renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Kadir Askerde: Mektup

Son zamanlarda sessizdin hem de oldukça. Aslında haykırmak istediğini biliyorum. Biliyorum ki kırmızı kurdeleler bağlamış saçlarına durmaksızın ve yorulmaksızın hayatın akışı içerisinde, onca çalışmanın, gezmenin, tozmanın bir yerinde, fark edilmeden geçilen duraklarda, yol tabelalarının arkalarındaki notlarda bulmaya çalışıyorsun kendini. Yapmak istediğin şey aslında sadece haykırmak.

Biliyorum haykırmak istemeni kaleminle susturmak istiyorsun. Ve biliyorum ki kaleminde susuyor.

Biliyorum ki cesaretin yok yalnız kalmaya.

Biliyorum ki gidiyorsun ve gitmeleri sevmediğini de biliyorum.

Gitmedikten sonra kalmanın ne anlamı var tıpkı görmedikten sonra bakmak gibi...

***

2002 yılı yaz aylarıydı. Darvakit dergisinin ilk sayısını yayımlamıştık. O zamanlar ziyaretçi defterimize hemen hemen her gün bir not düşen birisi vardı. Önceleri çıkaracakları derginin reklâmını yapmaya başladı. Sonra acımasızca eleştirmeye. Arasaticlal nickiyle yazdıkları canımı sıktı ve Modern Çocuk nickiyle epey karşılık verdim kendisine. Sonra uslanmaya başladı. Bu defa da bu dergi niye güncellenmiyor demeye başladı. Oysa iki ayda bir güncellenen dergiydi. Yeni sayıyı yayınladıktan onbeş gün sonra "Darvakit! geç kalmadınız mı güncellemede?" diye eleştirmeye başladı. O zamanlar Cemaat.com yayım hayatına yeni başlamıştı. Bende madem bu çocuk günlük güncellenen bir site istiyor diye "canımız, kanımız, her şeyimiz olan" Cemaat. com'u tavsiye ettim kendisine. Ve eminim Kadir'in hayatında çok şey değişti.

Her ne kadar 2002 ağustostan beri seni tanıyorsam da, Cemaat ehli seni 2003 haziran ayları gibi tanıdı. Vatani görevini yapacağın için bir süre geyik muhabbetlerimizden ayrı kalacaksın. Çok şey kaybedeceksin eminim:)

Askere gidince biraz akıllanırsın eminim:)

Yolun açık olsun kardeşim. Sen yokken buralarda boynumuz bükük dolaşacağız. Hem sen olmayınca ben msn'de kiminle görüntülü chat yapacağım? Özleyeceğim o muhabbetleri.

"Görebileceğim her taşın altında olabilirsin, bakabileceğim her taşın altına bakacağım. Ama gündönümlerinde sokaklarda deliler gibi aramamı bekleme seni, cesaretim yok gecenin siyahına."

Web-cam'deki gülümsemen hiç eksik olmasın...

Seni Ömer Faruk Tekbilek'in "I Love you" şarkısı ile uğurluyorum. Boynuna emzik asmak isterdim. Ya nasip. Yüreğinden öpüyorum...

Allah ellerini bırakmasın...

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

bir asker türküsü ve hayırlı teskereler

Camaat ile tanıdığım, muhabbeti kalbi olan Kadir'e bir asker türküsü göndermek ve hayırlı teskereler dilemek vazifesini hissdiyorum. Nerede, nasıl olursan ol Kadir, Allah'ın gülleri yakandan eksik olmasın... Ayrıca blog sözüm vardı Kadir'e. Fatihus açtığına göre yorum olarak ekleyeyim hikayeyi:

--- Haki Yeşil, Kep ve Koğuş ---

Kıyametten önce 1995. Kıyametten önce kardan sonra. Erzincan. Askeriye. Kar dizboyu. Haki yeşile, bot ve kepe alışmış bir nefer. Islak, soğuk ve bîgâne bakıyor çevresine. Prefabrik yemekhane. En son depremden sonra yapılmış olmalı. Sıra sıra masalar, üzerleri yağlı tabureler. Yemekhane akşam yemeğine hazır. Ayağının dibinde İzmir'den yüklenip getirdiği çantası. Etraftaki masalarda da aynı kaderi paylaştığı kısa dönemler. Kimi mimar, kimi müfettiş, kimi öğretmen, kimi iş adamı...

Kalktı. Taburenin profil ayakları yemekhanenin boş duvarlarında çınladı. Kimse umursamadı. Herkes kendiyleydi. Dışarı ayağını atarken Nizamiye'den daha geçmeden tavsiye üzerine aldığı kar başlığını, kepin yerine giydi. Hava puslu, yerler buzdu. Bir sigara yaktı. Sigara, eldivenin parmaklarından birini yaktı. Dağlara baktı, yüreği yandı. Önü, ardı, sağı, solu beyazdı. Ölümdü. Engeldi. Sevmedi. Gözleri kem baktı Erzincan'a. Erzincan yaralı, kendine bakıyordu. Eğitim alanından acemiler, alayla bakıyordu. Aldırış etmedi. Çavuşların boyunlarındaki düdükler öttü. Acemiler, yürüyüş koluna geçtiler. Kar başladı. Tipilerle baktı...

