Su her ne kadar biyolojik ve kozmik hayatın var olması için olmazsa olmaz ise, bir o kadar da medeniyetin olmazsa olmazıdır. Her medeniyet su kenarında kurulmuş, suyolları adeta o medeniyetin hayat damarları vazifesini görmüştür.
Toplumlar su ile yaşam alanını tayin etmiştir. Bildiğimiz bütün medeniyetler Nil gibi Fırat ve Dicle gibi su kaynaklarının etrafında kurulmuştur. Su ile insan hep bir ilişki içerisinde olmuş ve bu ilişki çeşitli kültürlerde farklı şekillerde terennüm etmiştir. Yahudi inanışına göre evrenin yaratılması sırasında ilk yaratılan şeylerden biri de sudur. Hıristiyanlarda doğum sonrası yapılan vaftiz töreni bebeğin günahlarından arınmasını sembolize eder. Ve bu arınma su ile olur. İslam dininde ise zemzem Müslümanlarca kutsal sayılan bir sudur.
İnsan hayatına bu denli tesir eden su artık sözlüklerimizde bulduğu “hidrojenle oksijenden oluşan, sıvı durumunda bulunan, renksiz, kokusuz, tatsız madde” karşılığını çoktan aşmıştır. Adeta hayatın içine bir şahsiyet olarak girmiştir. Yoksa insanlar için bir sıfat olan aziz kelimesini suya atfetmenin başka bir izahı olabilir mi? Su gibi aziz ol, demek insani bir sıfat olan azizliği suya atfetmek değildir de nedir? Ya da suya bir insan gibi isim vermek: Hamidiye, Taşdelen, Kestane suyu…
Su hiç şüphesiz bütün medeniyetlerde önemli olmakla birlikte bizim medeniyetimiz suya farklı bir anlam yüklemiştir. Kurulduğu ilk günden beri suyu gündeminden düşürmeyen İstanbul şehri, fetihle birlikte Roma anlayışının sarnıç ve mahzenlerde hapsettiği suyu gün yüzüne çıkarmıştır. Sebiller, sel sebiller, şadırvanlar, bentler, maskemler, çeşmelerle yapmıştır bunu.
Evet, çeşmeler…
Suyu insanlara cömertçe sunan çeşmeler. Kitabelerine kazıdıkları ismi kendisiyle birlikte yaşatacak kadar vefakâr çeşmeler. Başlarında efsanevi aşkların başladığı ve genç kızların türkülerine eşlik eden çeşmeler. Çok zaman bulundukları semti adıyla andıran çeşmeler. Varlıklarıyla ressamlara ilham kaynağı olan çeşmeler. Ve şairlere…
Çeşmeler her ne kadar insanların (hayvanların su ihtiyacını gidermek için çeşmeler yapıldığını da hatırlatalım.) su ihtiyacını karşılamak için yapılmışsa da sadece bu işleviyle yetinmemiştir. Suyolcularına ve sakalara ekmek kapısı olduğu gibi, her çeşme, yapıldığı dönemin sosyal, kültürel ve ekonomik özelliklerini de yansıtan bir ayna görevi üstlenmiştir.
Sultanahmet meydan çeşmesi diye de anılan “Alman Çeşmesi” bunun en açık örneklerinden biridir. Alman İmparatoru ve Prusya Kralı II. Wilhelm’in 1898 yılındaki İstanbul ziyaretinin anısına Alman hükümeti tarafından yaptırılan “Alman Çeşmesi” mimari yönden çevresiyle uyum sağlayamamış olsa da meydan ile bütünleşmiş ve dönemin Türk-Alman ilişkilerini anlatan bir misafirdir. Hem öyle bir misafir ki bugün birçoğumuz bu çeşmenin Almanya’dan parçalarının gemilere yüklenip burada inşa edildiğini değil de ecdadımızın banisi olduğunu sanırız.
Yine III. Ahmed / Meydan Çeşmesi bütün bir Osmanlı mimarisinin en güzel örneklerinden biri olmakla birlikte Lale Devri sanatını günümüze aksettiren önemli bir yapıdır.
