Hacc...Hz. İbrahim'e uzanan bir ibadet; lügat manası olarak; saygı değer makamları ziyaret etmek, dini terim olarak hacc; belirli bir zamanda usulüne uygun olarak ihrama girdikten sonra Arafat'ta vakfe yapmak, Kabe'yi tavaf ederek ziyaret etmek ve diğer bazı dini vazifeleri yerine getirmek suretiyle yapılan bir ibadettir. Hicretin 4. yılında farz kılınıp farziyeti ayeti kerimelerde ve hadislerde bildirilmiştir.
"İnsanlara haccı ilân et. Gerek yaya olarak ve gerekse uzak yolları aşarak yorgun develer üzerinde sana gelsinler.(Hacc suresi 27)"
Hacc yaratılıştaki mana itibariyle Allaha yönelen ve O merkezli yörüngemizdeki dönüşü ifade eden bir ibadettir. İnsanoğlunun varoluş serüvenini hacdan başka ne özetleyebilir ki?
Ali şeriati haccı bir yaratılış tiyatrosu olarak değerlendiriyor. Şöyle ki;
"Hac süresince tavafla tevhid inancını ilan edeceksin. Say ile Haccın uğraşını yapacaksın Kâbe'den Arafat'a gitmekle Ademin inişini göstereceksin. Arafat'tan Mina'ya gitmekle insanın yaratılış felsefesini düşüncelerin saf bilimden saf aşka doğru evrimini ve ruhun çamurdan Allah'a (cc) doğru yükselişini sergileyeceksin. İbrahim'in sahnesi Mina'dayız. Şu anda İbrahim gibi davranmaktayız. O oğlu İsmail'i kurban etmek için getirmiştir. Bizim İsmail'imiz Kim veya Ne? İşte onu bilemiyoruz. Ama bizi kör ve sağır ne ediyorsa işte odur kurban edeceğimiz.
İnsan ise bu noktada hiçliğine bürünüp acizliğiyle Allah'a yönelmeli..."
Mevsim geldi hadi haccet! iktidar saraylarından, yığın yığın hazinelerden, zillet mabedlerinden ve çobanı kurt olan koyun sürüsünden kaçıp kurtul.kurtulmaya niyetlen ve Allah'ın evini, insanların evini haccet.
Kabe; burası imanın sevginin hayatın merkezi. Kabe yön gösteren bir klavuz...Oldukça sade bir şekilde döşenmiş aralarına tebeşir doldurulmuş taşlardan müteşekkil Kabe... ve biz bu sadeliğin karşısında ne kadar sadeyiz! Bir yanda bu kutsal iklimi teneffüs ederken diğer tarafta bu manzarayı bozma gayretinde olanlar var ve bize sadece dua etmek yetecek yine...
Şimdi proje halinde olan ve Kabe'nin tam karşısında yükselen bir yönden Kabe'yi sahiplenen zemzem kulesi (zemzem tower) hacc ibadeti eda edilirken kaygının nasıl da farklılaştığının bir göstergesidir. Bunu anlayabilmek için zemzem kulesinin özelliklerine bakmak yeterli:
Kule şeklinde olan bu binanın içinde alışveriş merkezi , stüdyo, suit, emirlik, kral daireleri gibi çeşitli seçeneklerin bulunduğu devre mülkler ve helikopter pisti bulunmakta... bunun yanı sıra tanıtımında;
Varan 1: Haremi şerif 'in yanı başında olma özelliği ile sizleri kendi dairenizden çıkıp bahçenize indiğiniz andan itibaren harem-i şerif in içine girmiş olma imkanı sunmaktadır . Bu sayede bulunduğunuz her yerde haremi şerifte ibadet etmiş sayılmaktasınız. Oysa Mekke şehrinde Harem-i Şerif'e gelmek için yol kat etmek ya da herhangi bir kapıdan girmek zorundasınız. Bütün kompleksin içinde naklen ezan ve Cuma günleri ise vaaz yayını bulunmaktadır.
