renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

İnsan Fıtratı ve Bilgiye Hazır Olma

İnsanın tüm hayatını aldığı eğitim üzerine şekillendirecek oluşu ve bu hayatında ebedi hayatını belirleyici rol oynaması bakımından eğitim üzerinde önemle durulması gereken bir konudur.

İnsanı insan yapan değerlerin öğrenilmesi eğitimle mümkündür. Dini ve ahlaki değerlerin kazanıldığı yerin temeli ise ailedir. Bu durumda aileyi oluşturacak bireylerin yani nesile eğitim verebilmesi, değerlerin doğru biçimde aktarılması yönünden de öne eğitime kandilerinden başlamaları gerektiğini gösterir.

Herşeyden önce müslüman olarak , kendi insan modelimizi çağın durumunuda hesaba katarak sahih bir şekilde ortaya koyabilmemiz şarttır. İnandığı gibi yaşayan insanlar inşa edebilmek içinse öncelikle insan ve yaratıcı münasebetlerinin sağlam bir zeminde durması , daha sonra vahye teslimiyet doğrultusunda üzerine değerler üretilmesi gerekir. Bireyleri değer üretecek konuma getirmek , sadece bilgi yüklemekle olmamalıdır. Bilgi esas olan güçtür; ahlaka ve davranışa dönüşebildiği oranda ancak işe yarayabilir. Kuran'ın rehberliğinde varlığın da sebebi anlaşılırsa o zaman bilgi hayata dönüşebilir. Bu yüzden insanın iyiye güzele ulaşabilmesi için hayatını , bir eğitim süreci olarak algılaması gerekir. Bu sürece verilen değerin oranı kadar , insan için fıtratı anlama ve hayatı emirler doğrultusunda yaşayabilme o kadar iyi gerçekleşebilir.

İnsanın bugününün , dününden bir adım önde olması yani ziyanda olmaması için kendini tanıması, bilmesi ve kendini eğitmesi gerekir. Kendini tanıma ise fıtratı tanımayla olabilir. İnsanın fıtratına yakınlığı kadar doğru olabildiği düşünülürse herşeyden önce kendini olabildiğince fıtratını tanıması gerektiğinin önemi anlaşılır.

İnsan fıtratı çeşitli yetenekler , kabiliyetlerle donatılmıştır. Varolan yeteneklerin kullanımı, insanı insan olabilme yolunda iyi yerlerde tutabileceği gibi ,bu yeteneklerin yanlış yönlendirilmesi veya hiç kullanılmaması insanı daha düşük seviyelere taşıyacaktır. Fıtratın aynı kaynaktan geliyor oluşu tüm insanların müşterek iyi ve kötülerinin olmasına sebeptir. İnsan hem iyi hem de kötüyü bu fıtratta barındırır. Ancak doğruya ve iyi olana herzaman meyillidir. Emirler ise zaten her zaman iyi ve iyi olandan yanadır. Burada önemli olan, fıtratın getirdiği iyi olan tarafı iyi kullanabilme kötü olan tarafın ise islahıdır. Davranışlara sınır koyma ile olur ve bu da eğitimle mümkündür ki bizim asıl sorumluluğumuzda buradadır. Çağın getirdiği alışkanlıklar, kalıplar karmaşasının içinde her tutum ve davranış yeniden açık bir bilinçle tahlil edilmeli ve sorgulanmalıdır. Şüphesiz bunu yaparken ölçüt Allah'ın koyduğu emirler temel alınmalı, aynı doğrultuda gelişmelidir. Fıtratın eğitimle olgunlaştırılması gerekir. İnsan olabilmenin gerçek onuru ve anlamıda ancak böyle kazanılabilir.

İyiyi kötüden ayırd etme vicdani bir hisle ve akılla mümkündür. Akletmek , düşünmek, doğruyu eğriden ayırd edebilmek , eğriden uzaklaşmak ve doğruya yönelmek ise zaten verilen yeteneklerdir. Yratılış amacındaki imtihanın kazanılması için insanın önüne koyması gereken rehber ise hakikattir. İnsanın tüm varlığı ile doğru yaşaması bu hakikatlerin doğru anlaşılması , anlamlandırılması haytla birleştirilmesi ile mümkündür.

