Bünyamin Yılmaz / Oyun İçinde Oyun
Sahne bir
Ünlü bir tiyatrocunun, odasında oyuncu arkadaşlarının yanısıra bir de 'devamlı' misafiri var. Misafir sanatçı çok neşeli ve hararetle bir şeyler anlatıyor ve birlikte gülünüyor: Benim adımı İslamcıya çıkardılar. Kendilerinden zannediyorlar. Olur mu kardeşim, olur mu? Karşı tarafta inanmaz tavırlı bakışlar. Vay be, olmaz tabi kardeşim olmaz...
Sahne iki
Dünya görüşü değişmiş. İçine girdiği ortamda el üstünde tutuluyor. Sanki bir kurtarıcı gelmiş gibi. Fetvalar soruluyor bu yolu yeni seçene. Bir kardeş daha kurtulmuş vaziyetleri. Usule uygun sakal bırakılmış. Ve samimi çalışmalar başlamış. Bant tiyatroları, ortalığı sallayan oyunlar. Sonraki dönemde İslam Televizyonu diye bir VHS bile çıkarılmış. Sonra alelacele piyasadan toplatılmış ama editör bu örneği gayet iyi incelemiş. Bu sahnede yok editör, Düzce sahnesinde kuliste dahil oluyor oyuna. Nedense ona başka bir oyuncuyu soruyor. Onun cevabı ise şöyle: Televizyona sattı bizi.
Sahne üç
Camianın çok sevdiği bir oyuncuyla ilk şaşaadan sonra yine birlikteler. Diğeri kızmayan, hoşgören bir yapıya sahip. Sabrı onu tanıyanları şaşırtıyor. Dudaklarındaki tebessümü yerle bir edecek o kadar çok gelişme oluyor ki, o bunlara aldırmıyor bile. Karıncayı bile incitemeyen adamın yıllar sonra bir filmde rol icabı oğluna bir tokat atması gerekmektedir. Ve o tokat, çekim defalarca tekrar edilmesine rağmen atılamamıştır. İzleyici bu sahnede iki oyuncunun birlikte turnelerine tanıklık eder. Son turne Almanya'yadır. Gurbet elde ise oyun içinde oyun. Çığlıklar, bağrışmalar, 'neler oluyor'lar gırla. Almanya faciası atlatılır ve gerisi isyanlı sükut...
Sahne dört
Sabırlı adam yeni bir ekiple oyun sahnelemektedir. Diğeri ise bir kenara itilmenin hazımsızlığı içinde. Eleştirilerin, hakaretlerin bini bir para... Sonunda iş gelip, mütebessim oyuncunun oynadığı yerin kapısında oyundan çıkanlara bildiri dağıtmaya kadar varır. İçerde 'Ya sabır' çeken oyuncu, dışarıda bağıran çağıran ve bir tülûat sergileyen başka bir oyuncu...
Sahne beş
Yazılarındaki hakaretler artınca camia, artık işin renginin değiştiğini görür. Yavaş yavaş çevredeki hareket azalır ve yapayalnız bir adamın ortalığı velveleye vermesine rağmen suskunluk genelleşmeye başlar. Bundan sonrası kimselerin konuşmadığı ama herkesin bildiğidir. Oyun gerilim noktasını aşmış, oyun olmaktan çıkmıştır.
Sahne altı
Sabırlı adamın tiyatrosuna ilk adımı atar editör. O'ndan tiyatro kursu alır ve sahneye çıkar. Bu dönem içinde diğer önemsediği insan hakkında bıktırıcı sorular sorar. Anadolu yollarında tiyatro oyunu sahnelemiş ve bir sürü sıkıntıyı sabırla göğüslemiş oyuncu sorular karşısında bunalır ve 'mesele'yi anlatır. Editör ve diğer oyuncular inanamaz. Bütün bunlara rağmen yaptığı katkılar nedeniyle editör için yine de 'önemli adam'dır kaprislerini oyunla sunan adam. Onu her gördüğü yerde hatırını sorar. Belediyelerin kültür müdürlerinin, gazetelerin kültür editörlerinin fellik fellik kaçtığı ve görüşlerini yayınlamadığı adamı dinler ve bunları yazar. Bütün bunlara sabırlı adamın tepkisi anlamlı bir suskunluktur. Seni anlıyorum ama karşındaki senin sandığın gibi biri değil der gibidir ama söylemez.
