renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Yağmurda Koşmadım ki Hiç

Yüzüme değdi önce, sonra bir de gözlerime, aldırmadım.
Ürperdim önce, sonra bir de üşüdüm, boşverdim...
Sesini dinledim, dinlendim sanki, daha bir yavaş yürüdüm hatta, damlalarla daha çok buluşmak için, içime kadar işlesin diye. Bir su birikintisi seyrettim, kalbime düşen her damlanın yayılışını sonra... Yeni bir nefes aldım sanki.

Hayat, sadece kulağımda kalan bir uğultu oldu...
Bu toprak kokusunu neden özlüyorum diye bir kez daha sordum kendime, sessiz kaldım cevabını bildiğim sorunun kendisine hesap veremedim. Bir sürü cevap vardı aklıma yağmur gibi düşen, soruları bilmekse cevaptan daha zor geldi.Gecede parlayan bir ışıkta seyrettim onları. Kurgulanmış hikayemin esas kahramanı olarak, kurgulamaya çalıştığım hikayenin hangi kahramanı olsam diye bir rol beğendim kendime. Bilmem kaçıncı oyunumun ortasında yine bir sürü soru geldi aklıma, oyundan bile bile atıldım. Dünyadan gizlenmeye yer bulamadım, bir örtünün altına sığındım. Yenilgimin zaferini yaşadım içimde. Sorusu unutulmuş bir sürü cevaba karşılık üstüme gelen sorulara kendi cevabımı aradım, kelimeleri birbirine karıştırdım. Bu cevapların hiçbiri zaten benim değil ki dedim. Kendi içimde kayboldum sonra, yığılıp kaldım karanlıkta, içine doğduğum dünya bana ne kadar yeter dedim, kalbim ölmeye ne kadar yeter... Her geceden daha karanlık bir geceydi ve sabah çok uzaktı sanki. Hayat bir cümle, bende belirtisiz nesnesi oldum. Daha hızlı ölmek, daha hızlı yürümek bir an önce bulmak istedim sonra aklıma geldi ben yağmurda koşmadım ki hiç...

Uykuyla uyanıklık arası biri kaldırıp, uykularda kaybolamıyorsan yollarda kaybol, bugün kendin diye bildiğin ne varsa hepsini bırak gel dedi. Kaybolmak güzelde buna hangi yol değer dedim, tek bir yol var zaten dedi...
Önce kendimle vedalaştım sonra kendim bildiğim ne varsa... Gerçekten taşınmayacak kadar ağar mı dedim, bensizde devam eden dünyayı seyrettim penceremden bir süre sustum, susmaya alıştım...
Güneşin denize gömüldüğü an yoldaydım artık, her adımım ne kadar geride olduğumu anlattı bana. Güneş için aya, sabah için geceye yürüdüm. Güneşi arayan ışıksız pencere oldum, şiirlerin bile geçmesine izin vermedim bu pencereden, masallardansa sıkılmıştım zaten. Kendimi sürgüne gönderdim, biraz yabancı biraz uzak olmak için, belki birazda ölmek için...

Bilmediğim şehirlerde bildiğim şarkıları söyledim. Başkaları için yağmurda umarsızca yürüyen biriydim, umarsızlığımsa yağmura değildi aslında...
Onların anlatmak için yaptıkları savaşları vardı benimse; sizinkisi aklıyla kalbini buluşturamayanların işidir diye başlayan çok bilmiş cümlelerim...

Yağmurda koşanları görünce, kılıcımı gölgelerin gücü adına kaldırdığım günler geldi aklıma. Hiç sebepsiz ortalıkta düşmanım kim, niye savaşmak zorundayım , bunu bana kimler öğretti diye bilmeden, düşünmeden gezinirdim. Kimseyi bulamazsam kardeşimi düşman ilan ederdim. O'da herşeyden habersiz kılıcını kuşanır savaşmaya başlardı. Ezberlenmiş cümlelerimizi savururduk birbirimize, kılıcı en iyi kullanan değil cümleleri en iyi ezberleyen kazanırdı ya da kazandığını sanırdı. Bir kaybeden varsa ve adı savaşsa kim kazanmış olabilirdi ki...

Hepsine oyun bunlar dedim, yağmurda ıslanmayı, yürümeyi seçtim. Şimdiyse; savaşmanın saçma, kazanmanınsa anlamsız olduğu zamanın koptuğu yerde yaşıyorum...

Hayat;hala yaşıyor oluşumdan başlayıpta bitiremediğim hikaye. Ne başlatmak elinde ne de bitirmek, yolun sonu yok ... Yağmur daha bir hızlandı, daha bir yavaş yürüyorum artık...

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

Yağmur hızlandı,daha bir yavaş yürüyorum...

