o da zor şimdilerde... Allah bozmasın, ne diyelim! (!) (!)
Bizler, hanımlar olarak, tesettürün anlamını, işlevini, misyonunu algılayamadıkça, sektör para kazanma uğruna şereflerimizi ayaklar altına utanmadan serecektir! İş, bizde bitiyor! "Aman yavrum, tamam sen ört başını, istersen kan kırmızısı başörtüsü de alırım sana ben, giysen giymesen bir farkı olmayan tenine yapışmış pantolon da, sen iste üstüne bildiğin kısa ceket de alırım! Aman kafandaki bez parçasını çıkarma!" Siz o kırmızı kanların zamanında o bez parçasının simgelediği dininiz uğruna ne kadar aktığını bilmiyor musunuz? O kıyafetin üzerinde kafanıza toka misali süs için geçirdiğiniz bez parçalarıyla bırakın kendinize bir yararı dokunmasını, bu ümmete ne kadar zarar verdiğinizi göremiyor musunuz?
"Ümmetiniz hayat bulsun diye ölmeye hazır mısınız?" diyor Hasan el-Benna (Allah onlar gibi olabilmeyi, onlar gibi ölebilmeyi nasib etsin, cennetine kabul edeceklerinden eylesin bizleri inşallah-u Teâla!) Siz, ey tesettürün mahiyetinden bihaber olan adı kağıtta kalmış Müslüman Hanımlarımız, ümmet için ölmeyi geçin, kendinize yararı olduğunu sandığınız o bez parçalarını yararı olacak biçimde takmayacaksanız, bari tamamen çıkarın da bizlere zarar vermeyin! Tesettür normalleşsin (sanki normal olan buymuş gibi), yaygınlaşsın bilmem ne diye kendimizi kandırıp da dinimizi katletmeyelim!
Evet Muammer ağabeyim, tek siz sinirli değilsiniz! Siz ve biz, bu ümmet bu yolda seyrettikçe kelimelerimizi kimseden esirgemeyeceğiz!
"Çocukluğumu özlüyorum...hani şu yara bere dizlerimi pamukhelva yapışmış suratımı evde suç işlediysem saklandığım kapı arkasını... Oysa çoktan sobeledi hayat!..."
Rumeysanur Can Hanımefendi iyi güzel anlatıyorsunuz müslümanlığı başörtüyü.. Ve yine aşağılıyorsunuz bu türden kapalıları .. Ben onların dine yakışır bir görüntüye sahip olduklarını savunmadım. Sadece böyle kapalılardan sizin tabirinizle burda yakınarak elinize bişey geçmediğini ifade ettim. Herhangi bir turistin gelipte müslümanlık hakkında ne düşüneceğini hesap ederken burda yazılanları okuyan kırmızı başörtülü hanımı daha fazla uzaklaştırabileceğinizi hesap etmediğinizi söylemeye çalıştım.
Siz onlara yardımcı olabiliyormusunuz onu söyleyiniz. Kaçını müslüman hanım görüntüsüne kavuşturmak için uğraştığınızı söyleyiniz. Doğru olana yakınlaştırdığınızı söyleyiniz.
Yoksa burda vay efendim pantolonuda giymiş başınıda örtmüş böyle kapalılık olurmu diyerek bişey olmaz. Kimseyi inciterek bir yere gelinemez. Bence siz yazdıklarınızdan çıkardığım kadarıyla simge olarak taktığınız başörtüyü özümseyememişsiniz. Benim düşüncem nasıl kapanmış olursa olsun böyle takıp beni, bizleri zedeleyeceğine çıkar at düşüncesi değil. Ben farklı bir yol izlemeyi tercih ediyorum. Güzel olanı sert cümlerle değil sevdirerek anlatmayı yeğlerim.
Sizde bu yolda bu türden cümleler sarfettikçe inanın bende sizden sözümü esirgemeyeceğim...
Bakın Hafsa Hanım, şu an, şu bulunduğumuz mekânda tartıştıklarımız sizin bahsinizden daha yüksek mertebelerdedir. İşin sizin görmediğiniz boyutları mevcut. Bu sebeple lütfen insanları itham ettiğiniz kelimelerinizi daha itinayla seçiniz. İstirham etmekteyim.
Biz yakınmıyoruz, şurada gördüğünüz insanların hepsinin birer düşüncesi, sebebi var, ortaya koyuyoruz bunları. Müslümanlar ortada bir sorun varsa bir araya gelip, enine boyuna tartışıp, onu çözmeye çalışırlar. Şu anda en büyük problem düşünmüyor olmamız. Zaten düşünmediğimiz için geliyor tüm bunlar başımıza. Sakin kafayla oturup tekrar okuyun tüm şu yorumları. Sinirlenmemiz için çok sebep var, sinirimiz size değil, işleri bu hâle getirenlere, böyle olmasına vesile olanlara...
İş kafa yormakta öncelikle... Bunu anlamalısınız ve burada insanlar kafa yoruyorlar gördüğünüz gibi. Bize katılmayan birçok insan var (yani bu sitede olmayan ve bunları okumayan), ben elbette onlara ulaşmaya çalışıyorum ama her insana ulaşmanın yolları aynı olamaz. Ve ben tüm insanlara ulaşamam. 16 yaşındayım, hatırlatma gereği duyuyorum. İnceleyen olursa bu sitede yazdığım hiçbir yorumumda boyumu aşan laflar etmedim. Ama boyumu aşmaya çalışan işler peşinde koşturuyorum. Şu an tüm insanlığa ulaşamam elbette ama gücüm yettiğince bunu yapıyorum. Zaten bu yalnız benim sorumluluğum değil, tüm Müslümanların mesuliyeti. Herkes kendi işini yapsa sorun kalmayacak.
Çok özür dileyerek söylüyorum ama tasvir ettiğim kıyafete(altta pantolon, üstte bildiğiniz boyu bele gelen daracık bir ceket ve boynunu hatta bazen saçını dahi gösteren bir başörtüye) ben tesettür demem ve "Böyle yapacaksan hiç yapma daha iyi" derim yani. Kafandakinin anlamını bilmedikten sonra örtmenin ne yararı olur ki sana? Niye örtüyorsun açıkla o zaman? Başörtü niye var? Neden tesettür diye bir emir konulmuş bayanlara? Hiç mi kafa yormaz bir insan başını örterken? Niye örtüyorsun, buyur cevapla!
İnsanlar düşünmüyorlarsa, düşünmelerini sağlamak düşünenlerin üzerine mesuliyettir. Burada düşünen insanlarla birlikteyiz, derdimiz açık ve net, bırakınız içimizden geldiği gibi belli kriterlere -mâlumunuz- uyarak dile getirelim.
Başka sorusu, anlamadığı nokta olan? Yanlış anlaşılmaya müsaitiz, kalemimiz toy, törpülemek zaman mı alacak ne?
"Çocukluğumu özlüyorum...hani şu yara bere dizlerimi pamukhelva yapışmış suratımı evde suç işlediysem saklandığım kapı arkasını... Oysa çoktan sobeledi hayat!..."
Bakın Küçük Hanım, sizin tartışma mertebenize erişemediğimi ve göremediğim boyutlar olduğunu düşündüğünüz için hiç üzgün değilim. İnsanları itham ettiğiniz kelimeleri bence önce siz tarttıktan sonra yazın.
Tekrar okuma gereği duymuyorum çünkü çok iyi anlayabiliyorum yazılanları Allah'a şükür. Düşünebiliyorum. Nasıl yardımcı olabilirim diye düşünüyorum. Ama asla şunu sizin rahatlığınızla söyleyemem söylemem: "Böyle yapacaksan hiç yapma daha iyi" . Asıl bu çok ağır bir cümledir.
Şunları soruyorsunuz insanlara "Niye örtüyorsun açıkla o zaman? Başörtü niye var? Neden tesettür diye bir emir konulmuş bayanlara? Hiç mi kafa yormaz bir insan başını örterken? Niye örtüyorsun, buyur cevapla!" peki bu soruların cevabını bulabilselerdi böyle olurmuydu. Bende bunu anlatmaya çalışıyorum. Böyle yardımcı olunamayacağını söylüyorum.
Belliki ne siz bana hak vereceksiniz ne de ben size.. Allah size boyunuzu aşmaya çalıştığnız işlerde yardımcı olsun bana da kendi yolumda yardımcı olsun.. Selametle
Toplumsal sorunları tasnif etmek, meseleyi doğru tahlil edip çözüme katkı sağlamak amacı ile yapılır. Yoksulluğutartışmak; Fakir - zengin farklılığından, bir sosyal AYRIMCILIK! üretildiği anlamına gelmez. Yada "ictihad" meselesini tartışmaya açıyorsanız; mezhep AYRIMCILIĞI yapmış olmazsınız! Toplumsal problemlerin çözümü ile ilgili farklı yöntemler önermek de; siyasal AYRIMCILIK olarak nitelendirilemez!
Birileri İslamın değerlerini "pazar"a çıkarıp SATIYORSA! Yaşantımız dine uymazsa dini yaşantımıza uyduralım diyen birileri de MÜŞTERİ oluyorsa, bu durum müslümanları ilgilendiren sosyal (toplumsal) bir sorundur. Biz bu SORUNU tartışırız! (Üstü kaval altı şişhane tarzı) giyinen birilerinin, sorunun bir yerinde bulunması, bu durumu sorun olmaktan çıkartmadığı gibi bizim tartışmamızı da engelllemez! Birileri darılırmış! Gücenirmiş! Kırılırmış!
Amacı, birilerini kırmak, aşağılamak olan varsa; o da onun sorunudur! Hele buaşağılamayı "gayretullah" iddiası ile, yapıyorsa, iki kere onun sorunudur! Bize ne?!
Yaşadığımız ülkede, topluma model olarak sunulan bir sosyal yaşam var. Bu model, İslamın değerleri ile bir hayat önermiyor! Siz müslümansınız; ne yapacaksınız? Ya, pragmatist bir yaklaşımla, "model" olarak sunulan sosyal yaşam içinde kendinizi konumlandıracaksınız. Ya da, müslüman olarak, kendi değerleriniz ile bir hayat talep edeceksiniz. Bu nokta; gözden kaçırılan bu nokta, çelişkilerin de odak noktasıdır.
Model olarak sunulanla kendi değerlerinizden birkoalisyon çıkartmaya kalkışırsanız; tartışacak zemin bulamazsınız. "Pazarlık" yaparsınız!
Kendi hayatınızı, size "model yaşam" sunanlar ile "pazarlık" ederek tanzim etmeyi kabullenmek; "İkna" etmek kadar, "ikna" olmayı da gerektirir! Pazarlık etmeyi kabul edenlerle, reddedenler arasında ki ÇATIŞMADIR, yaşananlar. Biz "pazarlık" etmeyi reddedenlerdeniz! Ya siz?!
Kimse geveleyip durmasın! Ne söyliyecekse açık seçik ifade etsin! Biz de, geveleyip duranlara kırılıyoruz! Bizi üzmek caiz midir?
Ucu hiç kimseye "dokunmayan", kimsenin " üstüne alınmadığı", kimcenin "gücenip darılmadığı", bir tartışma konusu var mı? Olabilir mi? Öyle bir konu, ne diye tartışılsın ki?!
Tartışılan sorun, kadın odaklı olmakla birlikte, bu ülkede yaşayan MÜSLÜMANLARIN sorunudur. Ve müslümanlar kendi sorunlarını tartışıyor; komşu kızı Rukiyenin, açıkta bıraktığı göbeğini değil! Rukiye her biyerini de açabilir; her biyerini de istediği gibi "örtebilir"!
Onlar için ne yapmamızı öneriyorsunuz? Vakıf kuralım mı? "Göbeği açıkta kalan mütedeyyin kadınları koruma vakfı!" GAKMKK (gakmak) "Tesettür" defileleri de vakıf yararına yapılır artık!
Burası; laik, demokrat, SOSYAL HUKUK devleti değil mi? Hadi biz, üzerinize afiyet "RAHATSIZIZ!" Siz neden sinirleniyorsunuz?
Muammer ağabeyim meseleyi oldukça açık dile getirmiş, kalemine Rabbim uzun ve bereketli bir ömür versin inşallah :)
-Yalnız kalemine mi?
-Elbette HAYIR! :)
Daha evvel bahsimizin kimseyi aşağılamak olmadığını çok açık bir cümleyle belirtmediysem de (sözlerimden amacımın bu olmadığının çıkarılabileceğini düşünmekle beraber) her hâlukarda tekrar dile getiriyorum. Biz düşünmeye çalışıyoruz, sorunlarımızı en tabî hakkımız ve bir anlamda görevimiz olarak kardeşlerimizle paylaşıyoruz. Ayrıca böyle bir ortamı bize sunanlardan da Allah razı olsun...
İnsanlar bilinçli bir biçimde örtünselerdi, örttüklerinin bilincinde olsalardı bu sorunlar olmazdı, evet. (Ama sadece sebep bu da değil. Sizin eğilim açınız da işin bir başka boyutu, eğilmenize ön ayak olanların hatta bizzat bunu amaç edinmiş olanların bulunduğu nokta da bambaşka bir boyut.) Düşünmemiz gerekiyor, düşünenlerin de düşünemeyenleri düşündürmesi gerekiyor. İnsanlara bu soruları sormamız gerekiyor. Onlar kendileri sorgulayamıyorlarsa birşeyleri, bizim ön ayak olmamız gerekiyor. Bu sorular da merdivenimizin ilk basamakları belki de... İster dallayıp budaklandırıp söyleyin, ister dobra dobra; ister güllerle bezeyin, ister sade ama samimi... Davetçi davetini davet edilene davete en uygun biçimde sunmayı bilir.
"Pazarlık" mı? Hayır, hayır, hayır! Zeyneb el-Gazali'yi hayırla yâd ederek, onun gibi olabilmeyi tekrar tekrar dualarıma iliştirerek, gönül rahatlığıyla cevaplıyorum: HAYIR!! Uğruna gözümü kırpmadan canımı vereceğim dinimi "pazarlık" kelimesi kadar (bu hususta) canımı acıtan bir kelimenin yanına dahi koymaya içim el vermiyor. (Düşünün yalnızca aynı satırdan bahsediyorum!) Mühimse mühim... Ama bu en mühimi!
