Ah tahammül! Nereye kadar hırpalayacaksın kalbimi…
Bütün hitap noktalarımda sen olmalıyken,
Olmaklığına kendimi inandırdığım bütün hayallerim henüz diri iken,
Gökteki yıldızlarla birbirimize selam söylediğimiz günleri anarken,
Sokakta yürürken eşlik ettiğin bir sürü acıma atfen,
Hepsi için, içimden büyük bir haykırış isteği uyanmışken,
Çılgınca susup, acılarımı örtbas ederken,
Çöküş seanslarından, kurtuluş travmasına bulanmışken,
Cennet ve cehennem gerçeği ile yüzleşiyorken,
Seni özlediğimi kime söyleyebilirim ki?
“Uzun uzun baharlar önce, birkaç yangın çıkmıştı. Ev, bark harap oldu. Sonra karıncaların taraflılığına halel geldi. Kırlangıçlar dağımıza küstü. Ayazda kaldık. Sevdiğim bir fidan oldu. Bakımını yapıp, yeşertemedim, öldü. Sonra kedimiz oldu, dayanamadı yalnızlığa ve o da öldü. Top oynadığımız çocuklar maçı sattı. Dağlarım susuz kaldı. Mezar gördüm, tutuştum. Topladım hepsini, yalan oldu...”
Hikaye uzun. Derin ve sancılı, artık daha da sancılı. Uzaktan gülen bir yüz belki olabilir ama uzak çok uzak. Sokaklar çaresiz ve hiçbir yol ne zaman kesişir aynı kaderle bilmiyorum, bilmiyoruz. Ruh halim, içinde bulunma hali. Daha kısa tarifi yok.
İçimde kalan cümlelerin derinliğini yaşıyorum. Söyleyemediğim bir sürü türkünün içinden geçiyor, her şarkıya nakarat oluyorum. Birilerinin dilinde eziliyor adım. Korkuyorum, korunaksızlığımın yazgısını yaşamaya devam ederek. Çok gece sabahladım… Çok günaha daldım… Çok korku yaşadım… Çok umut ettim... Çok kere yanıldım…
Korku tünelleri henüz taze ve yeni indirdim çiçekleri mezara. Elime uzanan her el, yanlış bir yöne yöneltir beni. Ve toprak bunaltır dirileri fakat umut oradan yeşeren bir çiçektir... Kızılca kıyametler peşi sıra gelse de, umut topraktan yeşerir... O yüzden bütün benliğimle toprağa yaklaşıyorum…
Yalnız kalmak istiyorum ama kendimle yüzleştiğimde bundan korkuyorum. Zor bir hâl. Birilerine tutunmalıyım bu da bir gerçek. Destek olmaya çalışanlar var ellerinden gelenin fazlasıyla... Ama ben sahiden çöküyorum. İsyan değil yaşadığım. İçime sindirmem gereken şeyler. Zorlanıp, savruluyorum. Önceki süreçten kısaca bahsetmiştim sana... Şimdi daha güçlü olmak için direniyorum. Bakalım nereye varacağım?!
Biriyle konuşmaya ihtiyacım var. Bu doğru, evet. Ama kimseyi istiyor değilim. Seninle konuşabilmek istiyorum sadece. Birkaç kelime en azından… Ve bu mümkün değil artık. Bir umut daha var, evet… en azından bir rüya… ne dersin? Üzerine toprak örtülenler rüyalara da mı gelmez?
