renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Eylül'de Yine ve Yeniden Ölebilmek!

Rüzgarın biraz asabi biraz hırçın darbeleri sessiz gecesine eşlik etmişti .Yüreğindeki savruluşlar gibi, savrulmuştu bahçesindeki her bir ağaç.Endişelenmişti kendisine endişelenişi kadar onlar adına. Hırpalanmışlar mıydı acaba? Bu vehminin yerini bir başka düşünce alıvermişti hemen.Sanmıyorum dedi..Sanmıyorum., her yaratılmışa bahşedilen acizlik kadar gücüde birlikte barındıran özellik geliverdi aklına.. Kendisini seyredişinde gördüklerinden yola çıkarak... Bir gün doğuşu ile batışı arasındaki anlarda ne çok iniş çıkışlar yaşardı.Ne çok umutsuzluğun ve karamsarlığın, içini yakışlarında dualarda felah bulup rahatlardı. Rahatlardı da hayata yeniden tutunuverirdi. Öylesi bir tutunuş ki; hüzünlerinin varlığından şekva etmemecesine... İçindeki med-cezirleri ile sarmaş dolaş olmayı nasıl da öğrenmişti. Kara tüllü gecelerden biri daha geçmişti. Avuçlarını sıktı, elinde yüreğindeki değerlendirmelerden eser yoktu elbette. Zihin karmaşasının artıkları ve tortusu da. Yüreğim dedi.. ne çok şey barındırabiliyor içinde.. ve ne çok sırrımı saklıyor. Zihnimde ne çok hesap yapılıyor da hiçbir muhasebe memurunun altından kalkamayacağı bir bilanço çıkıveriyor.. Hallolanlar, ertelenenler, devredenler.. Sımsıkı kapalı ellerini yavaşça açtı ve yeni güne merhaba demek için yüreğindeki sır saklayışlarına uyumlu evinin kalın, sonbahar renkli perdelerini yavaş yavaş açtı.. Her sabah içeri hücum eden huzmelere inat odanın loşluğuna orantılı bir akşam üstü edası ile karşılaşınca duraladı..Öyle ya; mevsim artık sonbahardı! Birden kocaman evin sessizliği, dışarının ışıltısız grimsi rengi yalnızlığını hatırlattı. Gece boyu yüreği ve zihni ile olan hasbihalinden fırsat bulup da fark edemediği yalnızlığını! İşte bu halet-i ruhiye ile sessizce başını pencerenin buğulu camına dayadı. Bir o kadar buğulu , bir o kadar puslu ve bir o kadar grimsi uzaklara takılı olduğu halde gözleri. Öylece kaldı bir süre... Şehrin kalabalık ve işlek caddelerinden birine açılıyordu dünyevi ikametgahının penceresi, içindeki yalnızlığa inat! Biliyordu; içindeki yalnızlığında, ikametgahı gibi dünyevi olduğunu.

Gözlerinde görülebilen sadece şehre sinmiş grilikti...Sadece bu idi görebildiği.Bir gök gürlemesi ve ardından ‘’Künfeyekün’’ emrine amade sağanak yağmur. Griliği yıkamak istercesine telaşlı bir şekilde indirişi ve beraberinde getirdiği bir orkestra ritminde olduğu kadar uyumlu, ama bir obuanın yapayalnız çıkardığı ürkütücü sese benzerliği ile irkildi. İrkilmek miydi bu acaba? Yoksa farkındalığı mı? Ezbere bakışlarının duaya dönüşmesi için bir gong çalışı mı? Anlık düşündü, anlık üşüdü, anlık ürktü ve yine anlık gözlerindeki sadece griliği görebilirlilik kayboldu. Ne garip dedi biraz sesli..Ne garip! Düşünceler ve hisler kelimelerle ifade edildiğinde paragraflar tutarda, iç alemde ki tezahürü saniyeler alır.

Mevsim artık sonbahar dedi yeniden...Eylül yas tadında, hüzün ritminde bir ay! Bir veda hali var sanki telaffuzunda bile. Yoo hayır dedi kendine itirazı yine sesliydi. Eylül; gidişlerin dönüş olduğu, her gidişte dönebilmek için birikmektir! Yok oluş zannedişlere bir şaka! Öyle bir şaka ki; fark edildiğinde hayıflandığımız! Bir dengenin aksi tezahürü! Yeniden gidişlerin gidişlere inat dönebilmeklere birikiş! Dönebilmek için gidiş! Yaşayabilmek için ölüşün mesajı! İsteksiz ayrılıklarda gözlerde barınan ıstırap ile sevdanın dansı gibi! Eylül!

Bir istasyonda uğurlanan sevgilinin dönmek üzere gidişinde ayrılığında sevdasına özlemle birikmesi gibi. Boşlukta sallanan ellere yüreklerde ki yorgunluk ve hüzün kadar umudun düşmesi gibi! Bir annenin gurbete giden evladının ardından, ayrılığa inat yüreğinde sevginin ve şefkatin acı ile alev alışı gibi! Öyle bir alev ki; dumanının muhatabı sevdalısından gayrisi değil! Alevin yakışı , kalanla giden arasında ki farkındalık tılsımının ağıtla işlenmiş bir oya gibi yürekleri süsleyişi..