Varan 2:Ayrıca bu devre mülklerin ramazan ayı ve hacc dönemindeki fiyatlarıyla sair zamanlar arasındaki fiyat farkı dikkat çekici.
Burada haccın amacı, asıl mecranın dışına çıkarılmaya çalışılıyor ibadet tamamen olmasa da bir nevi ticaret vesilesi haline getiriliyor. Yoksa kıyamet vakti mahşeri kalabalıkta da bu ayrıcalıklara sahip olma düşünceleri de mi var bunların?
Benlik ve bencillik hacc da gömülür. Hala kendini düşünüyorsan bu kutsal eve girmene izin verilmez. Mekke'ye beyt-i atik denir atik hür oluşu temsil eder. Mekke kimseye ait değildir sadece O'NA! Hacc seni Allah'tan uzaklaştıran bütün ihtiyaç ve doymak bilmez arzulardan sıyrılmak değil mi? Bu lüks içinde bu arzu ve heveslerden kurtulma çabası ne kadar da gerçekçi... Hem de üstlenilecek roller Hz Adem , Hz İbrahim ve Hz Hacer iken ...
Hacc ibadetinin maddi bir yönü de var tabii. Orta gelirli insanlar için ibadetin bu boyutu bir fedakarlıktan yada feragat etmekten geçiyor yada çoğu insanın gidememesinin ilk nedenidir maddi imkansızlıklar... Ulaşım, barınma ve yiyecek için belirlenen bedel; gücü yetmeyenler için bir külfet olarak kalıyor
Hacc ibadetini layıkıyle yapabilmek için bu gibi ihtiyaçların giderilmesi ve dolayısıyla ibadetin önüne geçmemesi adına konforlu oteller tercih edilmesi gereklidir diye düşünebiliriz. Peki ya bu alışveriş iştahına ne demeli? Özellikle Türk hacılarında abartılacak boyutta bir yönelme var alışveriş yerlerine. Bu yönelişlerin tamamiyle nefse kulluğun göstergesi olduğunu göremiyor muyuz hala! hele hele bu kadar zamansız ve bu kadar ibadete aç iken...
Tanıdığım bir hacı arkadaşımla yaptığım sohbette bazı hacıların -genellikle türk hacılarının- haremi şerifte güvenlik kamerasına bakarak el salladıklarını anlatması ağlanacak halimiz var dedirtiyor.
Bir diğer noktada ise şöyle; haccın hayatlara geniş manada bir getirisi olmalı muhakkak... Ebu Hureyre (r.a.)'ın naklettiğine göre, Resulullah (s.a.v) söyle buyurmuştur:
"Her kim Allah için haccedip (hacc sırasında) kötü sözler söylemez ve günah işlemez ise annesinden doğduğu gün gibi tertemiz ve günahlarından arınmış olarak geri döner."
Bu büyük tövbeden sonra kalan yerden hayata devam ederken takınılacak uslup, tavırda değişiklik ve genel olarak yaşantıda bir usturupluluk gerektirmeli. Bir nevi bir anı bir ömre değdirmek Bu aşamada yaşanacak o kadar dünya eğlencesi varken ve bu kadar rahatken günah ve sevabın ayrımını bilmeden... dolayısıyla yaşlanana kadar dünyanın tadını çıkarıp, hayattan elini eteğini çektiği an yapacakları bir ibadet olarak planlanıyor hacc. Ölümün vakitsizliğinde ertelemelerin bahanelerini böyle bir masumiyete büründürmek gerekiyor çünkü ibadeti yapmayacağım demiyorlar sadece geciktiriyor.
Oysa yapılanlar kadar niyetleri de bilen değil miydi yüce Yaratan.
selamlar.
Yorumlar
Bi' küçük amel lazım bize ,bi' küçük dua ...