Sahne yedi
Herkesi eleştirme görevini kendinde bulan tiyatrocu nihayet eski dostlarıyla buluşur ve dizilerle yeniden gündeme aldırır kendini. Önce Gülben Ergen'in karşısına çıkar Dadı'da. Seksi Türk erkeğini canlandırmaktadır. Ergen'e "Gözlerin ne güzel" der. Gülben Ergen ise eliyle ünlü tiyatrocunun çenesini tutar ve tiyatrocunun gözlerini göğüs bölümünden gözler hizasına çeker ve şunu söyler: Gözlerim orada değil.
Sonra eski günlerini çağrıştıran rolleriyle, rakı sevgisini idealizmle birleştirmiş bir öğretmeni oynar. Kendisini eleştiren dindar gazeteciye, ben yirmi yıldır ağzıma içki koymadım der. Oynadığı dizi, eğitimi hafife aldığı için topa tutulur. Dizideki özgür gençlik dansöz oynatan, hocalarıyla eğlenen bir gençliktir ve önceki hayatı da sonraki hayatı da dikkate alındığında o oyuncuya yakıştırılamaz orada oynaması, yine de hoş görülür. Sonra bir gün bir belediye başkanı mankenlerle yürüyüş yapar ilçesinde. Tiyatrocu kızgındır. Sahnelerini kendisine açmayan başkana yüklenir ve sağa sola mailler gönderir. Bu gayreti karşılıksız kalmaz ve İslamcı bir dergide yazmaya başlar. Editör ise şunu merak eder: O başkanın yanındaki mankenin adı Gülben Ergen olsaydı tiyatrocu ne yapacaktı acaba?..
Sahne sekiz
Geçmiş güzel günler... Editör çok önemli bir çabaya destek olmak ister. Bir albümdür bu. 13 yaşında izlediği bir oyunun müziklerini yapan bestekârın yıllar sonra müzikle buluşmasını kutlar ve müzisyenin bağlama çaldığı son oyundan hatırladıklarını yazar. Samimi, içten bir üslupla, o güzel günlerin geri gelmeyeceğinin bilinciyle bugünü değerlendirir. Kendisine gönderilen email şaşırtır onu. Yazıda ismi geçen biri yıllar önce izlediği oyundaki diğer görevlerini hatırlatır. Sanki hepsini yazmak zorundadır editör. Mizahi bir yazıyla cevap verir. Karşı taraf çılgına dönmüştür. Ya sabır deme sırası şimdi o mütebessim adamın öğrencisindedir.
Sahne dokuz
Sabırlı adam bir Ramazan günü sevdiğine, Rahman'a kavuşur. İyi niyetli dindar camianın gazeteleri, en yakın arkadaşı olarak bildikleri insana ulaşır. Ondan birkaç satır yansır kültür sayfalarına. Bu arada vefat eden tiyatrocunun ailesine bir telefon gelir. Araya giren dostlar onun cenazeye katılmak istediğini söyler. Yenge ise şunu söyler kendisine ulaşanlara: Hangi yüzle gelecek cenazeye.
Ve tiyatrocu cenazeye gelemez.
Sahne on
Kimine göre İslamcı kendine göre değil tiyatrocu, ona buna sataşmayı sürdürür. Almanya görmüş tiyatrocu Benjamin'le Bünyamin'in arasındaki farkı bilir. Bünyamin'in bilmediği ise şudur: Solcuya sırnaşmaca dindara saldırmaca yapan bu tiyatrocu gerçekte hangi dünyanın insanıdır? Sonra bu soruyu sormaktan vazgeçer ve seyirciyi selamlar.
Sahne kapanmak üzeredir. Perde inmekten yarı yolda vazgeçer ve oyunun en önemli kişisi gibi anlamlı bir bakış fırlatır hem oyunculara hem izleyenlere.
Ve sahne böylece biter.
http://www.milligazete.com.tr/22022005/yz39.htm
e-mail: bunyilmaz@milligazete.com.tr
Oyun Oyunu
Sahne bir
Bu sahne nerede geçiyor çıkartamadım, ancak kendime hiçbir zaman İslamcı demedim.. denmesini de istemedim. Bir insan Marksçı, Keynesci, Türkçü olabilir. İslamci olamaz. Dıştan takılan bu isim, sonunda Siyasal İslamcı'ya dönüşmüştür.
