Hep söylerim, insanın tadabileceği en lezzetli uyku belediye otobüslerinde yavaş yavaş bastıran uykudur. Evvela otobüsün o ritmik zangırdaması vücudu yumuşak yorgan gibi sarıverir, takiben gözler hafiften kapanmaya başlar ve baş, yandaki cama doğru mütemadiyen değişen salınımlarla gayri ihtiyari yönelmeye başlar. Bu, sermest bünyeye öyle haz verir ki, o anda insanın zihninden geçen son şey "Ah şuracıkta bir yumuşak döşek olsaydı!" cümlesi olur ekseriyetle... Bugün de o tatlı uykuya yakalandığım günlerden biri oldu. Taksim'e gidiyorum Yenibosna'dan kalkan İETT otobüsüyle. Hemen kenar kaportasında yazdığına göre 1985 yılında üretilmiş; tam 23 senedir İstanbul'un yollarında hizmet veren (ne hizmet ama!) ve çoktan ıskartaya çıkması gereken bu çirkin aletin oturduğum koltuğu bana döşek olmak üzere...
Aksaray civarıydı galiba... Gözlerim kapandı kapanacak, otobüs duraktan yolcuları alıyor. Başımı ister istemez kapıya doğru çevirmişim, binenler arasında tanıdık biri: Ceket pantolon, gömlek... Biraz özensiz gibi... Göbek kendini belli edecek kadar çıkık... Cüzdandan çıkarılan Akbil kartının sesi... Ve yüz, evet bu yüz aşina: İsmet Özel... E tabii birden farkına varınca garipsiyor insan, 'Acaba uykuyla uyanıklık arasında bir hayal mi? Hem niye ismet Özel?'... Hayır, muhayyilemin saçmalamalarından biri değil, gerçek, evet o...
Otobüsün içi kalabalık, haliyle oturacak yer yok. Arkalara doğru ilerledi İsmet Bey. O an birdenbire insanın bir 'dejavu' halinde yaşadığı türden bir tuhaflık hissiyle karışık 'Acaba hemen yanımda durmuş olsaydı yer verir miydim?' gibi bir düşünce takıldı aklıma. Hani bu yer vermeler bir hiyerarşiye göredir ya: Haminnelere, hacı amcalara, hamilelere, harp malüllerine, gazilere ve bir centilmenseniz bayanlara yer vermeniz gerekir... İsmet Bey'in durumu, toplumumuzun yazılı olarak kayda geçirmediği bu 'sosyal antlaşma'nın kaidelerinin, yani otobüste yer verilebilirlik standartlarının hiçbirine uymuyor. Biraz zorluyorum kendimi, 'Yaşlı kontenjanıdan yer verilebilir mi acaba?' diye düşünüyorum o ara. Hayır, en azından o kadar da yaşlı görünmüyor sayın Özel... Ama otobüste bunları düşünen genç, bu 'değerli' şairi tanıyor ve saygıdeğer buluyor...
Pekala, sadece bu histen hareketle yer vermek isteseydim bu durum tuhaf olur muydu?
"-Eheh... İsmet Bey... Buyrunuz lütfen... Ayakta kalmayınız..."
"-Rica ederim zahmet etmeyiniz!.."
"-Yooo, asıl ben rica ederim, lütfen!..."
"-Ehh peki...Teşekkür ederim..."
Şu işe bakınız, Özel'in 'entelektüel kişiliğine' ihtiramdan dolayı ona yerini vermek!.. Yerinizi verdiniz, sonra birkaç kelam etmek de gerekir beyefendiyle. Sırf kitaplardan gazetelerden edinmiş olduğunuz aşinalıkla koltuğunuzu terk etmişsiniz bir şair-yazara, bön bön bakmak veya mahçup mahçup gülümsemek olmaz... "Kitaplarınızı severek okuyorum... Şiirlerinizi fevkalade beğeniyorum vs..." filan gibi okur ezikliğiyle karışık idare-i maslahat cümleleri kurulabilir ama öylesi bir muhavereye girişecek kadar da takipçisi değilim; yani kısır ve tehlikeli diyalog olurdu...
Hal hatır sormak? O da en garibi:
"-Nasılsınız efendim?" (Pek de teklifsiz)
"-Eh... Allah'a şükür... Siz nasılsınız?" (Hatırım sordu, vay be!)
"-Teşekkürler..."
