Varoluş sebebinin farkında olan, ya da en azından bunu sorgulayanlarımız, televizyon yayımlarından müşteki oldular genelde. Halkın zihnini abuk sabuk görüntülerle etkisi altına alarak, öz kimliğimizi zedeleyecek aymaz ve nev zuhur bir kültürü empoze ettiğinden dem vurdular. Küreselleşen dünyanın, nereye hizmet ettiği belirsiz aygıtı alabildiğine fonksiyonel, alabildiğine etkiliydi çünkü. Ev halkımız, okullardaki çocuklarımız, yetişkinlerimiz farkında olarak ya da olmayarak onun dilini konuşuyor, ekranlarda gördüklerini yapmaya, benzemeye çalışıyordu. Seyretmek, muhtelif türü olan okumaların çok daha ötesine geçmiş durumdaydı. Teknoloji asrı, yapanlardan çok seyredenlerin asrı olduğu için, medyayı elinde tutanların taşıdığı sorumluluk belki diğer eğitim ve öğretimcilerin üzerindeydi. Oysa, toplumun en sorumsuz kesimi sanki bu kulvarda nüvelenmişti. Ve yine sanki, kendi inanç ve geleneklerimizi beslemesi gerekirken, delik deşik olmuş surlarımızda yeni gedikler açmaktan başka bir fonksiyonları yoktu ve neye.. ve nereye hizmet ediyor oldukları belirsizdi. Tüm bu olumsuz eliştirilere mükabil, kimi sorumlular komplo teorileri düzüp, meseleyi politize ederek programları kadar harcıalem yanıtlar verdi. Kiminin derdi sadece ekonomikti. Kimi ise rasyonel bir yaklaşımla " ne seyrediliyorsa onu sunuyoruz" demekle yetindi. Tüm yanıtların içinde, en çok dikkatimi celbedeni bu, yani son yanıt oldu.
Ekonomik kaygıları anlamak mümkündü elbet. Bu durum, hayatın kahrolası gerçeklerinden biriydi. Gerçi, zam isteyen işçilerine " şu sıralar elimiz darda, işler açılıp da kazandığımızda söz " mazereti kadar samimiyetsiz nitelikte bulsam dahi, yine de ekonomik nedenler göz ardı edilemezdi. Televizyon kanallarının ciddi giderleri vardı ve bunlar reyting yapan programların arasına alınan reklamlarla karşılanmaktaydı. Nihayetinde, yine kahrolası profesyonelliğin getirisi/götürüsü olarak, kurumlar ekonomik olarak palazlanmalarına rağmen, programlarının içerik kalitelerinde değişen bir şey olmadı. Bu palazlanmanın getirisi, daha bakımlı ve meşhur sunucular, daha popüler sanatçılar ve ithal edilen ileri teknoloji şeklinde yansıdı ekranlara. Oysa modern dünyanın en büyük sorunlarından biri değimliydi, içi tamtakır populerlik. Gazinolar ve sanatçıların! mahrem hayatları kanallarımız vesilesiyle evlerimizin içine girmeye devam etti. Açık oturum türü programlara sadece reyting alma kaygısı ile spekülatif yaklaşım temayülü icinde olan en çirkef, seviyesiz hatta edepsiz cedel ustadları yerleştirildi. Haber bültenlerine yine onlar konuk edildi. En hafif türkücülere yaptırdıkları eğlence! programları sebebiyle ödüller verildi. Sadece reyting uğruna, kişilerin özel sorunları milyonlarca insanın önünde deşifreye devam edildi (kimse bana, hayatın gerçeklerini gözler önüne serip, tehlikelerinden korunmak için olduğunu söylemesin). Filmler'in çoğunluğu, mahumunuz vechiyle, kültürümüzden çok uzak mesafelerde bulunan ABD menşeyliydi.
Daha sonra aniden yerli diziler furyası kopuverdi. Reyting yaptığı görülünce bunlara rağbet edildi. Türkiyenin son dönem ticari ve medya konjonktürü bu minval üzereydi. Daha çok yapılan iş ve reyting getiren programlar hususunda gereken analiz yapılmadan mal bulmuş mağrip gibi saldırılmaktaydı. Çoğunluğu Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesinin yöresel kodlarını bünyesinde barındıran, ancak yörenin elitine ait hayatları konu edinen diziler. Merak edilen, ilgi duyulan hayatlar hep bu elit tabakaya aitti sanki. Ulaşılması pek mümkün olmayan yükseklikte durduğu için miydi ilgi celbetmesi. İnsanlar, kendi statülerine yakın olduğu için istifade etmeye daha müsait hususlara neden ilgi duymazdı ki. Yoksa, bunlar sunulduğu için miydi bu ilginin asıl sebebi. Her ne surette olursa olsun, kişinin ulaşamayacağı, ulaşması gerekmeyen ve kendisini pek fazla da enterese etmeyen yerlere özendirmek bence doğru bir şey değildi. Metropollerde yaşayan elitleri konu edinen, kimi ağır başlı kimi mizahi diziler hakkında da farklı bir kanaat bildirmek benim açımdan pek mümkün değil açıkçası. Kendi öz kültürümüzden son derece uzak donelerle yüklü ve halkın hiçbir sorununa mehlem olmayacak türden hemen hepsi.