Salı, 11/01/2005 - 13:40 — Ahfa SûedaHz. İbrahim (a.s.) ile oğlu İsmail (a.s.) inşa edip o esnada Allah'a şöyle dua etmişlerdir:
"Ey Rabbimiz bunu bizden kabul buyur. Şüphesiz ki daima işiten, hakkıyle bilen ancak sensin. Ey Rabbimiz! İkimizi müslüman olarak sana boyun eğmekte sabit kıl, soyumuzdan da yalnız sana boyun eğen bir ümmet meydana getir. Bize hac ibadetimizi göster, tövbelerimizi de kabul buyur. Şüphesiz ki tövbeyi en çok kabul eden, en çok merhametli olan sensin sen. " (el-Bakara, 2/127-129).
Hep düşünürüm aklımın ince bi' çizgisiyle , bi' oğul ve bi' baba belki de bi' baba ve bi' oğul bi' ev inşa etmişler,bi'kaç taşı üst üste koymuşlardı alt tarafı...
Ve sonra samimi bi' dua etmişlerdi;
"Rabbimiz bunu bizden kabul buyur!" diye.
Ve her duaya icabet eden Sevgili !
'tutmuş' bu duayı kabul etmiş,ve yine o küçük evi 'tutmuş' evrenin kalbi yapmış...
Senin evin benim evim demiş yapanlara...
Kulumun evi(kalbi) benim evim demiş ,kalb taşıyanlara..
Aceb Kabe ,İbrahim'in ,İsmail'in inşası ve duası mıydı ?
Yoksa Rab'bin duasımıydı,inananlara 'tek çatı' olsun diye hedaye?
Eğer İbrahim'in ,İsmail'in inşası ve duası ise ;
" Bi' küçük amel lazım bize ,bi' küçük dua ,ama samimi ola !"
Ve bir dua :
ey Rab!
"Allah, Beytullah'ı yüce gayelerin gerçekleştirilmesi için toplantı ve güven yeri kılmıştır: "Biz Beytullah'ı insanlara toplantı ve güven yeri yaptık. " (el-Bakara, 2/125)."
ayeti fehvasınca Beytullah'ın inşa edilmesindeki muradını hasıl eyle!
/Kabe'nin yolları..../
kuklaların elinde...
Salı, 11/01/2005 - 19:35 — betül azadeHerşeyde olduğundan daha fazla dinde yapılan sömürü...bu zemzem tower dedikleri lafızların bile kutsallığını kullanmaktan geri kalmayan bunlar... hele ki tanıtımı akla ziyanken ne demeli sadece kanıyorsun. Dinde bu mekanlarda ticaret yapılmasına izin veriliyor ama boyutu aşan bir sapma bu. belki tamah aynı tamah ama dengelerde hassasiyet bırakmıyor artık ...yapanlarda ekmeklerine yağ sürenlerde münafıklığın canlı alametleri değil mi?
lüks, konfor, refah olsun... bale ayakkabımızı da unutmayal
Çar, 12/01/2005 - 20:37 — Yusuf ArmağanBundan bir kaç ay önceydi sanırım. Çalıştığım iş alanının bir gereği olarak muhatab olmuştum Zemzem Tower ile. Bir tanıtım broşürü, bir katalog, bir cd ve tabi ki bir de fiyat listesi eşliğinde bir güzel hazırlanmış bez torba sunulmuştu elimize. Konunun Hacc olması münasebetiyle heyecan içerisinde incelemeye koyuldum materyali.
Zemzem Tower yani Zemzem Kulesi Mekke'de Harem-i Şerif'in yanında El-Beyt Kuleleri (Kabe Evleri) adı altında inşa edilmekte olan 5 bloktan müteşekkil bir kompleksin ilk kulesiymiş. Bu bina 31 kat 1240 daireden oluşmaktaymış. Daireler ise 33 m2'den 76 m2'ye kadar değişebilmekteymiş. Bu da 57040 devre edermiş. İnşaat tamı tamına 5 yıldızlı otel standardında inşa edilmekte olup, bitimini müteakiben 24 yıl boyunca yine tamı tamına 5 yıldızlı otel standardında hizmet sunulacakmış. Sistemin yönetimini uluslararsı niteliği olan bir kuruluş yönetecekmiş. Bu hizmet ihaleye açılmış olup, ihaleye katılanlar arasında Möwempick, Radisson S.A.S, Le Meridien, London Lendmark gibi kuruluşlar bulunmaktaymış.