İşte orada kaldık; ya sonrası?... İsmet Bey açısından da aslında biraz tedirginlik verici. Belli ki kendini tanıyan biri (büyük ihtimalle de okuru), saygıyla otobüste yerini veriyor. Üç beş kelam etmek gerekir. "Eh... Sağol!" deyip sıcak koltuğa çöreklenmek ve başını camdan tarafa çevirmek olmaz... İlk cümleyi kendisi kursa neler söylerdi acaba? "Ol saadetli şair ki, okurları otobüste yerlerini lütfeder!" gibi şairene bir cümle mi patlatırdı? (Hani şu ilham perileri dürtükleyiverse, misal, "Bir şehrin kalbine gitmek/ Yer vermesidir bir okurun şaire..." mısralarına benzer bir şiire vesile olmak da fena bir kazanç olmazdı bir belediye otobüsü yolculuğu için!) Yoksa diğer koltuklarda yerlerini kaptırmaya pek de gönüllü olmayan zamane gençlerinin hal ü etvarından şekvacı cümleler mi serdederdi?..
Peki ya sonrası?.. Hasılı, Özel'in otobüse bindiği Aksaray'dan Taksim'e kadar olan, nereden baksanız onbeş dakikalık yolculuk, hakikaten iki taraf için tedirgin edici bir süre olacağı aşikar. Ah, Allah'ım bütün bunların tasavvuru bile ne kadar hafakanlara koyuyor!.. Tamam vazgeçtim, yer mer vermiyorum arkadaş! Sapasağlam adam canım, hem o beni tanımıyor ki! Yazıları da uzun, devrik cümlelerle örülü; hiç hazzetmem! Anlamak için en azından üç defa okumanın şart olduğu o acayip üslubuna da hiç ısınamamıştım zaten. Neydi hem o röportajlarındaki entelektüllere has ukala tavırlarla hüküm vermeler, çamlar devirme pahasına iri iri laflar etmeler? Öte taraftan, yahu kardeşim, şair-yazar dediğin adam İETT otobüsüne tamah eder mi? Bunca yılın kalem işçisisin, hatırı sayılır bir okur kitlen var, kitapların kimbilir kaçıncı baskısını yapıyor. Kıyıda köşede birikmişin de vardır. Olmadı banka kredi faizleri iyiden iyiye düşmüş, gir biraz borca, kıy paraya. Hiç olsun ikinci el bi araba al. Sen sağ ben selamet!..
Ama olmaz! Beyimiz his dünyası geniş bir şair adam ya, modernitenin dayattığı alet edevata külliyen karşıdır. Korkarım yazılarını da bilgisayarla değil daktiloyla yazıyordur (elle yazdığından da şüphe etmiyor değilim tabii). Yok! İlla aylık Akbil kartı alıp İETT tobüsüne binecek... Beyefendi son zamanlarda 'Türk'e merak sardı ya. E Türk dediğin de ömrünün kısm-ı küllisini belediye otobüslerinde harcayan bir acayip yaratıktır (Sosyal gözlem yapıyorum hesabı!). Bırakın bunları İsmet bey, bırakın! Kefenin cebi yok! Mezara mı götüreceksiniz paracıklarınızı? Alın hiç olmazsa bir 'Vosvos' ayağınız yerden keser. Hem şaire de böyle bir otomobil yakışır, değil mi ya?
***
Hayret... Trafik yok... Çarçabuk geldik Taksim'e... Son durak... Meydana çıkan yokuşun başına canhıraş feryatlarla ulaşan emektar otobüs boşalıyor... İnerken İsmet Bey'i arıyor gözlerim ister istemez... Önceki duraklardan birinde mi indi acaba?.. Hayır, arka kapıdan o da iniyor şimdi... Elinde bezden bir çanta... İçinde kitap, dergi gibi şeyler var galiba... İner inmez durdu bir an... Bana doğru mu bakıyor ne?.. İstihza dolu bir ifade var sanki gözlerinde veya tamamen benim kuruntum bu... Elini cebine soktu, ağır adımlarla kalabalığa karıştı... O an bir cümle beliriverdi zihnimde: Peki Waldo Senin Neden Bir Otomobilin Yok?.. Gülümsedim ve yürüdüm...
Yorumlar
Hoş bir yazı
Salı, 03/06/2008 - 21:15 — mevlana yusufGayet güzel, akıcı, berrak, merak uyandırıcı bir yazı olmuş. Tebrik ediyorum.
Benzer bir hadise de benim hâtıratımda yer etmiştir.
