renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Bir Adı Geri Kazanmak: KIZILBAŞ Adı Neden “Yasak”?

“Alevi” sözcüğü yanlış bir tanımlamadır. “Alevi”liğin tarihteki gerçek adı “Kızılbaş”tır. Kızıbaş adı da Safeviler’den çok önce mevcuttur. Kızılbaş adının Safevilik’le sınırlandırılması Şeyh Haydar’la birlikte Safevilerin takmağa başladığı “Tac-ı Haydarî” denilen 12 dilimli çalma (sarık)dır. XVI. Yüzyıldan sonra Osmanlı coğrafyasında “Kızılbaş” adına “rafızi, isyancı, sapık, talancı, mülhid, zındık” anlamları yüklendiğinden yerini zamanla “Alevi”ye bırakmıştır. Ancak “Alevi” adı Türkiye dışı coğrafyada pek doğru anlaşılmaz. Buradan genelde “Ali soyundan” gelen anlamında “seyyidler” düşünülmektedir. Bir de bu sözcükle “Ali-illahiler” gibi bir anlatım daha ortya çıkmaktadır. İran’ın Tebriz’ine bağlı İlhıçı yöresinin Alevileri kendilerine bu adı vermektedir. Ne denli kötü anlamlar yüklense de “Alevi” adının Aleviler tarafından XIX. Yüzyıla kadar pek kullanılmadığı biliniyor. Genelde Bektaşi ve kendi içlerinde de Kızılbaş adını tercih etmişlerdir (Melikoff I, Uyur İdik Uyardılar, İsatnabul 1994, s. 33-34). Cumhuriyet döneminde ise Kızılbaş adı “yakın akrabalarıyla zina yapan” biçiminde amacından tümden saptırılmış biçimde kullanılınca, artık kimse bu değimi kullanmadı. Hatta, 1975 yılında Karl Steuerward ile Cemal Köprülü Almanya’da ortak hazırladıkları “Lahgenscheidts Taschenwörterbuch Deutsch-Türkisch” (Berlin-München 1975) sözlükte Türkçe “Kızılbaş” sözcüğünün karşılığında Almanca “Blautschande: yakın akrabalarıyla cinsel birliktelik yaşayan” sözcüğü tercih edilmiştir. Ancak, Prof. Dr. Fuat Bozkurt’un çeşitli makamlara ve hatta cumhurbaşkanına yazdığı mektuplar sonucunda sözcüğün son baskısında değiştirilmiştir (Bozkurt F, Aleviliğin Toplumsal Boyutları, İstanbul 1993 (3. bask), s. 43). Ama, günümüzde de Alevilik dışı kesimde benzer yargı devam etmektedir.

“Baş”, “başlık”, “kızıl başlık” (Oğuz/Türkmenlerde), “ak başlık” (Çigillerde), “kara başlık” (Kıpçaklarda), “sarı başlık” (Kamsarakanlarda), “yeşil başlık” (Şibanlılarda) Türk kültürünün en önemli öğelerindendir. Anadolu Aleviliğinde mürşidin başında “kızıl tac” olmayınca cem yapılmazdı (Eröz M, Alevilik Bektaşilik, İstanbul 1992, s. 27). Eski Türkçe’de başlığa “börk” derlerdi (Mahmud Kaşgarî, Divan-i lügat-it-Türk, B. Atalay nşr, Ankara, c. I, s. 493).

