renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Yusuf'a Gömleğini Tersten Giydiremezsiniz!

Bir sis perdesi seriliyor gözümüzün önüne... buğulu bir görüntü var... ayaklarımız yerden kesiliveriyor... bir derinlikte buluveriyoruz kendimizi... pembeden, eflatundan ve tüm uçuk renklerden döşeli bulutlar bir beşik oluveriyor ruhumuza... kıssaların en güzeli değil, masalların en güzeli ile alabildiğine kör bir gecenin orta yerinde uyutuluyoruz... arada bir "elif lam ra" diye fısıldanıyor bize, gerisini anlamıyoruz...

Ve tüm bunların arasında içime nasıl olupta düşürdüğüm bir 'kor'un sesi vuruyor kulaklarıma... öylesine derinden geliyor ki neredeyse duymayacağım...

"-eyleme beni... külleme beni..."

" Yusuf Suresi... Yusuf Suresi... Yusuf Sure... Yusuf Su.. Yusuf... Yuss..."

's' harfinin tüm hatırlatıcılığı eşliğinde uyanıveriyorum rüyadan...

***

O'nun gücüyle nidalanıyorum... "elif lam ra"

"elif lam ra... bunlar apaçık Kitab'ın ayetleridir"...
"Gerçekten biz, akıl erdirirsiniz diye, onu Arapça bir Kur'an olarak indirdik"
"Biz bu Kur'an'ı sana vahyetmemizle, en güzel kıssaları gerçek bir haber olarak sana aktarıyoruz, oysa sen, daha önce, bundan haberi olmayanlardandın." Yusuf Suresi -1/3

Sis perdesi aralanıyor... sisin sakladıkları meydana dökülüyor birer birer... ayaklarımın yere bastığını hissediyorum şimdi... Yolum aydınlanıyor yavaş yavaş...

***

Üç Gömlek Vakası

Bir güzel kıssadan bir güzel hisseye gidilmesi gerekirken güzel kıssanın yanına bile uğramadan güzeller güzeli masalların peşine düşüldüğünü görmüş olmak, karşımıza son zamanlarda İslam'ın mistisize edilerek ele alınışına örneklik teşkil edecek bir tabloyu çıkarmaktadır. Aşk konusunda söyleyebilecek herhangi bir sözü olmayanların asla itiraz cesaretini kendisinde bulamadıklarını ve aşk konusunda lügatlerine hayli kelime eklemeyi başarabilmiş olanlarınsa hadisenin vehametini gölgede bırakabilecek şekilde masalın bir efsaneye dönüşmesine katkıda bulunduklarını da hayretle izlemekteyiz.

Ele almaya niyet ettiğimiz konu Kur'an-ı Kerim'in hâdi oluşu gerçeğinden hareketle bize sunulan, zirveleşen ahlaki örneklik çerçevesinde anlam bulan, teslimiyet, tevekkül, sabır ihlas ile örülmüş alabildiğine anlam yüklü bir hayatın nasıl anlamsızlaştırılmaya çalışıldığı ile ilgilidir. İçerisinde bulunduğu yaşamın hayat bulmasını, bir ete kemiğe bürünmesini dileyen, yani fıtratına yüzünü dönerek bir çıkar yol arama peşine düşerek varoluş denilen problemi tek ve en yalın şekilde çözmenin ısrarında olandır insan. Ve insanı muhatab alan bir "hitab"da dile getirilen tüm çizgilerin, hayat adı verilen tablonun en güzel olanına ulaşabilmek adına bir "yüksek murad" tarafından sunulmuş olduğu gerçeğini her nedense göz ardı ettiğimiz anlar oluşuverir aklımızın/gönlümüzün çevresinde.

Aslında akıl/gönül karışıklığına yol açan yapılar, Kur'an'ın kendisini muhatap aldığının ve kuşatıcılığının farkında olanların kolaylıkla bertaraf edebilecekleri durumlardır. Bu anlayışın uzağında durarak durumu idare etmeye çalışanların karmaşıklığa muhatap olmaları kaçınılmaz olduğu gibi karmaşıklığın bir parçası olmaları da söz konusu olmaktadır. Kur'an'ın dile getirdiği bir hadiseyi Kur'an'ın mecrasından üstelik Kur'an'ı referans alarak çıkartanların kurmuş oldukları tuzağa düşme tehlikesine dikkat etmeliyiz.