Akıllı sistemle çalışan asansörler, Harem-i Şerif'e direkt ulaşılabilen özel tüneller, Harem-i Şerif'teki ezan, hutbe ve vaazları odalarda izlemeye yönelik kurulan özel sistemler, otomotik çöp sistemleri, helikopter pistleri vesaire vesaire vesaire...
Devrelerin fiyatları ise 24 yıl için emirlik daireler için 180.586 USD (hem de en Amerikanından Dolar)'a hatta kral daireleri için 284.273 USD'a kadar çıkabilmekte... Binlerce dolar halinde ödenen yıllık aidatlar ise cabası...
Bu yazılanları okuyunca cemaat.com sayfalarında bir yazıyı düşünmüştüm doğrusu. Ancak sağolsun Gülsüm Yıldız hanımefendi benden erken davrandılar.
***
Geçenlerde bir televizyon kanalında da Hacc organizasyonu yapan bir firmanın hacı adaylarına yönelik olarak yaptığı tanıtımdan bahsediliyordu. Sosyete diye tabir edilen elit tabakanın hacca giderken yanında bulundurması gereken şeyler arasında sayılan bir eşya dikkatimi cezbetmişti doğrusu. Bale ayakkabısı...
***
Hacc eminim ki hepimizin içinde yanıp tutuşan bir özlemdir.
Yönümüzün tek olduğunun sembolü kabenin etrafında tüm vasıflarından sıryılmış müslümanlarla yüzyüze gelmek, gözyaşlarına gözyaşlarımızı eklemek, gözlerine yaslanıp öylece kalmak, birlikte ve bir olarak Bir olana yönelmek, mahşeri yaşamak, hayata sıfırdan başlamak, duygu selinin tam orta yerinde zihnimizi ve eylemlerimizi yeniden O'na göre ayarlamak ve galiba en önemlisi iman edenler olarak iman etmek...
***
Bir tek ihram ile, dikişi bile olmayan sadelikte bir elbiseyle Huzur'a çıktığımız bir ortamda lüksü, konforu, refahı, bugünün yükselen değeri adına ne varsa ihramımızın bir kenarına iliştirmenin anlamını çözebilmiş değilim.
***
Ve bir de Hz. Peygamber'i düşündüm...
Hangi devremülk dairesini seçerdi acaba?
Ya da Harem-i Şerif'e hangi tünelden çıkardı?
Hira'nın şahidi, Hicret görmüş, Bedir görmüş, Hendeği adımlamış ayakları hangi bale ayakkabısını tercih ederdi acaba?
***
Müslüman en iyisine layıktır öyle mi? En iyi nedir peki? Kim bilir?
***
Lüks olsun, Konfor eksik kalmasın, refahı da yedeğimize alalım... bale ayakkabılarımızı da unutmayalım... Ha bu arada Hacc'da yaparız işte.
Allah kabul etsin. Hangisini? Lüksümüzü mü? Refahımızı mı? Konforumuzu mu? Yoksa araya sıkıştırılmış Haccımızı mı?
Selametle...
Oku! merkezli buluşma
dûa
Per, 13/01/2005 - 10:27 — Kadir OnderEy RABBİM; bizleri yalın ayaklarıyla tavaf eden kullarından eyle
ve gögsümüzü genişlet.
İslam burjuvazisi
Per, 13/01/2005 - 17:04 — Melike Işıklar"Müslüman en iyisine layıktır" sözünün savunucuları nasıl yakın bir zaman önce alternatif tatil'i sevimli hale getirmeye çalıştıysa bu alternatif Hacc imkanlarını da aynı sözün arkasına sığınarak istiyorlar belli ki..