Mevsim artık sonbahar.. Eylül diğer mevsimlerin, hüznünü, yükünü bir sünger gibi emen, onları tüm gri tonlarından arındırıp gök kuşağının bütün renklerini hediye edebilen, rengarenkliği diğer mevsimlere layık görmesini bilen, kendinden vazgeçip; tıpkı mümin kardeşin, kardeşine duası gibi önceliği diğerine verebilecek kadar asil. Kasvete grimsiliğe, hüzne gönüllü..Acziyetin, pişmanlığın, tevazunun, kendinden vazgeçmişliğin timsali.

Bir misyoner edası ile ‘’bende ölür, baharda yeniden canlanır toprağa bahşedilmiş her bir nebat ve bu bir ibrettir!’’ der Eylül! Aylar içinde ki mahzun hali, omuzlarına yüklenen böylesi bir misyondan mıdır acep? Hani Nisan pek nazenindir, temmuz ise kıpır kıpır! Ümitler, sevinçler, planlar, yaza tahsis edilmiştir. Temizlenip arınmak ve yenilenmek ise bahara! Eylül öyle mi ya? Biraz Sonbaharın ilk ayı, biraz yazın ardından gelişinin pek de hoş karşılanmayışından telaffuzunda bile gülümsetmez.. Dile düştüğünde kekremsi bir eda ile söyleniverir işte.

Aşklara , yeni başlangıçlara bahar yakıştırılırda, ayrılıklar Eylül’e kondurulur hep. Yine Eylül de sahiller bomboştur.Yalnızlığa terk edilmiştir, nice sevdalıları ağırlayan o kayalar, ahşap banklar.. Hatta Pespembe pamuk şeker satan şekerciler bile gelmez olurlar artık sahillere.Kağıt helvacı da öyle. Yoksa baharın rengi pembe, yazın rengi turuncumudur? Peki Eylül ne renktir? İşte düşüncelerinin burasında, yine diline düşüverdi sesli bir kelime; Sarı .... Bir çınar ağacının el ayasını andıran, kaderi çizgilerle nakışlanmış haliyle, yerde ve bazen de kavalyesi rüzgar tarafından davet edilmişliği ile ayakları yerden kesilmişçesine dans eden sararmış yaprağı geldi gözlerinin önüne.. Ve hemen ardından da ; keyifsiz ve halsiz olduğu anlarda kendisine endişe ile sararmışsın diyişler... Hastalığa isnat edercesine! Yoo dedi haksızlık bu! Eylül hastalık değil, solmuşluk değil, yeniden ve yinelerin önsözü! Eylül, yağmurdur, yağmur sınırsız sayıda katre, her bir katrede billuri yansımalar sır dolu, gizem dolu, bereket dolu... Var oluşun başlangıcı, yazın yakıcılığı, kuraklığı ve savrukluğunun tamircisi, tesellisi...

Mevsim artık sonbahar! Sonbaharları sevişini bildi.. Eylül’ü de öyle! Ve gözlerinde sevmişliğin tebessümü! Bu tebessümle yıllar yılı penceresinin yanı başında ki yaşlı şeftali ağacına takıldı gözleri.. Islanmışlığında ışıldayan yapraklarına bakarak! Nasıl da arınmıştı.. Nasıl da canlanmıştı! Zikrin gönlün pasını silişi gibi diye geçirdi içinden.. Öyle ya tüm mahlûkat gibi Onun şeftali ağacıda lisan-ı hal ile tespih ediyordu... Duaları vardı arınmışlıktan yana kim bilir belki de! Ve rahmet inivermişti de göklerden , o işlek caddenin, aldırmaz ve telaşlı bir çok atılan adımın çıkardığı toz ile kirlenmişliğinden arındırıvermişti işte onu... Dünyevi kirlerden Rabbin ikramı ile..

Akşam Sefalar, ortancalarda öyle.. Bulutların güneşi saklayışı , akşam sefasını, sabah keyfine dönüştürüp, rengarenk duaya durmuşlardı.. Oysa bu vakitler yumuluverirdi çiçekleri, tıpkı içe dönüş gibi...Benim gibi diye düşündü... Onlarda hala uyanık ve az sonra güneşle birlikte onlarda içe dönecekler bende olduğu gibi. Ve yine bütün gece çiçeklerinin açışı ile yüreğinin ve gözlerinin açıklığı ile ilinti kurup, Akşam Sefalara benziyorum dedi gülümseyerek... Mevsim artık sonbahardı ve Akşam Sefaların bahardan kalma son demleri ta ki bir yenibahara dek. Yağmurla arınmışlıklarında hala pembeli, beyazlı ebruli hallerinde hüzünden ziyade, gülümseyen halleri bilmelerinden olsa gerek. Her şeyin zıddı ile kaim olduğunu! Dirilebilmek için , ölmek gerektiğini! Lehv-i mahfuzdan bir cüz taşırcasına zıddı ile kaimliğin nispeti! Dirilişin hükmünün, ancak ölebilmekle tecelli edişini! Kalû Beladan beri nişanesini takındığımız akdimizin vuslat ile hitam etme arzusunun vesikası Eylül! Ölebilmeli ki , uhreviyet evine girebilmeli... Tıpkı cüz-i aşklarımızın vuslatında dünya evine girmek gibi.. Bu teşbih onu bir kez daha gülümsetti...