Anılar çoğalınca,seneler geçtikçe aynı şeyleri sonrasızca dönen çarka atan duygular çiğnenince,ve anlamları yitirince'umut'...
Oturup
yağan bir şeyler için savaşmak veya birilerinin bu savaşları kazanması?Çok ta önemli değil artık...kendine yardım etmeyene tanrı bıle yardım etmezmiş...
mi?...

biz de onun gibi seyredelimmm...

: )

işimiz bitti mi yaşarken..bitti gibi bir yazı...

ama o zaman neden hala 'Bu yağmur delisine'yağmur yağıyorrr...

:))

focus

Bu blogu okuduktan sonra dün sicim-sicim yağan istanbul yağmurunda münübüsten inip evime kadar yürümeme ve hayatın akışı ile katılaşan gönlümü tekrar yağmur taneleri ile yumuşatmama neden olan Sdfkpln'a sonsuz teşekkürler.

"dünya yalan söylüyor"

Ve Yağmur

Bakın bana neleri çağrıştırdınız:
------------------

Bizim dağ köylerinde yağmur da bir başkadır. Adım adım seyredersin yağmuru. Nereye, nasıl yağıyor? Nereden geliyor? Hepsini tekmil izlemek, mecrasını takip etmek apayrı zevktir doğrusu.

Eskiler anlatırdı da geleneği sürdürmek bize nasip oldu. "Oğul" derdi Dedem: "Boğaz köprüden geliyorsa yağmur, büyük ihtimal uğramaz bizim buraya. Şehri, Erkilet'i, Cırgalan'ı alır, gider. Erciyes'ten gelirse bize de rahmet olur. Eğer ki sırttan gelirse (Doğudur kastettiği) felaket olur, sel gelir..."

İşte öyle günlerden biriydi. Yani sıradan bir gün. Günün adı pazardı. Çoluk - çocuk, ebe - dede; bağ, bahçe işerinde, kayaların ucunda, uçurtma peşinde, namazında, abdestinde hemhâl idi.

Çocukların, rüzgarsızlıktan dolayı uçurtma uçuramamaktan şikayet dahi ettiği anlardı. Balkonda idim. Ayağımı atsam ceviz, kolumu atsam asmalar vardı. Karnımı doyurmuş; çayımı yudumlamıştım. Yeni ektiğim çimlerin tohumlarını serçeler midelerine buyur etmesin için onlar beni, ben onları kontrol altında tutuyorduk. Arada bir gözü karalardan bazılarının kamikaze olup hücum ettikleri olmuyor değildi ama savunma hattım bertaraf ediyordu bu haince saldırıları.

Boğaz köprü tarafından üç - beş bulut, biraz esmerce, el ele verip seyr ü sefere çıkmıştı. Çıkmasına çıkmıştı da istikameti ne taraftı acaba? Dedemin söylediklerini her bulutta hatırlayan ben, heyecanlı bir hadiseye şahit olmanın verdiği hazla bir yandan serçeleri bir yandan da bulutları takibe koyuldum.

Her saniye rüzgar şiddetini artırıyordu. Önce rüzgar için sevinen uçurtmalı çocuklar daha sonra pıllarını pırtılarını toplayarak araziyi sakinliğe ve tenhalığa terk ettiler. Kararan, karardıkça çoğalan ve rüzgarla hızlanan bulutlar şehrin üstüne gelmişti ki salkım saçak olup şimşekler, gök gürültüleri arasında yağmaya başladı.

O da ne?

Şehrin üzerindeki manzarayı izlemeye kendimi öylesine kaptırmışım ki sırttan gelen simsiyah bulutları ve kılıç kalkan ekibinin şakırtılarını anımsatan şimşekleri taa ne zaman sonra, o da çok yakınlara bir yere düşen yıldırımdan sonra fark edebildim. Şimdi iki yönlü muhasara altında idim. Ve dedem geldi aklıma. Allah rahmet eylesin deyip üç kulhu, bir elham okuyacaktım... Kocaman yağmur taneleri anormal bir ritim ile yağmaya başladı. Bu esnada şehir, yerini bulutlardan oluşan bir kütleye bırakmıştı. Orada şehrin olduğunu bilmesem kimse inandıramazdı beni.

Adet, yağmur yağınca rüzgar diner. Öyle mi oldu ya? Rüzgar hızlandı; yağmur hızlandı. Yağmur hızlandı; şimşekler, gök gürültüleri hızlandı. Birbiri ardına şehirden, Erciyes'ten, Talas'tan, Koramaz'dan, Kumarlı'dan şimşekler çakıyor, salavatlar arasında hiç kesilmeden gürlüyordu. Göz haritamda her şey kayboldu. Oluklardan, delicesine su akıyordu. Bizim bahçenin toprağı bimis karışıktır ve tabanı tiremdir. Saatlerce sulasan dahi su birikmez. Di. Bahçe göl oldu. Yamaçtan bir anda koptu geldi sel. Yolları çamur deryası eyledi. Toprak damlı evlere sular akmaya başladı. Sel, kaya olup duvarları uçurdu; asfaltlarını kazıdı caddelerin. Arabalar yollarda kaldı.