" Bir fakire verecek sadakamız bile yok. Çünkü biz de muhtacız. Neye mi? Beş yıldızlı otellerde değilse bile 'Müslüman tatil köylerinde' vaktimizi harcamaya.
Neden 'ihtiyaçlarımız' bu kadar çeşitlendi?
'Her şey İslam burjuvazisi için!' "*
Söylenecek söz bulamıyorum bundan ötesine...
*Fatma Karabıyık Barbarosoğlu- İmaj ve Takva
Cemaline çevir yüzümü Başkasına rağbet ettirme kalbimi.
saray tovır, mest ayakkabı
Pzt, 17/12/2007 - 22:17 — Ümit Demirgeçenlerde basında çıkmıştı; hacı adaylarımız hacc'da mangal keyfi yapmak istemiş de diyanet engel olmuş. bir de fenerin avrupa maçını seyretmek için de hacı adaylarımız hızlı hızlı tavaf etmişler ya da tavaf saatini ona göre ayarlamışlar.
şimdi, kulluk tek hacc'a aid bir şey olmasa gerek değil mi? yani orada ya da bulunduğumuz yerde yapacağımız ibadeti dünyevî bir şey için alelacele ya da alalade yapmak aynı Zat-ı Akdes'e karşı yaptığımızı düşününce ben farklı yerlerdeki bu ibadetler arasında bir fark göremiyorum! gerçi oralar yani mukaddes beldeler ayet ve hadisle sabittir ki daha bir kudsîdir. sevabının bin, yüz bin katı olduğu gibi günahı da aynıdır Allahüalem! lakin büyüklerin dediği gibi "Hakk'a karşı yapıldıktan sonra küçük günah da bir büyük günah da!" ne ki imanımızı kemale erdiremedik o halde Kabe'nin en göbeğinde de olsa öze inemeyiz, kulluğun esprisini anlayamayız.
"tayyareye binip semaya yükseldin diye kendini Hakk'a yaklaştın mı sandın a bre gafil!"
mesela üç beş sene önce bir emektub gelmişti; kayseri'de bir şeker hoca varmış. bir ramazan gecesi maç varmış da rütbeliler "aman hocam maça yetişicez, namazı biraz tetik kıldır" deyince jet hızıyla namaz kıldırmaya başlamış. son rekatlara doğru yavaşlamış ama. namaz sonrası rütbeliler "hocam, ilk başlarda hızlıydın da sonra yavaşladın neden" diye sorunca "görmediniz mi radara yakalandık, arka saflarda müftü vardı" cevabını vermiş. yani hocamız böyleyse cemaatimizi çok görmeyelim.
peygamberimizin -sallallahüaleyhivesellem- tahta yatakta yattığını okumuştum. yaşım onsekiz filan... gurbetteydim, çalışıyordum. altımıza sermemiz için pamuklu yatak vermişlerdi. âşkına yandığımın tahta yatakta yattığını duyunca o pamuklar içime battı. o günden sonra yerde yatmaya çalıştım. ta ki anamın evine gelinceye kadar! kendisine deli gözüyle bakılmasını da özlüyor insan... şimdi yine bana kuş tüyü yataklara döndüm. peygambere göre lüks içindeyim yani. büyükler yine demiş diyeceğini; "dünya bir okyanussa sen o okyanusta sandal ol da bir delikle bile olsa o okyanusun suyunu sandalının içine almamaya çalış!" müslüman en iyisine layık derken elbette layık ama yaşantısına, gönlüne o dünyaya ait olan en iyiyi sokmayacak! çünkü yaşantı olarak en iyisi peygamber yaşantısı; gönülde olacakların en iyisi de Allah azze ve celle!
