renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Ne Olduğunun Farkında mısın..

Hepimiz aynı savaşı vermek üzere geliyoruz dünyaya. Beşer olarak doğuyor ve insan olmak için savaşıyoruz! Emekledikten sonra iki ayağımızın üzerine diktiğimiz bedenimiz gibi kaldırmamız gerekiyor ruhumuzu da havaya. Şair, çiftçi, tüccar, çoban, memur ya da alim oluyoruz. Bizden en önce insan olmamız isteniyor ama. Onu olamadan hiçbir şey olmuş sayılmıyoruz çünkü. Her şey olup da bir tek insan olamayan mağlup sayılıyor bu savaşta.

Diğer mahlukattan ayrılıyor zalim olmak yerine insan olan. Ve Tanrı, insandan başkasıyla iftihar ettiğini söylemiyor. Melekler iftihar edilecek bir iş yapmıyor çünkü.. ve taşlar.. ve kuşlar.. ve ağaçlar. Ondan özgesi muhayyer bırakılmadığı için, tayin ve tespit edilmiş olandan başkasını yerine getirmiyor. Çok büyük ve mühim bir vazife yüklenmiş boynuna. Arzuları, hırsları, zaafları olmasına ve cebrolunmamasına rağmen, tüm bentleri(ni) yıkarak, Tanrı'nın kendisiyle öğündüğü ve diğer mahlukata secde ettirdiği İnsan olmak için savaşçı olarak doğuyoruz.

Var oluşun nedenine dair verilecek en manalı cevap da bu oluyor o halde. Yani, insan olmak denen serencamı sürdürerek, var oluşumunu tamamlamak. Böylesi büyük bir vazife ile şereflendiğini bilmek diğer tüm ait oluş ve ihtiyaçları ikincil sıralara düşürdüğü gibi, bizi var oluşa dair tüm soru ve sorunlardan kurtarıyor. Bu yük bize aynı zamanda güç veriyor. Ölene değin sürecek ve kapsamlı bir meşgale olduğunun bilincinde olmayla kuşattığı hayatımızda hiçbir boşluk kalmıyor. Özünü bulmak, bedenini, arzularını ve zaaflarını ona tabi kılmak. Kendi kendimizle ve dış etkenlerle devamlı savaşıyoruz. Benliğimizde olan zaaflarımız, arzularımız ve ön yargılarımızla savaşıyoruz.. ve dış etkenlere karşı savaşıyoruz. Bizi kıskanan şeytanla birlikte pek çok şey bizi bu yoldan alı koymaya çalışıyor.. ve davetkar iştihalarımız.

Bu savaşı vermek için özümüz itibariyle ne denli şerefli ve üstün olduğumuzun farkına varmamız gerekiyor. Gözlerimizi kör eden bedbinlikten, içsel boşluktan kurtulmamız ve tüm masiva perdelerini yırtarak uyanmamız. Sonra farkında oluşumuzun getirisi ile aşkın bir arzuya sahip olmamız. Ağyarın, bizi bu savaştan alıkoymak için karşımıza çıkan her süsün ve gözümüzde büyüttüğümüz engellerin birer yalan olduğunu bilmemiz gerekiyor. Hiç birinin gerçek ve göründüğü kadar kıymetli olmadığını.. zorun, zoru aşana değin süreceğini bilmemiz gerekiyor. Malup ettiğimizde kolay olduğunu anlayacağımızı bilmek bize güç veriyor. Anlamak için azimle mücadele edip kazanıyor.. yalana karşı kazandığınız her galibiyetin ardından hakikatle mükafatlandırılıyoruz.

En önce samimi olmak gerekiyor. Samimiyetin gereği olarak sebat. Sebat etmenin önündeki engel ise güvensizlik. Güven, ancak imanla mümkün. Ameller, imanın azığı. İman, salih amel ile beslenip alevleniyor. Mücerret ameline güvenen kaybediyor bu yolda.. çünkü onlar dahi, insan olmak amacına ulaştıran birer araç oluyor.

Yoldaki işaretler, yolun ve yolcunun bilgisi işimizi kolaylaştıran unsunlar oluyor. Bu savaşın, samimilere kolaylaştırıldığını bilmek gibi mesela. Ve ölünceye değin sürecek kadar uzun; uyanık ve farkında olanlar için ise kısa. Hem çok zor, hem çok kolay. Nereden bakılırsa öyle görülüyor.. Ve pek çok şey aslında yüreğimizde olup bitiyor.