Buraya kadar ifade ettiklerimizden anlaşılacağı üzere, su, medeniyet anlayışımıza şekil vermiş, onu, bir anlamda ortaya çıkarmış olmakla birlikte her medeniyet suya kendi perspektifinden bakmıştır. İşte bizim medeniyetimizde suyun ehemmiyetini ortaya koyan yapıların başında da çeşmelerimiz gelir.
Bu gün Sezai Karakoç’un “su yerine, süs akıyor dediği” çeşmelerimiz ciddi bir ilgiye muhtaçtır. Sayıları binleri bulan çeşmelerimiz ne yazık ki günümüzde yüzlerle ifade edilen sayısal verilere düşmüştür. (IV. Murat döneminde yapılan bir araştırmada 10390 çeşme tesbit edilmiştir.) Ve az sayıda kalan çeşmelerimizin birçoğu adeta kara yazgısına terk edilmiştir.
Çağımızda ve bilhassa ülkemizde, su, bu denli gündemimizi meşgul ederken, suyu insanlara-toplumlara en güzel şekilde anlatmış ve anlatacak olan çeşmelerimizin bu halde bulunması ciddi bir çelişkidir. O halde birçok sebep olmakla birlikte su bilincini insanlara aşılamada önemli bir yeri olan çeşmelerimiz ihya edilmelidir. Çeşmeler tekrar suyu akar, kurnası su taşır, kitabesi okunur hale getirilmelidir.
Ancak bu yapılırken kronikleşmiş bir hastalığımız olan her şeyi devletten bekleme mantığını değiştirmek zorundayız. Bizim gibi geçmişinde vakıf anlayışının en güzel örneklerini vermiş bir toplum her eksiği devlet eliyle giderme gafletine düşmemelidir artık. Nasıl geçmişte göç edememiş leylekleri düşünüp vakıflar kurmuş bir toplumsak bugünde aynı hassasiyetle çeşmelerimizin ihyası için vakıflar kurmalıyız.
Çağımızın en önemli sorunu içilebilir su kaynaklarının her geçen gün kirlenerek tükenmesidir. Bir de buna küresel ısınmayı ve suyun müsriflik derecesinde kullanılmasını eklersek durum içinden çıkılamaz bir hal almaktadır. Durumun vahametini gören yetkili organlar su israfını önlemek ve susuz kalmamak için çeşitli çalışmalar yapmaktadır. Ancak yetkili organların bu temayüldeki çalışmalarının en önemli öğesi insandır. Eğer insan faktörü suya olan menfi bakış açısını değiştirmezse, su israfı devam edecek yapılan çalışmalar sonuçsuz kalacaktır. İşte tam da bu noktada çeşmeler insanlara su bilincini aşılamada önemli bir görev üstlenecektir.
Çeşmelerimizin ihyası için kurulan vakıflar birincil olarak çeşmeleri onarmalıdırlar. Ancak bu onarım işinin mali kısmı vakıf anlayışının bir gereği olarak devlete değil de maddi anlamda yetkinliğe sahip kurumlara veya hayırsever insanlara yüklenmelidir. Sonra suyu akar, kurnası su taşır, kitabesi okunur duruma gelen çeşmelerimizin başında, halkında iştirak ettiği açılış törenleri yapılmalıdır. Bu törenlerde özelde çeşmelerin genelde ise suyun önemi insanlara anlatılmalıdır. Yine vakıf çatısı altında yapılan yayınlarla açılış törenine iştirak edememiş insanlara da ulaşılmalıdır. Ve bir de sadece su muhtevalı TV kanalı kurulmalıdır. Bu kanalda aktüel olmak şartıyla su-medeniyet-çeşme bağlamında yayınlar yapılmalıdır. Bu yayınlarla halkın suya bir meta gözüyle bakma eğriliği düzeltilmeye çalışılmalıdır. Yine bu vakıflar diğer TV kanallarında da su muhtevalı programlar yer alması için yapımcılara projeler sunmalıdırlar.
Bu etkinlikler çeşitli konferanslarla desteklenmelidir. Özellikle okullarda su bilincini işleyen etkinlikler olmalıdır. Herkesin bir ağacı olsun türünden kampanyalara bir de herkesin bir çeşmesi olsun kampanyaları eklenmelidir.