Koğuş. Yürek sıkıntısı küçücük bir dolap, alelâde bir yatak. Koğuşa girenler, çıkanlar, küfürler, dört elif miktarı oflar, takır - tukur kapanan dolap kapakları. Daha demincek tanıştığı "toprak" Sarıoğlanlı Erol, nereden bulduğu meçhul, su bardağında bir çay kapıp geliyor. Pencere camını kaplayan buzlar parmak izi olup yüreğine sızıyor; bir yağmur kaçağının, bir kar sevdalısının tükenen yollardan adını okuyor.

Daha kılıcını çekmemişti oysa. Aşkâr sabırsız, Züleyha çocuktu oysa. Daha ne elif vardı ortada, ne Al Pacino'nun namlusundan fırlamış çekirdek. Daha yeni yetmeydi bu çocuklar. Bilmezlerdi korkmaktan korkmanın ne olmadığını. Yürek vakti bir hezeyan fırtınası, o limandan bu dağ başlarına savurmamıştı bunları. Bunlar Anadolu oluyor komutanım, demedi, diyemedi, dedirtmediler. Oysa ... Daha bir vapurdan az önce attığı simit parçacıklarını, martılar, denize düşmeden kapmamıştı. Kursaklar boş, gözler flû, bet beniz atmamıştı. Daha.

Nöbetten dönenler ıslak botlarını, çift kat çoraplarını kaloriferin en mahrem yerlerine koymaktan çekinmedi. Önce hava, sonra askerlik nasibini aldı sıkılmış dişler arasından dökülen kelimelerden. Herkeste bir keder, bir iç sıkıntısı vardı. Gözleri tavanda, aklında neler neler vardı. Kimseye eyvallah etmeyecekti. Yatıp sürünecek ama minnet etmeyecekti. Dağlara bakacak ama delmeye kalkışmayacaktı. Sabredecekti. Herkes gibi. Herkesin yaptığı gibi. Akşamları, yazısını yazacak kitabını okuyacaktı. Herkesin yapmadığı gibi. Omuzlarındaki çizgilerin ağırlığını kullanarak kimseyi dövmeyecek, sövmeyecekti. And içti. Amin dedi. Ağlamadı. Sızlamadı. Pencereden bakanlar, bir kar günü, sıfırın altında eksi otuzlara vurmuş derecedeki soğuktan farklı bir adamı gördüler baktıkları yerde. Pencerenin içindekiler üşüdü, titredi, daha bir samimi sokuldu kaloriferin peteklerine.

Soğuğa soğuk ne yapabilirdi ki?

--- Asker yolu beklerim ---

Asker yolu beklerim
Vay benim emeklerim
Yarim sen git askerede
Ben silayi beklerim

Mendilimde gül oya
Gülmedim doya doya
Asker yolu beklerimde
Günleri saya saya..

Pilav pisirdim yavan
yanina kestim sogan
Yatagina uzanmista
uyan askerim uyan..

hayırlı tezkereler...

kadir kardeşim; giderken memleket kokusundan koymayı unutma heybene...dostların selamından duasından... bi da annenin o anlatmaya doyamadığın yemeklerinden....
kimbilir kaç şafak tüfek omuzda yürek mahşer yeri heybene bakıp bir avuntu ararsın belki...
güle güle gidip gelmek nasip olur inşallah...
Allah (C.C.) yardımcın sevdiklerin her zaman duacın olsun.

Uğurlar olsun

Uğurlar Olsun
Bir pazar sabahıydı
Ankara kar altında
Zemheri ayazıydı
....

Uğurlar olsun, uğurlar olsun
Hüzünlü bulutlar yoldaşın olsun

Seni Selda Bağcan'ın yanık nameleriyle uğurluyorum genç adam. Seni tanımam ama gayfede şahit olduğum kadarıyla Şadan Bey ve saz arkadaşları seni çok seviyorlar. Onlarda bir İstanbul zemherisinde seni dostça uğurlayacaklar. İçim bi hoş oldu ya !...

Sayılı gün gelir geçer

Sevgili Kadir, hayat bir imtihanlar yumağıdır, yani imtihanın içinde de imtihanlar vardır. İşte askerlik te insan hayatından önemli imtihanlardan biridir. Her imtihanda en büyük yardımcımız cenab-ı mevladır. Yolun açık, imtihanın kolay olsun. Rabbim yar ve yardımcın olsun...

Seni bir aşık Şadani güzellemesiyle uğurlamak istiyorum :)

"tez zamanda gelesin
bize selam veresin,
sayılı gün tez geçer
cemaat yolunu bekler"

selametle kal