92 yahut 93 yılı idi zannedersem. Meşhur balık ekmekçilerin önünde durmuş, denizin ve martıların birbirlerine dokunuşlarını seyre dalmış iken, (bozulan sinirlerimi teskin gayesiyle) neden bilmem aniden zihnime Ankara- Kocatepe kitap fuarındaki kısa mükalememiz düştü.
Kitaplarını imzalaması için önüne uzattığım an uzun süredir sormayı düşündüğüm bir soruyu da sıkıştırıvermiştim araya. 'Efendim aşk nedir sizce?'
Sorudaki hamlığı daha iyi anlıyorum şimdi gerçi, lakin İsmet Bey'in buna mukabil verdiği karşılığı da pek beklemiyordum.
Cevap yok.
Neyse, tüm bunlar tekrardan zihnimde canlanırken, bu kadar martı ve deniz seyri kâfidir deyip, geriye döndüğüm anda, çok değil 3-5 metre ötede İsmet Özel Bey, o hoş tebessümüyle göründü, kısa bir bakış ve ardından 'selamun aleyküm' deyip, geçip gitti. Bunu yaparken gözleri gözlerimde ve siması bulunduğum vechede... Yani acaba başka birisi mi diye düşündüm, bakındım, bu selama muhatab olacak fiziki durumu müsait hiç kimse göremedim benden gayri.
Ardısıra bakındım, donup kaldım ve neden sonra 'aleyküm selam' diyebildim...
Vesselam...
www.yazibilim.com
yürüyen kelimeler
Çar, 04/06/2008 - 22:00 — esma ürkmezonlar sadece kitaplarında dolaşan hayaletler değiller iyi ki. bakkalın önünde oturan mustafa kutlu, otobüse binen ismet özel, mitingde rastlanan yıldız ramazanoğlu. iyi ki varlar. yaşamanın imajı olan bir hayalet olmaktan fazlası olduğunu anlattıkları için; tam da kollarımız yana düşmüş yürürken, gözlerimiz dalgalanmış bakarken, zihnimiz bulanmış okurken ya da amacımızı unutmuş kahkahalar atarken karşımıza çıkıverdikleri için.
yazıya da teşekkür, parkta karşımıza çıkan bir arkadaş gibi..
üslup
Per, 05/06/2008 - 14:05 — ramazan küçükdumanBöyle önemli insanları değerlendirirken, onlarla alakalı bir şeyler söyleyip yazarken üsluba ve seviyeye biraz dikkat edilmesi gerekir. yukarıdaki yazıdan magazinsel ve biraz da dalgacı bir hava hakim gibi geldi bana. yanılıyor muyum acaba?
evet
Per, 05/06/2008 - 22:34 — Ali DüzBence yanılmıyorsunuz. Üslup olarak da, içerik olarak da sorunlu bir yazı bence. Yazıdaki bazı hayali diyaloglar v.s.. bana gereksiz geldi, böyle şeyler.. Bu yorumu yazmak bile ondan daha az gereksiz yani.
"bunlar adamı zorla akp' li yapar"
Pzt, 09/06/2008 - 14:24 — esma gunesson zamanlarda muhtelif yerlerde hiç de böyle bir şeyi iş edinmemişken, birilerini savunur halde buluyorum kendimi. eleştirilen kişinin haklılığından değil, eleştirenin haksızlığından. bir yazar, "akp' yi o kadar tuhaf bir yönü öne çıkararak, yanlış bir biçimde eleştiriyorlar ki akp' ye karşı olanı bile, bunlar zorla akp' li yapar" demişti. kötücül (kötücül kelimesini yazınca da hep aklıma murat güzel geliyor) bir yazı bu. bir başka sitede de bir okurun ismet özel' le tramvayda karşılaşmasını anlatan bir şiir okumuştum yakın zamanda. tabi tüm bu yazıları, şiirleri yazmaya iten şey basit fakat kuşatıcı bir ifadeyle "önyargı" kelimesiyle özetlenebilir. benim de pozitif bir önyargım var ismet özel' e karşı. yani ismet özel' in edinmiş olduğu bir rolü daha iyi icra için araba almayıp fiyaka yaptığını filan düşünmüyorum. ama önyargılı iseniz ismet özel' e karşı buna da yorulabilir, olabilir yani. siz de yazmışsınız zaten, ismet özel' i pek sevmediğinizi.