Hakikatin anlaşılması yolunda , insan kendisinde bunu anlayacak bir takım hazırlıklar yapmalıdır. Öncelikle bilgiyi kabul edebilmesi için fikir, düşünce alıcılarını açık tutması ve en önemlisi bilgiye hazır olması gerekir. İnsan sorduğu sorularla kendisi ile yüzyüze gelmeli ve en önemlisi bigiye hazır olması gerekir. Belkide bazı şeyleri anlayamamanın önündeki engel insanın kendisi, önyargılarıdır ve ilk açılması gereken perde önyargı perdesidir. Açılmadığı takdirde tüm hakikat adımları, yanlışlar ve doğrular karmaşası üzerine kurulacaktır ki bu da ; insanın benliğinde zarara neden olacaktır. Benliğinde, yanlışlardan arındırılmış olması gerekir. Bu noktada insan kurtuluşa kendisini hazırlamalı ve buna karara vermelidir.

Hakikate henüz hazır olmayan veya anlamaya çalışmayan birinin zaten bu tür sorunları olmayacağı gibi kendisine anlatılanı da anlamayacaktır. Doğru olana karşı ilgisizdir ve buna ilgisiz olması onu dış dünyaya, kendisinden sonraki nesile, en kötüsü fıtratına yabancılaşmasına neden olacaktır. Böyle bir insan artık "kendinden başka bir şey olmak durumundadır". Tüm perdeleri kapatmış, karanlıkta oturan birisi gibidir.

İnsan artık anlamak için kalbin ve aıl penceresinin önündeki perdeleri kaldırıp tüm samimiyeti ile hakikate yönelmelidir. Önüne sunulan hakikat yolları ne kadar çeşitli olursa olsun, bu hazırlıklar tamamlandıktan sonra her zaman doğruyu seçecek aksi olduğu takdirde kendisini vicdani bir muhasebenin içinde bulacak ve bu da yine onu sahih doğruya yöneltecektir. Bu süreç içerisinde bunları yapabilmek, hakikate ulaşmak yolundaki insanın kendisiyle olan bu münasebetinde eğitimli olma ve kendisini eğitebilme önemli unsur olur.

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.
Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

Bilgi ve Fıtrat

Eskiler erdemin isigiyla ortaligi aydinlatmasi icin önce devlet islerini yoluna koyarlardi. Devlet islerini yoluna koyabilmek icin önce ev islerini yoluna koyarlardi. Ev islerini yoluna koyabilmek icin önce kendilerine cekidüzen verirlerdi. Kendilerine cekidüzen verebilmek icin önce düsüncelerini yoluna koyarlardi. Düsüncelerini yoluna koyabilmek icin önce bilgi eksikligini giderirlerdi.

Konfücyus

Öncelikle "bilgi" ve fıtrat" kavramlarını aynı bahiste ele almış olmanız takdire şayan bir durum. Ancak insanın içinde yer alan zihinsel, fiziksel ve duygusal merkezlerin birbirine olan baskınlık durumuna göre şekillenen fıtratın, bütün insanlarda aynı yapıya sahip olmaması, daha doğrusu fıtratlar arasında keskin çizgilerin bulunması, verilecek olan "ön terbiyenin" de şekillendirilmesi ve sistematize edilmesi gerekliliğini öngörür. Bu sebeple, insanın içinde yer alan "latifelerin" yönlendirilmesi, "yüzeysel savlarla" izah edilmemelidir. Muhakkak ki her fıtrat Muhammedî bir terbiyeye muhtaçtır, ancak bu terbiyenin de "veriliş metodlojisi" hususunda değinmiş olsaydınız, istifade kapısı daha açık bir yazı olacağı kanattindeyim. "Bilgi aktarımındaki" bu farklılığın bilincinde olduğunuz düşünüyorum, ancak bu bilincin beraberinde biraz daha teferruata girmeniz bizleri daha memnun ederdi.

