Babacığım,
Nasılsın,iyi misin beni sorarsan sensizliğe alışmaya çalısıyorum.Bir kaç resmini koydum evin köşelerine,henüz hiç göz göze gelmedik o günden beri...Kızarsın ağlayınca ondan işte sana bakmayışım...
Tuvalet masamın üstündekini en son çektirdiğin resmini kaldırdım kalın çerçevesi gözüme ilişiyordu hemen.Ona bakma cesaretini bulamadım kendimde hiç,çünkü bakmadan da biliyorum başında siyah kaptan şapkanla uzaklara kakıyordun...
Uzunca masa örtüsünü yayınca annem o kocaman yemek masamızın üstüne,altıda benim odam oluyordu..Tahta müzik kutusunda saklanmış melodiyi özgürlüğe kavuşturma heyecanım ve ilk memur maaşınla aldığın kol düğmelerini tutup kulağıma büyüyordum kırmızı kadifeye yapıştırılmiş o minnacık aynada...Zor da olsa kendimi o aynada görmek mutluluktu,kendi başıma yetişip te bakabildiğim tek aynaydı çünki...
Birden akşam yemeği faslının gelmesiyle yavaşça süzülüp çekilen masanın altından oturtulduğum sandalyede yine o küçük kız.Kızın ağzına doğru dürtülen çatalda bir dilim domates,bir dilim salatalık...Ama zeytine hayır diyen ağlamaklı sesim...Salata masanın illada tam ortasına koyulurdu.Masanın ortasında ne varsa uzanamazdım...Bunu bilirdi babam yetiştirirdi bana ya kaşıkla ya çatalla...Ve de yanında illada sütlü çay...Sen ne kadar da çikolata rengiyle beni kandırmaya çalıssanda midem bulanırdı kokusundan anlamazdın...Bir yudum önce sen,bir yudum sonrasında ben derken ne senin boyun uzadı ne de benim.
Kocaman kristal avizenin altına geçip renklerin aksini seyrettiğim zamanlarda çok küçüktüm.Bir gün büyüyüp o taşlara dokunup hepsini sallayıp duvarlarda renk cümbüşüne bakmayı ne çok isterdim.ne zaman ki büyüdüm onları tek tek sildiren annemin sayesinde vazgeçmiştim bu sevdamdan.
Elimde küçük fausun içindeki balerinayı sallayıp kar altındaki dansına dalardım.Kolum yoruluncaya kadar yağdırırdım parlak puldan karları.Hep eteği kolalı tülden beyaz balerin elbisemi dikmesini bekledim annemin...Dikiş makinasının çekmecesinden çaldığım kalın beyaz kurdeladan dizime kadar bağladığım balerin ayakkabısı yapardım kendime...O elbisem hep eksik kaldı...Üşütüyormuşum çabuk derdi annem hep,bademciklerim şişiyormuş hemen.Bu fausun içindeki balerin kız hep kar altında ama...
Hasta yatıyorum pirinçten kayrolanızın tam ortasında,ateşim var boğazlarım yine şişti...Yastığın dantellerine bakıp ta kar tanelerinin donduğunda da aynı işlemeleri yaprakların kenarlarında veya dallarda görmüştüm ona benziyordu bunlar da...El emeği,göz nuru derdi annem...Hala yapıyor biliyor musun.Marifetli kadın derdin ya hala öyle...Patiskayı dikerken kadife yorgana söylenip dururdu cuvaldızı gibi iğne sert pamuğa girmeyince...Tülün kenarına ilişmiş saten iğne yastığındaki koca iğneyi görünce iğne vaktimin geldiği gelirdi aklıma,uyuma numarasına yatmam annemi hiç kandıramazdı...
Bayram yine geçti,ellerinle yiyemedim kızarmış ciğerleri.Ablam geçenlerde demişti ki amcamın elleri seninkilere çok benziyormuş.Gelecek bayramda gideceğim.bakarım mavi gözlerine ve tutarım ellerinden uzunca...Öper severim ve bir Türk kahvesi pişiririm yanında bu meymenet olmadan da gitmiyor kızım dediğini anlatırım ona...Amcam da senin gibi çok seviyor sigarayı.Artık büyüdüm tutarım ona bir alaman cigarası keyifle güler sen gibi...
