renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Açlık

Giovanni Papini "Gog" isimli muhteşem eserinde dünyanın en ilginç adasının özelliklerinden şu şekilde bahsediyor:
"Pat Cairness anlattı:

Bu adanın tuhaflığı, dedi, manzarasında değil. Hemen hemen öteki Pasifik adaları gibi. Halkında değil. Onlar da ırklarının adetlerini, geleneklerini değiştirmemişler. Garip olan şey şu: Kabile reisleri, adanın belli sayıda insan besleyeceğini yıllardan beri kabul etmişler. Tam sayı yedi yüz yetmiş. Adanın büyük kısmı dağlık. Denizde de balık bol değil. Dışarıdan da beklenecek bir şey yok. Onlardan sonra kimse bu adaya uğramamış, ilk gelenlerin çocukları ile torunları ise büyük gemi yapma sanatını unutmuşlar. Bunun sonucu, kabile reisleri, pek eski zamandan beri, çok garip bir kanun çıkartmışlar: Her doğum, bir ölüme sebep olacaktır, ta ki ada halkının sayısı hiçbir vakit yedi yüz yetmişi aşmasın. Öyle sanıyorum ki, böyle bir kanunun dünyada eşi yoktur. Büyücü ve savaşçılardan seçilmiş kurul onu şiddetle uygulatıyor. Bütün dünyada olduğu gibi, doğum sayısı ölümünkinden fazla, öyle ki, her yıl, dünyadan uzak kalmış bu bahtsızlardan on ya da yirmi kişi kabilece ölüme mahkum ediliyor.

Açlık korkusu, Papu kabile reisleri kurulunu pek ilkel, fakat açık bir nüfus sayımı sistemi yaratmaya götürmüş. İlkbaharda yapılan toplantıda, doğanların ve ölenlerin listesi okunuyor. Yirmi doğum ve sekiz ölüm varsa on iki kişinin, topluluğun korunması için kurban edilmesi gerekiyor. Bir zamanlar, dediler, en yaşlıların ölmesi usulmüş, ama kurul üyelerinin çoğu yaşlılardan olduğu için, bunlar bir biçimine getirip, işi kadere ve talihe bıraktırmayı başarmışlar. Ada halkından her birinin, üzerinde resimle ya da işaretle adı yazılı bir tahta parçası var. Korkunç gün gelince, bu tahtalar, kurulun toplandığı kulübeye, gömülü bir kayığın içine konuluyor. Büyücülerin en yaşlısı eline bir kürek alıp dikkatle karıştırıyor. Sonra bu iş için eğitilmiş bir köpek kayığa giriyor, tahtalardan birini alıp büyücüye getiriyor ve kaç kez gerekliyse o kadar sefer bunu tekrarlıyor. Kaderin gösterdiği kurbanların ailelerine veda etmek ve en hoşlarına gidecek şekilde kendilerini yok etmek için üç günlük süreleri var. Eğer üç gün sonra intihara cesaret edememiş biri kalırsa en güçlüler arasından seçilmiş dört kişi onu yakalayıp deriden bir torbaya tıkar, içine taşlar da koyup denize atarlar.

Böyle anlatmak kolay ve mantıklı geliyor, bir bakıma. Ama, bu kanunun dehşeti, feci ya da gülünç sonuçları hakkında bir fikir edinebilmek için, benim gibi bu adamların arasında bir süre yaşamak gerekir. Önce, gebelik duyan her kadın, kulübesine kapanır ve kimseye görünmeye cesaret edemez. O bir düşmandır ve herkes kendisinden nefret eder. Her doğacak çocuk, doğmuş olanlar için bir tehdit, genel bir tehlikedir. Anası ve babası için de öyle......
Bundan başka, adada cinayet çok oluyor. Böylece caniler doğum sayısına karşı koyarak hiç olmazsa bir süre talihin müthiş kararlarından kurtulmak çaresini arıyorlar......"

(Giovanni Papini, Gog 1-2, 4. Baskı, T. İş B. Yayınları, Sy:34 -35)

Giovanni Papini'nin kurgusu aslında dünyanın bir çok yöresinde vukua gelebilecek açlık korkusu üzerine, mükemmel bir yaklaşımı içermektedir. Açlık, insanlığın kaderinde vardır çünkü. Çünkü açlık, bütün medeniyetlerin kuruluş, yıkılış senaryolarında başrolü oynayan bir aktördür. Knut Hamsun, Açlık romanını hangi durgular içerisinde yazdı, bilinmez ama bilinmesi gereken bir husus, açlığın canilik için bir vasıta, bir basamak olduğudur. Aç insan her şeye hazır bir mekanizma halindedir. İyiliğe ve kötülüye sevki kolaydır.