bu durumu türklükle ilgili açıklamalarıyla ilişkilendirmek doğru gelmedi bana. ismet özel' in türklük meselesiyle ilgili söyledikleri, ayrı bir yazı konusu ve tartışılabilir, eleştirilebilir. öyle bir yazının vereceği neticeyi, böyle basit kalem oynatmalarla edinmeye çalışmak da kurnazlık. yani ismet özel' i türklükten vurabilirsiniz pekala, amaç buysa. ama onun için de uğraşı gerekir. yani o meseleyi merkeze alan, tartışan bir yazı yazmanız gerekir. ama bence de mümkünse ismet özel araba alsa artık iyi olur. böylece muhtelif sitelerde yazılan-yapılan su-i zanların önüne geçmiş olur. tabi bu yazıları okuyor, hatta ikinci aşamaya da geçip ciddiye alıyorsa.
Türküm, Kalınım...
Per, 12/06/2008 - 22:12 — Muzaffer ATEŞÖğrenciliğimde de şimdilerde de İsmet Bey'i toplu taşıma araçlarında görürüm. Yukarıda bir arkadaşın yazdığı gibi iyi ki öyle bir insan...
Yazınızı da beğenmedim. Aşağıdaki paragrafta bir benzeri var. İsmet özel (Yazar çizerden bir çok kişiye yapıldığı gibi)çok uzaklarda(n) biriymiş gibi yazılmış bir yazı. (doğru kelimeyi bulamadım ama sanki platonik bir bakış...)
Geçenlerde Tramvayda karşılaştım kendisi ile. Selamlaştık, hatrını sordum. Kafamda bir sürü soru dolandı ama yorgun olduğumdan en iyisi sumak dedim içimden;konuşmak istemedim, mübarek sanki benimle aynı fikirdeydi... Sonra çemberlitaştan binen ülkücü bıyıklı bir tip nasılsınız dedi ve siz CNN Türk te mi çıkmıştınız sizi tanıdım deyince, öylemi,insan insana benzer cevabına İsmet bey ile birlikte güldük, Aksarayda inerken tekrar selamlaştık.....SON.
münasebetsiz bir espiri
Cum, 13/06/2008 - 13:37 — seckin denizsnoptik ve ırk manipülasyonlu bir espri. Kalınlık ırka dair değildir;kalınlığa dairdir. Irk'a dair terennümlerin palazlanmaların yahut aşağılamaların tamamı ilkel/terbiye edilmemiş dürtülerin eseridir. Her insan Ademdendir.
Selam ve Sevgiyle
Seçkin Deniz
anlamamışsın
Cum, 13/06/2008 - 21:24 — Muzaffer ATEŞYazdıklarımı (başlıktaki göndermeyi vs..) anlamamışsın; bir daha dikkatle okuman gerek, bahsettiklerinle hiç bir alakası yok...
Hoşça bak zatına kim zübde-i alemsin sen...........
incelik başka birşey...
Cts, 14/06/2008 - 14:36 — seckin denizincelik başka birşey,gönderme'nin yansıttığı başka birşey...demek ki henüz zihinsel formatınız nezaketi temel almayı becerememiş...kişilere yaptığınız gönderme,genel bir zihin yapısını koyuyor ortaya...onu anlayınız önce...itham,dönüp sizi vurmasın...
Selam ve Sevgiyle
Seçkin Deniz
Gerçekten anlamamışsın...
Cts, 14/06/2008 - 22:59 — Muzaffer ATEŞYazdıklarımdan ince bir insan olmadığım zaten belli oluyor.. Nezaket karşılıklıdır, "ince" kelimelerle gizli hakaret(hiç söylenmemiş sözlere rağmen) nezaket ise kaba olmak daha evladır.
Hoşça bak zatına kim zübde-i alemsin sen...........
anlamak;kaydırılmış anlamlar üzerinde debelenenleri izlerken.
Paz, 15/06/2008 - 15:09 — seckin denizHaklısınız Muzaffer Bey,anlamamışım. Ama nerden bilebilirdim ki;başlangıçtan beri ilgimi çekmeyen şairin, sorunlu bir tamlamasını kullanmışsınız. Ben matematiksel bakmışım,siz paradoksal çelişkiye bayrak diken bir sözü kullanmışsınız. Sahiden o tür tartışmaları izlemediğim için,haberdar değilmişim ve "Türküm,kalınım" başlığına tepki vermişim. İyi ki;anlamamışım. Bu sitede çok önceleri yapılmış alevli tartışmaları okudum az evvel. Anladım...mâziye yek elden bağlanan ipin ucunu...Elbette buna binâen kabalığı kabullenecektiniz netekim. Ama nezakette zarar yoktur;tavsiye ederim.