“Kızıl başlık” giymek Türklerde bir genelektir. “Kızıl başlık” giymek sadece Safevilere özgü bir şey olmayıp, eskiden beri takip edilen kutsal bir gelenek olduğu bilinmektedir. Çünkü, Türklerde “kırmızı ve kızıl” anlamında “al” rengi “kutsal” kabul ediliyordu. Bununla ilgili inançlardan-destanlara, resmi kaynaklardan-edebi ürünlere kadar bir yığın rivayet vardır. Örneğin, Kuzey Türklerinde ve Çağataylarda “kızıl başlık” giymek gelenektir (Björkman W, “Sarık” mad, İA, c. X, s. 233). Çuvaşlar arasında “Kızılbaşlar”, Kırgızlar arasında da “Kızılbörkler” ablı boyların olduğu bilinmekteydi. Çok daha önemlisi Anadolu’da bir isyan yapan Babai Türkmenleri “kızıl başlık” takarlardı (Merçil E, Babailik mad., Meydan Larousse, c. II, s. 27). Karamanlı Türklerinin de “kızıl başlık” taktıklarını biliyoruz (Turan O, Selçuklular Zamanında Türkiye, s. 560). Bazı kaynakalr “Kızıl başlık”ın çok yaygın olmasından dolayı Anadolu’da XIII. Yüzyılda en çok imal edilen ürünler arasında zikredilmektedir (Cahen Cl, Osmanlılardan Önce Anadolu’da Türkler, s. 311; Sümer F, Oğuzlar, s. 409). XIV. Yüzyılda Anadolu’yu ziyaret eden ünlü seyyah İbn-i Batuta, Anadolu erkeklerinin “kırmızı börkleriyle” tanındıklarını belirtmektedir (İbn-i Batuta, İbn-i Batuta Seyahetnamesi’nden Seçmeler, İstanbul 1971, s. 14).

“Kızıl başlık”la ilgili çok daha önemli bilgilere ise Osmanlılar’da rastlamaktayız. Osmanlı Devleti’nin ilk dönemlerinde padişahlar ve Türkmenlerin “kızıl başlık”lı oldukları bilinmektedir. İtalyan kaynaklarında Osmanlı Devletinin kurucusu ve isim babası Osman Bey için “Kızılbaş Otman” ifadesi geçmektedir. Orhan Bey döneminde “Türkler kızılbaşlık takarlardı” deniliyor. İlk genel “Osmanlı Tarihi”ni yazan Hammer, Osman Bey’in kullandığı “kızıl başlığın, yuvarlak” olduğunu belirtiyor (Hammer, Osmanlı Tarihi, İstanbul 1991, c. I, s. 10). Moğol tarihçisi d’Ohsson ise “Osman Bey’in taktığı kızıl başlığa Tac-i Horasanî dendiğini” ve “Tatarlar ile Çağatayların da aynı başlığı taşıdıklarını” belirtmiştir (D’Ohsson, 18. Yüzyıl Türkiye’sinde Örf ve Adetler, s. 79-80).

Ama bazı araştırmaçılar Safeviler “kızıl başlık” taktıkları için Osmanlıların da “ak (beyaz) başlık” taktıklarını belirtir. Ama, Osmanlılarda sadece devlet görevlileri “ak başlık” takarlardı. Bu uygulamayı ilk defa Karamanlılardan Karamanoğlu Mehmet Bey başlatmıştır. O, devlet görevlilerinin diğerlerinden seçilmesi için “beyaz başlık” takmalarını emretmiştir. Bunu da Ahilerin “ak börk” takmalarından esinlenmiştir. Mevlevilik ayinlerinde semanzenler “kırmızı”, semah şeyhi ise “beyaz başlık” takar. Orhan Bey döneminde bu uygulama Osmanlı’da gerekli görülmüş ve devlet görevlileri “ak başlık” giymeğe başlamışlardır (Birdoğan N, Anadolu ve Balkanlar’da Alevi Yeleşimleri, s. 34). Bu öneriyi Orhan Bey’e yapan kardeşi Alaeddin Paşa olmuştur. Buna karşılık devşirilecek çocukların kızıl başlık yanında kızıl eba giymesi de zorunlu kılınmıştır (Uzunçarşılı İ. H, Devşirme mad, İA, c. III, s. 564).

1418 yılında yazılan Kalkeşendi’nin eserinde Osmanlı askerlerinin keçeden yapılmış “kırmızı ve beyaz tartor, yani börk” giydikleri belirtilmektedir (Kalkaşendî, Subhü’l-Aşa, c. V, s. 319).

“Kızıl başlık”ın sonraki dönem Osmanlılar da yaygın olduğu bilinmektedir. Örneğin, Osmanlı padişahı I. Murad Bolonya kalesini fethederken kalede bulunan çok sayıda “kızıl başlığı” askerlerine dağıttığı belirtiliyor. Kantemir’e göre, “Kızıl kalpaklar, İskuf (İskit) Türklerinin eskiden savaşa giderlerken kullandıkları, fakat bugün artık kullanılmayan bir başlıktır” (Kantemir D, Osmanlı İmparatorluğunun Yükseliş ve Çöküş Tarihi, c. I, s. 357).

