
Her zaman derim, demişimdir ve bundan sonra da diyeceğim: Adamlık, bir sanattır. Ve unutmadan konunun ekseninde dönüp dolaşıp tavafa yeltendiğimiz meseleye ısındığım bir noktada kese atacağım. Lifi de hazır.
Kabiliyyet dâd-ı Hakk’tır her kula olmaz nasib
Sad-hezâr terbiyye etsen bî-edeb olmaz edib
Ağzın dert görmesin şair. Allah, sana gani gani rahmet etsin. Mekanın cennet olsun. Bu dua faslından sonra mızrabımızı tele dokunduralım. Lakin bu tel, biraz çetrefilli bir tel. Meselenin dahilinde yatan hakikat kırıntısını sezemeyen, bu yazıdaki ironiyi de anlamayacaktır vesselam. Bu sebepledir ki yazara kolay gelsin.
Her Türk Asker Doğar
Bu günlerde asker uğurlamaları çoğaldı. Ne güzel. Gençler, gidip vatanî görevlerini yapıp geliyorlar. Buna bir diyeceğimiz yoktur efendim. Ordu-millet anlayışının bir tür zirve yaptırıldığı bir söylem olarak askerlik de “Türklük” ile ilişkilendirilmiş olup baltanın bilendiği taraf duvara asılmış oluyor. Türk olmayanlar asker doğamaz anlayışı bu cümleden çıkar mı? Bal gibi de çıkıyor. Ancak ben işin ırkî boyutlarına neşter vurmayacağım. Bana lazım olanı buldum. Bana asker lazım. Nasıl doğarsa doğsun fark etmez.
En Büyük Asker Bizim Asker
Allah’ım bu ne gürültü! Ben gördüğümü söylüyorum. Bir otomobil gördüm geçenlerde. Malumunuz, genelde biz bu araçlara taksi deriz. Ticarî olanını kasdetmiyorum. Hepsine birden. Bu araçları çok iyi tanıdığınızı bildiğim halde onların dört tarafında pencereleri olduğunu da size hemen hatırlatayım. Çünkü kalmasın her ne varsa gizli, dökelim ortaya. Hatta “Ağlarım hatıra geldikçe gülüştüklerimiz” plağını çalalım da bu resme gülmeden geçmeyelim efendim. Eveet, şoför tarafındaki pencereyi tam gördüm görmedim mi bir şey diyemeyeceğim; ama diğer üç pencereden dışarı sarkan gençler, ellerini arabanın üst zeminine koyarak pencere camının yuvasına büzüşüp saklandığı yere hadd-i vasat makat bölgelerini konuşlandırarak avazları çıktığı kadar bağırıyorlardı. Hatta böğürüyorlardı: “En büyük asker bizim asker!” Elde bayraklar, bira şişeleri, daha bilmem hangi tauna da züldür bu rezil istila! Sokakları istila ediyorlar, gecenin hangi saati olduğuna bakmaksızın “En büyük zibidi bizim zibidi!” diyerek gezmelerin adını asker uğurlama koymuşlar. Zibidi mi dedim? Allah Allah, kim söyletti şimdi bunu?
Zibidi Nereden Çıktı Şimdi Yahu?
Lamure yayınevinin çıkardığı Hüseyin Hatemi’nin “Yarin Gönlü Sırçadır” isimli güzel eseri okuyormuşum; meğer oradan dilime dolanmış.
“Peki, sen kim oluyorsun da benim askerime zibidi diyorsun?” diye bir soru tarafıma sorulursa ben ne derim? Nutkum mu tutulur yoksa? Bu aslından uzaklaşmaya zibidileşme denmez de ne denir? En edeplisi bu bence. Bakın ne diyor Hatemi Hoca: “Zibidileşme, akıl ve gönül uyumunu bozar. Bu uyumun tekrar sağlanması için tabib-ül-kulûb olan Resul-i Ekrem’e (S.A), Yüce Sevgili’ye mutlak ihtiyacımız vardır. Bu Tabip’in kapısını çalarken de canavar veya zibidi kartviziti götürülmez.”
Ey gidi bu vatan gençleri! Kimleri taklide yeltendiniz? Bu mudur Peygamber Ocağı’na gidiş? Tuu yüzünüze! Siz sakınıp da bu tükürüğün boşa gideceğini sanıyorsanız, tuu sizi yetiştirip de bu günlere getiren ebeveyninizin yüzlerine.
Peki Şimdi Ne Yapalım?
Ne mi yapalım?