Umutla Sedef Hanım.

fıtrat ve bilginin islami olanı..

sanıyorum arkadaşlar , fıtrat mefhumu üzerine bir kez daha düşünmemiz gerekiyor..
yalnız kirişçi'nin işaret ettiği verimli bir konuya dikkatinizi çekmek isterim:bilginin islamileştirilmesi..
bilginin islamileştirilebileceği iddiasını taşıyan ismail raci el-faruki gibi yarı-modernist yazarlardan ziyade seyyid hüseyin nasr,rene guenon gibi gelenekçi kalemleri izlememiz gerektiğini düşünüyorum..

Fıtrata sesleniyorum

Bir tane yorum yazdım ama erişim engellemesi dolayısıyla yorumum güme gitti. O yüzden bu yorumu wordde yazıp buraya kopyaladım.

Yazının başlığı güzel, enteresan ve bir o kadar çarpıcı. Konuya böyle bir başlıkla girmek güzel.

Özellikle Kuzey Amerika'da yaşayan Müslümanların çalıştıkları bir konu vardı: "Bilginin İslamileştirilmesi". Bende bu konu üzerinde yapılan çalışmaları takip ettim ve sonunda bilginin İslamileştirilemeyeceğine karar verdim. Çünkü Allah insanı bir fıtrat üzere ve belli bir bilgiyle yaratıyor. Ontolojik epistemi olarak tanımlanabilecek bu bilgi insan olmanın temellerini barındırıyor içinde. Yani dünya geldiğimiz andan itibaren "öğrendiğimiz" her bilgi bu temel bilginin açılımından ibaret. Bizler bu bilgilerle ya fıtrata dönüyor ya da ondan uzaklaşıyoruz. Fıtrata dönmek ise Allah'a kulluktan başka bir şey değil zaten. Yani fıtrat demek Allah'a kul olmak demek. Bu anlamda Sedef Kaplan'ın bu konuyu ele alması gayet memnuniyet vericidir. Böylece bu kavramları tartışmak için elimize bir fırsat geçmiş oluyor.

"Kuran'ın rehberliğinde varlığın da sebebi anlaşılırsa o zaman bilgi hayata dönüşebilir" ifadesi konuyu özetliyor aslında. Gerçekten Kur'an insanın fıtratında uzaklaşmasının önünde bir engeldir. Ancak Kur'an okuyup hayata geçirmekle bunu başarabiliriz. Yine "Fıtratın aynı kaynaktan geliyor oluşu" olayın gerçeğini ortaya koyuyor. Ancak "eğitimle olgunlaştırılması gerekir." ifadesinde bir hata olduğunu düşünüyorum. Çünkü kanaatime göre fıtrat eğitilemez. İnsan eğitimle sadece fıtrata dönebilir o kadar. O da fıtratın eğitilebileceği anlamına gelmez.

Hakikate ulaşma anlayışımız geliştikçe bizler fıtratımıza yakınlaşıyoruz demektir.Bu anlamda insanda var olan bilgi, dünyada edinilen bilgiler ve Kur'an bilgisi birleştirilerek yaşanabilen bir hayat oluşur. Bu hayat ne kadar Allah'ın istediği şekilde ise o derecede fıtrata yakınlığı temsil eder. Bunun için bu bilgiyle önce bir kimlik sonra kişilik, bilinç ve en son değer oluşturulur. Bu sonuçta eğer yürüyen Kur'an olabiliyorsa insan o zaman ancak fıtrata dönmüştür aksi halde fıtrata dönmek mümkün olmaz.

Sedef Kaplan'ın bu tür yazılarının devam etmesi gerektiğini düşünüyorum.

Bu yazıya yorum yapan Celalmirza arkadaşın yorumuyla da ilgili bir şeyler söylemek istiyorum:

İlk olarak şunu bilmeliyiz ki, fıtrat kişiseldir. Yani fıtrat düşüncesinin merkezinde kişi vardır. Eğer insan Kur'an'ın bahsettiği kişi olmazsa, aile, cemaat, topluluk, toplum ve devlet olamaz. Kişi olmadan bunlar oluşmuyor mu derseniz oluşur elbet ancak bu oluşumların hiçbir fıtrata uygun olmaz. Dolayısıyla yorumun başında devletten başlayarak kişiye gidişin yanlış bir yol olduğunu düşünüyorum.

