Fizikle haşır neşir olduğum dönemde en sevdiğim konulardan biriydi optik. Uygun bir ortamda kurduğunuz düzenekle ışık ve gölge ilişkisini incelersiniz. Çoğunlukla bir ışık kaynağı, gölge yapması istenilen bir engel ve ekrandan oluşur. Işık ve gölgenin durumu aradaki mesafeler ve diğer değişkenlerle incelenir. Bir akşam vakti elektrik kesintisiyle farkettiğiniz gölgeyi bilimsel yollarla incelemeye başlarsınız. Işık ve gölge maceranız daha somut başlamış olur böylelikle.
***
Yaklaşık beşyüzyıl kadar önce Orta Çağ'ın son bulması daha doğrusu bir dizi buluş ve keşifle Aydınlanma Çağı olarak bildiğimiz çağ başlamıştır. Bu çağ dinlerin , dünya ve kainatın işleyişine ilişkin açıklamalarını reddeder. "Doğru" nun vahiy yoluyla ile değil gözlem, ölçüm ve deneylerin sonucunda belirlenebileceği ilkesini benimser. Böylelikle yaklaşık üçyüzyıllık bir süreç başlamış olur.
Bu çağın genel düşüncesi; dünyanın tümüyle gözlemlenebilir ve çözümlenebilir verilerden oluştuğunu iddia etmektedir. Gözlem, deney ve çözümleme sonrası ortaya çıkacak formüller ya da (daha doğrusu) kesin kanunların kainatın "bütününü" kesin olarak açıklayabileceğini savunur (Newton). Bu deterministik (her olayın nedeni, sebebi ve kaçınılmaz bir sonucu olması düşüncesi) düşünceye göre ; dünya ve evren belirli "mekanik" bir sistemden ibarettir. Bu düşünce ile birlikte insanlar yöntem ve disiplinler geliştirerek bir şeyin hem doğru , hem de yanlış olamayacağını savunmuşlardır. Ya doğrudur ya da yanlıştır kuralına göre, bilimsel yöntemle saptanan doğru "tektir". Ya siyahtır ya da beyaz, gri alanlar belirsizlik anlamına geldiği için yok sayılırlar.
...
Her bilimsel gerçek gibi, bilimin ana düşüncesi sayılabilecek bu düşünceler bile en nihayetinde yine kendi yöntemleriyle sarsılmıştır. 1920'li yıllarda ışığın yapısına ilişkin yeni bulguların ortaya çıkmasıyla "tek doğru" anlayışı altüst olur. Işık teorisi şöyledir; o yıllara kadar ışığın iki farklı yapıdan oluştuğu biliniyordu. Ya cisimcik bölüklerinden veya dalga serilerinden . Oysa, ışığın herikisinden de oluşabileceği gerçeği bir sonraki adımda anlaşılacaktı.Aslında her yeni bulunan doğru, bir sonraki adımında yanlışı olmuştu. Üstelik her iki durumunda aynı olguda var oluyor olması , doğrunun birden fazla olabileceğini göstermiş ve tek doğru anlayışı yıkılmıştı.
(Bu deneyler Schrödinger'in kedisi adıyla anılan deneylerdir)
Son yıllarda insanlar hızlı, yüzeysel ve yoğun bir bilgi birikimine maruz kalmaktadır. Bilimin hazırda bulunan bilginin kullanıldığı yer olarak ortaya çıkıyor olması ve insanın önüne somut örnekler koyuyor olması, önceleri çeşitli yaklaşımlarla insanı ve aklı yücelten insanların bu seferde bilimi belkide tanrılaştırmalarına yol açmıştır.
İnsanın iktidar sahibi olmaya meyilli bir tarafı vardır. Bilmediğini öğrenmeye çalışır ve öğrendiklerinin esas gerçekler olduğuna inanır. Bilgiye de , tabiatada hükmetmek ister. Bildiğinden ötesinin olmadığını düşünür halbuki bildiklerimizde bilmediklerimiz de her defasında insanın acziyetini gösterir. Tabiata hükmettiğini sanan insan artık insanlığını unutmaya başlamıştır. Bilim, her türlü entelektüel bakış ve derinlikten yoksun olarak , basit ve sade tekniklerden ibaret hale gelmiştir. Siyasi iktidarlar , istihbarat örgütleri, ordular ve dünya üzerinde hegemonya kurma peşinde olan güç odaklarının emirleri altında kullanılır hale gelmiştir. Bilim adına çalışanlar daha çok gücün, iktidarın, servetin çoğaltılması adına çalışır hale gelmişlerdir. Bilim elbette ki var olmalıdır. Ancak kapladığı alan ve kendisinide kapsayan gerçeklik unutulmadan var olmalıdır. Dikkat edilmesi gereken bir diğer nokta ise ; bugün ortaya konulan bilimsel bir gerçekliğin ya da önermenin ya da daha ilerisi kanunun bir süre sonra değişeceğidir.Bir bakıma kendi içinde ve dışında görecelidir. Yeni keşfedilen bir durum o olgunun miladı sayılamaz. Çünkü keşfin öncesinde vardır ve sonrasında da olacaktır. Bu bakımdan insan mutlak hakikatle, göreceli olanı birbirinden ayırd edebilmelidir. İnsan ilmin kapsadığı bütünlüğe , geniş bir perspektiften bakabildiği zaman ancak biliminde onun içinde bir araç olarak var olabildiğini görür.