Yaşarken ölümü sevebilmek Eylül!

Susuzluktan çatlamış toprağın bağrına teselli Eylül!

Yüreklerde, yokluk ile varlığın, hayat ile ölümün müzakeresinin yapıldığı büyük platform Eylül!
Her gidişlerin terk edilmişlik olmayışının garip bir anlatısı Eylül!

Farkındalığın misyoneri Eylül!

Ve mevsim şimdi sonbahar! Seviyorum dedi düşüncelerinin bu anında biraz seslice Eylülleri ve ve sonbaharı.. seviyorum! Ölebilmeyi arzulayışın en asil şeklini seyredişimden olmalı. Bir de otantik renkleri seviyor oluşumdur bana Eylülü ve sonbaharı sevdiren dedi... Ama hayır o renkleri sevişi de Eylülü sevişinden olduğunu fark etti birden...

Çınar ağaçlarının yenilenmek ve yeniden dirilişe hazırlanabilmek için yapraklarını Eylülde bir dans edası ile savruluşlarında ki renk; acı sarı...Bir başka mekanda, Akşam Sefaların ve Kadife çiçeklerinin yine ve yenidene niyetle dönebilmek için gidişlerinde toprağın rengi; toprak rengi.. Yapraklarını dökmeyen, uzun ömürlü, kim bilir belki de ölmeden , ölebilmeyi, varlığında yok olabilmeyi başaramamışlığımızı temsil eden Kauçuk ağaçlarının yağmur sonrası kah şarabi kah koyu yeşile bürünmüşlüğündeki renkler; bordo ve koyu yeşil...Kilimlerimize düşen, sonbaharlarla birlikte topraktan ayrılıp renge dönüşen bitki köklerindeki renkler; hardal sarısı, kiremit rengi..

İbret sahifelerinin bir bir açıldığı ay Eylül! Ve mevsim şimdi sonbahar! Bilinmeyen zamanlara mesaj! Bizce meçhul , Rabbimizce malum olana davetiye!

Ne çok şey geçiyor zihnimden diye düşündü.. Gözlerinde mutlu ve farkında bir tebessümle.. bedenin de uykusuzluğun mahmurluğu.. hareketlerinde dinginliğin aheste hali.. Eylül’ ü sevişim bundan olsa gerek dedi... içe dönüşlerimin bu mevsime denk düşüyor oluşundan belki de.

Griliği yıkamıştı yağmur... ve duaları arındırmıştı yüreğini.. Gökyüzüne kaldırdı başını umudun rengi düşmüştü sonbahar renkli gözlerine.. Gök kuşağını arıyordu...Ama yoktu kısmetinde...

Dünyevi Yalnızlığı, hasbihali ile zengin bir ruh haline dönüşüvermişti. Ve gözleri gülümseyerek birkaç saat önce yaslandığı penceresinden griliklere inat, rengarenk bir sevinçle ayrıldı.. şairin ; ölümü çocukça bir sevinçle barındıran iki mısrası düştü dilinden hatta biraz muzip bir eda ile;

O dem çocuklar gibi sevinçten zıplar mısın?
Toprağın altında ki saklambaçta var mısın?

Gönlünde çocukça bir sevinç, içinde vuslat arzusu, umutları, tevbeleri, dilinde duaları vardı !
Yüzünde Eylül!
Yüreğinde Eylül!
Ellerinde Eylül!
Ela gözlerinde bile Eylül vardı!

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

tedai

selam ve dua ile;
evvela;
okuduğum bir şey bir şeyleri çağrıştırmıyorsa okuduğumu okumuş olmaktan duyduğum pişmanlıkla sarhoş olurum..
saniyen;
niyedir bilmem öykünüzü okuduğumda mevlana'nın şu beytini çağrıştırdı;
" bini an başed ki u buyi börd
buyi ura canib kuyi börd"

mealen;
burun odur ki koku getirir
koku odur ki sahbini matlubolan mahale eriştirir..
hürmetlerimle..

c.ç

Eylül'dedir hikmet bizde değil:)

Cemal Bey;
Ramazanı şerifin bereketi ve eylül ayının ibretli seyridir sizde vuku bulan tedai..

Bir tedaiye vesile olabilmek ise benim için mutluluk..
teşekkür ediyor kolaylıklar diliyorum.

Rabbime emanet olunuz!