Biz belki RAHATSIZIZ Muammer ağabey, ama ben bundan mutmainim (hem de OLDUKÇA). Çünkü OLDUKÇA-RAHAT olanların yanında öyle veya böyle RAHATSIZ olmak belki de bir ödüldür bizim için... ("Belki de" gereksiz mi kaçtı ne :)
"Çocukluğumu özlüyorum...hani şu yara bere dizlerimi pamukhelva yapışmış suratımı evde suç işlediysem saklandığım kapı arkasını... Oysa çoktan sobeledi hayat!..."
Çocuklarımın kız olanı 23 yaşında.
Senelerdir devletin en kavi kurumunda, yer yüzünde tek başımıza kalmış gibi,zerre taviz vermeden yaşadık.Bizimle hem fikir tüm arkadaşlarımız bile bizden kaçtılar.Baş örtüsünü savunmanın ötesinde Allah cc emr-i Fermanına uymanın hazzını duyarak yaşadık.Pardüsömüzden veya eşarbımızın bir kıyısında ayrılmadık elhamdulillah.Bir baba olarak imam hatip orta üçten ayrılmak zorunda kalan kızıma hep yeni kapıları işaret ettim.liseyi dışardan bitirdi,hafız oldu,halen bir yatılı eğitim ocağında ilahiyat seviyesinde çok değerli hocalardan eğitim alıyor.Hoca olacak.
Taviz vermeden neler olabilir anlatmak istedim.
Şöyle bir etrafımıza baktığımız da çoğunluğun biz olduğunu görürüz.Biz çoğunluk ken düştüğümüz hale bakınız.Sanki biz de aslında sizdeniz de görüntümüz farklı der gibi birde defile yapıyoruz.Ya üstüme iyilik sağlık kardeş, müslüman zenginlerle fakir müslümanlar arasındaki yarık uçurum halini almışken sen bu elbiseleri kime satacaksın.Tabi satmak önemli değil aslında diyorsun ki ey filancalar bende sizdenim,bana bir zarar vermeyin.
Ama sen çoğunluk sun sen "dayat", niye zorlama görücülüğe çıkıyorsun ki.
Başörtüsü takıp ta kot giyen, sami nin konserinde bulunan modellere bir kasa çürük elma içinde birkaç tane iyiyi görme anlamında bakıyorum.En nihayetinde baş örtülü oldukları için,taktıkları baş örtüsünün de biz çoğunluğu çağrıştırdığı,sembol görevini yaptığı için.Allah hepimize hidayet versin.Çabamız da uygun ve müsait zeminlerde bu kardeşlerimize, çürük elmaları ayıklamalarını tavsiye etmek tir.
Büyük sorun 'çoğunluk' olduğumuzu görmeyişimiz dedir.
Biz yüzde 99'u müslüman olan bir ülkeyiz,o zaman biz böyle yaşarız.
Yorumdaki başlığı yeni farkettim.Ama benimde yorum yazmama vesile oldu.Bu suphi benmiyim yoksa başka suphi mi var.
Ne kadar makul ve mantıklı sözler söylense de ortadaki gerçek değişmiyor.Gerçek te "tesettürün" kendisidir.
İnsanlar vicdanlarına göre hareket ediyor.
Gerçeklerin de bu vicdanları etkilemesi bir yanlış bilgi kadar olabiliyor.
Gerçek veya yanlış bilgi,acı olan bu sanırım.
Çok sıkı araştırmalar yapılsa tesettürün eldeki mevcut hükümler dışında bir açıklamasını bulamazsınız.Ama bir bakıyorsunuz ki,hükmün şeklini bırakın, ruhunu düşünce tarzını, direk etkileyecek bir sürü, kişisel olabilecek kadar indirgenmiş hükümler uçuşuyor.
Bizler bu kadar fiilen uygulayarak,taviz vermeden savunduğumuz,yaşadığımız hükmü bozucu,değiştirici, yeni akımlara karşı birşey yapamıyoruz.Karşıtlığın son noktası ayrımcılığa gelmeden pes etmek veya kabullenmek değil,cemaatten kopucu tepkiyi almamak için,yüzümüzde acı bir tebessümle karşılıyoruz.
Belki de sadece züğürt tesellisi "baş örtüsü var ya başında o da yeter".
Ayrıca bu düşünce sanırım tartışmalara da engel oluyor.
Bu giyim tarzını yaygınlaştırmak ayrı bir konu tabiki.
Çok tehlikeli olduğu muhakkak.Hem yapanlar için hem de yayanlar için.
Tamamen karşı olduğumu tekrar söyleyeyim.
hocam sizin olmadığınız kesin! musab yasir kardeşimin hemen her yorumunda bir ahmed kaya sözü yazma adetine sadık kalarak yazdığı yorumunun başlığına mukabil yazmıştım.
kimdir o suphi inanın bilmem! lakin gençlik yıllarımda bir söylenti idi; meğer o suphi ahmed kayanın kod adıymış:) gerçi ahmed kayanın çoğu şarkısının sözü kayınbiraderi yusuf hayaloğluna aid! belki onun kod adıdır... sonuç olarak kimdir bu suphi ben dahi bilmiyorum!
ama emin olun siz değilsiniz!
karşıyım ve karşı değilim arasındayım
şu sorular takılıyor aklıma;
Sonuçta tesettür kıyafetlerini de diğer mankenler tanıtıyor?
Ahir zamanda yaşıyoruz normal değil mi??
?????????????????????????????????????????????
Bu sorulara yanıt bulduğum zaman kararım netleşecek.Ama ben yinede oyumu karşı değilimden yana kullandım.Malesefki düşüncelerimin sesinin önüne bu sorular geçti duyamıyorum düşüncelerimi!!!!!
-------------
Sevgiden daha güzel ne olabilir ki??
Sevgisi için yaratmadı mı
RABBİM o güzeller güzeli
MUHAMMEDİ
.....
Ne çok söylenecek şey var konu tesettür olunca. Ben oldum olası anlamamışımdır böylesi tartışmaları. Birşeyler benim ilgimi çekmiyor olsada kimseyi ilgi alanlarından dolayı eleştirmem. Kadının doğasında vardır süslenmek... Bu çok garipsenecek bir şey değil bence. İnsan nasılki bir çok noktada nefsine yenik düşüyorsa bu noktada da bir şeylerin albenisine kapılması çokta majinal bir durum gibi gelmiyor bana. Bu sonuçta bir tercih meselesidir ve kimse tercihlerinden dolayı yargılanamaz. İnsanı bu noktada ancak Allah yargılar. Çünkü Allah yargılarken eminim insanlar kadar acımasız değildir. Birde bu noktada kadınlardan daha çok neden erkekler ilgilenir bunu hiç anlamamışımdır. Tarihin her döneminde kadınlar güzel görünmek adına bir döneminin içinde varolan şeylerden yararlanmışlardır.
Gerçi tesettür modasınında tüketimin bir parçası olduğunu akıldan çıkarmıyorum. Ve böylesi bir tüketilmişlikten uzak durmak kendini korumak gerektiğinide mutlaka savunuyorum. Ancak eleştirirken eleştirinin dozunun fazla kaçırıldığını düşünüyorum. Birde garip bir çekememezlik durumu hasıl sanki. Çarşaf giyen giymeyeni pardösü giyen giymeyeni pantolon giymeyip etek giyen pantolon giyeni eleştiriyo. Herkes kıyafetiyle daha iyi müslüman olduğunu ispatlama derdinde sanki. Daha öncelerdede başını açmayıp üniversiteyi bırakanlarla başını bir şekilde açmak durumunda kalıpta okuluna devam edenler arasında vardı bu çatışma. Ben bu tür söylemleri anlamakta sahiden güçlük çekiyorum. Bence bırakılması lazım bütün bunların. Bırakalım Artık Allah adına karar vermeyi. İsteyen sınırlarını aşmadan (göbeğinide açmadan :)) istediği gibi giyinsin. Abartılmasın bunlar...
Hz. Peygamber döneminde mimari diye birşey yoktu. Zaman içinde mimari gelişti. Muhteşem eserler verildi. Buda böyle bir süreçtir.Herkes kendince bir şeyler alır bundan...
Allah Settar dır arkadaşlar. Günahları örtendir. Sürekli kusur arar bir tavır var müslümanlar arasında. Hep eksikleri kusurları görüyoruz. Ve ben ne yazıkki bir müslümana yakıştıramıyorum bu tavrı. Kalbinizi koruyun arkadaşlar. Bence bu daha tehlikeli. Birbirimizin kusurlarını deşifre ederek kalplerimizi kirletiyoruz. Bence bu daha tehlikeli.
Her tartışmada olduğu gibi bu tartışmada da durumu tersinden yorumlayanlar çıktı.
Kimseyi giyindiği kıyafetten dolayı aşağılamak öldüresiye eleştirmek hakkına sahip değiliz.Ancak bu kişileri de sınırsızca özgür bırakmak ve onlar da böyle istiyor diyerek susmak müslümanlığa sığmaz.Amacımız toplumun daha iyi olması adına olumlu eleştiriler yapmaktır.Bunun sonucunda da bireylerin kusurlarını edepli bir şekilde eleştirmek gerekmektedir.Çünkü bireylerin sorumlulukları toplumu şekillendirir.
Kimliğimizin nasıl bir tesettür istediği ortadadır.Ama illa ki bu şekli değiştirmek isteyen varsa o hesabını vermek zorundadır.Aynı zamanda kalp kırarcasına eleştirenler de bunun hesabını verecektir.Bir şeyleri doğru yapanlar yanlış yapanları karalama ,tecrit etme hakkına sahip değildir.Hata yapanları, yaptıklarından dolayı güzel bir dille kısacası kur'an diliyle yönlendrimek gerekir.Peygamber efendimiz bile hata yapanların hatasını yüzlerine karşı söylememiş ,bir kaç gün sonra toplantılarında aranızda böyle böyle yapanlar vardır,bu hatadır.Allah'ın ayetlerine aykırıdır, böyle yapmasınlar buyurmuştur.
Kadınlar için tesettürü konuşurken erkekleri de karalamak çok mantıksız.Erkeklerin kısa kollu giyinip koku sürmesini eleştirerek ,kadınların dar giyinerek koku sürmesini meşrulaştıramayız.Fakat erkekler de kendi sınırlarını aşıp bir de sınırlarını aşan kadınları eleştirirlerse lütfen karizma tarzlarına :)bakmayı unutmasınlar.
Kadına ve erkeğe ayrı ayrı sınırlar getirilmiştir.Kadın daha naif ve nazik yaratıldığı için daha tesettürlü olmak zorundadır.
Birilerinin hatalarını söylerken kendimize bakmayı unutmayalım.Bu hataya düşmediysek de gururlanmayalım.Çünkü hatalara düşmemek üstünlüğümüz değil, görevimizdir.
Batı dünyası, yanlışlar üzerinde yaşadı.
Doğu dünyası, doğrular üzerinde uyudu.
Yorumlar
anket konusu ilginç
Cts, 03/05/2008 - 22:31 — seckin denizTesettür defilesi nedir? Ya da bu defileyi özel kılan nedir?Bunun için anket yapılmasının mantıklı gerekçesi nedir? Bu tür defileleri tartışmak neden gerekli olsun?. Nihayetinde bu, kadınlar için tasarlanan ve üretilen kıyafetlerin tanıtımı değil midir? Bundan daha doğal bir ticari faaliyet olabilir mi? Bu faaliyete karşı çıkmak herşeyden önce,ticari bir faaliyete hukuk dışı bir müdahaledir.
Ama anketten kastedilenin bu olduğunu düşünmüyorum. Sanırım anketten kastedilen şey,dini sembollerin ticarete alet edilmesi meselesidir. Eğer bu sandığım şeyse anketin gerekçesi,o zaman sorular ve başlık ona göre düzenlenmeliydi.Kaldı ki;bu anketten elde edilen sonuç,sağlıklı ve doğru veriler elde edilmesini sağlamayacaktır.
Diğer taraftan,uzun süredir dini terimleri ticari meta olarak kullanan şirketlere neden dava açılmadığını merak ediyordum. Nihayet bu tür davalardan ilki açıldı. Memnun oldum.Artık bazı şeylerin açıkça tartışılması gerek.Din ve dini terimlerin pazarlanmasına engel olunmalıdır. Tekbir, gibi İslam'ın en büyük ritüelinin adını kullanarak para kazanamaz, mankenlere defile yaptıramazsınız(markalar kanununa da aykıdır zaten). Bu herşeyden önce bir edeb meselesidir.Ki kanaatimce,menfaatler örtüştüğü için bu edebe aykırlığa ses çıkarılmadı uzunca bir süredir. Reklam endişesi böyle önemli bir olayın gündeme getirilmesine engel oluyordu.
Bırakalım kadınlar istedikleri defileleri izlesinler ve diledikleri kıyafetleri giysinler;nasılsa hesaplarını kendileri verecekler. Biz istesekte istemesekte,kadınlar güzel giyinmekten doğaları gereği vazgeçmeyecekler.Ayrıca bu defileleri izleyenler 'mutlu azınlık'...istesenizde engelleyemezsiniz:)
selam ve sevgiyle
Seçkin Deniz
tesettür ve defile ikilisi
Paz, 04/05/2008 - 16:23 — aysenur bozkurttesettür denilince kelime kökeni ve anlamı itibariyle saklama/örtme durumu söz konusu olmaktadır.Durum böyle olunca yapılan defilenin anlamsızlığı ortaya çıkmaktadır. Efendim adam ne yapsın malını nasıl satsın ya da tesettürlü bayanlar nereden alış veriş yapsın gibi sorular akla getirebilir bu türden eleştiriler lakin biz bu işi defilesiz de yürütebilen ticari kuruluşların da varlığını bilen bir toplumuz nihayetinde. Hiç bir ticari kurumun böylesi bir defilesini görmüş değiliz. ön sıralarda tesettürün özünü kavrayamamış hanımlar görmek hiç hoş olmadı doğrusu. evet bayan dogası itibariyle giyinmek kuşanmak isteyecektir lakin bunun sınırlarını çizmek gerekir. ayrıca defile öncesi namaz kılan ama bayanların çekici bir şekilde sergilediği sunumu izleyen bayları görmek de bence hoş olmadı. öğretinin tam benimsenmediğinin delilidir diye düşünmekteyim.
selam ile...
islamın şartlarını neden ve kim için yapmaktayız?