Hepimiz aynı savaşı vermek üzere geliyoruz dünyaya. Beşer olarak doğuyor ve insan olmak için savaşıyoruz. Bunun dışında kalan her şeyin yalan ve boş olduğunun farkında olmalıyız. Tüm zevklerin geçici ve tüm iştihaların birer imtihan vesilesi olduğunun.

Onun adına ortaya koyduğumuz eylemlerden başkasının zail olacağının her dem bilincinde olmaktır uyanık olmak. Bir üst göze sahip olarak eşyaya ve hadiselere o gözden bakarak, her şeyi yerli yerinde ve aslî kıymetinde görmek. Ne fazla, ne eksik. Üzüntüyle neşenin, kıymetli ile kıymetsizin yerini değiştiren bir bilinçten bahsediyorum. Yani hakikatten. Evvela acı veren, sonra hafifleten bir uyanıklık haliyle ayan edenden.

Alabildiğine zor ve alabildiğine kolaylaştırılmış bir savaştır verilen. Her babayiğidin göze alamayacağı kadar çetin, göze alanlar için ardınca iplik söküğü gibi çözülüveren bir savaş. Zorluğu göze almaktır iptida olan. Samimiyetin sınanmasıdır bu. Acı olan gerçeklerdir. Yalan olansa önce güzel ve kolay. Her şeyin zıddı ile kaim olduğu, nihayetinde başladığın zıtlıklara ulaştığın ve yine ancak başa döndüğünde çözebildiğin bir bilmece. Hem çok güçlüsün hem çok zayıf. Hem her şeysin hem hiçbir şey. Yapan ne sensin ne de bir başkası. Ne galibiyettir neşelendiren, ne malubiyettir meyus kılan. Sebat edene malubiyetin olmadığı bir savaştır verilen. Ve galip gelmek için omuzlara alınmak gerekmeyen. Alkışa itibarın olmadığı bu izafi alemde, savaşın yegane galibi ancak insan olmayı başarandır.

İnsanın şu dünyada verdiği en anlamlı ve en zorlu mücadele yine insan olmaya dair olandır.

"Herkes insan olarak doğar ancak insan olarak ölmeyi başaranı pek azdır".

İnsan olarak doğmak bizim seçimimiz değildir. İnsan olarak kalmak ve ölmekse öyle değildir.

O halde ne olursak olalım, önünde sonunda insan olalım.

Ey yolcu! Mahlukatın en şereflisi olmak gibi asli bir vazifen varken, başka şeyler olmaya çalışmak niye. Unutma ki, her şey olmayı başarabilenler bir tek insan olmayı başaramıyor.

" O vakit meleklere: Adem'e secde edin demiştik" Bakara 34

" Molla olmak ne kolay.. insan olmak ne zor " Bir atasözü

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

Dua iradeyi kanatlandıran bir büyü...

"Herkes insan olarak doğar ancak insan olarak ölmeyi başaranı pek azdır"...

resim harika!
resimin bencesi:
en arkadaki oğlan : etrafıyla ilgili,dünyadan haberi yok,aylak aylak bakınan insan profili
ortadaki veled:artık uyanmış hakikatlerede "ne yapacam! deyu ağlayan insan profili
öndeki kız çocuğu:Efendimiz(s.a.v)in birgün yolda giderken boş gördüğü için selam vermeyip dönüşte elinde bi çöple oyalanırken selam verdiği insan profili...(İnsan olmaya uyanmış ve aksiyon halinde) :)

Efendimiz(s.a.v)'in sabah-akşam dualarından:

Yâ Hayyu yâ Kayyûm !
Senin rahmetini dilerim. Bütün ahvâlimi(halllerimi) ıslah eyle ve göz açıp kapayıncaya kadar olsun, beni nefsimle başbaşa bırakma !
(İlginç olan şu ki o Peygamber ki sıfatı :ismet olan)

Bir Alim(r.a.)in duası:

Ya Rabbîîî !
Benim alabildiğine taşkınlıklarım olsun ama ben neticede Sana , sadece Sana râm olayım.Bana Senin rızanda olan öyle bir irade ver ki, o iradenin kemendi ile Sana yükseleyim.Çünkü Senin zaaftan uzak meleklerin var, ruhanî varlıkların var.Bense kusurlarımla,zaaflarımla alabildiğine insan olmak istiyorum.Odun olmak değil...