Ancak büyük bir kitleyi aleyhime dönmeye kışkırtan. Kendilerinden zannediyorlar gibi bir beyan ne benimdir ne de düşünce tarzımdır
Sahne iki
Din, dünya görüşü ile aynı kavram değildir. Ben İslam'ı seçtim, bir dünya görüşünü değil. Otuz altı yıllık sahne yaşamımda sadece bir " Tiyatro Mevsimi Efendi Hayrettin Superstar" oyunu için sakal bıraktım. İnsanları ve inançları bu görünümlerle değerlendirmeyi küçüklük sayarım. İslam Televizyonu, 3.Nesil Filimciliğin bir ürünüdür. İzinsiz olarak "Garip Ama Türkiye" isimli oyunumuzdan parçalar kullanıldığından, talebimiz üzerine pıyasadan kaldırılmıştır. Ulvi Alacakaptan hiçbir ürünün önüne İslam kelimesini koymamış, bu tür adlandırmalara şiddetle karşı çıkmiştir
Kitaplarıma bakınız!
Sahne üç
Hasan Nail Canat tiyatromuza, Birlik Sahnesi'ne katıldiği ilk günden itibaren, seyirciye Birlik Sahnesi Genel Sanat Yönetmeni olarak takdim edilmiş, seyirciden önce ve beraberce tarafımdan alkışlanmıştır.
Hasan Abi'nin yumuşak tavrı için verilen filmdeki tokat sahnesi talihsizdir. Çekimlerde tokat teknik bir konudur. Tokat atmasını ve mesleki tabirle almasını bilen her oyuncu, bunu diğerine dokunmadan uygular.
Almanya turnesı sorununu hakemler ve Birlik Sanat Ürünleri A.Ş. kurucu ortakları çözmüşlerdir. Sükut gereken ve yaraşır bir tutumdur
Sahne dört
Yasalara ve geleneklere göre, bir şirketin ortağı, o şirketin faaliyet alanlarında bedelsiz de olsa başka bir şirket kurarak faaliyet gösteremez! Sözü edilen olayda Alacakaptan, anlaşmaya rağmen oyununun iptal edilip Hasan Nail Canat'a sahne verilmesine karşı çıkmiştır. Bu tavrıma mukabil olarak, organizatör şirket yetkilisinin
"Sinirlenmeyin siz oynamasanız da, size aynı parayı verelim" önerisi karşısında sesini yükseltmiş.. hatta bağırmıştır.
Tuluat sergileyen diyerek pejoratif vurgu yapmanın, oyuncu olduğunu da iddia eden Sn. Bünyamin Yılmaz'a nasıl yakıştığını kestirmekten acizim.
Sahne beş
Yapayanlız adam 1990 dan bu yana sayısız oyun sergilemiş, 1997'de 29 Mayıs Fetih Şenliği Sanatsal yönetmeni olmuş, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Gösteri Sanatları Merkezi Kurucu Genel Sanat Yönetmenliği yapmış, 1996-1998 yılları arasında İ.B.Şehir Tiyatroları Repertuar Kurulu üyesi, 1995 den beri İTO İstanbul Tıcaret Odası neznınde Tiyatro bilirkişi olarak bulunmuş, halen TODER Tiyatro Oyuncuları Derneği Yönetim Kurulu Üyesidir. Bu arada yazının yayınlandığı Milli Gazete dahil, çeşitli yayın organlarında çıkmış yazılarından oluşan 5 kitabi vardır.
Sahne altı
Biz, Hasan Nail Canat ile Hüseyin Kartal sayesinde helalleştik. Nokta!
Gazetecinin görevini yapmasını, bir lütuf gibi sunması bizim anlama kapasitemizin dışındadir. Yorumlar neyse, ancak haber niteliği taşıyan etkinliklerimizı yayınlamamak, övünülecek bir mesleki tavır olmasa gerek. İsmimizi kulllanarak herhangi bir haber yapmasını istemediğimizi yazıyla bildirdiğimiz sayın Yılmaz, elindeki yazılı metne rağmen, oyun ismini ve oyun yerini yanlış yazarak, ihmali aşan bir kasıt içinde olduğunu göstermiştir.
Sahne yedi
Ben mesleğımi yapıyorum ve ailemi geçindiriyorum. Rol ile kişiyi özdeşleştirmek, ancak sıradan seyircide hoş görülecek bir tavırdır. Kendisi de oyuncu, şair ve de kültür sanat editörü olan sayın Yılmaz'ın, uzun uzadıya sahneye tarif ederek indi yargılarını pekiştirmeye çalışması, konuya yabancı olmasıyla da açıklanamaz. Aynı dizide Refahyol'un İBŞT Genel Sanat Yönetmeni baş roldeydi?Katili oynanmam için cinayet işlemem gerekmez. Anthony Quinn, Hz.Hamza yı mükemmel oynadı da Müslüman mi oldu?