Selam ve Sevgiyle
Seçkin Deniz
Debelenmeyi izledim, evet...
Paz, 15/06/2008 - 22:32 — Muzaffer ATEŞKabalığı her zaman kabullenmişimdir,hali hazırda yontuluyorum (ne demiş yunus, ilim ilim bilmektir;ilim kendin bilmektir)Bu birçoklarına haddini bildirme haddinde olan zevatın marifeti değildir.Bu tip konu dışı tartışmalar ise daha çok kaybettirir, iyi bir tarafı yoktur.İlgilenmediğiniz şair hakkında yorum yapmak da ilginç(bu biraz halkımızın adresi bilmese de, iyi niyetle tarif etmesine benziyor..)
Nezaket sayesinde kapağın içindekiler de görünüyor, dikkat!...Bence "nezaketi" tavsiye etmekle kalmayın, tatbik edin...
Hoşça bak zatına kim zübde-i alemsin sen...........
size bu tür yarışmaları özel dersle mi öğretiyorlar
Pzt, 16/06/2008 - 12:17 — seckin denizBir tarafta Nadir Marmara, bir tarafta Muzaffer Ateş...ilginç ne kadar çok benziyorlar birbirlerine...galiba özel ders alıyorlar bunlar bu kadar saldırgan ve saygısız olmak için...herhalde başkaları aldatıyorlar bu insanları...bu kadar dengesizleşerek herhalde bencilliklerini yüceltmeyi öğretmişler onlara...yahut yazık;hayat onları bu hale getirmiş...Fikirdir söylenmiştir;fikrini söyle geç gitsin. Bu sırnaşıklık sululuk ve çirkinlik niye?.
Allah yardım etsin.
Selam ve Sevgiyle
Seçkin Deniz
Seçkin Deniz Bey kardeşime küçük bir hatırlatma
Pzt, 16/06/2008 - 19:04 — rüştü hacıoğluNe zaman bağırmayı bırakıp düşünmeye başlayacak insanlar?
diye sormuşsunuz geçende, ''düşünmek'' ten kasıt, şehrin insanının zerafete büründürdüğü sövüşmeler ise, yukarıdaki yorumunuz buna iyi bir örnektir ama sui misal emsal olmaz, olmamalı. Seviyeyi korumak, muhatabı alaya alıp, sövmek için zeka dolu imgeler oluşturup, cumhuriyet erbabı gibi bizi de zeki olmaya zorlamak olmamalı. ''Aşrı haklı ve yetkinlik'' dersinize muhatap olmuş birisi olarak, hem kendimi hem başkalarını ve özellikle bu dersin hocası saymam hasebiyle sizi dikkatle izliyorum da, ilkeli olmak bakımından, önerilerimizi ve önermelerimizi kendimizin taşıyabileceği düzeyde tutmamız hepimiz için bir zorunluluk. Çünkü, söz uçar, yazı kalır misali, burada havaya su ile yazmadığımız gibi suya da çubukla çizmiyoruz kelimelerimizi.
Ben açık söylemişim, dersinizin zoruma gittiğini itiraf etmekle beraber eleştirinizden ders çıkardığımı da ifade etmişim. Siz de, beni mazur görme erdemliğini gösterip, eyvallah demişsiniz de, tüm bunları benim 'aşrı haklı ve yetkinliğimi' alıp yerime geçip siz yapasınız diyemi söylediniz? Kaldı ki ben hakaretlerimi zerafete bürümenin peşinde değildim.
Kendi adıma, burada pek çok polemiğe bulaşmış biri olarak kırdığım insanlardan özür dilediğim için hiç bir yerim eksilmedi; aksine özür dilediğim tüm yazılara bakıp iyiki bunu yapmışım diyorum hala.
Hani mahalle kavgalarında olurya, 'son tekmeyi ben vurayım'için kalabalığın arasından artizce uzanan ayaklar gibi olmasın burası istiyorum.
Sizi eleştirenler olacaktır, çünkü burası bir nevi paşa çayırıdır; madem çıkmışsınız meydana er gibi güreşmek hepimizin sorumluluğudur o'da: 'altta kaldım diye üzülme, üste çıktım diye sevinme'
Sizi sevenler de olacaktır.İster çok iyi anladıklarından, ister hiç anlayamayıp ''yazmış okadar, iyi olmuş demek lazım''dan...