Toplumumuz, yarı aç yarı tok halinde yaşamak rolünü oynuyor. Kendisine biçilen bir rol bu. Büyük ekseriyet bu sınır içerisinde debelenip dururken çok küçük bir azınlık, sefahat ve debdebe içerisinde yaşıyor. Bir zamanların Arabistan'ı, İran'ı, Bizansı gibi... Koskoca medeniyetlerin çöküşünde bu açlık sınırında yaşayan insanların dahlini, araştırmacılar teyid ediyor.

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

Öjeni...

Öjeni...

Şimdilik bu kadar..

Büyüklerinin/meşayihin "Allah kimseyi açlıkla terbiye etmesin" diye dua eden ve her daim şükretmesini bilen bir toplumun üyesiyiz. Neden? Çünkü onlar kadim zamanlarda bunu yaşamışlar.. ve bu dua, bedeli sıkıntıyla ödenerek dolanmış dillerine. Kıtlığın hüküm sürdüğü zamanlardan geçmişler. Babalarımız; dedelerimizin bir ekmeğe bedel olarak bir altın para ödemek zorunda kaldıklarından bahis ederler. Ancak yine de, vatan demişler, din demişler ve erdemlerini yitirmeden ayakta kalmak için direnmişler.

Şimdi ise durum bir hayli farklı. Ne insanlar tıpatıp aynı ne de şartlar. Bunca imkana ve zengin doğal kaynaklara rağmen yine sefalet içinde olan ciddi bir nüfusa sahibiz. Ancak hem içerden hem de dışardan sömürülüyoruz. Bununla birlikte kaynaklarımız değerlendirilmiyor.

Bir dindar ve bir vatandaş olarak insanımıza karşı sorumluluklarımız var elbet. Bu sorumluluğu bazen yardımla bazen de sorunları dile getirerek öderiz. Ve işte dile getiriyorum. Burada en önemli vazife yöneticilere düşmekte. Çünkü bu sefaletin gereksiz yere çekildiğini düşünüyorum. Bu zenginliğe rağmen, kişi başına düşen milli gelir düşük ve gelirler arasındaki dengesizlik son derece düşündürücü.

Dünyayı yönetenler böyle istediği için mi acaba? Böyleyse şayet, buna engel olmanın bir yolu yok mu pekala? Bu memleket, borsa vs yolu ile ekonomiyi birkaç gün içinde çökertecek gizli boyunduruktan kurtulamaz mı? Kurtulmaya çabalarsa, bu pastadan pay sahibi olan birileri kızar ve bizimle savaşır mı? Bu durum kendi kendimizi yemekten daha mı kötü. Mağdura yardımcı olmak yaramızı tamamen iyileştirmiyorsa şayet ve biz üzerimize oynananların elerini de görmüşsek, bizim de oynayacak bir oyunumuz olmalı değil mi?

Bir diğer mevzu da Afrika'da yaşanan açlık sorunu. Bu sorunun çok cüzi yardımlarla giderilebileceğini biliyoruz ve şahsi olarak açlığın siyasal olarak kullanıldığı hususunda ciddi şüphelerim var. Belki lokal şeyler olabilir ancak, yemek karşılığında din değiştirmenin talep edilmesi.. tıbbi ve bilimsel deneylere maruz bırakılmak duyumlar alıyoruz. Hakan Albayrak'ın şu an bölgede bulunduğunu ve bölegeye olan ilgisini biliyoruz. Şu konulara da bir el atıverse diyorum.

Her

Her idareci kıtlıkla ve susuzlukla nasıl başa çıkacağının yolların aramıştır..Şüphe yok ki gelecek yıllarda dünyayı enerji krizleri ve beraberinde açlık bekliyor.Her ne kadar genetik tarım çalışmaları hızla devam etse de insan soyu tabii kaynakları var gücüyle tüketiyor tüketmekle de kalmıyor kalanını kirletiyor.

Geçenlerde yayımlanmıştı..Türkiye İsraf sıralamasında zirveye oturmuş.Bu ,İsrafın Haram Kabul edildiği dini yaşayan bir ülke için içler acısı bir durum.Bizler savaşlarda süpürge tohumu yemiş bir ecdadın torunlarıyız Ne olur sanki biraz daha hassas olabilsek/biraz daha mü'min olabilsek ....

''yapmacıklarla değil gerçeklerle olmalı her şey''

zannediyorum bahsettiginiz ha

zannediyorum bahsettiginiz hassasiyeti ancak
'innallahe la yuhibbul müsrifin'
ayetinin idrakinde olanlar gösterebilir sevgili Nuh TUNA.

duanin sadece söz olmadigini aciklamadan
hayir dualara amin diyorum..

göz gerekmez görmeye,
yürek gerek maşuk'a vecde..