Bir Belediye Başkanı'nın mankenlere kamu gelirlerinden ödeme yapması, bunu da Kültür/Sanat sayması elbet eleştirilecektir. Aynı Başkan'ın Birlik Sahnesi'ne tiyatrolarını açmaması da öyle. O sahneler Başkanın değil bizimdir, kamunun. Gülben Ergen değil, kim olursa olsun eleştirirdim. Burada sözkonusu olan Başkan'dır, yanındakiler değil. Ayrıca Sn.Tülün'den tarafıma hitaben ne bir cevap ne de kınama gelmiştir. Burada B.Yılmaz'ın derdi nedir anlamak güç.
Sahne sekiz
"İnsanlar Soytarılar'ın" dramaturjisi de, rejisi de bana aittir. B.Yılmaz beni oyunculardan biri olarak göstermiştir sadece. Evet bir oyundan söz ediyorsanız, ismimi de geçirmişseniz, yönetmeni olduğumu belirtmek zorundasınız. Bu evrensel bir kuraldır.
Mizah benim üslubumdur. Yazının sahibi ise samimi, içten-ikisi de aynı anlama gelir- ve mizahi diye nitelendirdiği üslubuna karşi taraf olarak çılgına döndüğümü yazıyor. Hayır etkisi bu değildi. Belki sizin gönlünüzde yatan buysa da Sn.Yılmaz
Sahne dokuz
Yalan! Cenazeye gitmek için herhangi bir kimseden izin isteyecek değilim. Aynı saatlerde, Maya Sanat Galerisi'nde çekimdeydim, yetişemedim ve üzüldüm. Hasan abi'nin eşi belki büyük acısı nedeniyle böyle bir söz sarfetmiş olabilir. Belki de bilmiyordu. Vefatından kısa bir süre önce Altunizade Kültür Merkezi'nde karşılaştığımız Hasan Abi ile birbirimeze sarıldık. Beni öğrencilerine götürdü. Sahneye oturduk, yanyana biraz ders, biraz sohbet yaptım çocuklarla.
Ayrılırken bi daha sarıldık!
Sahne on
Oyunumun ismi ULVİMTRAK, ULVİ ŞEYLER değil. Yer UMRANİYE, ALTUNİZADE KÜLTÜR MERKEZİ değil. Bunları yazan da BÜNYAMİN, BENJAMİN değil diye yazdım, haberimiz değil de erteleme böyle yayınlanınca.
BÜNYAMİN de, BENJAMİN de aynı peygamberin ismidir. Ona buna sataşma?
Sırnaşmaca nasıl bir yakışıksız tabirdir, benim herhangi bir insana böyle yanaştiğıma kim şahit olmuştur? Dindara saldırmaca ha! İnsaf denen şeyin hiç mi nami yok! Dindarları bana karşı kışkırtmaktan başka neye yarar. İlk örneklerini yaşamaya başladım bile.
Ben sizin dünyanızın insanı değilim Sn. Bünyamin Yılmaz. Beni şaşırttınız, ben size ne iyilik ettim ki? Bundan İslamcı olmadığımı çıkarabilirsiniz. Ama daha ileri gitmeyin.
NOT; bir diğer asılsız haberinize değinirsem
GSM sahne ürünleri, 1997 ye kadar benim Genel Sanat Yönetmenliğim'de verilmiştir.Sanatsal ürünlerde, müdürümüz Sn.Üstün İnanç'ın bu tür bir katkısı yoktur.
Ahşap Konak, 50'ye yakın bir provada tarafımdan seçilip, önerilip, yönetilmiştir. İzinli yurtdışı seyahatim sırasında, Yılmaz Gruda 11 prova da laf geçmiştir. Provalara gitmediğim doğru değildir. Dekorlarım ,anlaşma gereği zaten üç yıldır orada duruyordu. Diğer topluluklarınki bir beş sene daha da durdu.
GSM den istifa edince, Dünya'da ilk defa yönetmenliğim elimden alınmış, kulise girmem düzeltme provası yapmam dahi yasaklanmıştır.