Sevenlere:''eyvallah, iyi geceler hayatım ''şirinliği; eleştirenlere ''düşünemeyen adamlar!''muamelesi pek adil değil kanaatimce amma en mühimi seviyeyi düşürmemeliyiz. Çünkü bu sitenin en önemli özelliği ''zekice üretilmiş parlak fikirler diyarı'' olmaktan ziyade, ne olursa olsun seviyeyi elden bırakmadığı için bunca insanın tüm farklılıklarına rağmen birbirlerine duydukları saygıdır.
Ki bu çabayı saymak hepimizin vazifesi olmalı; hem insani bakımdan, hem islami bakımdan, hem buraya emeklerini koyan insanlar bakımından....
Nadir Marmara'ya yaptığnız yorumlar da, eleştirilerimin kapsamındadır. Bu sitedeki en ağır polemiklerden birini yaşamış olduğum ''marmara''nın bu denli haksızca tefe konmasına ''adalet duygum'' müsade etmiyor. Kaldı ki, ''Türklüğe'' ve olaylara bakıştaki ortalama algınız aşağı yukarı aynı paralelde iken, olayı bu mecraya taşımayınız; muhatabınızı tanımaya çalışınız.
Ortaya koyacağınız tepkileri göze alarak yazdığım yazıya alttan bir tekme göndermek yerine 'adam böyle algılıyorsa bende kendime bir bakayım' demenizde fayda var derim; enaz benim sizin söylediklerinizi dikkate aldığım kadar.
Nadir Marmara'dan da şunu beklerim: ''ben kendimi savunurum '' cümlesine mahal vermesin; çünkü bu yazının konusu bir şahsın savunması meselesi değil, ortalaması belli bir cemaatin birkaç kişi tarafından terörize edilmemesi çabasıdır. Şiddete mazruz kalmak tüm insanlar için ürkütücüdür; dolayısıyla, kelimeleri kullanma becerimiz, insanları sindirme amaçlı bir şiddete ve teröre dönüşmesin lütfen...
SELAMÜNALEYKÜM
Teşekkürler Rüştü Bey kardeşim
Pzt, 16/06/2008 - 21:37 — seckin denizKuşkusuz, düşünmeyi hala öneriyorum,önermeye devam edeceğim;kendime ve insanlara. Ama bu herhalde 'yakışıksız ve ölçüsüz saldırılara cevap vermeyeceğim' anlamına gelmez. Yoksa öyle mi olmalı Rüştü Bey?
Terörize etmek?...Galiba eleştirel bakış açısı gelişmemiş olanların yaptıklarına eleştiri gözüyle bakmamızı öneriyorsunuz? Ya da yazıyla ilgisiz sonuçlar çıkarıp,suçlamalarla,istihzalarla dolu bir yorumu es geçmemizi mi öneriyorsunuz? Eğer bunları öneriyorsanız,önerinizi size iade edeceğinm kusura bakmazsanız. İsterseniz,gocunmalarınıza bunuda ekleyiniz.Fırsat kollamak sanırım yakışmıyor size de. Ama bu fırsat değil emin olunuz.Siz ve yorumlarınız sizi yansıtır,tıpkı herkes gibi.Ama bu ne sizin ne de başkasının bir başkasını terörle suçlamaya hakkınız olduğu anlamına gelmez.Beğeniler ya da yazı ve konuyla ilgili olumlu/olumsuz eleştiriler görüp farkedenler için bence aynı değerdedirler. Saygındırlar. Ancak görüldüğü üzere;sorunlu kişilikleriyle sorun oluşturmaya çalışanların elde edecekleri tek şey kendilerinden yansıyan negatif elektiriğin karşı taraftakilerce de kendilerine yansıtılmasından başka birşey değildir. Bu da saldırganın bencilliğini tatmin etmekten başka bir işe yaramaz.
Sizin özür dilemeyi gerektiren tavırlarınız örnek tavır değildir; üstelik bu dilediğiniz özürleri başkasına yüklemeye çalışmanızı da gerektirmez.Sık sık özür diliyor olmanızın temellerini sorgulamanızı da öneririm(Önerimi önemseyip de sonradan yorum yansımaları oluşmasına meydan vermemek üzere kayıtta tutuyorum,dilediğiniz anda siliniz). Özür, farkında olmadan yaptıklarımız adına pişmanlığımızı beyan etmek demektir. Özürlük durumları azaltmak,özür dilemenin köküdür.Ya yoksa sık sık özür dilemekte bir özre dönüşüyor görüldüğü gibi.Sanırım sitedeki tüm üyelere yüklenen saygınlık hususunda hemfikiriz.Peki saldırılara cevap vermek,bu saygınlığı korumak adına mıdır? Korumak adınaysa bu cevaplar, sitenin saygınlığına nasıl zarar verebilir?