Merhum Ferit Kam Hoca bunu bize zaten öncelerden söylemiş.
Mâ-hasal-ı ömrümü ettim telef
Oynuyorum kumda bugün elde def
Câize-i cehl ü hamakat budur
Bence abesdir buna etmek esef
Def çalalım, davul çalalım, org çalalım. Havaya kurusıkı tabancalarla ateş edelim. Askere gidecek oğlumuza “Ah yavrum benim, ah benim ana kuzum, ah benim süt kuzum, anasının bi denesi, babasının iki numarası...” deyip kapıdaki arabayı esirgemeyelim. O da çeksin mideye iki kutu bira, aşağı mahalledeki diğer kuzucuklardan henüz sekiz yaşındakini arabanın sol tekeri altına alsın. Ne de olsa Peygamber Ocağı’na gidiyor! Burada gülmem tuttu. Kusura bakmayın. Slogan atacağım: “En büyük zibidi bizim zibidi, başka büyük zibidi yok!”
Hepsi Böyle mi?
Haksızlık etmeyelim. En güzel şekilde İslam dinine uygun olarak asker gönderenler yok değil. Kur’an okutulup tekbir sesleri eşliğinde askere giden ana kuzuları da var bu ülkede. İşte asıl asker bunlar. Peygamberinin hoşnutluğunu kazanan “En büyük asker!” bunlar işte.
Elhasıl
Her ne olursa olsun, bir şekilde rahatsızlık veren bu tarz asker uğurlamalara ben hakkımı helal etmiyorum. Hiç kimsenin birilerini rahatsız etmeye hakkı yok.
“Sen de amma yaptın haaa! Adam ömründe bir kere askere gidiyor, gençtir, eğlenmesin de ne yapsın? Cenaze havasında mı gönderelim yani? Hem bunlar genç, Allah bunları affeder. Bunlar vatan korumaya, şehit olamaya gidiyor.” Böyle böyle diyenler de var. Şehitliği de en ucuz fiyata kadar düşürdük. Adamın ömründe alnı secdeye gelmemiş, askere gitmiş, mecburiyet altında olduğu için içkiden uzak kalmış. Sınır boyunda uyurken vurulmuş. Şehit aşağı şehit yukarı. Ne diyelim Allah mübarek etsin. Modernite, şehit olmanın şartlarını da değiştirdi. Dağcının biri dağa tırmanırken düşüp ölüyor, etiket Hazır: Görev şehidi. Ne günlere kaldık, ey gazi hünkâr. Kimsenin şehitliğini kıskandığımız yok. Ancak o mertebeye ulaşmak da sanıldığı kadar kolay değil yani.
Genç olmak, her şeyi mubah kılmaz insana. Böyle bir anlayış da nereden çıkıyor anlamış değilim. Gençmiş, normalmiş onun yaptıkları. Askere bir defa gidiyormuş. İyi de insan dünyada bir kere ölüyor. O zaman insanlar öldüğünde, götürelim orkestrayı kabristana, donatalım masaları, onlar çalsınlar diğerleri de bir güzel eğlensinler. Nasılsa insan ömründe bir defa ancak ölebiliyor. Bırakın da adam gibi ölsünler, millet eğlensin. Ne olur ki? İşte böyle. Her şeyin bir kuralı, yolu yordamı var. “En büyük asker bizim asker” olmanın da bir şartı şurtu var yani. Sevgi ve rahmet peygamberinin rızasına uygun bir kimlik üzere bulunmak.
Haydi, şimdi hep birlikte özlemini çektiğimiz askerler için “En büyük asker bizim asker!”
Yorumlar
yazıyı gecenin on birinde
Cum, 29/08/2008 - 11:46 — tolga yakuphanyazıyı gecenin on birinde okudum ancak nette ki problemden yorumum bu saate kaldı.."en büyük zibidi bizim zibidi" faslına canı gönülden katılmakla birlikte, benim yazıyı okuduğum dakikalarda ipini koparırcasına hasta mı,yorgun mu,cenaze mi,uyuyan mı var demeden kız almak için güm pat çat korna mahalleye girenler ile aralarında ne fark var acaba bunların diye düşünmeden edemedim. Evet adamlık ve adam olmak başlı başına sanattır ancak adamlığı sürdürmek hepsinden öte "güzel sanattır"..selamlar
"Bir kere"lerle geçen ömür mazereti
Cum, 29/08/2008 - 15:35 — Halil ErdemÜstad güzel yazmışsın hoş yazmışsın.Bu görgüsüzce ve edepden yoksun asker uğurlama törenlerini iğnelemişsin iyi de yapmışsın.Peygamber Ocağı'na giderken dua yok,abdest yok,namaz yok içkili,çalgılı,çengili eğlencelerle harmanlanmış "bir daha mı gelecez dünyaya bas bas paraları leylaya" diye diye gitmeler...gecenin yarısında millet uykuda iken çok yüksek seslerle "dum tıs dum tıs" larla en ritmik gavurca şarkılarla milleti rahatsız eden askere gidecek oln gençler...