Celalmirza'nın "insanın içinde yer alan zihinsel, fiziksel ve duygusal merkezlerin birbirine olan baskınlık durumuna göre şekillenen fıtratın, bütün insanlarda aynı yapıya sahip olmaması, daha doğrusu fıtratlar arasında keskin çizgilerin bulunması, verilecek olan "ön terbiyenin" de şekillendirilmesi ve sistematize edilmesi gerekliliğini öngörür." İfadesinde de bazı yanlışlıklara dikkat çekmek gerekiyor. İnsan fıtratı tektir. Farklı olan insanın dünyaya geldikten sonra oluşan/oluşturduğu davranışlarıdır. Yukarıda da belirttiğim gibi fıtrat için herhangi bir ön veya arka eğitime imkan yoktur. Eğitimle sadece fıtrata dönebiliriz.

İnsanın "Muhammedi terbiyeye" ihtiyacı olması düşüncesinin de sorgulanması gerekir. Şöyleki insanlık tarihinden beri gelen tüm peygamberler aynı itikadı getirmişlerdir. İnsanlar aynı düşünceye çağrılmıştır. Dolayısıyla bütün peygamberler bizim peygamberimizdir. Fark peygamberlerin şeriatındadır. Mesela Musa aleyhisselamın ümmeti için yasaklanan cumartesi balık avı ve iç yağı yenmesi bizim için yasak değildir. Biz Muhammed aleyhisselamın şeriatına uyarız. Tüm peygamberler aynı çağrıyı sunmuştur insanlara. Bu çağrıya uyan fıtrata dönmüş çağrıya uymayan ise fıtratını reddetmiştir. Bu konularda bazı ifadelerde dikkatli davranmak gerekmektedir. Muhammed'e ve O'nun aracılığıyla gelen vahye teslim olan insan fıtratını bilir ve bilgiye hazırdır.

Fıtratın Sesini Duyabilmek

Yanılıyorsunuz.

Murat Bey, fıtrat tektir diyorsunuz, ancak çok büyük bir yanılgı içindesiniz. Eğer karakterimiz bir ağaçsa, fıtratımız bir tohumdur. Ortaya koyacağımız karakter profili şekillendiren iki unsur vardır : Fıtrat ve Çevre. Ve şunu bilmelisiniz ki, tek bir fıtrat değil, birden çok fıtrat modeli vardır. İslam hakikatinin bir olmasına rağmen, şu ana dek gelmiş İslam büyüklerinin ortaya farklı metodolojiler koymasındaki temel sebep, dünyayı bu "farklı fıtrat" modellerinden gözlemlemeleridir. Bu farklı perspektifin temelinde yetiştikleri ortamın etkisi de olsa, yakînen gözlemlediğiniz vakit, farklı bir mizaç yapısına sahip olduğunu göreceksiniz. İbn Arabi'nin fıtrat modeliyle, Bediüzzaman'ın fıtrat modelini (özün yansımasını) bir tutmak hiç makul bir önerme olmazdı.

Lütfen bundan sonra söylemlerinizi bir bilgiye istinâd ediniz. fıtratın tek olduğunu söylemeniz, şu ana dek ilim alanında kendini göstermiş hiçbir kâmet tarafından tasvip edilmeyecek kadar mesnedsiz ve çürük bir iddiadır.

Yakında bu konu ile alakadar yazacağım yazıyı okuduktan sonra, fıtratlar hususunda bir iç muhasebeye girmenizi salık veririm.

Öte yandan, Muhammedî terbiye kavramını yanlış anlamışsınız. Bu terbiye, Allahın terbiyesidir, ve gelmiş geçmiş bütün mürebbîlerin ortaya koyduğu terbiye mülahazalarını ihata etmektedir. "Muhammedî" lafzı, terbiye kavramına bir kısıtlama getirmemektedir. Bunu da "bilmenizi" isterim.

Saygılarımla.

Hikmetli Bilgi

Sedef Kaplan'ın yazısını okudum. Bilgi ve fıtrat ilişkisini bulunduğu konumdan kendi bakış açısına göre incelemiş. Doğrudur veya yanlıştır bunu tartışmak doğru değil. Heleki Murat Kirişçi ile Celalmirza'nın tartıştıkları ise çok garip. Neyse Muhammedi terbiye vs ontolojik olarak -söylem açısından değerlendirirsek- hepimizi aynı sonuca götürür. Bu muhakkaktır. Eğer bunu daha geniş bir ifade ile anlatacak olursak -ki Murat Kirişçi ile mutabık olduğumuz noktadır- İslam Ahlak nizamından bahsetmemiz gerekir.