Paz, 11/05/2008 - 21:34 — erdinç dinçersayın site üyeleri öncelikle yüce Allahın selamı üzerinize olsun..efendim hergün günlük yaşamımızın içerisinde değişik örneklerle karşılaşıyoruz..hemen herkeste kendince yorumlar yapıyor..kısaca ifade etmek istediğim şudur ki,gerçek inananlar iyiyi kötüden,güzeli çirkinden,haramı sevaptan,yalanı gerçekten neden ve kim için ayırır..evet bizleri yaratan can veren nefes almamızı hissetmemizi,görmemizi anlamamızı sağlayan allah için yapar ve bunları sadece ve sadece Allah için yapar çünkü içindeki o büyük sevgi sadece ve sadece onadır..sevgiyle kalın hoşçakalın...
karşı değilim kardeşim
Salı, 06/05/2008 - 14:02 — aysun yollardagezerkarşı değilim çünkü tekstil işi ticarettir.
karşı değilim çünkü müslümanlar ticaret yapabilir.
karşı değilim çünkü müslümanların diğerlerinden ne eksiği var.
karşı değilim, çünkü kıyamet yaklaşıyor. normaldir bütün bunlar.
karşı değilim çünkü sevmeden uygulamak zordur. kimse zoru sevmez. sevdirmek için uzay mekiği konseptine ihtiyaç duymuşlardır, normaldir.
karşı değilim çünkü tesettür defileleri olmasaydı İslamcı adamlar kime laf atacaklardı, kiminle alay edeceklerdi. iyi eğlence çıktı millete ( değil mi ama, sami yusuf konserlerinde dans eden kızlar, göbeği açık örtülü kızlar... müslüman kadından başka düşmanı yok ki bu islamic erkeklerin ve diğerlerinin )
karşı değilim çünkü bu bir eleme sistemidir. modaya uyup örtünenlerle farz icabı örtünenleri ayırmıştır. herkes safını bilsin değil mi?
not:
karşı değilim.
fakat desteklemiyorum da.
beğenmiyorum ve takip etmiyorum defileleri. ( bu benim demodeliğimdir, kıroluğum ya da çekememezliğimdir, bunu kimseye dayatamam ya, kafama külah takmıyorum kardeşim, yakıştırıp takan olursa da kıs kıs gülerim bir köşeden, engellemem yani, hoşgörü hesabı.)
karşı değilim. o kadar.
Karşı mıyım değil miyim acaba?
Salı, 06/05/2008 - 15:20 — Said ERCAN (doğrulanmadı)Yazınız gülümseyerek okudum ve sanırım en önemli şeyi bişey anlamadım,
karşı mısınız değil mi?
değilim demişim ya
Cum, 09/05/2008 - 14:36 — aysun yollardagezer=)
yine de siz aslında anlamışsınızdır ne demek istediğimi. yorumun sonuna, "dikkat bu ironik bir yorumdur" diye yazsaydım keşke =)
ayrıca, karşı değilim değilim, benim karşı olduğum şey tamamen başka. mesela:
Böylesine bir tesettür erkeklere de farz olsaydı ( el yüz ayak müstesna, -vücut hatlarını belli etmeden- örtünmekten bahsediyorum ) ne yaparlardı acaba. kendileri müslümanlığı "kadın"a yükleyip dar kotlar, markalı gözlükler, lüks arabalar, gümüş zincirler, 1 km.lik alana yayılan parfümler... vesaireler vesariler kullanıp bi de utanmadan kadınlara laf atıyorlar ya, ne diyeyim ben! herkes kendine baksın! o huni kafalı kadınları desteklemesem de huni kafalı adamlara karşı savunurum onları. herkes kendine baksın!
bu arada "onlar"dan olmayan üstüne alınmasın, cevap veremem valla!
umarım anlaşılmışımdır =)
hayatın kıblesini yeniden bulmak
Salı, 06/05/2008 - 23:13 — Ümit Demirevvela bir tek baş örtmekle tesettürün olmadığını öğrenmek gerek.
ve dahi baş örtülü diye bir kadının tesettürünün sağlanmadığını göstermek gerek.
madem tesettür kıyafetlerimiz var diye ortaya çıkıyorlar öncelikle bunu sağlamalılar.
madem tesettür gibi kaygıları var o halde tesettürün köküne, menbaına gitmeliler; aslına sadık kalmalılar ve dahi sadıklardan olmalılar.
bir yazımda şunları dile getirmiştim;
"...
Evet, Kâbe kıbleyi yeniden keşfetmektir.
Kâbe, eğrileri doğrultmak için içine girilen ateştir.
Kâbe, İslam’ın ilk hâli neyse hep beraber ona doğru yürümenin başlangıç noktasıdır!
Sonra kıyafetler… Sadelik ve tesettürü sağlayan bol giyinmek peygamber tavsiyesi! Peygamber tavsiyesini yine burada “yaşarken” görürsünüz. Kadın erkek, bu topraklarda alıştığımız o rengârenk ve daracık kıyafetlerden uzak. Genelde siyah ve beyaz ile bunların tonlarında cilbab ve entari giyiliyor. Kadınlar genelde siyahı tercih ediyorlar. Derisi kara bir Müslüman kadının siyah elbise içinde sadece gözünün akını seçiyorsunuz mesela. Yine kara çarşaflı bir Japon mümineyi görüyorsunuz, şaşırma ve sevinme aynı anda! Ya Rabbi, dinin nerelere kadar gitmiş de kimleri Zatına kurban eylemiş! Endonezyalı mümin ve mümineler ise hemen her ülke müslümanının dilinde zaten. Kıyafetleri kadar kendileri de zarafet timsali! Bir büyüğümüzün tanımlamasıyla; “beyaz kıyafetleri ile onlar yeryüzünün melekleri..!” Göz bir müddet sonra bu siyah-beyaz sadeliğe o kadar alışıyor ki bir çocuğun üzerinde gördüğünüz rengârenk tişört size tuhaf gelebiliyor mesela. Hatta tuhaftan da öte çirkin! Türk hacılarımızın –özellikle kadınlarımızın- batı kültüründen ne kadar etkilendiğini, batı modasını ne kadar benimsediğini orada bir kez daha müşahede ediyorsunuz bu gördüklerinizin ışığında. Kıyafetlerimiz göze batacak şekilde çok cıvıl cıvıl ve çok dar! Türkiye’deki tesettür firmalarının modelistlerini Mekke’de ikamet ettirip çizimlerini burada yapmalarını sağlamalı diye düşünüyorsunuz. Bu sadelik içinde bir tek Nijeryalılar gözünüze batıyor. Özellikle Nijeryalı erkeklerin giydikleri turuncu, eflatun, mor…vb. gibi rengârenk uzun entari gibi elbiseler ayrı bir lezzet katıyor Kâbe görüntüsüne..."
aslına sadık kalan tesettür kıyafetlerinin edebince tanıtımını konuşabiliriz. ama bu şekilde ve bu daracık, vücud hatlarını belli eden kıyafetlerin tesettür diye sunulmasını elimizin tersiyle iter geçeriz!
merhum mehmed akif'ten hicabla;
"İnmemiştir Tesettür Emri Bunu Hakkıyla Bilin,
Ne Marka Giyinmek Ne de Podyumlarda Gösteriş İçin!"
aslına sadık kalın,
sadıklardan yazılın!
muhabbetle,
_____________________________________
Ey menba-ı ÂŞK! Gönlüme kıldığın nazar-ı mehabbet kadardır kıymetim...
Modern kapalıların kimlik bunalımı
Çar, 07/05/2008 - 07:38 — Ercan HüseyinoğluTesettür defilelerinin, tesettür modasının tesettüre verdiği zararı başka ne verebilirdi bilemiyorum.
Amerikalı zenciler aklıma geliyor. Beyazların egemenliği öyle bir noktaya gelmişti ki zenciler beyazlara benzemek için adeta birbirleriyle yarış ediyorlardı. Kıvırcık saçlarını düzleştirmek için işkenceyi andıran yöntemleri uygulamaktan bile çekinmiyorlardı. Rengi daha açık olanlar diğerlerine göre daha bir üst bir sınıf konumundaydı. Bu nedenle zengin olanlar ten rengini bile değiştirmek için servet harcıyorlardı. Hatta bazıları maymuna dönmeyi bile becerdiler. (Bkz. Michael Jackson)
Peki konunun tesettür defileleriyle ilgisi ne? Başta İstanbul olmak üzere özellikle büyükşehir sokaklarında yüzlerce palyaço kılıklı kapalı(!) bayana rastgelmiş olmalısınız. Günümüz hakim kültürünün hegomonyası altında kimlik ve kişilik bunalımı yaşayan -ağılıkta genç kuşak- modern kapalıların(!) bu zencilerden ne farkı var.
İsmail Kılıçarslan bu haftaki Gerçek Hayatta çarşafla ilgili bir soruya şöyle cevap vermiş:
"Çarşaf daha muhafazakar, Merkezden bir şey talep etmeyen örtünme biçimidir. Merkezden bir şey talep eden örtünme biçimine türban adını taktık"
Modern -zamana yak uydurmaya çalışan- kapalılar (tesettürlüler demiyorum çünki bu tesettüre ve tesettürlülere hakaret olur) Kılıçarslanın deyimiyle
"merkezden bir şey talep ediyorlar".
-Bizi tanıyın,
-bizi de aranıza alın,
-bizi kınamayın,
-bizden korkmayın, bizi sevin
-Beraber sigara içelim, kafelerde geyik yapalım, birlikte. basketbol, voleybol, tenis, bilardo oynayalım. Okeye dördüncü olarak kabul edin. Okullarda başımızı da açarız, makyaj da yaparız. Ne olur, lütfen... bizi daha fazla dışlamayın!...
....
Bu tipler bizi kabul etmeniz için daha ne yapalım ! demiyorlar mı Allah aşkına !
Defilelerle ne ilgisi var?
İşte bu organizasyonlar bu kişiliksiz mazrufların, zarfını üretiyor.
Not: Yorumumdan "tesettür demek, çarşaf demektir" anlamını çıkaranlarla işim olmaz.
tebrikler..
Per, 08/05/2008 - 15:14 — Sema BayrakGerçekten çok güzel ifade etmişsinz.. tek tesettür elbette çarşaf degildir ama şuanda bıraz daha kapalı pardüse almaya kalksalar inanın piyasada böle bi pardüse bulmak mümkün degil.
Sanatta zirve sadeliktir..
anlamini yitiren yucelik
Cts, 10/05/2008 - 16:31 — Rukiye AyasTesettur;ici bosaltilmis,amaci saptirilmis...Kimisinin secimden secime oy kaynagi,kimisinin ticaret kapisi.Kimisine yakisiyor valla giyerse daha cok dikkat ceker .Hele o cesit cesit' sinir tanimayan kiyafetler ne demeli bilmem ki...
Ayetler canlaniyor gozumun onunde"Ey peygamber hanimlari diger cahiliye kadinlari gibi olmayin" , ya da hz. Musa'nin bildircin ve helva yemekten sikayet eden kavmine tavsiyesi"Eger ozgurluk istiyorsaniz buyrun bunlar,eger razi degilseniz donun Fravun'un yanina orda istedikleriniz var.
Tesettur bir tercihtir;imani gosteren,modernizmi reddeden,cahiliye giyim gelenegini kabullenmeyen , kisacasi teslimiyet bayragi,kadinlarin tasidigi.Ama ne acidir ki modernizme teslimiyet oldu artik,anlamini yitirerek...
Hele Iran'da bir baskadir tesettur.Makyajsiz olur mu hic,birazda saclar ciksin onden sorun degil o kadar, ama estetiksiz de olmuyo ki,kaynanalar yakistiramiyor ogullarina burnu degismeyen gelini.
Turkiye,almis basini gidiyo,gittigimde gordum dinler arasi uyumun yansimalarini. O kadar uyumluyduki kadinlarimiz batiyla.Ha bide defileler varmis,tesettur defilesiymis adi. Pes artik tesettur ne zamandan beri kendini sergilemek oldu,ne zamandan beri modernizmin temsilcisi oldu,yapilan bu sacmaligin adina hangi fikirle tesettur kelimesini ekliyorsunuz.Ayet ziyneti gizlemek diyor tesettur icin hangi cesaretle ziyneti gostermenin adini tesettur defilesi koyuyorsunuz.Yine ayet ozgur kadinlarin giyimi olarak niteler tesetturu.Bu derece kolelesmenin yansimasi olan bu defilelere hangi mantikla tesettur kelimesini ekliyorsunuz.
neden karşıyız? niye karşı degiliz?
Per, 08/05/2008 - 15:10 — Sema Bayraksadece bu sitede 67% bir oran karşı iken,25% bir oran karşı degilken (burdan şunu anlıyoruz azınlıkların istedikleri oluyor artık) Neden İslamı aynı yönde anlamakta zorlanıyoruz, farklı fikrli olmak mümkünsede biz bu gidişle inanç yönündede ayrılmaya başlıyacagız...
Sanatta zirve sadeliktir..
ayrışma mı?
Per, 08/05/2008 - 19:27 — seckin denizSema Hanım,azınlık diye ayırdığınıza göre ilk ayıran ve düşüncelerini belirtenlere azınlık diyen ve onları hükmetmekle suçlayan sizsiniz gibi duruyor;ama merak etmeyin şaka yapıyorum. Size bir önerim var;Türkiye'de kim nasıl inanıyor'u araştırınız. Uzaktan göründüğü gibi değil hiçbirşey. Kim neyi pazarlıyor görünüz. Siz hiç moral dağıtan bir kanalda 'yumuşak sakız reklamı yapan bir bayan sesi' duymadınız herhalde?Giyim kuşamın işin en son incelenmesi gereken tarafı olduğunu düşünmek ister misiniz?