Ayrıca Rüştü Bey,yorumlarınız ve polemikleriniz dışında yazılarınızla da müşerref olmayı bekliyoruz. Belki yazılarınıza gelebilecek yorumların tümünü nasıl karşılayacağınızı görür,sizden ders alırız. Lütfen en yakın zamanda bir yazı ikram edin cemaat.com'a(Baktım, son yazınız 27/12/2006 tarihli,yorumları da okuyacağım nasipse).
İlginiz ve takibiniz için teşekkür ediyorum. Yorumunuzun detaylarında farkettiğim diğer şeyleri de sizin mükellefiyetinize bırakıyorum.
Selam ve Sevgiyle
Seçkin Deniz
Utandım...
Çar, 18/06/2008 - 13:19 — Muzaffer ATEŞBu son yorum beni şok etti,insan bu kadar aymaz olur bu ne kin ne öfke. Böyle bir polemiğin içinde olmaktan utandım. Yazdığım yoruma gizliden hakaret yağdıran şahsın aymazlığına bakın. Kelimeleri orta yerde. Sonra bir hadis geldi aklıma yine utandım. Yorumcunun deyimiyle bize özel dersle öğretilse de, bu yarışta sona düşerim arkadaş. Benim bu narsiszm karşısında söyleyecek bir sözüm yok artık. Her şey aşikar. Bunlar son sözlerim, edebimle çekiliyorum...
Hoşça bak zatına kim zübde-i alemsin sen...........
bir fotoğrafınızı çekebilir miyim?
Cts, 14/06/2008 - 10:15 — esma ürkmezoo ne güzel bu yazı hareketlenmiş, ismet özel bereket vermiş. günlük hayata yabancılaşmanın getirileri mi acaba bu çatallanmayı getiren diye düşündüm. yürümek de, otomobil de gayet kritik konular. para ve konfor meselesinden de öte anlamlar içreler sanki. ama en güzeli karşılaşmak (tevafuk) meselesi.
tanıma ve tanınma meselesi de zor zor çok zor. kimi zaman tanımak zor, kimi zaman tanınmak, kimi zaman tanıyınca konuşma hakkı olduğunu sanmak zor, kimi zamansa tanımadan konuşulmayacağını zannetmek.
kişilere bakış açısıyla mı ilgili acaba tüm yorumlar?
platoni yok, alay yok. selam saygı tüm düşünenlere.
yazardan 'gerekçeli' açıklama...
Salı, 17/06/2008 - 03:50 — ali babürselamlar efendim... bu, siteye eklediğim ilk yazıydı. uzun süredir de bakmıyordum metnin akıbetine açıkçası. fakat yazıya gönderilen yorumlara göz atınca birkaç kelam etmek farz oldu artık. yorumlar yorumları doğurmuş, hadise bazı blog müdavimlerinin diyaloguna dönmüş. tartışmanın bu tarafı beni çok alakadar etmiyor, işin rengi değişmiş, başka bir zemine kaymış...
ama yazının kendisinin 'ismet özel' merkezli yoruma tabi tutulmasının beni biraz şaşırttığını söylemem gerekiyor. öncelikle şu: yazıdaki 'müstehzi' ifadelerden hareketle bay özel'in karşı 'özel' bir olumsuz tavrım varmış gibi algılanması tamamen muradımın dışında bir yaklaşım olacaktır. kategoriye de dikkat ederseniz bu bir 'ruh hali' yazısı. yani ne edebi polemik, ne siyasi tartışma, ne de entelektüel bir analiz iddiası bulunuyor. metni kabaca, 'bir belediye otobüsü yolculuğunda yarı uykulu bir yolcunun muhayyilesinin çözülüşü' olarak okumak, 'senin ne haddine efendi ismet özel'e laflar etmek' veya 'böyle mühim bir yazarla dalga geçilir mi be bilader!' gibi çiğ yorumlar yapmaktan alıkoyar düşüncesindeyim. ayrıca "zorla akp'li yapmak"tan çıkıp "türklük" tartışmasına lafı getiren yoruma da diyecek bir şey bulamadım...