Ancak Orhan Bey’in başlattığı bu uygulama I. Bayazıt döneminde kısmen değitirilmiştir. Yıldırım Bayazıt, sadece padişahın hizmetine bağlı olanların “beyaz başlık” takmasını emretmiştir (İbrahim Peçevü, Tarih-i Peçevü, çev. M. Uraz, İstanbul 1968, c. I, s. 9). Fatih Sultan Mehmet döneminde vilayet ordusu “kızıl başlık” takmakta ve bunlara “kızıl börklü kamu leşkeri” adı verilmekteydi.

Ünlü Osmanlı vakanüvisti İbn-i Kemal “kızıl başlıklı Osmanlı askeri” hakkında şu ifadeleri kullanmaktadır: “Türk zeber-destelerinün ki kimi çınara kimi serve benzerdi, bağlarındağı kızıl börk ağaçlar üzerinde konmuş gelgun tezraka benzerdi”, “... kızıl börkle laleler, segirdim salmış akıncılar gibi deşt ü dere yayılub tar-ü-mar oldı”, “Türkün kızıl börki önlerini bürüyüp gözlerine kan görünür”, “... ol kara tağı başdan başa ak dülbend ve kızıl börk tutub kuru taş arasında güller açılub laleler bitti” ve d. (İbn-i Kemal, Tevarih-i Al-i Osman, VIII. Defter, Ankara 1991, s. 108, 170, 211, 270, 335, 348, 379, 436, 437, 474, 483).

Osmanlı’da Sultan II. Mahmud döneminde “yeniçeri ocağının kaldırılması” ve yerine “düzenli ordunun” kurulması sırasında fesin getirilmesini dönemin tanıklarından Fransız tarihçi Alphonse De Lamartine şöyle anlatmaktadır: “Orhan Bey zamanında Türkler başlarına kırmızı keçeden külahlar giyerlerdi. Aynı külah şimdi Sultan Mahmud’un yenileştirdiği Osmanlı ordusu askerlerinin başında kullanılıyor” (De Lamartine, Osmanlı Tarihi, s. 56). Yine İbn-i Kemal eserinin bir yerinde “kızıl başlık” için şu dizelere yer vermiştir:

Kızıl börki Türkün tutub yer yüzin,
Adanın içi oldı deryay-ı hun
Göğün yüzün al bayrak temam
Buridi ve oldı hava lalegun (Tevarih-i al-i Osman, s. 152).

Kısacası, “Kızılbaş” adı Türk-İslam geleneğinde önemli bir yer ifade etmektedir. Sanıldığı gibi, Şii idolojisinin bir yansıması olduğu için Osmanlılarca yasaklanmış da değildir. Ama, sadece bir takım kesimlerin “din-mezhep” adına yürüttükleri asılsız iddialar ve propagandalar sonucunda “Kızılbaş” adı gitmiş yerine belirsiz bir anlama sahip “Alevi” adı ikame edilmiştir.

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

Sene '95. İzmir Bornova'da

Sene '95. İzmir Bornova'da askerim... Akşamları radyo dinliyoruz. Haberlerde Güner Ümit (galiba) isimli bir sunucunun show programında Kızılbaş ifadesini kullandığı ve protestolarla karşılaştığı söylendi. Star tv. de idi sanırım. Alt ranzamda yatan ve "alevi" olduğunu bildiğim bir arkadaş da çok sert ifadelerle konuştu radyoyu kapatırken. Küfürler filan... Kendilerine, değerli yazarımızın belirttiği gibi kelimenin anlam değişmesi ile yüklendiği yeni anlamı kast ettiklerini, sövdüklerini filan anlattı. O gün bugündür "kızılbaş"ı nerede duysam (veya okusam) aklıma bu olay gelir ve öfkeden gözleri dışarı çıkacak bir hal alan arkadaşı anarım. Bam teli burası galiba. Ve görünen o ki bu ifade kolay kolay değişmeyecek. Bir de "mum söndü" hadisesi var ama hadsizlik edip konuyu dağıtmayalım.

Sevgili yazarımıza teşekkürlerimi sunuyorum.