Selam ve sevgiyle
Seçkin Deniz
?
Per, 08/05/2008 - 20:50 — hafsa yılmazKusura bakmayın ama nedir sizlerin bu tür kapalılarla alıp veremediği, isteyen istediği gibi giyinir ister çarşaf giyer ister başını kapatır altına spor ayakkabı giyer kimene... Burada insanları ay efendim kapalıya da bak bu nasıl kapalı diyerek kimsenin rencide etmeye hakkı yok.
Ben böyle öğrenmedim doğrusu.. Ne zamandan beri birilerini aşağılamak müslümanlık oldu. Sami Yusuf meselesininde de bu defile meselesininde çok büyütüldğünü düşünüyorum. Kimse kimseye zorla bişey yaptırmıyorki defileye de konserede insanlar kendi istekleri doğrultusunda gidiyor. Maksadınız doğru olanı göstermekse böyle yapabileceğinize inanmıyorum. Bu insanları eleştiri bombardımanına tutarak mı öğreteceksiniz tesettürü veya doğru müslümanlığı? Anlayamıyorum....
Kahrolsun.........rrr!
Cum, 09/05/2008 - 13:54 — Muammer DerinBu konuda, yıllarca o kadar çok şey söyledik ki; lafı uzatmıyacağım. Kıçlarına daracık pantolon veya etekleri geçirip, başlarını malum modanın malum stiliyle "örten" hanımların, (genel olarak)İSLAMİ kaygıları yoktur! Dahası, din ile İslamla, "kültürel aidiyet" dışında bir bağları -ilişkileri de yoktur! Kurgulanmış hayata yamanmak yerine, İslamın değerleri ile bir yaşam kurmak gibi talepleri de yoktur.
Konunun, İslam kadınının, müslüman kimliğinin dışa vurumu olan ÖRTÜ ile, doğrudan bir alakası da yoktur! İlk günden beri, çağın "nimetlerinden" pay kapma kavgasıdır yapılan! Bu kavganın, dini hassasiyetler üzerinden yapılmış olmasının, "iğrenç" liği dışında, hiç bir özel anlamı da yoktur!
Bu konuyu yıllarca istismar edip, siyasi ikbal, toplumsal itibar, mevki, makam, ve şahsi çıkar elde edip şimdilerde "hasılat" toplayanlardan hesap sormak yerine, her biri, "iki yüzlülüklerin" "istismarların" mağdurları olan insanları mı yargılıyorsunuz?
"Çarşaf daha muhafazakar, Merkezden bir şey talep etmeyen örtünme biçimidir. Merkezden bir şey talep eden örtünme biçimine türban adını taktık"
Bu bir "itiraf" mıdır? Yoksa pastadan pay isteyen "potansiyel ortaklar" rın tedirginliği midir?
Hangi MERKEZ/LER den? O insanların duygularını, hassasiyetlerini, cehaletlerini, sorunlarını, ikilemlerini, yaşadıkları tramvaları istismar, edip tepe tepe kullananların beslendikleri MERKEZ/LER mi?
"geleneksel kültür (itaat kültürü)" ün sosyal yaşamın dışına ittiği "kimliksizleştirilmiş" kadınların büyük bir bölümü, baş örtüsü mağduriyeti ile oluşan ve "kültürel aidiyet (müslümanlık)" lerine de uygun düşen "sosyal kimliği" özümseyerek toplumsal yaşamda var olmaya çalışıyor. Bundan tabii ne var? Kılıklarının "altı kaval üstü şişhane!" olmasının da, yadırganacak bir yanı yok! Kılıklarının, alt tarafının da üst tarafının da, hem sosyolojik hem psikolojik çözümlemeleri yapılamaz mı?
Sorun nerede biliyor musunuz? Meseleyi en başından itibaren İSLAM ile ilşkilendirip, dini terminoloji ile tartışmaya kalkışmak!
Dini hassasiyetleri istismar edip "çağın nimetlerinden" pay alma kavgalarında, ısrarla dini terninolojiyi kullananları da yadırgamıyorum! Faizi "meşrulaştırıp" zinaya türlü kılıflar bulan "mütedeyyin müslümanların" sofralarında alkol oranı düşük içkilerin bulunması yaygınlaştığında da şaşırmam herhalde!
Benim yadırgadığım çok başka şeyler! Şaşkınlığım geçse de bir anlatabilsem!
Sonuçlara bakarak, sebepleri suçlamak "rahatlatıcı" bir yöntemdir. Sebepleri sorgulayıp, elde edilen tecrübe ile sonuç aramak da bir yöntemdir. Tercih sizin.
Kafamızı yüz kere duvara vursak, yüz kere kafamız yarılır! Kafamızı yaran "duvar" ise, ne yapabiliriz ki.!? KAHROLSUN DUVARLAR! KAHROLSUN...............! Bakın biz bu işi iyi yapıyoruz işte! Sırada ki gelsin!
derin derin bak muammer; derin derin...sinirlenme:)
Cum, 09/05/2008 - 18:38 — seckin denizİsterseniz elinize bir kızılcık sopası verelim,ehlinden olsun dayak muammer bey:)
"Sorun nerede biliyor musunuz? Meseleyi en başından itibaren İSLAM ile ilşkilendirip, dini terminoloji ile tartışmaya kalkışmak!" demiişsiniz,başka söze ne hacet.
Not:Üstteki hitap,ironiktir;samimiyete endekslenmemiştir.
Selam ve Sevgiyle
Seçkin Deniz
Yalnız ben mi "sinir"liyim..?
Cts, 10/05/2008 - 09:44 — Muammer DerinDeğerli Seçkin Deniz.
İslami duyarlılığı yüksek insanların bulunduğu plarformlarda konuşurken, yazarken; bazı kavramların ortak anlamı olduğunu varsayarak konuşup yazıyoruz. Örneğin, "kültürel aidiyet" dediğimizde, bir kültürün parçası olmakla, bir dinin mü'mini, müntesibi olmanın birbirinden tamamen farklı iki ayrı durum olduğunun bilindiğini düşünüyorum. Ancak, İslam dininden (de) etkilenmiş bir kültüre sahip olan toplumun; sürekli, inatla, ısrarla "müslüman" ilan edildiğini, ve bütün değerlendirmelerin bu kabul ile yapıldığını gördüğümde, aynı "dil" ile konuşmadığımız insanlarla iletişim kurmakta neden zorlandığımı farkettim. Farkında olmadan aşırı tepkili oluyorsam, bu sinirlilik hali, kendime olan kızgınlığımdandır!
Sorsam cevap veren olur mu bilemiyorum ama, yine de sormak gerektiğini düşünüyorum. Büyük çoğunluğu, faiz alıp veren, şans oyunları (kumar) oynayan, zina yapan, içki içen bir toplum, neden domuz eti yemez? Din yasakladığı için mi, yoksa domuz eti yemek, "yemek kültürü" ne aykırı düştüğü için mi?
Namazla oruçla ilgisi olmayanların kandil geceleri yaptıkları cami ziyaretleri, Ramazan da iştirak ettikleri iftar programları, ömrü boyunca alnı secdeye varmamış insanların çocuklarını sünnet ettirmesi, cenazelerinin ardından mevlüt okutması v.s...Parayı nasıl kazandığı bilinen insanların, hacca, umreye gitmek için kuyruğa girmelerini, ne ile izah ediyorsunuz Allah aşkına! Aynı insanların telli babalarda, kilise ayinlerinde "mum dikmelerini" ne ile izah ediyorsunuz?
"moda, defile, manken, podyum, kareografi, tasarım, pazarlama, SATIŞ" İhtiyacı olan gider alır. Kredi kartıyla alacaksanız, cemaat bankasını tercih etmenizi tavsiye ediyorlar!
Eyüp'te de esnaf zikirmatik satıyor (HafazanAllah, sayıyı mayıyı şaşırırsanız!) Tahtakale de bilumum hac ve umre malzemeleri satılıyor! Ezan okuyan saatler, pusulalı seccadeler! Paralar kedi, köpek yiyen çekik gözlü Çinliye gidiyor ama, olsun; Hiç değilse pusulanızı şaşırmazsınız!
Anlıyacağınız SATIYORLAR! Yıllardır SATIYORLAR!
Ben meyhanede rakı satanların çoğunun, bunlardan daha "namus"lu olduklarına inanıyorum! Çok daha namuslu olduklarına!
Ve rahatsızlığımı dile getiriyorum sadece! Bundan dolayı rahatsız olanlar da olabilir. Olabiliir!
Bir tek ben değilim "sinir"li olan! Belli etmemek için dişlerini sıkanlar da vardır mutlaka.
Kaç yıl uğraşıldı,hesab et,Muammer! Sinirlenme!
Pzt, 12/05/2008 - 07:51 — seckin denizHaklısınız Muammer Bey!
Lakin, domuz eti yemediğimizi nerden biliyoruz? Dün bir namazlık gördüm,30 yıl önce halı(tek kişilik) namazlıkların henüz yaygınlaştığı dönemde imal edilen bir namazlık,bilin bakalım desenlerinde içiçe işlenmiş kaç tane haç vardı? Hangi dini bütün görünümlü insan müsveddesinin kime nerde nasıl domuz eti yedirdiğini nasıl ayırdedeceğiz? Domuz etinin yararları(!) günden güne artıyor;ucuzluğu,kolay üretilebilirliği,Avrupa ülkelerindeki ortalama kırmızı et tüketiminin yüksekliği vs. güzelce işleniyor. Yakında zaten yemeye alıştırılmış olan o et,artık kanıksanacaktır,sanırım.Allah korusun. Bir sucuk firması izlendi bir süre önce,bir tek dana çiftliği olmamasına rağmen,buna karşılık domuz çiftlikleri olan,ve üretilen domuzların nereye gittiği tesbit edilemeyen o firmamız %1oo dana etinden sucuk sattı bu ülkede. Yine düşünüyorum, sosyete kompleksli dini bütün kardeşlerimiz lüks alışveriş merkezlerinden alıp keyifle yemişlerdir de. Herhalde onlar defile izleyicisi kardeşlerimiz değildirler,değil mi? Malum içki tüketmiyorlar,kumar oynamıyorlar,ama domuz eti yemiyoruz diyemezler.
Hep derim,internet çıktı çıkalı "domuzların oyunu" bozuldu,diye ama.Herhalde "uyanış" içerikli maillerin yayılmasına da süzgeç üretip engel buldular. Hangi şirketin neler yaptığını,kökenini vs,(arada bir manipülasyonda olsa) öğreniyorduk.İsterseiz hepimiz kendimize bir ödev verelim. Bakalım hangi şirket kime hizmet ediyor,hangi grup emirleri nelere kadir? Ölçü basit;İslam. Samimiyetiyle,doğruluğu,dürüstlüğü ve güvenilirliği ile ölçün.Tevazu tek adrestir;lakin onu bile şekilden şekile sokuyorlar. Hemen yanınızdakine bakın isterseniz, İslâm'ın nesini satıyor,kemiğini mi, postunu mu? Namazla yavaş yavaş ilişiğini kesen bir felsefe vaizi mi var yanınızda,Allahın emirlerini okumaktan aciz,önderinin emirlerinin bir tekini bile bilmemeyi ayıp sayan bir körkütük cemaat müntesibi mi?
Kızmamak lazım Muammer Bey,kızgın olanın yanına babası bile yaklaşmaz. Kızgın olan ne kadar haklı dahi olsa dilinden şiddet damlar. İter insanları. Üçyüz yılda elde ettikleri başarıyı sen bir kızgınlıkla gideremezsin. En az bir yüzyıl lazım sana. Bak hala dininin ne olduğunu bile bilmeyenler hala dini bütün müslüman geçiniyor,cemaate,tarikate müntesip olmak "müslüman olmak"sanılıyor. Yıllarca bizden değilsen,müslüman değilsin,diyenlerin yanında ne yaptık,söyler misiniz? Ve sonra şimdi o uyduruk müslümanlığı hangi hakla eleştiriyoruz? Kızıyoruz.Buyrun işte internet,buyrun işte cemaat.com hiç değilse yazıyoruz,hiç değilse -az da olsa-okuyanlar buluyoruz. Onları da incitmeyelim.
Selam ve sevgiyle
Seçkin Deniz
dikkat veli göçer
Salı, 13/05/2008 - 08:28 — Sefer YeldirekSelamlar;
Müthiş bir anket. Gel gör ki, ben karşıt mıyım, değil miyim karar verebilmiş değilim. Hadi karşıyız diyelim. Hem de dibine kadar karşıyız iddiasında bulunalım. Karşıtlığı partizanlığa kadar götürelim. Delidolu bir ses tonuyla: "Karşıyım arkadaş!" yaygarasını koparalım. Eh, kopardık. Peki ya sonra. Sonra, tabiki sokaklara atalım kendimizi. Attık mı? Attık! Dervişane bir ruh halini geçirelim üzerimize. "Edeb ya hu!"
Sonra Cahit Ağabey kulağımıza fısıldasın: "Bunları çabucak geçelim sevgilim..." Geçtik mi, geçtik. En azından ben geçiyorum. Geçmeyip de ne yapalım! Bikere cinsiyet icabı konuyla ilgili derin ve ruhsal bağlantılar kuramıyorum. Kurmak da istemem zaten. Eğer bir karşıtlık kuracaksam, "ben karşıyım, evet karşıcinstenim" diyebilirim. Bakın bu daha sağlıklı bir yaklaşım oldu. Bağyanlarla irtibatlı konularda karşıcinsin esame okutmasını oldumolası anlayamamışımdır zaten.
Neyse, uzatmıyayım;
Neden sadece Tekbirin sahibine yükleniyorlar? Tekbirinin sahibi günah keçisi midir? Bu vakıa bana Veli Göçeri hatırlattı. Hatırlarsınız, depremde binlerce konut yıkıldı. Ama sadece Veli Göçer uzun süre içeride kaldı. Bilmiyorum. Belki de tahliye olmuştur.