Biliyor musun o da hasta,bir amcam kaldı sana benzeyen,o da bana sen babana çok benziyorsun dedikçe sana çok yakın olduğumu,senden bir parça olduğumu hatırladıkça avunuyorum babacığım,sensizliğe alışmama sen bile kızarsın,küsersin seni unutursam...Buyüzden arada bir mektup yazıyorum sana diyorlar ki o geliyor yanına..Mektubun masamın üstünde zarfsız,pulsuz...
Seni seviyorum babacığım,çok özledim çok,bu gece gel rüyalarıma lütfen...
Olcay Yanmaz.Berlin.24.01.2005
Yorumlar
bir düş..
Cum, 28/01/2005 - 00:04 — Esmanur Diyargünaydın anneciğim, günaydın babacığım
yine sabah oluyor
evde sabah olmaz deme
orda günler geçmez deme
içime sancı doğuyor..
ahmet kaya
bir sancı daha.. kız çocuklarının kalbinde olan sancı. baba ve kız çocuğu.. hep bir mesafe var, kapanmaz görünen adımlar her geçen gün büyüyor. hayatım boyunca gözlemlerim beni bu sonuca vardırdı.
şimdi bir resim çiziyorum düşümün duvarına..
bir baba ve küçük bir kız. birlikte parka gidiyorlar. küçük parmaklarını büyük avucunun içine alıyor baba. yolda üzerine doğru yürüyen insanlardan korkuyor küçük kız ama parmakları güvendiği adamın avcunun içinde. aklına geldikçe soruyor küçük kız, baba dili yorulana kadar hiç usanmadan cevap veriyor. yoldan geçenleri umursamadan yürüyorlar küçük adımlarla. parkta sallanıyor küçük kız. baba korumaya çalışıyor savunmasız küçük kızını. daha sonra uzaktan küçük bir hayatı izliyor baba. küçük kız yere düşüyor ve ağlamaklı sesiyle 'uf oldu' diyor. uf olan yeri öper anne büyük bir aşkla. ama anne yok. baba gülümseyerek uf olan yeri öpüyor. küçük kızın gülümseyen gözleri babanın gözlerinde büyüdükçe büyüyor. acı bir anda uzaklaşıyor yeryüzünden. elinden tutuyor baba ve gidiyorlar. küçük kız sormaya korkuyor, düştüğümde hep yanımda olacak mısın diye? baba içinden konuşuyor; korkma! hep yanında olacağım, düştüğün yerden seni kaldırmak için..
ve düş bitti..
Düş' e...
Cts, 29/01/2005 - 01:58 — Olcay YanmazAh keşke son cümleniz 'düş'olmasaydı...Yazdıklarınız beni çok duygulandırdı,tuhaftır özlemim daha da bi büyüdü,anlatılan düş ben ve babamdı.ben onunla bunları her kız gibi yaşadım ama işte illada'ben babamı isterim'diyesim geliyor...Teşekkür etmek istedim size...
Teşekkür ederim'düşüm'babamı gösterdğşğm için:))
bu güzel yazıların bendeki karşılığı:
Çar, 02/02/2005 - 22:22 — Enes TurgutKafalarımızdaki baba imgesi üzerine yazılmış ne güzel yazılar bunlar, ya da hakiki bir düş pınarından süzülmüş öyküler mi demeliydim acep?.Yazanlara teşekkürler..Bana o eski fanzin yazılarını hatırlattılar.O iç denizden gelen, duygu yüklü cümlelerle örülmüş, içine -bilemesek de her ne kadar- gerçek hayatın izleri serpiştirilmiş ve insanı kavrayan hoş betiklerdi onlar..şimdi fazla göremiyoruz, okuyamıyoruz.Bunun 'underground' dergilerin artık pek sık çıkmayışıyla ilgili bir vaziyet olduğunu da biliyoruz ne yazık ki..Ne mi yapabiliriz?..
Sayha son yorumunda birilerine sesleniyordu galiba:"Siz hiç hayal kurmaz mısınız? Kurun ve hayalleri gerçekleştirin yav! Ne bileyim, oturun hiç olmazsa dergi filan çıkarın!"
Dikkat;'oturun hiç olmazsa dergi filan çıkarın!'
-BİZ burada
Bir bayrak yükselttik gövdelerimizden
Ölümsüz bir leke bırakmak üzere
Hayatın gittikçe kararan yüzünde.