zemzem tower'ı elbette çok benimsiyor değilim. ama tarihimize baktığımız zaman şaşalı sarayları nasıl açıklarız suudilere! iki örneğin de sünnetle birebir örtüşmediği açık Allahüalem! ama zemzem tower için konuşursak rahatına düşkün insanları oralara çekip gönüllerine bir kapı açılmasına vesile olacak bir hizmet biçimi olarak düşünüldü ise düşünenler artık bunun günahını aldıkları gibi sevabını da alacaklardır mutlaka.
mekke'de iken arkadaşım oradaki yaşam tarzının ve insanların eksiğini iyi niyetiyle dile getiriyordu. iyi niyetle çünkü peygamber şehrine/mekkelilere yakıştıramıyordu belki bu gördüklerini. mesela gecenin on ikisinde fastfood'daki (elbaik) kalabalığı, avrupaî arab gençlerin bazı tavrını anlayamamıştı. yadırgamıştı, ayıblamıştı. şunu düşün dedim, bu ayıbladığın gençlerden biri gelse bizim memleketimize; bizi aynı yolda bir göbeği açık kızla tevafuken yanyana yürürken görse acaba bize ne derdi? bizi kınar mıydı! "siz böyle sakalınızla şeklen islamı yaşıyor gözükürken yanınızdaki kızkardeşinizi nasıl olur da böyle gezdirirsiniz" der miydi acaba! arkadaşım yüzünde biraz mahcub bir edayla haklısın dedi.
her konuda haklı olmak sizi sevindirmiyor işte! ne onlar ne biz böyle davranıyor olsaydık da haklı çıkma durumu olmasaydı. evet; lüks, konfor sünnetin tavsiye etmediği şeyler. ama şu hadisi de hatırlatmak da fayda var; mealen "ahir zamanda fakirler de cehenneme düşecek halde olacak!" yani gün gelecek değil sadece zenginler, fakirler bile azacak. zemzem tower'ın ellinci katında bulunan kemâl belki Kabe'ye sıfır rakımda, tahta yatakta bulunamayacak! Allahüalem...
bale ayakkabısı meselesi ise benim anladığım kadarı ile şudur; bana da umre öncesi tecrübeli bir ağabeyim tarafından orada giymem için yanıma mest almam tavsiye edilmişti. dedi ki, "çıplak ayakla gezdiğimiz yerler dışında bunu giyersin. çünkü yerlere bazen çer çöp, hurma çekirdeği düşüyor, ayaklarımı rahatsız etmesin diye ben mest kullanıyorum." eğer bu sebebtense sosyeteye de mest alın, giyin demek yerine aynı kategoride sayılabilecek bale ayakkabısını yanınıza alın demek bence akıl kârıdır. tamam; akıl kârı demek biraz can yakıcı çünkü hem bizden hem de kendi inancına, kültürüne yabancı bir sınıfla mutahabımız! bale ayakkabısı yerine onlara da mesti önerebilirdik halbuki. bu sorunun kaynağı kısmen de olsa avrupaya yakın durma çabamız olsa gerek!
velhasıl, lüksten uzak durmalı, peygamberî yaşamalı, ama zengin fakir her mümine hoş görüyle bakmalı! paranın da imanın da kimde olduğunu bilemezsin der anacığım. Rabbimiz bizleri dünyanın merkezi Kabe'yi de takvanın merkezi Kalb'i de layıkı ile değerlendirenlerden eylesin! amin
Ey menba-ı ÂŞK! Gönlüme kıldığın nazar-ı mehabbet kadardır kıymetim...
zem zem tower
Pzt, 17/12/2007 - 11:34 — ismail sahinben hiç mekke ziyaretinde bulunmadım fakat zem zem tower ilk çıktığından ber ilgi odğım oldu ve yeni bir iş bulmama olanak sağladı 5 yıldızlı lüks bir otelin satış müdürüyken şimdi zem zew tower çalışanı oldum .sizinde bu konuda duyrlı olduğunuzu gördüm zamanım gereği tam anlamıyla yazılarınızı takip edemedim. sizinle bu konuyu görüşüp yardımcı olmak isterim.