Özlemenin yanıtı iradesiz olumsuzluk olduğunda, cevabın niteliği de (küstahlaşması da) yanıt bekleyende, yıkım için etkilidir. Öyle ki anlamsızlığın dünyalar kadar olmasıyla ifade edilir. Ve zayıflık, ve karamsarlık, ve hüsranla nihayet olan bir yaşam.
Yarınlar ilk defa umutsuzluk vaat ediyorsa bir de, işte o zaman dermansızlık gerçek ad olur. Sabır; tavsiye eden açısından çok kolay değilse de, tavsiye edilen tarafından bir o kadar çok imkansız ve zordur. Zor kelimesinin anlamı hiç bu kadar derin olmamış, ve anlayamama, anlatamama, söz geçirememe gibi bir takım çeşitlemelerle, olumsuzluk zinciri, halkayı tamamlarken kalınlaşmamıştır da. Kalınlaştıkça ve çoğaldıkça halka, aynı oranda da incelmekte ve erimektedir ruha güç veren ışık. Bu ışığın azalmasını, yaşam soluğunun yavaşlaması, güçleşerek ve güçsüzleşerek giderek tükenmesi olarak da bilmememiz gerektiği gün kadar aşikardır. Hadiseye dışardan şahit olan ve sabırdan başka bir şey tavsiye etmeliyim diyen biri ise, muhtemelen şarkılardan uzak durma gibi doğru kabul edilebilecek; ve yeni bir aşk bulmak, bu sayede de yaşadığı acıyı hafifletmek! gibi amaçları olduğunu söylediği, dayanaksız ve mesnetsiz öneriler sunacaktır. Kesinlikle "beni kendi halime bırakın" iç sesiyle yanıtlanacak lakin mecalsizliğin son demlerinde olunduğundan o bile söylenemeyecektir.
Acizane tavsiyem ise;
kalemi yargılamak ve ona söz hakkı vermektir...
Yazmak, devadır...
Yorumlar
her şey bir anda anlamsız gelecek mi?
Çar, 02/02/2005 - 14:14 — Yusuf Armağan"Etrafımızı sarıverecek,
Bir boşluk ki asla bitmeyecek
Her şey bir anda anlamsız gelecek
İşte biz o gün tükeneceğiz."
Yıllar öncesinden kulağıma çalınmış öylece kullanılmayı bekleyen kelimelerden oluşan bir şarkıdır bu. Benzer sözcükleri kullanarak neredeyse aynı şeyi ifade etmiş adonare. Öyle ki anlamsızlığın dünyalar kadar olmasıyla ifade edilir. Ve zayıflık, ve karamsarlık, ve hüsranla nihayet olan bir yaşam.
Ben bir müslümanın her ne koşulda olursa olsun yaşamakta olduğu hayatını anlamlandırabilmesi yönünde gayret sarfetmesi gerektiğini düşünüyorum. Yaşamakta olduğu hayatı derken aslında vurgum bilincinde olarak, farkında olarak, kendisini kendi yaşamına konumlandırarak yaşamanın ta kendisidir. Başkalarının yön verdiği, başkalarının izin verdiği ve başkalarının arzuladığı şekilde çizilen bir hayat çizgisindense nefret ediyorum.