Ha kesildi ha kesilecek dediğim yağmur ve rüzgar ve gök gürültüsü kısa fasılaların dışında yatsı vaktine kadar sürdü. Ertesi gün, güneş yüzünü gösterince anlaşıldı felaketin boyutları. Dedem yılların tecrübesi ile demiş ve dediği çıkmıştı. Sırttan gelen yağmur bahçeleri, yolları, yürekleri talan edip bir dahaki sefere kadar mahalli bizlere bıraktı.

Rabbim beterinden korusun.

Amin.

Kendi halinde, kendince

Gözyaşım karışır da yağmura gönlüme akan bir sel olur

Her bir yağmur damlası bir çivi tanesi gibi düşüyor beynime

sessiz sessiz iner gibi görünse de yeryüzüne

benim gibi bilinmeze yürüyen biri için her damla bir çığlık, bir feryat sanki,

elimi uzattığım, yaklaştığım ve alıştıklarım üzüyor sonunda

İzleri kaybolmayan yaralar bırakıyor.

Bir tek yağmur ince ince çoğalıyor, ardından temiz bir nefes getiriyor.

Gönlünüze sağlık Sedef Kaplan.

YAğmurdan sonraki toprak kokusunu hissetirdiniz ...

"Deniz kokusu, toprak kokusu, çiçek kokusu..."

bir şiir :

NEFES ALMAK

Nefes almak, içten içe, derin derin,
Taze, ilik, serin,
Duymak havayı bağrında.

Nefes almak, her sabah uyanık.
Ağaran güne penceren açık.
Bir ağaç gölgesinde, bir su kenarında.

Üstünde gökyüzü, ufuklara karşı.
Senin her yer: Caddeler, meydan, çarşı...
Kardeşim, nefes alıyorsun ya!

Koklar gibi maviliği, rüzgârı öper gibi,
Ananın sütünü emer gibi,
Kana kana, doya doya...

Nefes almak, kolunda bir sevgili,
Kırlarda, bütün bir pazar tatili.
Bahar, yaz, kış.

Nefes almak, akşam, iş bitince,
Çoluk çocuğunla artık bütün gece,
Nefesin nefeslere karışmış.

Yatakta rahat, unutmuş, uykulu,
Yanında karına uzatıp bir kolu,
Nefes almak.

O dolup boşalan göğse...
Uyumak, sevmek nefes nefese,
Kalkıp adım atmak, tutup ıslık çalmak.

Sürahide, ışıl ışıl, içilecek su.
Deniz kokusu, toprak kokusu, çiçek kokusu.
Yüzüme vuran ışık, kulağıma gelen ses.

Ah, bütün sevdiklerim, her şey, herkes...
Anlıyorum, birbirinden mukaddes,
Alıp verdiğim her nefes.

Ziya Osman Saba

bir şarkı :

/İçimde yılgın rüzgarların ayak sesleri
Sende daha yeni yeni kavak yelleri/ Nilüfer

Durmak susmak demektir. Susmaksa dinlemek. Ağlamak!

Ne olur sussa herkes
alınmasa bir nefes
Hira'dan yükselen ses
Gönlümde bulsa makes

Sükut bulut doğurdu
bulutlar yağmur oldu
çamurlar yumuşayıp
ruhumuz azad oldu

Ağlamayan insan, anlamayan insan demektir. Ancak anladığında ağlayabilir insan.

Acıkmayan insan yemeğin kıymetini bilmez.. susamayan suyun.. susmayan da sözün. Sözün kıymetini bilmek için susa da bilmek gerek. Susmak susamaktır. Susmayanlar dinleyemez.. dinlemeyenler duyamaz.. duymayanlar da bilemezler. Dinlemeyen insan nereden bilsin ki, ne demek olduğunu bunun

Var oluşuma ve arayış serencamına dair, son zamanlarda okuduğum en yoğun ve en etkileyici yazılardan biriydi. O kadar bütündü ki, içine katılan eleştiriler dahi, bu bütünlüğü bozmaya güç yetiremedi.

Bize ise, bu yoğunluğun içine girip çırpınmaktansa, ona uyum sağlamayı tercih etmek düştü.

Sedef hanım, yazılarında kullandığı imgesel ağırlıklı üslubunu muhafaza ediyor.. ve bence bu işi güzel yapıyor. Seçtiği konu veya konuların yetkin ve isabetli olduğunu düşünüyorum. İçine eleştiri katmış olması dahi, hiç bir şeyi zedelememiş. Her ne surette olursa olsun, devam etmesini tavsiye ederim.