Karamsar örnekleri çoğaltmak ziyadesiyle mümkün. Televizyon programlarından bahsedildiğinde, elimden ve dilimden genel itibariyle menfi eleştiriler sadır olduğunu biliyorum bu güne değin. Dillendirmediğim hususların da pek çok olduğunu ifade etmek istirim lakin. Bir örnek olsun için bahsetmek gerekirse. Mesela daha iki hafta önce bir gazete sayfasında gözüme takılan reklam, bir diken gibi batmıştı gözüme. Etrafı çizilerek çerçevelenmiş bir karenin içinde, aynı kanalda o gün yayınlanacak olan " Kalp Gözü " isimli dizi ile ve " Rambo " isimli film, isimleri ve mahiyetleri hasebiyle birbirleri ile ciddi derecede tenakuz arz eder mahiyetteydi. Bence bu durum, onların ne yaptıklarının tam olarak farkında olmadıklarının en can alıcı emaresiydi.
Ancak bugün, tüm bunlardan bahsetmekteki tek gayem, televizyon pogramlarına dair kısa bir öz geçmişi zihinlerinizde canlandırmaktan ibaret. Menfi eleştiriler sunmanın ötesinde, olumlu örneklerden bahsetmek için oturdum klavyenin başına. Neden mi? Malumunuz veche, dozu kaçırdıklarını düşündüğüm yanlarından dolayı zaman zaman eleştiri oklarımı üzerlerine yönlendirmeme rağmen, bir süredir yayında olan Sırlar Dünyası, Kalp Gözü gibi programları, iyiliği öğütleyen fonksiyonlarından ötürü toplumumuzu eğitici mahiyette bulduğumu, ve bu nedenle karşısına geçtiğim televizyon kanallarının eskisi kadar boş olmadığnı ifade etmiştim. Bu müspet örneklerin yanına Maceracı, Deniz Feneri ve benzerlericbir çoklarını eklemek mümkün yine bu gün. İnsanlarımızın duyarlılığını arttıran, dinimizden gelip öz kültürümüze sirayet eden yardımlaşma duygusunu besleyen nitelikteki yardım; ve bizi iğdiş olmuş Metropol'lerin, kasvet çökmüş mekan ve dejenere/asimile olmuş elitlerinden koparıp, Anadolu'muzun asudelik veren coğrafya ve insanlarına taşıyan kültürel nitelikli programları taktir ile karşılamaktayız. Hemen hepsinin eleştirilebilinecek yanları vardır muhakkak. Ancak bu yanlarından dolayı, yakın zamana kadar ekranlarımızdan evlerimize dolan iğrençlik ve basitliklere nispet ederek; onlardan için " koyunun olmadığı yerde keçiye Abdurrahman Çelebi denir " gibi bir deyimin layık görülmesini dahi hakaret telakki edebilirim şu zamanda. Bu tür toplumsal niteliğe haiz hususları değerlendirirken, şahsi beğenimizi belirleyecek kriterlerimizden özge umumi bir yaklaşım sergilememiz gerektiğini düşünmekteyim çünkü.