Şu da var;
Tekbirin sahibinin yanlış bir iş yaptığını düşünmüyorum. Niye düşüneyim ki! Bu bir furyadır. Birileri de bu furyadan nemalanacaklardır. Zaten fıtrat icabı bir realitedir bu. İnsanları bazı şeyleri engellemek için kamplara da bölemeyiz. Birileri birşeye ilgi duyuyorsa o şey hakkında birileri de kalkıp farklı varyasyonlarda bulunacaklardır. Bulunmuşlardır da! Yalnız bir farkla. Birileri kasten gelip birşeyleri gözümüzün içine sokmuştur.
Hamiş;
Karşı değilim. Karşıt olan bir bağyansa eyvallah derim. Başka bir bağyan karşı değilse ona da eyvallah. Fekat, eğer karşı olan direk karşıdansa "sana ne oluyor bilader" demek boynumun borcudur. Bu cümlenin de geniş bir backgroundu vardır. Uzatmayalım şimdi.
tesettür emri erkek kadın ayırt etmez
Salı, 13/05/2008 - 16:02 — Ümit Demirselamlar! komutan askeri selamlar, futbolcu seyirciyi selamlar, orta oyuncusu tiyatroseverleri selamlar! selamlar, selamlarız, selamlarlar...
islam'ın her bir emrini, her bir tavsiyesini kısaltmaya sanki mecburuz! kıyafetleri kısalttık yetmedi şimdi de selamı kısaltıyoruz!
aslında "selam"ın bu şekilde kısaltılmasını da bir nevi modern dünyaya entegre olmak şeklinde algılayabiliriz. her türlü mekana girip çıkarken yani sisteme adapte olurken "esselamualeyküm" demek yerine "selam" der geçeriz de kimse bize öcü gibi bakmaz! di mi? "namaz kılmaktan utanmamızı istiyorlar, utanacak mıyız" gibi bir yazı başlığı vardı cemaatte! evet, tesettüre girmekten utandırıyorlar, abuk subuk kıyafetler buluyorlar! selamunaleyküm demekten utandırıyorlar "selam"ı kullandırıyorlar! ve bunlar gibi yüzlerce madde! bir kültürün, bir medeniyetin yerine başka bir kültür ve medeniyet koyuyorlar ve biz bunu bay-bayan ayrımı derekesine çekiveriyoruz. afferim bize!
ya Hû; şimdi ne demek bayanlarla direkt (t'yi unutmuşsunuz) bir konuda karşı cins laf söyleyemez! bu iş erkeğin işi değilse peygamber (sallallahüaleyhivesellem) niçin erkek haliyle bir bayana "elin, yüzün harici vücudundan başka bir yeri mahremine göstermen caiz değildir" deme gereği duymuştur! islamda kadın ve erkek birbirinden bağımsızsa ayet niye mealen "mümin kadınlar ve mümin erkekler Allah'ın emirlerini uygulamakta ve kendi aralarında uygulatmakta birbirlerinin velisi(amiri, emredeni)dir" buyurmaktadır! ve niye mealen "ehlinizi, yakıtı taşlar ve insanlar olan cehennemin alevinden koruyunuz" emrini vermektedir!
benim annem var, eşim var, kızım, kuzenim, teyzem, yengem...vs. var da var! en yakınlarımı direkt etkileyen bir doğrunun eğriltilme hadisesi beni nasıl direkt etkilemez Allah aşkına! ben şimdi ergenliğe girmek üzere olan kızıma neyi örnek göstereceğim! bana "- ama baba onlara baksana!" derse bu beni direkt etkilemiş olmayacak mı? ve ben ona ne cevab vereceğim? ehlimin sorumluluğu üzerimdeyken "bana ne, kadınlar kendi arasında çözsün mü" diyeceğim! oh, ne iyi iş be! modern hayatın dayatması tekil ve bencil yaşam ayakları ha! yerim ben onu...
bu devirde kimse kimseyi engelleyemiyor da zaten görüyorsunuz. bizimki sadece doğal bir tepkidir. özüne, aslına sadık kalınması noktasında bir ikazdır, nehyi münkerdir, farzdır! bu niyetim haricinde başka bir niyetin -en azından bana- yamanmasını kabul etmiyorum. bu yaptığım, -tekbir varolmadan da- en yakınımdaki çoğu insana söylediğim şeyi bu vesile ile tekrar söylememdir. zaten sadece tekbir'e vuran da yok! sizin yazınızdan önce sadece seçkin deniz'in yazısında bir defa tekbir adı geçiyor o da markalaşma hususunda uyarıyor. kimse bu işin vebalini sadece bir firmaya yüklemiyor yorumlara dikkat ederseniz.
islamî yaşam kıblemizi sapıttırıyorlar buna tepkiliyiz sadece! dünyada velev ki hiç müslüman kadın kalmadı. tuttular tesettür diye bunu öne sürdüler. ben Allahın izniyle o zamanda bile buna dilimin döndüğünce karşı çıkarım. çünkü bu işin kadınla erkekle alakası yok! bırakalım artık şu erkek - kadın ayrımını! adamlar islamı ifsad etme derdinde biz birbirimize kulplar takıyoruz.
bakın şu açıklamayı ben yirmisekiz şubat'ta duysaydım daha çok sevinirdim. ama olmadı! nasib bugüneymiş. fethullah gülen hocanın tesettürle alakalı son açıklamasını netten araştırıp bulabilirsiniz. ben oradan bu konumuzla alakalı şu kısmı paylaşmak istiyorum; "...tesettür, kadının tepeden tırnağa, başka erkekleri tahrik etmeyecek şekilde kapanmasıdır."
biz de bundan fazlasını söylemiyoruz!
Allaha emanet kalasınız
muhabbetle,
_____________________________________
Ey menba-ı ÂŞK! Gönlüme kıldığın nazar-ı mehabbet kadardır kıymetim...
İman ve ruh karışımını seyreltme politikası!
Salı, 13/05/2008 - 16:31 — Sevde AteşyürekBAzıları(!) tesettürün tanımını çok iyi biliyor ki;tesettür adı altında sadece tahrik temalı kıyafetler üretiyorlar.Ve bu kıyafetleri de dindar kesim çok rahatlıkla kendilerine yakıştıra yakıştıra giyebiliyorlar!
Tesettürün amacına hizmet etmeyen, kılıkları arada kalmış insanların tesettür konusu altında incelenmesi bence yanlış.ben bu kesimi ,modernizmin baskısı altında ezilerek müslüman kimliğini tam olarak çıkarıp atamayan kişiler olarak görüyorum.
İnsanlar tesettürün ne demek olduğunu bilmedikleri için nefsin bilinçaltına gönderdiği zararlı sinyallerle kıyafetlerini seçiyorlar.Giyinirken tabiki estetik önemlidir.Fakat bu estetik sınırları Kur'an'a göre belirlenmelidir.Edebi çeşitli yollarla beynimizden silerek yüreklerimizden aldılar.Böylelikle bol giyinmenin iğrenç olduğu günlere geldik.
Biinçli olmayarak kapanan kişilerin tesettürü anlamadıklarını düşünürken,bilinçli olan insanların bu tarz bir giyimi tercih etmeleri beni korkuttu.Çevremizde örnek aldığımız ablaların da bu rüzgara kapıldıklarını gördüm.Kınamıyorum fakat korkuyorum.Maalesef bu bir nesfle mücadele durumudur.Ve bu mücadele de ancak ve ancak oto kontrolü sağlamakla mümkündür.Yoksa rengarenk ve pasparlak pardesüler eşarplar bize çok cazip gelebilir!
Hürmetler..
Batı dünyası, yanlışlar üzerinde yaşadı.
Doğu dünyası, doğrular üzerinde uyudu.
selamün aleyküm
Çar, 14/05/2008 - 07:58 — sadiye ilhaniyiliğe teşvik kötülükten alıkoyma en asli görevimiz.Ancak sessiziz,konuşamıyoruz.Hep içimize gömüyoruz söyleyeceklerimizi.gün geçtikçe hissizleşiyoruz.Allah'ın emirleri dilimizdesadece,yüregimize etki etmiyor her nedense.Gittikçe uzaklaşıyoruz ilahi format olan fıtrattan.Ruhumuz tutsak,rahat hareket edemiyoruz.Onun ,şunun, bunun derdindeyiz.Kardeşlerimize yaklaşamıyoruz.Aynı evi paylaştığımız insanlarla bile bir araya gelemiyoruz.Sohbet,muhabbet yerini lanet televizyon almış.Binbir türlü iğrençlikleriyle insanların nefislerini okşuyor,en şerefliyken insan,en rezil hale geliyor.Rabbim hepimizi kendine layıkıyla kulluk bilincine ulaştırsın inşAllah.Selam ve DuA İle
ahh be ahh
Salı, 13/05/2008 - 06:52 — Ceylin TanAhh be ahh..
cicili bicili kıyafetler içindeki bakımlı süslü "cool" "tesettürlü" bir bayana bakışlarını odaklayan sonra yine öyle bir bayanı kendine eş tercih eden -"İslamcı" diyemiyorum- muhafazakar erkeklerimiz!.. Ve kendini -haliyle- beğendirmeye çalışan muhafazakar genç kızlarımız... ah be ahh
ceylin'ce..
Niye?
Salı, 13/05/2008 - 06:57 — Tuba Nur Arıcan“Niye böyle?” diye sorgulamak gerektiğinde hayli sebep ileri sürülebilir. Zamana ve mekâna ayak uydurmak, başkalarına hoş görünmek, bakımlı olmak, eşini memnun etmek… Ya da cehalet, Allah’la irtibatın azalması, kapitalist yaşam tarzının hakimiyeti…
Saydığımız sebeplerin birçoğunun da irtibatlı olduğu kapitalizm, tesettürümüzü “türban”dan ibaret gösterirken, onu gönüllerimizden çok vitrinlerimizde önem arz eder hale getirdi. Hayatiyeti “sürekli tüketime” bağlı olan kapitalist sistem, tesettürü de, mütesettir insanları da son hızla tüketir oldu.
Dinimizin gereği, kimliğimizin ayrılmaz bir parçası olarak gördüğümüz örtümüzün okul kapılarında başımızdan alınmasına “Asla!” dediğimiz günler henüz çok geride kalmamasına rağmen, bugün “ekonomik özgürlük(!)” elde edebilmek için farklı şekillerde taviz verir olduk tesettürümüzden. Müslüman erkekler ise “Tekbir Center”dan giyinmiş, “prezentabl” eşler arar oldular yanlarına.
Başörtüsüne özgürlüğü savunanlardan bazılarının, “Müslüman kadın, şehirde aslında türbansız bulunamayacağı birçok alanda türbanıyla bulunarak modernleşiyor, özgürleşiyor” ifadelerini burada düşündüğümüzde “Müslüman erkekler de yanlarında ‘prezentabl türbanlı’ bulundurarak kapitalist dünyada kabul görebiliyorlar ya da başörtülüler ancak ‘türbanlı’ olduklarında kendilerini orada var hissediyorlar” diyebiliriz belki.
Nitekim günümüzde kadının prezentabl olması, sunulabilir ve alımlı olması, olmazsa olmaz şart. Vitrinler, reklâmlar son derece önemli görülürken, kadının da tıpkı vitrinler gibi alımlı, cazibeli olması isteniyor artık. Görünenin ardı çok önemli olmuyor bile bazen. Dolayısıyla dinini hayatının merkezine alması gereken kadınımız, erkeğimiz de bu duruma ayak uydurmaya çalışıyor elinden geldiğince. Kadınlarımızın bazısı Nişantaşı’nı pek de aratmayan Fatih’in lüks mağazalarından, bazısı semt pazarlarından, ama görünürde hayli birbirine benzeyen kıyafetlerle endam sergiliyor caddelerde. Erkeklerimiz ise bakımlı, “modern(!) türbanlı” eşlere sahip olmanın gururuyla dolaşıyor.
İnsanın asıl vazifesinin dua, kulluk ve ilim vasıtasıyla tekemmül etmek olduğunu unutturdu bize bu kapitalist tarz-ı hayat (Lifestyle da denilebilir). Bugün sanki iyi bir okuldan mezun olmak, bol maaşlı bir işe, iyi bir kariyere, iyi bir arabaya, eve, gösterişli veya zengin bir eşe sahip olmak asıl vazife kabul ediliyor. Dilimizle bunu inkâr etsek bile tercih ettiğimiz hayat onu gösteriyor. Dolayısıyla tesettür anlayışımız da nasibini alıyor “asıl vazifemizin değişimi”nden.
Medya ise bir gün, “türbanlılar arttı,” diğer bir gün “türbanlı sayısı azaldı” sonuçlarını çıkardığı anketlerine ya da iktidar mücadelesinin yansıması olan manşetlerine malzeme olarak görüyor onların tabirince “türbanlı”ları.
Oysa, “Akleden kalpten duygulara, duygulardan âzâlara, âzâlardan elbiselere yansıyan iman şuurunun görüntüsüdür, resmidir...” tesettür. Biraz bunu düşünsek ve yaşamaya çalışsak yeniden? Ne dersiniz?
"Görünmek kolaydır, Olmak zor.."
Ah Ulan Rıza..!
Salı, 13/05/2008 - 17:30 — Musab YasirÖylece konuşacaktık ya Üsküdar'da. Çınaraltında oturup geleni geçeni kesecektik, gıybetlerini foreverleyecektik ya.. Nerede kaldın? Ben ikindiyi farzlayıp gelmiştim. Nerden bileyim koca üsküdarda müezzin kalmamış gibi bu işe soyunduğunu. Gıybete tevbe edip kendi boyunla hemhal olduğunu...?
Evrilegelen bir düşünce sistemim var, tabi ki öncelikle selam olsun, ama gönülden olsun. Selamun aleyküm, yahut esselamu aleyküm ne demek diye sorsak "Allah'ın selamı üzerine olsun demek" derler. Pardon, lafızda Allah nerede? Selam demek bir tercihtir. Ama bir kimlik asla değildir. Tıpkı Yerhamukellah yerine "Allah sana rahmet etsin" dediğim gibi, bu da benim tercihlerimden biridir ki o tercih Filistin gecelerinde "kahrolsun Akp" diye bağırMAmakla paralel gider..