Teknikle uğraşmaktan giderek "teknik insanlar"haline geldiğimiz , acı çekmemek adına duygularımızdan vazgeçtiğimiz, düşünüp zor olanla uğraşmak yerine en moda tabirle "teknolojinin bütün nimetlerinden" faydalanarak "hayatımızı kolaylaştırdığımız" (basitleştirdiğimiz mi demeliyim) bu devirde; insanların bile bile inanmayı istemedikleri , ya da peşinden gidip gerçeği anlama çabasıyla yorulmaktansa kendilerine "amaçlar" edinmeyi ve bunlara yanlışta olsa inandıkları (inanmayı istedikleri için inandıkları) veya henüz anlayamadıkları ve sırf anlamadıkları (bilmedikleri) için antitezler , amaçlar , icatlar vs. geliştirip ona inanmayı tercih ettikleri açıktır.
***
Bilim gibi nedensellik ilişkilerinin işlemediği; insani duygular, davranışlara bu yolla anlam kazandırılması , insanı insan yapan düşünce ve duygu dünyasına hükmetmesi pek de mümkün değildir.
Belkide ışık daha çok kendisini bize nasıl gösteriyor olduğuyla değil, bizim onu nasıl gördüğümüzle alakalıdır. Bu düşünce bilimin gölgesine sığınırken, ilmin ışığından olmamak adına önemlidir.
Yorumlar
Schrödinger'in Kedisi! (Kâbus-Rö'yâ)
Pzt, 14/02/2005 - 20:22 — Ahfa Sûeda3 şey geldi aklıma yazınızı okurken...
a)Alev Alatlı / Schrödinger'in Kedisi! (Kâbus-Rö'yâ)
http://www.derkenar.com/webgezgini/alevalatli-afazi.shtml
http://www.40ikindi.com/ikincidonem/kitap/icerik/20.htm
(kitapla ilgili yorumum:Kitab çok inatçı)
b)Prof.Dr.Üstün Dökmen'in "Küçük Şeyler" kitabında bahsettiği insanların hayatlarını Aristo(1-0) mantığı yada Kuantum mantığı(1-1)üzerine inşa etmeleri...
[Kuantum Mantığını yakalamak zor.
Biraz "güzel gören güzel düşünür...." mantığı...
Yani perde arkasından "Ce!" yapanın Rab olduğunu farketme.
"Sizin kerih gördüğünüz nice şeyler vardır ki, onlar sizin hakkınızda hayırlıdır. Yine sizin hayır "zannettiğiniz nice şeyler vardır ki, onlar da şerdir. Allah bilir, siz bilmezsiniz" ayetini idrak etme ..
Hikmet boyutunu idrak ...
Hikmet'in bencesi:Kafanızı defalarca bilinçli olarak taşa çarpacaksınız ve yaramaz bi çocuk edasıyla Acımadı ki! diyeceksiniz Rabbe...]
c)Mehmet Erdoğan'ın Aşk Sürgünleri kitabından "Merceksiz Aşk" şiiri.
yorum:Sedef Hn ,yazılarınızı çoh beğenirem :)
bi dua:
Ey Sesini rüzgarlarda işittiğim,
Ve nefesi bütün dünyaya hayat veren
Yüce Ruh!
Beni duy!
Ben küçüğüm ve zayıfım,
Senin kudretine ve hikmetine ihtiyacım var.
Beni güzellikler içinde yürüt,
Ve gözlerime kızıl ve mor günbatımını daima seyrettir.
Ellerimi, yaratmış olduğun şeylere saygı gösteren eller kıl,
Ve kulaklarımı Senin sesini duyacak kadar hassaslaştır.
Beni hikmetli bir insan kıl,
Tâ ki, halkıma öğretmiş olduğun şeyleri anlayabileyim.
Tâ ki, her yaprakta ve her kayada
Gizlemiş olduğun dersleri öğreneyim.
Senden beni güçlü kılmanı istiyorum,
Ama, kardeşimden daha büyük hale gelmem için değil,
En büyük düşmanımla, nefsimle savaşmak için.
Beni, temiz eller ve şaşmamış gözlerle
Sana gelmeye her an hazır kıl.
Tâ ki güneşin batıp gitmesi gibi,
Hayatım da sönüp gittiğinde,
Ruhum utanç duymadan Sana gelebilsin!
-Reis-
/yoruldum mu ..
daha yaşamaya başladım mı ki../
Bilim
Çar, 16/02/2005 - 13:01 — O. Deniz YemenliBilim ; modern dünyanın kutsal ineği...
Ben bir sülüğüm beyin zarında
Çok yaklaşma yakarım seni de anında...(imza)