Bir Bahai'nin duası :

Ya Rabb!
Menim zahirimi Öz bahşiş seherinin nuru ile işıklandırdığın gibi, batınımı da Öz Zühurunun Tan yerinin ışığı ile nurlandır.

Men, ey menim Allahım, küçücük bir tohumum ki, Öz muhabbet torpağında ekmişen, ve Öz sehavetinle cıkartmşsın. Bu tohum, ona göre de özünün gizli mahiyyetinde Senin rahmet suların ve fazl çeşmen için susayıb. Öz inayet semandan Senin gölgende ve Senin dergahında onun çiçeklenmesine sebeb olan şeyleri ona nazil eyle. Sen o Azimsinki Seni tanıyanların hepsinin kalbini Senin bol çaylarından ve hayat veren sularının çeşmesinden sularsın.

Ya Rabb!
Bütün yer yüzü insanlarının Senin Emrinin cennet bağına girebilmesine imkan ver ki, heç bir varlıq Senin razılığının hüdudlarından kenarda galmasın..
Alemlerin Rabbi olan Allaha hamd olsun!

son söz:
Dua iradeyi kanatlandıran bir büyü(***) ise ve bize verilen sadece istemek(irade) ise ve dahi bizide yaptıklarımızıda Yaradan 'O' ise bizi insan etmesi duası ile...

/yoruldum mu ..
daha yaşamaya başladım mı ki../

Bir eksiği gidermek.

Hüdhüd arkadaşımın girdiği yorumları nitelemek hususunda güçlük çekiyorum. Bu güçlüğün sebebini, çoklu duygulara sebebiyet veriyor olmasına bağlayabilirim. Hadis ve ayetlerle ilintilendirme kabiliyeti sanırım birikim ve tahayyül zenginliğinden kaynaklanıyor. Bu çok hoş. Muhtelif dinlere mensup zevatın dualarına yorumlarında yer vermesi hususu ise, belki sadece alışılmadık olduğu için taaccub-e şayan. Heyecan verici ve acaip (menfi değildir) diyebiliriz o halde.

Asla gelecek olursak. Yazıda bulunması gereken; acziyetin nişanı olduğu kadar da rahmetin davetçisi konumunda bulunan, dua gibi eksiği hatırlattığınız, giderdiğiniz için minnettarım.

Gereksinimler.

"Onun adına ortaya koyduğumuz eylemlerden başkasının zail olacağının her dem bilincinde olmaktır uyanık olmak. Bir üst göze sahip olarak eşyaya ve hadiselere o gözden bakarak, her şeyi yerli yerinde ve aslî kıymetinde görmek"

Maslow'un gereksinim piramidi geldi aklıma. Fizyolojik İhtiyaçlar => Güvenlik => Ait olma ve Sevme => Saygınlık => Aşkınlık, ermişlik. İşte piramit böyle. Üst katmanlara çıktıkça, insaniyet özelliğimiz artıyor aslında.

Selim Bey, yukarda yazınızdan yapmış olduğum alınta gayet çarpıcı ve sanırsam "farkındalık" olgusunun yanısıra "aşkınlık" kavramını ihata edecek kaar ulvî bir eylem.

İnsan olma hususunda ortaya çıkan "esnek algoritma" hakkında yazdığınız yazı gayet güzeldi. Tebrik ederim.

Varlık ve varlığın neden

Varlık ve varlığın nedenselliği, felsefe ve insanlığın en temel meselesi olmuştur. Kendini konumlandırmak hususunda sorun yaşayan insanın, bu sorununu gidermesinde, kendi kendisini nasıl anlamlandırdığının ve durduğu yerin farkında olmasısının önemi çok büyüktür.

Bu yazıyı kaleme almam hususunda iki saikin rolü büyük oldu.

Bunlardan birincisi; insan dendiğinde içimde patladığını hissettiğim volkandır. İnsan, insan denip geçilemeyecek kadar mühim ve kompleks bir varlıktır, ne ki; onun kendinden bahsetmemesi, yine kendinin, öneminin, vazife, yük ve konumunun farkında olmadığının en büyük alemetidir. Popüler olanla ve kısır çekişmelerin içine düştüğünün farkına varmayan insan kendinin de farkında değildir. İnsanın, en önce sorgulaması ve cevabını bulması gereken soru aslında kendi kendisinden başkası değildir. Bu sorunun cevabını bulmadan, hiç bir şeye doğru cevap vermiş olmayacaktır. İş bu açıklamalar, içimde beliren heyecanı ve ifade etmek istediklerimi, kağıda dökme hususunda yetersiz ve çaresiz kaldığımın alametlerini taşımaktadır.

