......
İnsanı kendi varoluşunun sırrına bağlayan duygu mistisizm. Tanrısal gizemin açıklanımı. Yeryüzü ile gökyüzünün meditasyonal bir titreşim serüveni. Varlıkların dışına açılan kapı. Bir hayal tradisyonalizmi. Mistisizm, kabaca görünmeyen iktidarın dillere destan ünlü ismi. Şeytani bir fırlama. Dangalak güçlerin Tanrı hobisi. Mistisizm içimizdeki tuhaflığın ele geçirilme biçimi. Dünyaya fırlatıldığımızdan beri maddi dayanaklara yönelik iktidarın, damarlarımıza şırınga ettiği bunaltının deri altında boy gösteren trajedisi. Mistisizm, ufkumuzun dar karanlığı. Boğmak, uyutmak, hizaya sokmak, sıraya koymak, yönetmek gibi eylemlerin doğa üstü ahengi. Mistisizm, Tanrı'nın yaratmadıkları, bir çeşit şırklar saltanatı. Tanrı'ya varmanın, affedersiniz varamamanın bir öteki yolu. Bedenimizin metafizik iskeleti.
Bütün mistikler bunalımlı. Teşhis edilmemiş bir hastalığın cüzzamlılar ordusu. Ne alt etmekte oldukları pek keşfedilmemiş. Zayıf bedenler, yoksul çehreler, salt tutkulu, arzu ihtişamıyla varlıklarını yüceltmiş insan düşkünü canlılar. Bir kozmostik yığından düşen varlık sefaleti çeken gecekondu iktidarı.
Büyük zamanlar büyük dehaların olmasıyla doğmuş değildir. Yunan düşünce çağı, Latin iktidarın yükseliş dönemleri, İslam Rönesans'ı, Hint mistik kuramsallığı, Çin'in ilham dönemleri, Avrupa'nın yükselişi. Bu görüntünün altında yatan bir tek gerçeklik var: İnsani varlığını unutmuş yığınlar. Büyük zamanlar, tarihin altın, gümüş ve hatta bakır çağları sessiz bedenler üzerinde inşa edilmiş sayısal karmaşa düzenlerinden doğmuştur. Sadece dilleri değil, bedenleri de zincire vurulmuş. Bakunin, Avrupa'nın sefil yaratıklarına bağırıyordu: "Zincirlerinizden başka kaybedecek neyiniz var". Ama zincirler kollarımızda değil, beynimizde ve kalbimizde ve de uzuvlarımızda.
Refah asalak yığınların sayısal çoğunluğu ellerine geçirdikleri zamanlarda doğmaktadır. Refahı koklayan topluluklarda doğasal olan her şey terbiyesizliktir. Doğa, doğamızın dışına atılmış, varlığı gölgeselleştirilmişti. Refahın doğurduğu ahlaksızlık Tanrı'ya varınca buhran büyür. Aslında refahı ve buhranı yaratan aynı çoğunluk. Ahlaksızlığın ahlakiliğini başka nasıl savunabilirler ki. Mistisizm, bu dışlama insanlarda dargınlık yaratır diye devreye sokulmuştur. Mistisizm, asla bir eylem değildir, uzun bir uykudur: ayakta, yatakta, hayatta süren memnun edici zevkler üzerine kurulu uyur gezerliktir.
Adalet ve ahlakın inancı somut göstergelerden doğar. İşleyiş biçimi kalın ve anlaşılmaz hukuk metinlerin sayfalarında aranmaz. Hukukçu, bir çeşit iktidarın rüya tabircisidir. Hangi şeyh, gördüğü vahiysel rüya için cennete gidecek? Doğrusal hayat kazanılacak tek mutluluktur. Adaletin görevi ilkel olmalıdır: zarar görenin taraflar arası genel memnuniyetini doyurmak. Dengeli bir eşitliği terazi edinir. İnancı gidermez doğrular. Mistisizm, örtülü bir nizam sergilemekte. Adaleti ve ahlakı soyut ve soysuz değerler yığınının göbeğine fırlatmakta. Karşı koyanları nizamı olmayan nefis şablonlarının krafikal ölçüsü olarak bastırmakta. İnsanı kendi insansal yapısının tersine itmekte. Maddi tutarlığa dayalı modern iktidar tarzının, manevi tutarlığını sergilemekte. İnsan bu ve öteki dünyaların cenabet değeri olarak sahnede sürünmekte. Nefsi kontrol etmenin tek yolu vardır: hiç doğmamak, bu hataya düşüldüyse o zaman hiç yaşamamak. O halde nedir insan? sorusunun geriye bir tek cevabı bırakılmaktadır: kendi dışında herşey.
....
07. 10. 2001
(bu mektup, aziz dostum Ekber Necefov'dan dökülen kelimelerden mürekkeptir. Mektuplara cevaplar ile devam edecek..)
Yorumlar
Cümleler 'haddinden fazla' Vurucu Olmuş.
Pzt, 06/12/2004 - 14:53 — celalmirzaMerhaba,
Yazının içeriğiyle alakadar yorum yapmayı uygun görmüyorum, zira mistizm hakkında elle tutulabilir ve makul bir önermem yok. Ancak, konunun ele alınış ve sunuş biçimi hakkında bir iki söz söyleyebilirim diye düşündüm :
Öncelikle şunu söylemeliyim ki, 'haddinden fazla' aforizma kullanılmış. Yazının belli bir kurgusu vardır : Giriş, gelişme ve sonuç. Oysaki mistizm üzerine söylenen aforizmalar, yani ki vurucu cümleler, bu kurguyu alt üst etmiş ve bütün yazıyı işgal etmiş. Hiçbir okuyucu, bu kadar 'vurucu cümleye' katlanamaz. Katlansa dahi, 'mistizm' konusunda 'ayakları yere basan' bir düşünceye varamaz. Her ne kadar okuyucu, yazarın düşüncelerini benimsemek zorunda değilse de, etkileyici olmasına rağmen birbirinden kopuk olan bunca cümleyi okuyup üzerinde uzun uzadıya düşünmek zorunda da değil.
Bence bu tür cümlelerden birkaç tanesi, bir yazı için yeterlidir. Hepsini bir arada kullanıp da cephaneyi boşa harcamamak gerekir:)
Şayet mistizm hakkında görüşümü soracak olursanız(ki hâlen makul bir önermem olduğu düşüncesinde değilim), özetle şunu söyleyebilirim ki : Bakmayı bilen gözler için belirgin ve âşikar olan hakikati benimsemek yerine, bunun ötesinde bir hakikatin var olduğuna 'fıtrî' olarak inananların kendine edinmiş olduğu duygusal bir metodolojidir (ki metodu yoktur aslında, ama ben lütuf olsun diye öyle dedim:))
Muhabbetle.