* * *
Korkuyorum... Birçok şeyden... Yine de içine düştüğüm yalnızlığı yaşamalıyım. Bunun dışına çıkmaktan yana bir sıkıntım yok. Ama zorlanıyorum. Okyanusun içre yerlerine yahut kıyılara vurmalıyım kendimi. Çekilmeliyim. Yine de hayatın içinde bir yerim var, bundan da geri duruyor değilim... içimdeki kaos ayyuka çıktı artık, ne yapsam fırtına dinmiyor…
Bir dipsiz kuyunun dibine doğru yola çıktım. Ellerimden tutan bir yarım vardı. Artık o kuyunun neresinde olmadığım bir yerde ve ben kuyunun dibine gittikçe daha fazla dalıyorum. Gittikçe dibe vuruyor, gittikçe ve gittikçe dibe gidiyorum. Ve dibi gelmiyor bu kuyunun. Karanlığın en koyu olduğu yerinde koyusuna gidiyorum. Buraları tarif etmek çok zor. Sadece koyu bir karanlık ve yüksek bir tevettür var. Tanımlanamayan bir yerde tanımlama yapmak mümkün değil. Bu yüzden olanları anlatabilmek gibi bir durumda yok. Susmamın gerekçesi bu. Oysa sana daha önemli geçerli gerekçeler sunmalıydım.
Yine de ve üstelik her şeye rağmen, kendimi kapamışken dünyaya, sana yazdım en açık ifadelerle. Daha düzensiz konuşursam çok düzensiz olur. O da olmaz. Ki ne söylesem anlatmak istediğim değil. Neye benzetsem o değil…
Bir şiire dayanmaktan başka çare yok…
"içimde maziden kalma duygular
çıkıver bir sonsuz sefere diyor..." (N.F.K.)
Yorumlar
şiire tutunarak...
Çar, 16/07/2008 - 07:54 — Mümine SenaPoesie Demoniac
Bir insan boyu yukardan geçiyorum toprağı,
Dünyanın ışığı arkamda kalıyor hep:
Yanlışlar ve doğrularla boyanmış dünyanın.
Şeylerin titreyen örtüsü üzerinde
Dayanmak ve durmak bilmeyen
'Düşünce'yim ben.
Çıplak kuru bir kemik,
Üzerine söz yazılmış deri,
insan beyniyle beslenen ejderim.
Saf olmayan,
Ama saflığa çağıran sanat,
Acı veren tutkuyum,
Maskeler çizen sözlerle.
Yüzlerin ve maskelerin birliğiyim.
Kusursuz bir cinayet tasarlar gibi
Ölçerek atıyorum adımlarımı.
Dokunduğum şeylerde,
Bozduğum sûretlerde
Yok ederek parmak izlerini
Küçük, sıradan hayatımın.
Varım, çünkü yoğaltıyorum dünyayı.
Kader yetişemiyor bana:
Çünkü tırmandığım yolları,
Çıktığım her zirvede zekayı
O örümcek ağırdan merdiveni
Dönüp yukarı çekiyorum hemen.
Ve arkamdan üst üste koyarak
Güzel ve çirkin demeden milyonlarca hayatı
Tırmanıyor kader,
Hatır gönül dinlemeyen avcı,
Almak için boynumu kıran ipten
Ta burçlara astığım
Bu cansız silueti.
cahit koytak
....
ve diyebilirdim ki mesela çok şey... ama diyemedim...o yüzdendir ki "şiire tutunmaktan başka çarem/yorumum yok benim"
"Otuzuncuharf"
çokça sözledim, azca geveledim
Çar, 16/07/2008 - 18:28 — Bilal Cankalbim bir pansiyon odasının yalnız kalan adam hali gibi olsa da oltama deniz takıldı, misinayı çektikçe yırtılıyor dalgalar.
sevdim.tebrikler.
"Yalnızlığın
Per, 31/07/2008 - 19:22 — Dilasa Kıraç"Yalnızlığın şarkısını okuyacağım sana sayfalar dolusu acı yazsa da..."
Yüreğinize sağlık...
etkileyici
Cum, 01/08/2008 - 09:34 — Büşra Cahideetkileyici, anlaşılmaktan öte hissettirmekten yana gibi. çok derin bir yalnızlığı ucundan hissettim. ve bir yazı ancak bu kadar iyi bağlanabilir.
kaleminize sağlık.