İkincisi de; " 'İnsan soyunun verdiği en büyük mücadele yine insan olmak üzerinedir ve insan, fizyolojisi değişmeden de insanlıktan çıkabilir'.
Sağlam istinad noktalarıyla bezenmiş, sürükleyici bir yazı olmuş. Kendi adıma çok istifade ettim. Özellikle alıntı yapmış olduğum cümle, şiirlerde mütemadiyen yer alan "mısra-ı berceste" kıymetinde bir âhenge ve hükme sahip. Takdir ve tebrik ediyorum "

Metamorfoz isimli bir önceki çalışmama binaen girdiğiniz bu yorum ve Cahid bey ile sohbet odasında yaptığımız bir görüşmedir.

Bu vesile ile, her ikinize de teşekkürlerimi sunmak istiyorum.

One Day Arkasha, One Day....

Belki bir gün vizörde siz olursunuz, kadrajda Murat Paşa Camii... İstanbul'a gitmiş gibi oluruz, el çırpar seviniriz...

El hak, küçüktükken de ve şimdi büyüğüzken de camiileri bir türlü boş bırakmayız biz...

İstanbul fenomenini tarih

İstanbul fenomenini tarihi bir camiyle alegorilendirmeniz son derece hoş. Üzerine bir şey söylemek istemem. Nasip olur da bir gün sizin için bu camiin de fotoğrafını çekerim inşallah.

Kâinat ve Acziyet

"Gözlem" diyor Fethullah Han, "Kainat hakkında bilgi toplamanın ana yollarından biridir." Çünkü gözlemek, dikkat etmektir ve bu türlü dikkat algıyı zenginleştirir. Etrafta cereyan eden hadiselere vukufiyet artar, neyin, nasıl ve niçin olduğu bilinir.

İnsanın kainata ibretle bakması, onu sorgulaması Kur'an için çok önemlidir. Kur'an için önemli olan husus, biz insanlar için de daha ehemmiyete haizdir. Kainata sarf edilen dikkatli bakış, insanı kainattaki yapıcı elin varlığından haberdar eder. İbn Rüşd'den nakledilen bir sözde üstad bakın ne buyuruyor:"... sanatı bilmeyen, sanata konu olan eşyayı bilemez. Sanata konu olan eşyayı bilmeyen de sanatkârı bilemez." Bu sebeple insanın çevresindeki olaylara ve varlıklara daha duyarlı olması gerekmektedir.

Kur'an'da şöyle buyruluyor: "O'nun hak olduğu meydana çıkıncaya kadar varlığımızın belgelerini onlara hem dış dünyada ve hem de kendi içlerinde göstereceğiz. Rabbinin herşeye şahid olması yetmez mi?" (Fussilet:53) Seyyid Kutup Fî Zilâl'de şunları ilave ediyor ayetin tefsirine: "Allahu Teala burada insanoğluna bu kainatın gizliliklerini göstereceğini, kendi iç dünyasının kapalı noktalarını açıklayacağını va'detmektedir. Hem dış dünyada hem de iç dünyada bu dinin, bu kitabın, bu nizamın, kendilerine seslenen bu sesin hak olduğunu gösterinceye kadar belirteceğini va'detmektedir... Allah Va'dini doğru çıkarmış, insanlara bu va'din üzerinden ondört asır geçtikten sonra iç ve dış dünyadaki ayetlerini açıklamış ve her gün de açıklamaktadır. İnsanoğlu dikkatle baktığında o günden bu yana bir çok şeyleri keşfetmiş olduğunu görür." Görmüyor muyuz?

Bütün bilimlerin nihâî hedefi olan, eşya ve olayların hakikatini anlamak ise bu hakikatin zuhur ettiği sahne olan kainata daha dikkatli bakmalıyız. Bizi kainatı gezmeye, anlamaya, tefekkür etmeye yönelten bazı ayetlerde Allah, şöyle buyuruyor:

"Onlar yeryüzünde gezip dolaşmıyorlar mı ki, bu sebeple düşünecek kalplere, işitecek kulaklara mâlik olsunlar. Gerçek şu ki, gözler (görmemek suretiyle) kör olmaz; fakat asıl sînelerin içindeki kalbler (ibret gözleri) kör olur." (Hac: 46)