Sizin, tuhaf tanımınızla ismim yönetmenlik koltuğundan indirilmemiştir. İsmimi ben kaldırttim! Ve haftalarca prova yapan oyuncularımın emeğine saygıdan oyunu durdurtmadım.
Bu konuda haber yapmama ve taraflı yayın yapma konusunda da gazeteniz de kendi payına sahiptir
Yorumlar
???
Per, 10/03/2005 - 16:22 — Esat SanÖncelikle yazıyı okumaya başladığımda "Bu nasıl özeleştiridir?" diye düşünüp suizan etmiştim ama altındaki linki görünce daha da bir şaşırdım, ve sonra sizin düzeltmelerinizi okuyunca daha da bir anlamsız geldi isnatlar, zaman zaman kullandığım bir klişem vardır, "İsnat İspatı Gerektirir; İspat Yoksa, Sayılı Nefesten İsraf Vardır" Sn. Benjaminde bayağı bir israf yapmış bence. Sayın Ulvi hocam ( hoca camide ama bu hitap şeklide dilimize yerleşti ) sizi hiç tanımadım, tiyatro izleyiciside değilim, sizin ile ilgili ilk duyduğum şey, 1994 yılında yanında çalıştığım kişilerin sizin için söylediği bir takım sözlerdi, zamanla sizi tv de gördük ve bir sanatçı olarak şahsım adına çokta sevdim, sonra bu cemaatin içinde sizinde olduğunuzu duydum bu seferde sevindim, öyle ya biz alışmıştık sanatçı deyince, "meribaaa, meribaaa, selammm hihiihihhihhi" yapanlara, sizi Allah için sevdik bir de yazılarınızı okuyunca üstüne saygıyıda ekledik. Texti herkes okur, rolüde az çok herkes yapar, ama rolü yaşatabilen kaç kişi varki? Son tahlilde ben sizi nasıl duydu isem öyle tanıdım nasıl tanıdı isem öyle gördüm.
Saygılarımla
-MASAGATSU AGATSU-
Oyun
Cum, 11/03/2005 - 20:28 — Murat GurelUlvi abimizi Bursa'da tanıdım. O dönemde Selam gazetesindeki yazılarını da takip ederdik. Vakıf bünyesinde düzenlediğimiz gecelere birkaç kez davet etmiştik. "Başkasının Ölümü" isimli oyunu tek kelime ile mükemmel idi. Daha sonraki dönemde tek kişilik oyunlar sergilemişti.
İslami cenahta ferdi çabalardan ziyade, ekip olarak bu işi yürütebilen tiyatro sahnelerimiz de keşke olsaydı, varolanları da keşke yaşatabilseydik.
Bünyamin Yılmaz'ın yazdiklarina gelince, bir kişi hakkında (gazetecilik sıfatıyla dahi) ithamda bulunmayı, islami ahlakın içinde pek doğru bulmuyorum. Sanatçı milleti kaprislidir, egoisttir tamam eyvallah ama sanatçı olmanın gerekleri de vardır, idealist adam farklılığını yaşatabilmek için egosit olmalıdır. Yoksa tıraşlarlar adamı...
Bir kişinin ahlakını sorgulamanın tek yolu, ahlaksızlıkla test etmektir. Ki bu da ahlaksızlık yapmaktır.
Konu
Salı, 15/03/2005 - 20:15 — ilhancancaBen Bünyamin Yılmaz İle Ulvi Alacakaptan arasında daha önce de böyle çekişmelerin yaşandığını gazete ve dergilerden- bizzat şahısların kendi yazılarından- okuduğumu hatırlıyorum. Zihnim beni yanıltmıyorsa bu tartışmanın gerisinde daha önce yaşanan başka tartışmalar var.
Ulvi Bey için halk arasında daha çok- islamcıların sahip çıkmadığı- şeklinde sözler söylenir ama...Bünyamin Bey de durup dururken böyle yazacak biri değil ama...Neyse...Bizi ilgilendirmez diyelim.
Frekans farklı üslup ta
Çar, 16/03/2005 - 17:26 — Ulvi AlacakaptanÇekişme?.......
.......sözler söylenir ama
......biri değil ama
Şeytan Ama dan sonra devreye girer!
İlgilendirmezse niye ilgileniyorsunuz kardeşim!
Yok bu benim arzuladığım tartışma sevıyesı değıl
ben beceremedim lütfen bu blogu kaldırınız sayın yönetici!
www.ulvialacakaptan.com