Dünyanın bütün mü'minelerini davet ediyorum. "Kardeşim Nur 31'den evvel Nur 30 var" demeye.. Kardeşlerden bir kardeş şöyle yazmıştı ya yukarılarda biryerde; "her türlü kot pantolonu giyerler, 10 metrelik koku sürerler, arabalarda fink atarlar vs" diye. Şimdi bu başörtüsü mevzusu beni AhmetHakanlaştırmaya devamedegeldiği gibi devamedegidecek gibi de duruyor... Öyle mi, o zaman ben de şunu öneriyorum. Kısa kol giyen erkekler en azından sussunlar. Bu empatinin kıyıcığından tutmak için gereklidir. Zorunlu diyemem. Bana ne derim.
Pirinci taşından, taşı da pirincinden ayırmak gerekmez mi? Sahi, ilginç olan bilinç mi, yoksa pirinç mi?
...gör ki raksederek ağlamak da varmış hesapta...
ve o; suphi!
Salı, 13/05/2008 - 23:18 — Ümit Demiryani bunları yazan sen misin deme gereği hissediyorum! kısa kollu elbise giymeyen erkekler mi? -takva gereği uzun kollu giymenin önemini öğrendiğimden beridir sayılıdır kısa kollu elbise giyişim- buna rağmen hayırdır, ayetlerde ya da peygamberimizin hadislerinde böyle bir emir mi var musab kardeşim! Allaha kulluğun doruklarından birisi de hacc ibadetidir mesela, orada bile kısa kollu elbise giyen erkekleri görmez misin! takva cihetinden uzun giyen giyer de yapmayanları kınamak nedendir ve dahi onu bir farz ile bir tutmak niyedir! ya Hû, başka yerde öze dönmekten bahseden sen burada kalkmış neyi ne ile mukayese ediyorsun!
biz kişisel günahlardan bahsetmiyoruz arkadaşlar! en günahkârınız benimdir, boşuna başkalarına laf atmayın. fakat ben günahın günah olduğuna iman etmişim! fark burada... günahımda bile Allah'a karşı mahcubiyetim var, Allah var! biz günahlardan bahsetmiyoruz arkadaşlar! hayır, kişinin günahlara bulaşmasından bahsetmiyoruz. biz, dine uygun olmayan bidatlerin, dine sonradan eklenen sunîliklerin dinimizi/yaşantımızı yamultmasından ve bu yamuklukların doğruymuş gibi, gerçek dinmiş gibi algılanır olmasından korktuğumuzu ifade etmeye çalışıyoruz! Allah'ın koymadığı yasakların, kuralların ve yaşam tarzının müslümanlar arasında hüsnükabul görmesinden endişe ediyoruz! aynı şey mi Allah aşkına!
e senin dibin kara o zaman bırak bir şeyleri doğrultma eğri gitsin!
yanlış! hem kendini düzeltmeye çalışacaksın, kendini istikamete koyarken de dinini muhafaza etmeye çabalayacaksın! doğrusu budur Allahuâlem! yoksa Allah aşkına kim mükemmel! bizlere ders veren kim mükemmel... mükemmel kocayı bekleyen kız gibi evlenemeden yaşlanır gideriz eğer mükemmeli yakalayanı bulacağız dersek!
kapalı konuşmana gerek yok ki! selam konusunda ne diyorsun? bir insana rahmet dilersen oradaki rahmet zaten Allah'ın rahmetidir! selamdaki de buna benzer. esselam Allahın isimlerinden biridir, bu bir! yani Allahın adı olması hasebiyle Allah'ın selamı... ikincisi "Allahın selamı" tamlamasındaki selam'dan kasıt zaten uzun olarak söylenen selamdır. bunu halkın dilinde görürsün mesela; "benden bir Allah'ın selamını bile esirgiyor!" gibi... oradaki selamdan kasıt birbirimize verdiğimiz, peygamber tavsiyesi olan selamlaşma şeklidir, bu da iki!
selam'ın anlamını sen benden daha iyi bilirsin. rahmet misalinde olduğu gibi; sen birine selam üzerine olsun dersen orada Allah zaten tabi olarak ardından gelir. "Allah" lafızda olmayabilir! Allah güzel olan her bir şeydedir... zaten O'ndan gayrı ne görsek yalan değil midir? yerhamükellah da ise zaten lafızda da Allah ibaresi vardır ve senin kullandığın cümle onun tercümesidir. yani sonuç olarak aynı şeyi söylemiş oluyorsun. orada herhangi bir farklılığın yok ki! keza esselamualeyküm demek yerine "Allahın selamı üzerine olsun" dersen de aynı şeyi demiş olursun. sonuçta duadır, türkçe yaparsan da kabul olur inşâAllah!
kaldı ki bu kısa kullanımı ben müslüman olmayanlarda da görüyorum. e o zaman müslümanın farkı nerede! kimlik değil mi sence bu! selam deyip yanındakiyle selamlaşan bir hippi ile müslümanın farkı nerede olacak! bir de biri bana "selam" derse ben ona nasıl mukabele edeceğim! peygamberin bu konudaki uygulaması nasıl olmuştur, bilgi verir misin?
yani Allah aşkına, sırf muhalif olmak için neler diyoruz biz böyle! genel ve büyük sorunu görmezden gelip takılıp kalınan şeylere bakın; yok kısa kollular, yok bağyanlar, yok parfümlüler... daha önce de denildiği gibi benim mantığımda bir sorun var ise bu yazı da cemaatteki son rahatsızlığım olsun! cidden bende mi sorun arkadaşlar, Allah rızası için deyiverin hele! vallahi bu son olur...
Allaha emanet kalasınız
muhabbetle,
_____________________________________
Ey menba-ı ÂŞK! Gönlüme kıldığın nazar-ı mehabbet kadardır kıymetim...
kısa kol
Çar, 14/05/2008 - 05:19 — rüştü hacıoğlutakvaya nekadar uygun yada uygunsuz bilmiyorum ama ihramdan yola çıkacak olursak daha kapalı olduğu kesin. Ümit Demir'in canı epey sıkılmış, gitme kal diyeyim hernekadar cemaatin kalacaklarını ve gideceklerini belirleme görevi bana verilmemişse de. Zaten henüz bu tip bir görevlendirme yapılmadı sanıyorum yada yapıldı bana bildirmediler yada bunları boşver sen kal. merak etme sorun sadece senin mantığında değil. yalnız olmadığın için yalnız gitmen doğru olmaz, hoş tüm mantık sorunlular gidecek olsa cemaat sitesini de kapatmak lazım.hani her ortamda vardır bi adam, sorun çıktığında araya dalar 'dur yapma abi' cidirler ve sırf bunun için bile varlıkları gurubun diğer üyelerine güven verir; gidenlere de 'dön be abi-abla' mesajı vermektir işleri falan.
şimdi bunlara can sıkıyoruz ama daha da vahimi şu ki bilmiyorum haberiniz varmı, geçtiğimiz hafta fatih üniversitesinde elleri müslüman kanlarıyla kirlenmiş bir siyoniste çiçek verdiler tesettürlü bir kızımızın elinden.elbette kısa kollu gömlek,parlak olmayan başörtüsü konuşulsun ama bunları konuşan insanların hassasiyetleri-değerleri Kudüs ile irtibatlı olmalarını zorunlu kılıyor; eğer kılmayacaksa, ben size bir iyilik yapayım sorununuzu çözeyim: boşverin milletin nasıl tesettürü olması gerektiğini, Fethullah Gülene danışalım: başörtüye peruk, kanlı ele ariel...
yunaytıt kingdom kıraliçesi onuruna verilen yemek muhteşemdi, ancak cumhurbaşkanı kadeh kaldırma işine yengeyi karıştırmamalıydı; aklıma 'cesur yürek'(brevhard) filminin final sahnesini getirdi: iki lord at üzerinde konuşuyor beriki ötekine 'kıçını yıkadınmı?' diye soruyor, öteki:'neden?' diyor, beriki:'çünkü az sonra onu bir kral öpecek!'
60.yıl kutlamaları işgalcilerin, hürriyetinde 60. yılı; yaptıkları reklam filmi ne kadar etkileyici, nekadar çok doğru kullanıyorlar eğilmek için. o reklam filmi işlerin nasıl döndüğünü iyi özetliyor, hiç utanmadan arsızca...
Bugün müslümanlar beyazıt meydanında işgale hayır diyecekler,ilgilenenlere duyurmuş olalım.
SELAMÜNALEYKÜM
"dövüyon mu, seviyon mu"
Per, 15/05/2008 - 16:47 — Ümit Demir"dövüyon muuu, seviyon muuu; inankine annamadım" derler ya; seninki de öyle olmuş be rüştü hacıoğlu:) "mantığın sorunlu ama sen yine de aramızda barınabilirsin ümit" der gibisin sanki:) hem ben de zaten gitmeyecektim; sadece amuda kalkmış bir halde yazı yazdığım algılanıyor idiyse yorum göndermeyecektim! yani gidicilere dur diyen ağır abi rolünü kapmana engel oluyorum :) neyse, mesele zatım değil zati.
canımı sıkan konular da detaylar değil. anlatmaya çalıştım ama bir dahi anlatayım. oyunbozucu detayların kural gibi algılanıp uygulanma zorunluluğuna çekilmesi sonucunda örneğini verdiğin o fotoğrafta hepimizin konu mankeni olarak bulunmamızın istenmesi! canımı sıkan, bunları konuşmamız gerekirken oyunbozucu detayları çözmek yerine savunma amaçlı sistem içi detayları öne sürüyor olmamız!
biraz anlaşılması zor/kapalı olduğunu biliyorum yazdıklarımın. ama böyle daha çekici duruyor gibiyim:)
_____________________________________
Ey menba-ı ÂŞK! Gönlüme kıldığın nazar-ı mehabbet kadardır kıymetim...
önemsiyorum
Per, 15/05/2008 - 18:50 — rüştü hacıoğlubir insan seslenince, duyması ve görmesi gerekenin ben olduğumu düşünür üstüme vazife edinirim. kalabalığın içinde gizlendiğini zannederek hayatı ve insanları dikizlemek ağırıma gidiyor; çıkıp 'merhaba' demenin insani olduğuna inanıyorum. velevki bu çok ahmakça olsun. velevki ahmak olan da ben olayım; kalabalığın içinde ahmak olduğumu gizlemektense, öne çıkıp ahmak olduğumu bileyim, ki bu biliş belki bundan sonrasını ahmakça geçirmeme engel olur, belki biri elini uzatıp ahmaklıklarımı süpürür üstümden, belki sadece yardım etmeye çalışmış olur, 'değmez' mi, 'değer' mi, 'değer'siz mi?
SELAMÜNALEYKÜM
neopapatya falı
Per, 15/05/2008 - 21:27 — Ümit DemireyvAllah! önemsediğin, değer verdiğin için teşekkürlerimi sunuyorum. bi önceki mesajımda birilerini ahmak yerine koymak gibi bir niyetim yoktu, öyle anlaşıldı ise de özür dilerim.
muhabbetle,
_____________________________________
Ey menba-ı ÂŞK! Gönlüme kıldığın nazar-ı mehabbet kadardır kıymetim...
Noktalar.. Noktalar.. Saygılar efendim, saygılar!
Cts, 17/05/2008 - 22:09 — Rumeysanur CanMüthiş bir soru, müthiş yorumlar! Hakikaten düşünüyoruz, maşallah! Allah ufkumuzu genişletsin, doğru yol olan Hakk yolunda bizleri sabit kılsın inşallah!
Geçen gün nereden geldik bilemiyorum ama konu tesettür defilelerine geldi. Hanımlardan birinin düşüncesi ilginçti: "Tesettür, defilelerde gösterildiği yahut sokakta gördüğümüz adeta gökkuşağının yansımaları değilse bile, bu tür defileler insanlara tesettürün normal olduğu düşüncesini aşılıyor. Sokağa bakarsanız, artık başörtülülerin varlığı çok daha normalleşti. Özellikle 28 Şubat olaylarından sonra... Bu iyiye işaret!"
Öncelikle bu hanımefendiye buradan birkaç cümlecik iliştirmek istiyorum. Tesettür, madem ki gökkuşağı yansımalarını andıran, aslında tesettürün anlamından bihaber hanımların kıyafetleri ve buna paralel olarak seyreden defilelerdeki kostumler değil; öyleyse bu tür simgelerin, imgelerin, davranışların, oluşumların, projelerin, yapılanmaların ... artık siz ne derseniz onların ... insanları tesettüre yaklaştırdığını söyleyemeyiz. En başta bu abes olur. Neden mi? Çünkü bu tesettür değil kardeşim! Tesettür olmayan bir şeye tesettür lafzını iliştirerek insanlara tesettürü sevdirebileceğini düşünenler tesettürün anlamıyla yahut varlığıyla ne derece iç içeler sormak istiyorum.
(Ercan Beyefendi'nin satırlarına tebessümlerimi ve hassas tesbitleri için tebriklerimi iliştiriyorum.)
Hafsa Yılmaz Hanımefendi bu tür kapalı hanımlara karşı tutumumuzdan yakınan kelimeler sarf etmiş. Bu hususta benim çok önemli olduğunu acizane düşündüğüm bir bahsi açacağım şimdi. Düşününüz, irdeleyiniz ve cevaplayınız lütfen! Türkiye'ye ilk defa gelen bir turist, ilk nereye gider?
Harika, bildiniz: İstanbul'a!... Peki, bu turistin Müslüman olmadığını, İslam'dan az buçuk haberdar olsa da, hiçbir Müslüman ile karşılaşmadığını, karşılaşmış bile olsa (başka bölgelerde), bir Müslüman-Türk Bayan ile ilk defa karşılaştığını düşünün! Ve siz, ey Müslüman Hanımefendi, üzerinizde bulabildiğiniz denli parlak ve hat belirleyici bir dış kıyafeti (boyundan söz dahi etmiyorum çünkü böyle bir dış kıyafet giymeye gereksinim duymayıp, ceket pantolon ve üzerine de utanmadan başörtüsü takanlarla her gün karşı karşıya geliyorum. Allah affetsin lakin önce doğru yola ulaştırsın inşallah-u Teâla!) olduğu halde, eşarbının örtülüş şekli dahi eşarba benzememek durumundayken, bu turistin Türklerin İslam anlayışı hakkında yahut kendisinin İslam'a bakış açısında ne türk bir değişim olmasını bekliyorsunuz acaba?