İşte tam da bu yerde, benim için son derece sevindirici ve yine ümitvar olmama sebep olan bir haberi sizlere nakletmek istiyorum. Farkında mısınız bilmiyorum. Örnek teşekkül ettirsin amacı ile isim vermekte bir sakınca görmüyorum. Hatta bu yüzden onure etmekten dolayı kendimin de onur duyacağımı ifade edebilirim. Özellikle hafif meşrep eğlence programları sebebiyle iyiden iyiye bir halk gazinosuna döndüğünü daha önce ifade ettiğimiz Kanal 7, bu huyundan vazgeçmemiş olmakla beraber, Anadolu hikayelerinin anlatıldığı " Memleket Hikayeleri " ve "Anadolu Efsaneleri" ana isimli yerli filmleri ile bir süredir seyircisinin karşısına çıkıyor. Ve daha da önemlisi, bu programları ile reyting ölçümlerinde üst sıralarda yer alıyor. İzlenme oranlarında ikinciliklere, beşinciliklere yükseliyor. Bu başarısını "Hacı" ve "Küçük Yolcu" isimli filmlerle ulaştığını görmek toplumumuz adına benim için çok anlamlı oldu. Bu güne değin görüştüğüm kimselerin bu dizileri seyrettiğini müşahade ediyorum. TRT 1'in de yeni yayın döneminde çizgisini biraz daha düzelteceğine dair emareleri, gazetelerdeki okuduğumuz kültür sanat sayfalarından alıyoruz. TV 5'imiz daha yeni kurulmasının getirisi bir çok eksiğine rağmen, medeniyet perspektifi sloganı ile bizlere heyecan vermekte. STV yine eskiden olduğu gibi, ailece izlenebilmesi babından bence yine en ideal kanal olmaya devam ediyor. Alternatiflerimiz, yeni oluşumlar isabetle seçilmiş yeni programlar vesilesiyle artıyor. Diğer kanallara bakmıyor değilim. Bam Tel'i (örnek) ve benzerleri üretildiği ve irfanımız zedelenmediği müddetçe seyrederiz elbet.
Ancak tüm kanallar için örnek teşkil edecek, reyting alan " Memleket hikayeleri" gibi bir durum var tüm kanalların karşısında. Ben bu programları önemsemekle birlikte, diğer tüm kanalların da önemsemesi gerektiğini düşünüyorum. Demek ki halkımız, özenle hazırlanmış ve çok da masrafı olduğunu zannetmediğim bu tür çalışmalara da ilgi duyuyormuş. Açıkçası, Televizyon kanallarının " halkımız ne seyrediyorsa onu üretiyoruz " açıklamalarından hiçbir zaman mütmain olabilmiş değildim. Bunu kabul etmiyordum. Yapılacak araştırmalarla, hem halkımızın müspet mahiyette istifade edebileceği hem de izlenme oranı yüksek programlar yapılabiliyormuş demek ki. Bunu öğrenmek son derece anlamlı ve güzel. Bence asıl sorun, televizyon kanallarını yönetenlerin; kim oldukları hususundaki hafıza kayıpları ve niyetleridir. Toplumu yönlendirmek gibi ağır bir sorumluluğun farkında olunması ve popülerliğin sunduğu marazlı kolaycılıktan bir an önce uzaklaşılması gerekiyor. Memleket hikayeleri ile yakalanan başarı, başka kulvarlara da taşındığı gibi, reyting kaygısı güdülmeyen programlara da önem verilmeli değil mi efendim.
Yorumlar
Memleket Hikayeleri
Cum, 07/01/2005 - 15:23 — E.Fatih BilgeBende Kanal 7'deki "Memleket Hikayeleri"ni takip ettim. Başarılı buldum gerçekten. Seyrederken eski hikayeler gözümde canlandı, Reşat Nuri Güntekin, Ömer Seyfettin gibi yazarların hikayeleri özellikle... Yozlaşmanın kültür haline geldiği şu dönemde yerele yönelmek geleneksel değerleri savunmanın önemli olduğunu düşünüyorum. TV'lerde çıkan Hollywoodvari filmler diziler acaba bu toplumun ne kadarının gerçekliği? Toplumumuzun %70'ninin kentlerde yaşadığı doğru ancak asıl kentli olan kesim ancak %30'dur. Oysa TV'lerde gösterilen filmler bu kesimin gerçekliğini nasıl anlatır?
Sırlar Dünyası ve Kalp Gözü'nün başarısının ardından hemen hemen bütün TV kanalları o yönde programlar yapmaya başladı, oysa Sırlar Dünyası ve Kalp Gözü gibi programların hiçbir zaman reyting kaygısı olmadı, bu programların başarısı diğer kanallar için bir reyting kapısı oluverdi. Reyting kaygısını da bir yana bırakıp vicdan dediğimiz şeyi insanlara hatırlattığından dolayı her şeye rağmen piyasadaki popüler programlardan daha iyi.
Varlığın Yeter...
Pandra'nın Kutusu gel buraya....
Cts, 08/01/2005 - 22:07 — Nuh A. TUNAArkadaşlarımın ısrarı üzerine evimize bir Tv aldık..
İyi mi yaptık kötü mü yaptık orası tartışılır..ama ben onu şu vakit itibariyle PANDORA'NIN KUTUSU olarak görüyorum..
*
Canım gülmek istediği zaman HAREM ODASINI 70 milyona açanları seyrediyorum..
Otobüs tutup, stüdyolara boşalttıkları eğlence güruhunu seyrediyorum hani göbecik atanlar...