Ben burada daha farklı bir yere ilginizi çekmek isterim. Bilgi, latince "informatio" kökünden türemiştir ve aslında bize ait olmayan bir kavramdır. Doğu'da, Batı'nın kullandığı "bilgi" yerine "hikmet" kavramı kullanılır. Bence Sedef'in bahsettiği fıtrata açık olan bilgi, Batı'nın latin terminolojisinden aldığı "informatio" kökünden gelen bilgi değildir ve bu apaçık bir "hikmet"tir.

Yusuf Armağan, Şamil Kürşad, Nadir Marmara ve ben bu konu üzerine 3 saat kadar konuştuk. Nadir Marmara'nın düşüncesi "bilgiyi yok etmekti". Bu tartışmalarımız sonucunda "hikmetli bilgi" kavramına ulaştık. Bence önemli olan burada "hikmetli bilgi"ye ulaşmaktır.

Kendi infazım buyrun..

Öncelikle fikir beyan eden herkese teşekkür etmek isterim, aslında olmasını istediğim türde yorumlardı.
Ve sanırım şunu açıklığa kavuşturmak gerekli; ben F.Bilge’un da dediği gibi ancak bulunduğum konumdan ve ancak kendi bakış açımla bakabiliyorum. Bilmediğimi her zaman söyledim. Yazmaktaki amacım ise tamamen doğruyu bulmaya yöneliktir. Bilgi, fıtrat, eğitim, hakikat benim arkasında bir mana aramadan doğrudan kullandığım kelimelerdir. Bilginin hikmetli olanından başkasını kabul etmediğim, bilmediğim ve o yönde olmayan bilgiyi yıkmaya çalıştığımı her bilgi kelimesini kullandığımda açıklamak yoluna gitmemiş olmak eğer hataysa hata vardır evet. Sözcüklerin “ödünçleme” duruyor olması da tamamen üzerime aldığım ve bana büyük gelen daha doğrusu benim onu isteyipte beni kabul etmeyen ve genelde hep başka zamanın insanları diye tanımladığım kişilerin herseferinde yüzüme vurmasıyla farkettiğim gerçekten ödünç duran bir hayatın izleri olabilir. Buna karşı çıkamam. Uyuşuk dilimden ve süslü kelimelerimdense vazgeçmeyeceğimi bilmenizi isterim. “Lafı dolaştırmanın ne önemi var” diyen biri olmayı hiç istemedim. Bu bana göre ben biliyorum sizde kendiniz öğrenin demek olur ki bu da savunmamızın, anlatmaya çalışmamızın, çabamızın tamamen boş olduğunu anlatır.

Eğer bir “söylem mezarlığı” olduğunu düşünüyorsanız ölülere bir dua etmenizi isteyebilirim sizden en azından oldukları yerde iyi hayat bulurlar.. ki şunu da bilmenizi isterim; yorumunuz tamamen öldürüp ( hatta burada şu açıklamayı yapmak gerek : ölmek yok olmak değildir ) öldürmek ne kelime yok etmek cinsinde olan bir yorumdur. Bunu bir süreliğine başarmış durumdasınız. Kelimeleri infaz etmekten çok kurtarmayı severim, eğer böyle görünüyorsa bu da benim beceriksizliğimdir sizi buna katlanmak zorunda bıraktığım için de özür dilerim.
Celelmirza’nın daha teferruatlı anlatılması gerektiği fikrine katılıyorum daha fazla uğraşılması gerekirdi, yüzeysel olduğunun farkındayım. Murat Kirişci’ninde farklı bir fikir verdiği düşüncesindeyim aynı zamanda bilmediğimi anlayan biri olarak tek tek anlattığı için teşekkür ederim.

Kendi kavram kargaşamı aşamayıp hatta çoğu zaman konuşmamayı tercih eden biri olarak bu sefer başkalarınıda buna karıştırma haddine düştüğüm için ve buna katlanmak zorunda bıraktığım herkesten özür dilerim.