Adonare nin bu kısa ama özlü yazısında özellikle altı çizilmesi gereken bir başka hususunda Sabır; tavsiye eden açısından çok kolay değilse de, tavsiye edilen tarafından bir o kadar çok imkansız ve zordur. cümlesi olduğunu düşünüyorum. Asr suresi çerçevesinde oluşturulması gereken cümlelerden birisidir bu cümle. Surede ifade bulan birbirlerine vurgusu Kur'an-ı Kerim'in nüzul sırası dikkate alındığında ilk olma özelliğindendir. Önceki surelerde içsel bir eğitim süreci işlenmişken, Asr suresine gelindiğinde içsel eğitim sürecinde bulunan bir başka müslümanla olması gereken ilişki biçimi ortaya konuyor. Sure asra andolsun ki... diye başlıyor malumunuz. Asr ifadesini yanılmıyorsam Muhammed Esed meal/tefsirinde akıp giden zaman olarak değerlendirmeye almıştı. Buradan hareketle, akıp giden zamanın karşısında müslümanca nasıl durulabileceğinin karşılıklarından birisi olarak sunulur bize iman edip salih amel işlemek ve birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye etmek ifadeleri. Adonare sabrı tavsiye alanın sabrı tavsiye edene nazaran daha zor durumda olduğunu ifade ediyor. İmkansız kelimesini de eklemeyi ihmal etmeden üstelik. Buradaki zorluğun ve imkansızlığın sebeblerinin neler olduğu konusunda ciddi anlamda düşünülmesi gerektiğini düşünüyorum. Zira biz biliyoruz ki Allah-u Teala kimseye kaldıramayacağı ağırlıkta bir yükü yüklemez. O halde sabrı tavsiye etmek de almak da kaldırılabilir bir yüktür. Ancak mevzuyu içerisinde bulunduğumuz koşullar dahilinde ele alacak olursak imkansızlık duvarlarının alabildiğine yükseldiğinin şahitleri oluveririz. İşte İsmet Özel'in bahsetmiş olduğu imkansızı istemek bu olsa gerek. Koşullar ve konjonktürler bu duvarların en tepesine ne kadar çok tuğlalar ilave ederlerse etsinler biz bu imkansıza talip olmak zorundayız. Duvarlar yıkılırsa imkansızlık denilen şey de kendiliğinden yok olacaktır. Mevcut yapının, sistemin içerisinde barındırdığı ve O'na giden yolun üzerine dizilmiş yatan kutsal ineklerin adıdır bu imkansızlık. Bu kaldırılamaz, kenarından geçilemez, üzerinden atlanamaz zannettiğimiz inekleri zihnimizin çeperlerinden uzaklaştırmadığımız müddetçe Allah'ın her bir emri/tavsiyesi bizim için birer imkansız olmaya mahkum olacaktır.
Son tahlilde ben kalemi yukarıda saymış olduğum olumsuz havayı lehe döndürebilecek ve hayatı anlamlı hale getirebilecek bir hizmet kalemi olarak görüyorum. İmkansızlık örgüsünü kırmaya yönelik olarak ve tükenmişliğin önüne geçici mahiyet içerircesine kullanıldığında etkisini hissedebileceğimizi düşünüyorum. Bu kalemi anlamlandırma biçimimizle de alakalıdır aslında. Kalemi O'nun ile anlamlandırabiliyorsak eğer kalem and verilebilecek bir unsur haline dönüşecektir. Sanıyorum kalem de o zaman kalem olacaktır.
Vesselam...
Oku! merkezli buluşma
Mecalim olsaydı anlatırdım...
Pzt, 07/02/2005 - 16:52 — Sedef Kaplan"yazmak, devadır..."
Anlatamadıklarını anlatabilmesi için belki, kaleme söz hakkı verildiğinde, yine o mecalsizlik yakanı bırakmaz. Olumsuzluk zincirinin son halkasıdır bu. Bir kez daha, zor kelimesi hiç bu kadar anlamlı olmaz. En kötüsü; karamsarlık, en zoru; ruha güç veren ışığın varlığını bildiğin halde, gözlerini kapatıyor olmandır. Ateş varken karanlıkta oturmak gibidir bu. İşte, o vakit kalemin konuşma sırası gelmiştir. Artık akıl, kalb ya da ruh (ya da orası her neresi ise) yerine kağıtta duran kelimeler, tuhaf bir dinginlik bırakır üzerinde. Işığa kırpıştırılarak açılan bir çift göz kâr kalır yanına. Konuşan kalem de olsa, aslolan yine de "sabır" olur.
Yazmak devadır, şüphesiz OKUmak da öyle.
Yeni bulunduğunu sandığım bin yıllık varolan bir fikrin acemi sevinciydi benimkisi, sana anlattığım, anlatmaya çalıştığım ve bir türlü anlatamadığım...