Kocasından yediği yumrukların pudralarla kapatıldığı kadınların içini dökerken 'Vah Vah..Bunun ki de domuzmuş be...Beterin beteri var ayol, yine bizimki bu canavarların yanında iyiymiş sadece terlik fırlatıyor bizim beyler..diyerek iç çekişlerini seyrediyorum..
*
Efem bi ara Ünlüler Çiftliği vardı..O programı yapanları da buradan kutluyorum..Gerçekten işinizi iyi biliyorsunuz beyler..Sizler bu işin dahilerisiniz..Vatandaşı ekrana nasıl toplayacağınızı çok iyi biliyorsunuz..
Ferhat Güzel gibi ezik bir ses'le Toprak Sergen gibi bir entellektüel'i ve yine Güllü gibi Anadolu topraklarında gezen bir kadınla Banu Alkan gibi bulutlar üstünde gezenleri bulup iki kutuplu bir dünya çıkarıyorsunuz...Bir tarafta Çatışmacı Dünya GÖrüşüne sahip olanlar diğer tarafda Dayanışmacı Dünya Görüşüne sahip olanlar..
Ya o kaynana-gelin-para-damat üçlemeleri...Bravo..
En çok neyi merak ediyorum beyler biliyor musunuz?
Vatandaş mı talep ediyor bu reyting rekorları kıran programları
yoksa siz mi dayatıyorsunuz onlara bunları?
Ben bu sektörde kalem oynatıyorum diyen varsa o zat-ı muhteremden bir cevap istiyorum..
Vatandaşı balık hafızalı hedonistlere çevirdiniz yemin ederim..
Bayhan,Edi,Ferhat,BBG x,Anadolu Ateşi W...
Ha bir de şu pop star,türkücü yarışmalarına deyinmeden de geçemeyeceğim.
Arkadaşlar artık bırakın bunları..Zevatın bunlara verecek parası yok..Kaset,Si di Mi di..boş geçin bu yaraışmaları..Hani şu eski günlerdeki gibi büyük paralar dağıtan Bilgi Yarışmlarına döbün..
Yeri gelmişken bir vakitler TRT'de 'Bir Kelime Bir İşlem' ve 'Riziko' vardı onlar devam ediyor mu?(Bayhan'ın konserine olan katılım sanırım size yeterli bir cevaptır...)
Gerçi siz onun da suyunu çıkarırısınız ya..olsun ..alternatifimiz olur..
*********
Aşk dizilerine gelince..Hakikaten öyle pembe mi her şey ya..
Bas teklifi..Ye, iç,gez,sürprizler yap;şaşırt,seviş ve ayrıl..
********
Okul lu dizilere gelince..Hoca camide..Hoca camide..
Hey Allah'ım ne güldüm..Perihan Kutman'ı ben hepimizin temiz kalpli yardımsever Perihan Ablası olarak bilirdim..(Gerçi bir aralar Şehnaz Tango'da oynamıştı..ama yine de hanımefendi bir roldeydi..)
Ne o öyle Çalıkuşu rollerine bürünmeler..bir muhabbet tellalığı yapmadıkları kalıyor dizide..Her kızın neredeyse bir erkek arkadaşı var..Üniversiteliler bile böyle değil..Herkesin durumu kallavi..Ne Okul Katkı Payı ne Yardım Zarfları bunları da göremiyorum..Modern Türkiye'nin modern kızları hadi okula..Ama modern Türkiye'nin yobaz(!) başı örtülü kızları siz dışarı..Canlarım benim bu demokrasi zaten hep sizden yana çalışır..
Alın başına çalın o zaman..
***********
Mafya dizilerine gelince onları seviyorum..Özellikle Kurtlar Vadisi
..ama efendi gibi seyreder sonra işimize döneriz..Fakat bu işin de cılkını çıkarıyor bizim bıçkın anadolu delikanlıları..Kahvede elde tespih,dudakta çay höpür höpür..Keyifler tam tıkır..Seyrettilçe Testesteron hormonu salgısı artıyor..Sonra çıkıp bir cıgara yakıp..kendisine egosunu tatmin edecek bir yem arıyor...Sonra okuyoruz 3.sayfa haberlerinden....'Kendisine yan baktığı gerekçesiyle B.B , C.C'nin gırtlağını kesti... vs..
********************
seviyeli kanallar da yok değil. ..Selim Şevkioğlu ziyadesiyle yazmış..Türk Sanat ve Halk müziği severlere TRT 4..Kültür&Sanat severlere de TRT 2 naçizane tavsiyemdir...
''yapmacıklarla değil gerçeklerle olmalı her şey''
''yapmacıklarla değil gerçeklerle olmalı her şey''