dediğim gibi, bay özel'e ne özel bir sempatim var ne de özel bir 'gıcıklığım'. ismet bey'in bu yazının malzemesi olması tamamen 'kaderin cilvesi'dir. o otobüste misalen jürgen habermas'la veya hıncal uluç'la da karşılaşmış olsam metnin genel çerçevesi pek değişmeyecekti... meramım budur..
insanın tek kelimeyle 'keyif' duygusuyla kaleme aldığı bir yazıyı, anayasa mahkemesi'nin gerekçeli kararında olduğu gibi izah etmek durumunda kalması da ne tuhafmış..
ali babür okuma kılavuzu
Çar, 18/06/2008 - 13:43 — esma gunes"ayrıca "zorla akp'li yapmak"tan çıkıp "türklük" tartışmasına lafı getiren yoruma da diyecek bir şey bulamadım..."
yazmışsınız. otobüs yolculuğundan çıkıp en nihayet ismet özel' in otobüse binmesini türkçülükle ilişkilendiren sizsiniz. İsmet özel’ i sevmeyen biri bile bu yazı karşısında onu savunmak ister’ i ifade etmek için yazdım akp örneğini de.
ayrıca şu ruh hali meselesi de hiçbir şeyi açıklamaz. kimi zaman hatta cemaat yöneticilerinin yazıları kategorilere ayırdığını da biliyoruz. hem uzunca bir yazının verdiği mesajı sadece sağ altta yer alan kategori değiştirebiliyorsa yazınız da gayet kişiliksiz demektir. ben yazının hiçbir fikri temeli olmadığını dolayısıyla yazılan olumsuz şeylerin de önyargı olabileceğini yazdım. yani bir çıkarımda bulunuyor ve onu temellendiriyor değilsiniz. peki bu gerekli mi? yani fikri temel vs.
yazının sonuna tüm yazıdan çıkarılması gereken bir mesaj gibi:
"Ama olmaz! Beyimiz his dünyası geniş bir şair adam ya, modernitenin dayattığı alet edevata külliyen karşıdır. Korkarım yazılarını da bilgisayarla değil daktiloyla yazıyordur (elle yazdığından da şüphe etmiyor değilim tabii). Yok! İlla aylık Akbil kartı alıp İETT tobüsüne binecek... Beyefendi son zamanlarda 'Türk'e merak sardı ya. E Türk dediğin de ömrünün kısm-ı küllisini belediye otobüslerinde harcayan bir acayip yaratıktır (Sosyal gözlem yapıyorum hesabı!). Bırakın bunları İsmet bey, bırakın! Kefenin cebi yok! Mezara mı götüreceksiniz paracıklarınızı? Alın hiç olmazsa bir 'Vosvos' ayağınız yerden keser. Hem şaire de böyle bir otomobil yakışır, değil mi ya?"
yazarsanız tabi ki gerekli.
en nihayet muradınızın bu olmadığını söylemişsiniz. ben de omuzlarınızdan tutup "hayır amacınız buydu" diye ısrar edecek değilim. öyle diyorsanız sözünüze itibar ederim tabii. yazınızın başka yani muradınızın dışındaki okumalara da son derece açık olduğunu söylüyorum sadece. yanlış anlaşılmaya müsait şeyler yazmışsınız. ben yanlış anlamadım. hayır yanlış anlasam incilerim dökülmez de, metnin sınırlarının izin verdiği bir yorum için yanlış anlamışım demek doğru yargı olmaz. neyse bu kadar uzun yazmayacaktım da ilk yorumumun rahatlığı ikinci yorumunuzla kalktı ortadan. son yorumunuzu ukalalık olarak değerlendirip sinir olduğumu söylemeliyim. bakın cemaatte kimse "sinir oldum" da demez yani. zayıflık mı görülür, usulen midir, bilmiyorum. saygılı saygılı hakaret ederler genelde. doğrudan his açıklamaları olmaz. ben bunu daha esaslı bulduğum için yazıyorum.
şimdi en başa dönersek ben bu yorumumun başlığını "ruh hali" koysaydım yorumlarım hükümsüz olur muydu?
Allah nasip etmemiş...
Pzt, 07/07/2008 - 15:05 — Hacı PaşaAli Babür, Tolstoy musun be mübarek? Allah nasip etmemiş adamın arabası yok. Hepsi bu. :-)