Kardeşimizin dediği gibi islami ölçülerle giden dualarla Kuranlarla gönderilen gençler de var.
Ordunun namaza durduğu fotoğraflar arşivlerde kaldı.Hani malum Çanakkale namazgahlarındaki komutanların erlerle namazlara durduğu fotoğraflar.
Kısacası şehitlik ucuz değil.
"Hayat iman ve cihaddır."
Zibidi
Cum, 29/08/2008 - 16:16 — yavuz akenginBaşlığa bakıp size "zibidi" dediğimi sanmayın, aman ha! Allah'ınıza kurban olayım ben sizin...
Elinize yüreğinize sağlık Mehmet Bey.. Eminim yazmak isteyen herkesin söyleyecek bir şeyi vardır bu konuda.. Herke sbu dertten muzdarip zira! Dün akşam mesela evet giderken.. "Zibidi" dediğiniz takımla karşılaştım.. Beni nerdeyse ezmeleri bir yan da bira şişeleri ve abuk kızlarla dolu arabaları bir yana.. Bir de aynı böğürme: "En büyük asker bizim asker!!!"
Konuyu biraz saptırayım bilinçli: Ya aynı teranelerden geçip, arabaları durdurup İstiklal Marşı okuyamayacak Türkçesi olmayıp, yarın öbür gün dağda yine kendi gibi belki de tek kelime Türkçe bilmeyen "zibidi gibiler"e ne diyeceğiz? Kürtçe ağıtlarla gönderdiği oğluğunu, Kürtçe şarkı söyleyen bir başkası vurursa, annenin yüreğinde hissedeceği ne olabilir acaba??
Saptı mı konu? Sanmıyorum.. Sapmaz.. Sapamaz...
Hayali...
Becerebildiğimiz ne ki?
Paz, 31/08/2008 - 19:21 — Serkan SERDAR"Zibidi" oldukça hafif kalır.Zibidinin karesi hatta küpü desek yeri.
Bütün kutlamalarda ve ya benzer merasimlerde aynı ölçüsüzlük sürüp gitmiyor mu?
Hadi Taksim Yılbaşı'larını anladık. Orada tecavüz kaçınılmaz. Zevk almaya bakacaksın. Dilden çıkan söz adetince litre alkol alınıyor. Buna yine üzülmeyiz de;
Sünnet merasimini içkili yapan "dangalaklar",
düğünlerde milleti içirip aynı gün alkollü yola çıkaracak derecede düşük zekalı "alemciler",
ve içmem demeyen "beleşçi"lere ne demeli.
En büyük falan yok kardeşim. Bizim insanımız kutlamayı da yas'ı da bilmiyor.Ülkemizdeki standart askerliğin kutsallığı da çoktur ya neyse...
"Adam ölür;eşeklik baki kalır"
Selam ile
Hamit Akçay! Duy sesimizi !..
Cts, 06/09/2008 - 07:25 — Şadan ErcanBu yazı bana eskilerden bir yazıyı hatırlattı (yaşlandım ya ancak şimdi hatırlayabildim):
Cemaat.com tarihinin en çok okunan yazıları arasında 14. sırada yer alan Asker Uğurlama Törenleri
Bu vesileyle değerli dostumu Hamit Akçay'ı da saygı ve sevgiyle anıyorum. Umarım kulakları çın çın çınlar, "acaba cemaatte beni mi andılar" diyerek merak eder, gelir-bakar ve çağrımızı duyar ümit ediyorum.
Sevgili Hamit beğenerek okuduğumuz yazılarına hasret kaldık.
Hem sever hem sevilirdik
Bu ayrılık neden oldu?
"Tedip: Edep merkezli eğitim"
Hamit Akçay
Cts, 06/09/2008 - 07:30 — Selman MaltaşHamit Akçay'ın adı bir süre önce benim de aklıma düştü. Uzun zaman oldu, göremedik kendisini cemaat'te. Hayrolsun.
kurtuba