"Onlar görmediler mi ki, Allah, yaratmayı nasıl başlatıyor, sonra onu tekrar ediyor. Şüphesiz bu Allah'a göre kolaydır." (Ankebut: 19)

"De ki: "Yeryüzünde bir gezin de bakın, O, yaratılışı nasıl başlatmıştır." (Ankebut: 20)

"Biz, gökyüzünü, yeri ve ikisi arasındaki şeyleri boş bir eğlence için yaratmadık." (Enbiya: 16)

"Şimdi bak Allah'ın rahmetinin eserlerine; yeryüzünü ölümünden sonra nasıl diriltiyor? Durum şu ki, şüphesiz O, ölüleri dirilticidir. O, herşeye kâdirdir." (Rum: 50)

"Allah, yedi göğü tabaka tabaka nasıl yaratmış görmediniz mi?" (Nuh: 15)

Kainata bakan insan acziyetini görür. Anlar. Allah'ın iki kitabı Kur'an ve Kâinat arasında doğruya, selamete ulaşır. Gezip görmeden daracık evlerimizde ne kainatı ne eski kavimlerin başlarına gelenleri ne de Allah'ın ayetlerini idrak edebilmemiz mümkün değildir.

Açıkçası bu yazı ile far

Açıkçası bu yazı ile farkında olmanın/farkına varmanın ötesinde bir maksat güttüğümü söyleyemem.

Hele bir farkına varalım. Sonra niyet etmekle devam ederiz. Sonra yüzümüzü kıblemize çevrip kıyam edeceğiz.

Sanırım, bir sayfalık bir yazıdan çok şey istiyorsunuz ya da biz bu işi beceremiyoruz.

Haddimi aşıyorsam özür dileri

Haddimi aşıyorsam özür dilerim. lütfen bu yazdıklarımda art niyet aramayiniz. Olanca samimiyetimden soruyorum: Acaba bu ve benzeri yazılarda bir nevi "kullanım kitabı" bilgileri mi aranıyor? Böyle bir iddia içerisinde değil ki bu yazılar. Tesbit ve tavsiye ağırlık diye düşünüyorum. Zaten "kitabımız" bizim için ne yapmamız gerektiği ve ne yapmamamız gerektiği hususunda yeterli bilgi vermiyor mu? Yoksa zamane şartları değişti de sıkıntı oradan mı kaynaklanıyor?

Selam ve dua ile.

Allah razı olsun beni büyük b

Allah razı olsun beni büyük bir endişeden kurtardınız: yanlış anlaşılma... İlk okumalarımda tefsir almış, onu okuyordum. dışarı çıktığım zaman okuduklarım ile yaşadıklarım arasındaki farklılığı keşfettim. yani yazılanlar ile yaşananlar aynı değilmiş. GİBİ. sonraları bu halloldu. evet uymayanlar çoktu lakin, insanlardan kaynaklanan hadiseler vardı. işlerine geldiği gibi anlayanlar vardi. O'nun emrini anlamaya, yerine getirmeye uğraştım. mesele inanın bitti. selam ve dua ile. tekrar Allah razi olsun.

Ahhh ahh..

Hayvan olmadığım için şükrettiğim, onurlandığım zamanlar mı çok, yoksa insan olmaktan utanç duyduğum, keşke aklı fikri olmayan bir hayvan olsaydım da bu manzaralara şahit olmasaydım dediğim zamanlar mı?

"Fe eyne tezhebun?"

Sebat...(!)

Çarkedip durma öyle, maksuda eremezsin;

Yerinde durmayınca, hedefe varamazsın!

Eren sebatla erdi, gidip menzile vardı,

Sen sebât etmeyince hiç menzil alamazsın!

Yollar uzun ve yaman, yolcuya azık îman,

İnançla gerilmezsen, bu yolda duramazsın!

Köprü yıkık, yol bozuk, elden tutan kimse yok,

Hak'la hemhâl olmazsan, yolları aşamazsın!

Derin dere, sarp yokuş, Hak-erine hepsi hoş,

Hakk'a gönül vermezsen, zirveye çıkamazsın!

Varanlar vardı çoktan, Varlığa erdi (yok)dan,

Sen tenden geçmeyince, dirliğe eremezsin!

(İzin var ise bu fotografı çerçevelletirip asmak istiyorum kulubemin bir köşesine...)

“Ben yokum, Biz’i sizlerden öğrendim. Şimdi sizlerde her bir ben ile biziz.”