- Bir tek seni anlayamıyorum. Kendime inandığım, kendimi bildiğim kadarıyla kimin yüzüne baksam, ne olursa olsun, birşeyler okuyabiliyordum, ta ki sana bakana kadar.
- Neden ben? Daha önce böyle birşey başına gelmediğine göre, bundan önce yaptığın tespitler tam olarak doğru değildir bence. Bunu söylememin nedeni, kendine olan tam güvenindir.
- Hayır senden öncekiler yanlış değildi. Her zaman haklı çıktım. Seni okuyamıyor değilim, içini biliyorum ama bu yüzünden okunmuyor. Her insanın düşüncesi, onun yüzüne, yüzünün ayrıntılarına saklanır. Okumasını bilen bunları görür,okur. Ama senin yüzünde böyle bir giz yok. İçinde neler oluyor, ne düşünceler dolanıyor kafanda, bunları biliyorum ama bunu yüzünde görememem, sanki... Her neyse bir sorun bu benim için.
- Yerinde olsam önce şu gözlükleri çıkarırdım gözümden. Birde öyle bakmayı dene bana!
- Ama gözlüklerim olmadan...
- Dinle beni ve çıkar onları öyle bak.
- Tamam, ama şimdi seni tam göremiyorum.
- İşte ben, gerçek ben de bu zaten. Net değilim sınırlarım yok artık. Beni belirten çizgiler silindi uzun zaman önce.
- Bundan ne mana çıkarmam gerekli?
- Bana böyle bakarken bende gördüklerinle birleştir aklındakileri, bütünleştir. Bütün bildiklerim, yaşadıklarım, hissetiklerim, beni böyle, bu bulanık hale getirdi. Birike birike içimdekiler dışıma sızdı ve bulandırdı beni. Anladın mı şimdi?
- Hayır böyle olmaması gerekiyor. Ben seni bulanık görüyorsam sende beni bulanık görüyorsun demektir. Beni tam okuyamıyorsun ve buda bizi çıkmaza götürür. Sen neden çıkardın ki gözlüğünü?
- Ben değil sen çıkardın!!!
- Anlayamıyorum , nasıl olabilir ki? Ben benim, sende ben?
- Beni görmek için gözlüğe ihtiyacın yok ki senin.
- Bunlara bir anlam veremiyorum. Biz aynı isek sorun ne?
- İşte bende sana bunu anlatmaya çalışıyorum. Bakmakla görmek aynı şey değildir. Bakarsın ama göremezsin. Bunu bildikten sonra zaten nasıl bakman gerektiğini anlarsın.....
Yorumlar
Savaşım Aynalarla...
Çar, 30/03/2005 - 03:02 — Nadir MarmaraNarsizmin çıkış noktasıdır ayna. Görmeye ihtiyacı olanların oyunu. Satır aralarında yatan psişik görüntülerin su yüzüne aksetmesi.
Nedir Ayna? Sırtı lekeli (siyah) bir cam parçası. Hepsi o kadar. Ama bu aynanın görünen özelliği. Birde görünmeyen özelliği var. İnsanların önünden süsler geçidi yaptığı büyülü cam. Bakmak, bakılmak. Bakanla bakılanın sınırda kesiştiği süslü bir tel örgü. Gözün görüntülediği şu anlamsız kemiklerine et geçirilmiş deri perdenin arkasındaki beden yığını.
Ayna. Ve şu ünlü trajik "ben"lik çilesinin camlara vurduğu an. En sert duello. Düşmanın kendin. Silahın bakışların. Bir ömür boyu kendini kovalayıp da yakaladığın an. Kim erken davranacak? Bilen yok. Önce birbirinizi süzeceksiniz. Süzeceksiniz. Birbirinizin gözlerinin içine dizileceksiniz? Bakışların savaşı başlayacak. Kalbiniz gözlerinizden fırlayacak.
Ayna, insanın kendilik savaşının dikey muharebe alanı. Alınması imkansız kale gibi. Keşke şehirlerin duvarları ve ülkelerin sınırları aynalardan yapılsa. Belki insan yaptıklarına daha iyi tanıklık eder.
Ayna karşısında süslenmekte bir çeşit savaştır. Kendini güzelleştirerek eğitmek. Veya çirkinleştirerek itici yapmak. Veya olduğu gibi kabul ederek kadere boyun eğmek. Kazanan hep aynalardır. Cam parçasının insan üzerindeki zaferi bu. Camın tarihi. Ve okuyucusu sadece sensin. Görünmeyerek silinirsin tarihten. Görünerek tarihi kendin yazarsın. Bakışların alfabe, sözcükler uzuvların. Bir anlık bir tarih.
Aynalar melek-şeytan karışımı görüntü savaşı. Omuzlarımızdaki sevap ve günahların faaili mechulü olarak biz. Kendi kendimizi tutuklattığımız an.
Not: Sayın Mgcelik, sitedeki yorumcuların yoğun ilgisi nedeniyle sizi okumak çok güç!!!
Saygılarımla...