Ve sadece şarkı söylemediğimizi fark ettik. Gördük ki; hayat şarkıları, şarkılar da hayatı besliyor. Söylediğimiz her şarkı, "Bir Büyük Şarkı" için...
26 Temmuz 2002, Konya Fuarı, yelkovanın yorulduğu saatler, Ömer Karaoğlu konseri... Gül tenli bir akşam, konserin bıraktığı isyan ve aşk yüreğimizde. Yeşil ve morun birbirine girdiği acemice ışıklandırılan sahnede kimine göre özgün, kimine göre İslamcı, kimine göre yeşil popçu, Büyükşehir Belediyesi'nin spikerine göre de şarkıcı olarak adlandırılan Ömer Karaoğlu Konyalılarlaydı... Muhteşem bir atmosfer vardı. Gençler çoğunluktaydı ama 7'den 70'e bir dinleyici kitlesinin olduğunu söyleyebilirim. Yine hep bir ağızdan söylendi Şehit Türküsü...
Şehid tahtında Rabbe gülümser
Ah binlerce canım olsaydı der...
Kimi isimler vardır anımsanmaya değmez, cadde yahut sokak isimleri kadar kişiliksizdir, kimileri ise bir hayatın, bir sevdanın bir diğer ismi olmuştur. Cahit Zarifoğlu'nun adı nasıl yetebiliyorsa Afganistan yaralarımızı kanatmaya, Sezai Karakoç'un Mona Roza'sı ve Diriliş'i bizim için nasıl önemliyse, çok değil on yıl sonra Ömer Karaoğlu da bizler ve çocuklarımız için bu hayatın ve bu sevdanın unutulmaz isimlerinden olacak.
Onunla yola çıkanların çağa çoktan ayak uydurduğu bu yolculukta; değişmişse de ancak gelişmekle yetinmiş, zorlandıysa da hiç yılmamış bir adamın ayak izleri var. Son ümitlerimizden O, son çırpınışlarımızdan... Gönüllerimizin katılığı bizi bile ürkütürken, O bizlerin taş kesmiş gönüllerini korkmadan yumuşatmaya çalışıyor. Hakkını yemeyelim, bunu çok da iyi yapıyor. Acıklı sözlerin coşkulu besteleridir Ömer Karaoğlu'nun eserleri.
Her yanı ümittir, sevdadır, davadır. Ne kimliksiz ne de tarafsızdır kimileri gibi. Bu tarzın bir ismi var mıdır diye soranlara Ömer Karaoğlu, 'mavi çizgili gri pop türküleri' diyebilirsiniz mesela diyor. Çok değil on yıl sonra Ömer Karaoğlu dendiğinde yahut dinlendiğinde yitik bir savaşçı silueti gelecek gözlerimizin önüne. Bu Ömer Karaoğlu'nun silueti olmayacak, bu geçmişte bir yerlerde kaybettiğimiz, bulmak içinse pek üstelemediğimiz kendi siluetimiz olacak. Yâd edeceğiz eski günleri huzurla ve huzuru yalnız Şehit Türkülerinin, Hasret Kafeslerinin hatıralarında bulabileceğiz. Birileri bir isim bırakacak gönüllerimize bizse her zamanki gibi gönüllerimizi unutacağız günü birlik keşmekeşlerde.
O gece yine hafızalardan silinmeyecek bir anı bıraktı Ömer Karaoğlu bizlerde...
Doğ ey güneş erit taştan adamı
Ve kurut taşları diken elleri...
Ne acemice yapılan ışıklandırma sistemi ne de bayatlamış sloganlarıyla konseri arabeskleştirmeye çalışan, bir 'Ömer Baba' diye bağırmadıkları kalan, asla kendi kelimeleriyle kendi cümlelerini kuramayan, sloganist zihniyetin çabaları Ömer Karaoğlu'nun hızını kesmeye yetmedi.
Ezgiler ardı ardına sıralandı...
Şehit Türküsü, Toprak, Kuşlar, Kurtuluşun Ölümü, Bilemezler...
O gece yine bir özgürlük kuşu uçtu gökyüzüne Ömer Karaoğlu'nun ellerinden... Filistin'e (Kudüs'e), Çeçenistan'a, Afganistan'a, Bosna'ya, Kosova'ya, zulüm gören herkese...
Kuşlar
Sizin kadar hür olmaktı hayalim
Kuşlar
Sizin kadar hür olmaktı hayalim
Güneşin doğduğu yerden güneşle birlikte doğmak
Kafdağı'nın arkasındaki Zümrüdü Anka olmak
Kanat açmak gökyüzüne
Sevdaların ülkesine
Kuşlar
Not: Bu yazı daha önce benim "Kudüs Göklerinde Kara Bulutlar" ve HaticeVera'nın "Mavi Çizgili Gri Pop Türküleri" adlı hevesli.com'da yayınladıkları yazıların düzenlenmiş halidir.
Yorumlar
Taner Yüncüoğlu
Cts, 05/03/2005 - 11:49 — Şadan ErcanAz da olsa tanıdım. Sazını, sözünü dinledim. Bir kaç kez sohbet etme imkanımız oldu ortak dostlarımız sayesinde. Çok mütevazi, kaygılar taşıyan, prensipleri olan içimizden biri olarak bana çok samimi geldi. O'nunla tanışmış olmayı bir kazanç bildim. Ayrıca müzik konusunda da bizim mahallenin okullusu olduğunu (konservatuar mezunu) bu vesileyle öğrenmiş oldum.
Kasetlerini online olarak aşağıdaki linke tıklayarak satın alabilirsiniz:
Azim Dağıtım
Buradan kendisini samimi duygularımla selamlıyor ve en yakın zamanda sazlı, sözlü bir sohbette buluşmayı arzu ettiğimi de belirtmek istiyorum.
Çalışmalarınız bereketli olsun
Bir kuş olsam uçsam sana...
Per, 10/03/2005 - 19:59 — Elif ŞahinKaranlığın ortasında parlayan bir güneş gibi
Yavaş yavaş neydi o günler diyecek yaşa yaklaştığımızı Ömer Karaoğlu dinlerken anlamaya başlıyorum
O hep çizgisini korudu
doğan ilk cemreler batan güneşlerde boğulurken
Tek kişilik cihad tiyatroları primetime-larda televizyon çocuğu olurken
ya da Sultanım diyen diller , Gönlünde açmadan solan gülleri çağırıken
İyi ki vardı
hala da var TV5 takip edenler ve cızırdasa da hala kasedini dinleyenler için
"Gül sunan elde daima bir miktar gül kokusu kalır"