Çeşmeler hayatın kenarına itilmemelidir. Çeşmeleri hayatın içerisinde yaşatmak için gerekirse çeşme başlarında sergiler açılmalı, çeşmelerin doğum günlerinde çeşmenin önemine göre törenler düzenlenmelidir.
Ancak bir çeşme onarılıp, başında bir açılış töreni yapılarak ihya edilmiş sayılmamalıdır. Nasıl bir insan sürekli besleniyor, belirli aralıklarla doktora görünmeyi bir ilke gibi hayatında uyguluyorsa çeşmelerde sürekli denetim altında tutulmalıdır.
Geçmişte nasıl “Hafız-ı Tas”lar çeşmelerin her türlü sorunuyla ilgilenmişlerse bugün de çeşmelerin ihyası için kurulmuş vakıfların gönüllü birlikleri bu işi yapmalıdırlar. Hatta her çeşme için oluşturulmuş gönüllü birlikler olmalıdır. Ve bu gönüllü birliklere hadi eski ifadesiyle söyleyelim Hafız-ı Tas’lara herkes katılabilmekle birlikte bilhassa öğrencilerin katılması teşvik edilmelidir. Böylelikle her çeşmenin bakıcı ve koruyucu bir grubu olmuş, sahipsiz çeşme kalmamış olur.
Bu çalışmalar sabırla, özveriyle, sevgiyle ve belki de en önemlisi samimiyetle yapıldıkça bir gün mutlaka karşılığını bulacak, insanların mutluluğu çeşmelerimizden akan su şırıltılarına karışacaktır. Bugün yanlarından geçtiğimizde varlığını bile fark edemediğimiz çeşmelerimiz gün gelecek selam vermeden geçemeyeceğimiz bir dostumuz olacaktır. İşte o vakit su bilinci de insanımıza yerleşmiş olacaktır.
“Sızıyı gideren su” diyor ya İsmet Özel, o halde biz de “suyun sızladığını” bilmeliyiz, diyerek bitirelim…
Yorumlar
"Suyunuz kesilirse size kim bir su getirebilir?"
Per, 29/05/2008 - 13:55 — Sakine AkçaMülk suresi böyle sorar. Suyun kıymetini ise ona zor ulaşanlar daha iyi bilir.
Doğrusu böyle bir medeniyet geçmişimiz olduğu içindir bakkaldan şişe ile su almaya alıştıramadık kendimizi.
Bir damla su içiyoruz ve ardından çöp bırakıyoruz.
Testiler de kırgın bize. Buz gibi su tuttuklarını unuttuk ve vefasızlık yaptık belli ki.
Konya dışına çıktığım vakitlerde bunu çok hissederim.
Konyada belediyelerin altın çağını yaşadığı dönemde her adım başına bir çeşme yaptırılmıştı. Hayırseverlerin katkısı da oldu tabii. Şu an hemen hemen hepsi aktiftir.
Tatlı su ihtiyacını büyük bir kesim bu çeşmelerden gidermektedir.
Ne ki her yerde bulunan hoyrat tabiatlı kimi insanlar boyamak ve güya yazılarla mesaj vermek adına güzelim çeşmeleri kirletmektedirler. Kimileri de araba yıkamak için kullanmaya çalışmaktadırlar.
İnşaallah sizin söylediğiniz manada ciddiye alınır ve bu miras medeniyet çocuklarımıza miras bırakılır. Allah yâr ve yardımcımız olsun.
Çeşmelerimiz
Cum, 30/05/2008 - 09:29 — Şadan ErcanMuzaffer ve Behçet Alper tarafından Osmanlı İmparatorluğu döneminde inşa edilmiş olan İstanbul'daki TARİHİ SU TESİSLERİ VE ÇEŞMELERİ belgeseli çalışması yapılmış. 1991 - 1998 yılları arasında 7 yılda gerçekleştirilen "İstanbul'un Tarihi Çeşmeleri " konulu belgesel çalışması şurada sergilenmiş.
Şurada da tarihi çeşmelerle ilgili bir slayt çalışması mevcut.
Su vakfının İstanbuldaki tarihi çeşmeler ile ilgili çalışması da görülmeye değer.
"Tedip: Edep merkezli eğitim"