Başörtü takan bir hanım, yalnızca kendisini yansıtmaz! Başörtü bir simge midir? Evet, başörtü bir simgedir! Neden? Başı açık bir kimseye kendinizden emin bir şekilde "BU hanım kesinlikle Müslüman'dır!" diyebilir misiniz? Ben diyemem! Ama başörtüsü, simgeleşmiştir! Bir Müslüman hanım, giydiği kıyafete dikkat eder. Çünkü başörtülü bir Hanım yalnızca kendinden sorumlu değildir! Yalnızca kendisini ilgilendirmez o kafasındaki takdire layık olması gereken bez parçası!
İslam'da dini yaşamak Hıristiyanlık'ta (sonradan değiştirilip bu hâle getirildiği üzere) Rahip ve Rahibelere mahsus değildir. Biz (afedersiniz ama) her haltı işleyip sonra da cennete gidemeyiz (!) ama ne yazık ki toplumumuzda bu yöne doğru da bir kayış var. Boşverin siz, aldırmayın! "Onların kalbi temiz!" Gerçi,o da zor şimdilerde... Allah bozmasın, ne diyelim! (!) (!)
Bizler, hanımlar olarak, tesettürün anlamını, işlevini, misyonunu algılayamadıkça, sektör para kazanma uğruna şereflerimizi ayaklar altına utanmadan serecektir! İş, bizde bitiyor! "Aman yavrum, tamam sen ört başını, istersen kan kırmızısı başörtüsü de alırım sana ben, giysen giymesen bir farkı olmayan tenine yapışmış pantolon da, sen iste üstüne bildiğin kısa ceket de alırım! Aman kafandaki bez parçasını çıkarma!" Siz o kırmızı kanların zamanında o bez parçasının simgelediği dininiz uğruna ne kadar aktığını bilmiyor musunuz? O kıyafetin üzerinde kafanıza toka misali süs için geçirdiğiniz bez parçalarıyla bırakın kendinize bir yararı dokunmasını, bu ümmete ne kadar zarar verdiğinizi göremiyor musunuz?
"Ümmetiniz hayat bulsun diye ölmeye hazır mısınız?" diyor Hasan el-Benna (Allah onlar gibi olabilmeyi, onlar gibi ölebilmeyi nasib etsin, cennetine kabul edeceklerinden eylesin bizleri inşallah-u Teâla!) Siz, ey tesettürün mahiyetinden bihaber olan adı kağıtta kalmış Müslüman Hanımlarımız, ümmet için ölmeyi geçin, kendinize yararı olduğunu sandığınız o bez parçalarını yararı olacak biçimde takmayacaksanız, bari tamamen çıkarın da bizlere zarar vermeyin! Tesettür normalleşsin (sanki normal olan buymuş gibi), yaygınlaşsın bilmem ne diye kendimizi kandırıp da dinimizi katletmeyelim!
Evet Muammer ağabeyim, tek siz sinirli değilsiniz! Siz ve biz, bu ümmet bu yolda seyrettikçe kelimelerimizi kimseden esirgemeyeceğiz!
"Çocukluğumu özlüyorum...hani şu yara bere dizlerimi pamukhelva yapışmış suratımı evde suç işlediysem saklandığım kapı arkasını... Oysa çoktan sobeledi hayat!..."
cevap
Paz, 18/05/2008 - 14:36 — hafsa yılmazRumeysanur Can Hanımefendi iyi güzel anlatıyorsunuz müslümanlığı başörtüyü.. Ve yine aşağılıyorsunuz bu türden kapalıları .. Ben onların dine yakışır bir görüntüye sahip olduklarını savunmadım. Sadece böyle kapalılardan sizin tabirinizle burda yakınarak elinize bişey geçmediğini ifade ettim. Herhangi bir turistin gelipte müslümanlık hakkında ne düşüneceğini hesap ederken burda yazılanları okuyan kırmızı başörtülü hanımı daha fazla uzaklaştırabileceğinizi hesap etmediğinizi söylemeye çalıştım.
Siz onlara yardımcı olabiliyormusunuz onu söyleyiniz. Kaçını müslüman hanım görüntüsüne kavuşturmak için uğraştığınızı söyleyiniz. Doğru olana yakınlaştırdığınızı söyleyiniz.
Yoksa burda vay efendim pantolonuda giymiş başınıda örtmüş böyle kapalılık olurmu diyerek bişey olmaz. Kimseyi inciterek bir yere gelinemez. Bence siz yazdıklarınızdan çıkardığım kadarıyla simge olarak taktığınız başörtüyü özümseyememişsiniz. Benim düşüncem nasıl kapanmış olursa olsun böyle takıp beni, bizleri zedeleyeceğine çıkar at düşüncesi değil. Ben farklı bir yol izlemeyi tercih ediyorum. Güzel olanı sert cümlerle değil sevdirerek anlatmayı yeğlerim.
Sizde bu yolda bu türden cümleler sarfettikçe inanın bende sizden sözümü esirgemeyeceğim...
Aşağılamak??
Salı, 20/05/2008 - 21:48 — Rumeysanur CanBakın Hafsa Hanım, şu an, şu bulunduğumuz mekânda tartıştıklarımız sizin bahsinizden daha yüksek mertebelerdedir. İşin sizin görmediğiniz boyutları mevcut. Bu sebeple lütfen insanları itham ettiğiniz kelimelerinizi daha itinayla seçiniz. İstirham etmekteyim.
Biz yakınmıyoruz, şurada gördüğünüz insanların hepsinin birer düşüncesi, sebebi var, ortaya koyuyoruz bunları. Müslümanlar ortada bir sorun varsa bir araya gelip, enine boyuna tartışıp, onu çözmeye çalışırlar. Şu anda en büyük problem düşünmüyor olmamız. Zaten düşünmediğimiz için geliyor tüm bunlar başımıza. Sakin kafayla oturup tekrar okuyun tüm şu yorumları. Sinirlenmemiz için çok sebep var, sinirimiz size değil, işleri bu hâle getirenlere, böyle olmasına vesile olanlara...
İş kafa yormakta öncelikle... Bunu anlamalısınız ve burada insanlar kafa yoruyorlar gördüğünüz gibi. Bize katılmayan birçok insan var (yani bu sitede olmayan ve bunları okumayan), ben elbette onlara ulaşmaya çalışıyorum ama her insana ulaşmanın yolları aynı olamaz. Ve ben tüm insanlara ulaşamam. 16 yaşındayım, hatırlatma gereği duyuyorum. İnceleyen olursa bu sitede yazdığım hiçbir yorumumda boyumu aşan laflar etmedim. Ama boyumu aşmaya çalışan işler peşinde koşturuyorum. Şu an tüm insanlığa ulaşamam elbette ama gücüm yettiğince bunu yapıyorum. Zaten bu yalnız benim sorumluluğum değil, tüm Müslümanların mesuliyeti. Herkes kendi işini yapsa sorun kalmayacak.
Çok özür dileyerek söylüyorum ama tasvir ettiğim kıyafete(altta pantolon, üstte bildiğiniz boyu bele gelen daracık bir ceket ve boynunu hatta bazen saçını dahi gösteren bir başörtüye) ben tesettür demem ve "Böyle yapacaksan hiç yapma daha iyi" derim yani. Kafandakinin anlamını bilmedikten sonra örtmenin ne yararı olur ki sana? Niye örtüyorsun açıkla o zaman? Başörtü niye var? Neden tesettür diye bir emir konulmuş bayanlara? Hiç mi kafa yormaz bir insan başını örterken? Niye örtüyorsun, buyur cevapla!
İnsanlar düşünmüyorlarsa, düşünmelerini sağlamak düşünenlerin üzerine mesuliyettir. Burada düşünen insanlarla birlikteyiz, derdimiz açık ve net, bırakınız içimizden geldiği gibi belli kriterlere -mâlumunuz- uyarak dile getirelim.
Başka sorusu, anlamadığı nokta olan? Yanlış anlaşılmaya müsaitiz, kalemimiz toy, törpülemek zaman mı alacak ne?
"Çocukluğumu özlüyorum...hani şu yara bere dizlerimi pamukhelva yapışmış suratımı evde suç işlediysem saklandığım kapı arkasını... Oysa çoktan sobeledi hayat!..."
cevap
Çar, 21/05/2008 - 20:53 — hafsa yılmazBakın Küçük Hanım, sizin tartışma mertebenize erişemediğimi ve göremediğim boyutlar olduğunu düşündüğünüz için hiç üzgün değilim. İnsanları itham ettiğiniz kelimeleri bence önce siz tarttıktan sonra yazın.
Tekrar okuma gereği duymuyorum çünkü çok iyi anlayabiliyorum yazılanları Allah'a şükür. Düşünebiliyorum. Nasıl yardımcı olabilirim diye düşünüyorum. Ama asla şunu sizin rahatlığınızla söyleyemem söylemem: "Böyle yapacaksan hiç yapma daha iyi" . Asıl bu çok ağır bir cümledir.
Şunları soruyorsunuz insanlara "Niye örtüyorsun açıkla o zaman? Başörtü niye var? Neden tesettür diye bir emir konulmuş bayanlara? Hiç mi kafa yormaz bir insan başını örterken? Niye örtüyorsun, buyur cevapla!" peki bu soruların cevabını bulabilselerdi böyle olurmuydu. Bende bunu anlatmaya çalışıyorum. Böyle yardımcı olunamayacağını söylüyorum.
Belliki ne siz bana hak vereceksiniz ne de ben size.. Allah size boyunuzu aşmaya çalıştığnız işlerde yardımcı olsun bana da kendi yolumda yardımcı olsun.. Selametle
"Göbeği açıkta kalan mütedeyyin kadınları koruma vakfı!"
Per, 22/05/2008 - 13:55 — Muammer DerinToplumsal sorunları tasnif etmek, meseleyi doğru tahlil edip çözüme katkı sağlamak amacı ile yapılır. Yoksulluğutartışmak; Fakir - zengin farklılığından, bir sosyal AYRIMCILIK! üretildiği anlamına gelmez. Yada "ictihad" meselesini tartışmaya açıyorsanız; mezhep AYRIMCILIĞI yapmış olmazsınız! Toplumsal problemlerin çözümü ile ilgili farklı yöntemler önermek de; siyasal AYRIMCILIK olarak nitelendirilemez!
Birileri İslamın değerlerini "pazar"a çıkarıp SATIYORSA! Yaşantımız dine uymazsa dini yaşantımıza uyduralım diyen birileri de MÜŞTERİ oluyorsa, bu durum müslümanları ilgilendiren sosyal (toplumsal) bir sorundur. Biz bu SORUNU tartışırız! (Üstü kaval altı şişhane tarzı) giyinen birilerinin, sorunun bir yerinde bulunması, bu durumu sorun olmaktan çıkartmadığı gibi bizim tartışmamızı da engelllemez! Birileri darılırmış! Gücenirmiş! Kırılırmış!
Amacı, birilerini kırmak, aşağılamak olan varsa; o da onun sorunudur! Hele buaşağılamayı "gayretullah" iddiası ile, yapıyorsa, iki kere onun sorunudur! Bize ne?!
Yaşadığımız ülkede, topluma model olarak sunulan bir sosyal yaşam var. Bu model, İslamın değerleri ile bir hayat önermiyor! Siz müslümansınız; ne yapacaksınız? Ya, pragmatist bir yaklaşımla, "model" olarak sunulan sosyal yaşam içinde kendinizi konumlandıracaksınız. Ya da, müslüman olarak, kendi değerleriniz ile bir hayat talep edeceksiniz. Bu nokta; gözden kaçırılan bu nokta, çelişkilerin de odak noktasıdır.
Model olarak sunulanla kendi değerlerinizden birkoalisyon çıkartmaya kalkışırsanız; tartışacak zemin bulamazsınız. "Pazarlık" yaparsınız!
Kendi hayatınızı, size "model yaşam" sunanlar ile "pazarlık" ederek tanzim etmeyi kabullenmek; "İkna" etmek kadar, "ikna" olmayı da gerektirir! Pazarlık etmeyi kabul edenlerle, reddedenler arasında ki ÇATIŞMADIR, yaşananlar. Biz "pazarlık" etmeyi reddedenlerdeniz! Ya siz?!
Kimse geveleyip durmasın! Ne söyliyecekse açık seçik ifade etsin! Biz de, geveleyip duranlara kırılıyoruz! Bizi üzmek caiz midir?
Ucu hiç kimseye "dokunmayan", kimsenin " üstüne alınmadığı", kimcenin "gücenip darılmadığı", bir tartışma konusu var mı? Olabilir mi? Öyle bir konu, ne diye tartışılsın ki?!
Tartışılan sorun, kadın odaklı olmakla birlikte, bu ülkede yaşayan MÜSLÜMANLARIN sorunudur. Ve müslümanlar kendi sorunlarını tartışıyor; komşu kızı Rukiyenin, açıkta bıraktığı göbeğini değil! Rukiye her biyerini de açabilir; her biyerini de istediği gibi "örtebilir"!
Onlar için ne yapmamızı öneriyorsunuz? Vakıf kuralım mı? "Göbeği açıkta kalan mütedeyyin kadınları koruma vakfı!" GAKMKK (gakmak) "Tesettür" defileleri de vakıf yararına yapılır artık!
Burası; laik, demokrat, SOSYAL HUKUK devleti değil mi? Hadi biz, üzerinize afiyet "RAHATSIZIZ!" Siz neden sinirleniyorsunuz?
... Gerisi... ?
Per, 22/05/2008 - 18:54 — Rumeysanur CanMuammer ağabeyim meseleyi oldukça açık dile getirmiş, kalemine Rabbim uzun ve bereketli bir ömür versin inşallah :)
-Yalnız kalemine mi?
-Elbette HAYIR! :)
Daha evvel bahsimizin kimseyi aşağılamak olmadığını çok açık bir cümleyle belirtmediysem de (sözlerimden amacımın bu olmadığının çıkarılabileceğini düşünmekle beraber) her hâlukarda tekrar dile getiriyorum. Biz düşünmeye çalışıyoruz, sorunlarımızı en tabî hakkımız ve bir anlamda görevimiz olarak kardeşlerimizle paylaşıyoruz. Ayrıca böyle bir ortamı bize sunanlardan da Allah razı olsun...
İnsanlar bilinçli bir biçimde örtünselerdi, örttüklerinin bilincinde olsalardı bu sorunlar olmazdı, evet. (Ama sadece sebep bu da değil. Sizin eğilim açınız da işin bir başka boyutu, eğilmenize ön ayak olanların hatta bizzat bunu amaç edinmiş olanların bulunduğu nokta da bambaşka bir boyut.) Düşünmemiz gerekiyor, düşünenlerin de düşünemeyenleri düşündürmesi gerekiyor. İnsanlara bu soruları sormamız gerekiyor. Onlar kendileri sorgulayamıyorlarsa birşeyleri, bizim ön ayak olmamız gerekiyor. Bu sorular da merdivenimizin ilk basamakları belki de... İster dallayıp budaklandırıp söyleyin, ister dobra dobra; ister güllerle bezeyin, ister sade ama samimi... Davetçi davetini davet edilene davete en uygun biçimde sunmayı bilir.
"Pazarlık" mı? Hayır, hayır, hayır! Zeyneb el-Gazali'yi hayırla yâd ederek, onun gibi olabilmeyi tekrar tekrar dualarıma iliştirerek, gönül rahatlığıyla cevaplıyorum: HAYIR!! Uğruna gözümü kırpmadan canımı vereceğim dinimi "pazarlık" kelimesi kadar (bu hususta) canımı acıtan bir kelimenin yanına dahi koymaya içim el vermiyor. (Düşünün yalnızca aynı satırdan bahsediyorum!) Mühimse mühim... Ama bu en mühimi!
Biz belki RAHATSIZIZ Muammer ağabey, ama ben bundan mutmainim (hem de OLDUKÇA). Çünkü OLDUKÇA-RAHAT olanların yanında öyle veya böyle RAHATSIZ olmak belki de bir ödüldür bizim için... ("Belki de" gereksiz mi kaçtı ne :)
"Çocukluğumu özlüyorum...hani şu yara bere dizlerimi pamukhelva yapışmış suratımı evde suç işlediysem saklandığım kapı arkasını... Oysa çoktan sobeledi hayat!..."
...
Per, 22/05/2008 - 20:43 — hafsa yılmazAğlıyımmı güleyimmi bilemedim yazdıklarınıza... İster göbeği açıkta vakfı kurun ister çarşaflılar vakfı kurup başkanı olun.. Size kalmış...
Ben fikirlerimi söyledim. Gerisi de beni pek alakadar etmiyor bundan sonra.
ve o; suphi
Çar, 21/05/2008 - 09:46 — Suphi BayramÇocuklarımın kız olanı 23 yaşında.
Senelerdir devletin en kavi kurumunda, yer yüzünde tek başımıza kalmış gibi,zerre taviz vermeden yaşadık.Bizimle hem fikir tüm arkadaşlarımız bile bizden kaçtılar.Baş örtüsünü savunmanın ötesinde Allah cc emr-i Fermanına uymanın hazzını duyarak yaşadık.Pardüsömüzden veya eşarbımızın bir kıyısında ayrılmadık elhamdulillah.Bir baba olarak imam hatip orta üçten ayrılmak zorunda kalan kızıma hep yeni kapıları işaret ettim.liseyi dışardan bitirdi,hafız oldu,halen bir yatılı eğitim ocağında ilahiyat seviyesinde çok değerli hocalardan eğitim alıyor.Hoca olacak.
Taviz vermeden neler olabilir anlatmak istedim.
Şöyle bir etrafımıza baktığımız da çoğunluğun biz olduğunu görürüz.Biz çoğunluk ken düştüğümüz hale bakınız.Sanki biz de aslında sizdeniz de görüntümüz farklı der gibi birde defile yapıyoruz.Ya üstüme iyilik sağlık kardeş, müslüman zenginlerle fakir müslümanlar arasındaki yarık uçurum halini almışken sen bu elbiseleri kime satacaksın.Tabi satmak önemli değil aslında diyorsun ki ey filancalar bende sizdenim,bana bir zarar vermeyin.
Ama sen çoğunluk sun sen "dayat", niye zorlama görücülüğe çıkıyorsun ki.
Başörtüsü takıp ta kot giyen, sami nin konserinde bulunan modellere bir kasa çürük elma içinde birkaç tane iyiyi görme anlamında bakıyorum.En nihayetinde baş örtülü oldukları için,taktıkları baş örtüsünün de biz çoğunluğu çağrıştırdığı,sembol görevini yaptığı için.Allah hepimize hidayet versin.Çabamız da uygun ve müsait zeminlerde bu kardeşlerimize, çürük elmaları ayıklamalarını tavsiye etmek tir.
Büyük sorun 'çoğunluk' olduğumuzu görmeyişimiz dedir.
Biz yüzde 99'u müslüman olan bir ülkeyiz,o zaman biz böyle yaşarız.
Yorumdaki başlığı yeni farkettim.Ama benimde yorum yazmama vesile oldu.Bu suphi benmiyim yoksa başka suphi mi var.
Mantıklı sözler
Per, 22/05/2008 - 08:43 — Suphi BayramNe kadar makul ve mantıklı sözler söylense de ortadaki gerçek değişmiyor.Gerçek te "tesettürün" kendisidir.
İnsanlar vicdanlarına göre hareket ediyor.
Gerçeklerin de bu vicdanları etkilemesi bir yanlış bilgi kadar olabiliyor.
Gerçek veya yanlış bilgi,acı olan bu sanırım.
Çok sıkı araştırmalar yapılsa tesettürün eldeki mevcut hükümler dışında bir açıklamasını bulamazsınız.Ama bir bakıyorsunuz ki,hükmün şeklini bırakın, ruhunu düşünce tarzını, direk etkileyecek bir sürü, kişisel olabilecek kadar indirgenmiş hükümler uçuşuyor.
Bizler bu kadar fiilen uygulayarak,taviz vermeden savunduğumuz,yaşadığımız hükmü bozucu,değiştirici, yeni akımlara karşı birşey yapamıyoruz.Karşıtlığın son noktası ayrımcılığa gelmeden pes etmek veya kabullenmek değil,cemaatten kopucu tepkiyi almamak için,yüzümüzde acı bir tebessümle karşılıyoruz.
Belki de sadece züğürt tesellisi "baş örtüsü var ya başında o da yeter".
Ayrıca bu düşünce sanırım tartışmalara da engel oluyor.
Bu giyim tarzını yaygınlaştırmak ayrı bir konu tabiki.
Çok tehlikeli olduğu muhakkak.Hem yapanlar için hem de yayanlar için.
Tamamen karşı olduğumu tekrar söyleyeyim.
kimdir o suphi?
Per, 22/05/2008 - 22:35 — Ümit Demirhocam sizin olmadığınız kesin! musab yasir kardeşimin hemen her yorumunda bir ahmed kaya sözü yazma adetine sadık kalarak yazdığı yorumunun başlığına mukabil yazmıştım.
kimdir o suphi inanın bilmem! lakin gençlik yıllarımda bir söylenti idi; meğer o suphi ahmed kayanın kod adıymış:) gerçi ahmed kayanın çoğu şarkısının sözü kayınbiraderi yusuf hayaloğluna aid! belki onun kod adıdır... sonuç olarak kimdir bu suphi ben dahi bilmiyorum!
ama emin olun siz değilsiniz!
muhabbetle,
_____________________________________
Ey menba-ı ÂŞK! Gönlüme kıldığın nazar-ı mehabbet kadardır kıymetim...
tesettür defilesi
Pzt, 19/05/2008 - 10:39 — safiye büsrakarsıyım zira tek kelimeyle OLMAZ ....................... madem gizlenmedir saklanmadır. madem islami ölcüler cercevesinde örtünme manasini tasır... aah ahh yitiriyoruzzz tüketiyoruz elimizde ne kalır bilmem eyvallah
:o kararsızım
Per, 22/05/2008 - 13:29 — verda sehapkarşıyım ve karşı değilim arasındayım
şu sorular takılıyor aklıma;
Sonuçta tesettür kıyafetlerini de diğer mankenler tanıtıyor?
Ahir zamanda yaşıyoruz normal değil mi??
?????????????????????????????????????????????
Bu sorulara yanıt bulduğum zaman kararım netleşecek.Ama ben yinede oyumu karşı değilimden yana kullandım.Malesefki düşüncelerimin sesinin önüne bu sorular geçti duyamıyorum düşüncelerimi!!!!!
-------------
Sevgiden daha güzel ne olabilir ki??
Sevgisi için yaratmadı mı
RABBİM o güzeller güzeli
MUHAMMEDİ
.....
Konu Tesettür Olunca....
Per, 22/05/2008 - 22:42 — leyla turanNe çok söylenecek şey var konu tesettür olunca. Ben oldum olası anlamamışımdır böylesi tartışmaları. Birşeyler benim ilgimi çekmiyor olsada kimseyi ilgi alanlarından dolayı eleştirmem. Kadının doğasında vardır süslenmek... Bu çok garipsenecek bir şey değil bence. İnsan nasılki bir çok noktada nefsine yenik düşüyorsa bu noktada da bir şeylerin albenisine kapılması çokta majinal bir durum gibi gelmiyor bana. Bu sonuçta bir tercih meselesidir ve kimse tercihlerinden dolayı yargılanamaz. İnsanı bu noktada ancak Allah yargılar. Çünkü Allah yargılarken eminim insanlar kadar acımasız değildir. Birde bu noktada kadınlardan daha çok neden erkekler ilgilenir bunu hiç anlamamışımdır. Tarihin her döneminde kadınlar güzel görünmek adına bir döneminin içinde varolan şeylerden yararlanmışlardır.
Gerçi tesettür modasınında tüketimin bir parçası olduğunu akıldan çıkarmıyorum. Ve böylesi bir tüketilmişlikten uzak durmak kendini korumak gerektiğinide mutlaka savunuyorum. Ancak eleştirirken eleştirinin dozunun fazla kaçırıldığını düşünüyorum. Birde garip bir çekememezlik durumu hasıl sanki. Çarşaf giyen giymeyeni pardösü giyen giymeyeni pantolon giymeyip etek giyen pantolon giyeni eleştiriyo. Herkes kıyafetiyle daha iyi müslüman olduğunu ispatlama derdinde sanki. Daha öncelerdede başını açmayıp üniversiteyi bırakanlarla başını bir şekilde açmak durumunda kalıpta okuluna devam edenler arasında vardı bu çatışma. Ben bu tür söylemleri anlamakta sahiden güçlük çekiyorum. Bence bırakılması lazım bütün bunların. Bırakalım Artık Allah adına karar vermeyi. İsteyen sınırlarını aşmadan (göbeğinide açmadan :)) istediği gibi giyinsin. Abartılmasın bunlar...
Hz. Peygamber döneminde mimari diye birşey yoktu. Zaman içinde mimari gelişti. Muhteşem eserler verildi. Buda böyle bir süreçtir.Herkes kendince bir şeyler alır bundan...
Allah Settar dır arkadaşlar. Günahları örtendir. Sürekli kusur arar bir tavır var müslümanlar arasında. Hep eksikleri kusurları görüyoruz. Ve ben ne yazıkki bir müslümana yakıştıramıyorum bu tavrı. Kalbinizi koruyun arkadaşlar. Bence bu daha tehlikeli. Birbirimizin kusurlarını deşifre ederek kalplerimizi kirletiyoruz. Bence bu daha tehlikeli.
Dilde de tesettür
Cum, 23/05/2008 - 13:39 — Sevde AteşyürekHer tartışmada olduğu gibi bu tartışmada da durumu tersinden yorumlayanlar çıktı.
Kimseyi giyindiği kıyafetten dolayı aşağılamak öldüresiye eleştirmek hakkına sahip değiliz.Ancak bu kişileri de sınırsızca özgür bırakmak ve onlar da böyle istiyor diyerek susmak müslümanlığa sığmaz.Amacımız toplumun daha iyi olması adına olumlu eleştiriler yapmaktır.Bunun sonucunda da bireylerin kusurlarını edepli bir şekilde eleştirmek gerekmektedir.Çünkü bireylerin sorumlulukları toplumu şekillendirir.
Kimliğimizin nasıl bir tesettür istediği ortadadır.Ama illa ki bu şekli değiştirmek isteyen varsa o hesabını vermek zorundadır.Aynı zamanda kalp kırarcasına eleştirenler de bunun hesabını verecektir.Bir şeyleri doğru yapanlar yanlış yapanları karalama ,tecrit etme hakkına sahip değildir.Hata yapanları, yaptıklarından dolayı güzel bir dille kısacası kur'an diliyle yönlendrimek gerekir.Peygamber efendimiz bile hata yapanların hatasını yüzlerine karşı söylememiş ,bir kaç gün sonra toplantılarında aranızda böyle böyle yapanlar vardır,bu hatadır.Allah'ın ayetlerine aykırıdır, böyle yapmasınlar buyurmuştur.
Kadınlar için tesettürü konuşurken erkekleri de karalamak çok mantıksız.Erkeklerin kısa kollu giyinip koku sürmesini eleştirerek ,kadınların dar giyinerek koku sürmesini meşrulaştıramayız.Fakat erkekler de kendi sınırlarını aşıp bir de sınırlarını aşan kadınları eleştirirlerse lütfen karizma tarzlarına :)bakmayı unutmasınlar.
Kadına ve erkeğe ayrı ayrı sınırlar getirilmiştir.Kadın daha naif ve nazik yaratıldığı için daha tesettürlü olmak zorundadır.
Birilerinin hatalarını söylerken kendimize bakmayı unutmayalım.Bu hataya düşmediysek de gururlanmayalım.Çünkü hatalara düşmemek üstünlüğümüz değil, görevimizdir.
Batı dünyası, yanlışlar üzerinde yaşadı.
Doğu dünyası, doğrular üzerinde uyudu.