***
Yusuf Suresi özelinde herhalde ilk ifade edilmesi gereken husus Allah'ın bu kıssayı haber veriş şeklidir. Kur'an ile ilk muhatap olan Hz. Peygamber'in daha önce bilmediği bir hususun Allah'ın vahyi ile ve O'nun dilediği usulda bildirilmesinin altında başlı başına bir hikmetin olduğunu kabul etmek gerekir. Yusuf (a.s) yaşadığı dönem malumdur ki; Hz. Peygamber'den önceki bir döneme tekabül etmektedir. Buradaki husus, ya ilgili kıssanın tarihi bir bilgi olarak hafızalarda, ya tahrif olduğu bize bildirilen diğer kutsal metinlerde, ya da dilden dile dolaşan dayanaksız söylentilerde müştereken veya birbirinden bağımsız olarak yer almasına rağmen Hz. Peygamber tarafından bilinmiyor oluşudur. Bu konuda herhangi bilgi sahibi olmamış bir başka ifade ile enformatik bir kirlenmeyi yaşamamış bir peygamberin O'nun muradınca bilgilendirilme tekniği ayrı bir önem arz etmektedir. Her türlü muvazaadan arı olarak, hiçbir kirlenmeye müsaade etmeksizin, hiçbir spekülatif düşünceyi bünyesinde barındırmadan, ve ayakları yere basan insanı kılavuzlayacak netlikte verilen bir bilgidir bahsettiğimiz. Nitekim surenin ilk ayeti ile bu dile getirilmektedir. Allah'ın Yusuf (a.s) kıssasını bilinmesini dilediği şekilde vahye konu ettiği apaçık ortadadır. Apaçık ortada olan hitabı O'nun maksadı hilafına başka şeylerden yola çıkarak açmaya çalışmak aslında bir şeylerin üzerini örtme girişiminden başka bir şey değildir. Eğer sual edecek olursak surenin içerisinde bizim için deliller vardır.
***
Öyle ya;

"Andolsun, Yusuf ve kardeşlerinde soranlar için ayetler vardır" Yusuf Suresi-7

Öyle ya;

Soranlar için... Soruyorum işte.

Sordukça "sürü"yü tanıyoruz. Sürünün içerisinde fert olarak kalma çabası veren Yusuf'u kardeşi Bünyamin'i... baba Yakub'un, hizaya çekicilerin hizasını bozarak, onların karşısında yaratılmışların en şereflisi olarak duran evlatlarının yanında, en sevgilice yer alışını tanıyoruz. Ve hayatın bu en anlamlı çabasının karşılığında kötünün kadim nefretini...

"Onlar şöyle demişti: Yusuf ve kardeşi babamıza bizden daha sevgilidir; oysaki biz birbirini pekiştiren bir topluluğuz. Gerçekte babamız, açıkça bir şaşkınlık içindedir." Yusuf Suresi-8

Ve hikmet kuyuda karşılıyor Yusuf'u.

"Nitekim onu götürdükleri ve kuyunun derinliklerine atmaya topluca davrandıkları zaman, biz ona vahyettik: 'Andolsun, sen onlara kendileri farkında değilken bu yaptıklarını haber vereceksin" Yusuf Suresi-15

Yusuf hikmeti kuyuda bulurken, sabır Yakub'u kanlı bir gömlek eşliğinde sarıveriyordu. Gömlek vakalarının ilkini teşkil eden bu hadise, en yalın farkındalıkla yaşanılanların şahidi bir gömlekten yola çıkılarak sabra ve Allah'a sığınmaya nasıl ulaşılabileceğini gösteriyordu. Ve bu en güzel sabır tevekkülü öğütlüyordu Yakub'a...

"Ve üzerine yalandan kan sürülmüş olan gömleğini getirdiler. 'Hayır' dedi. Nefsiniz, sizi yanıltıp bir işe sürüklemiş. Bundan sonrası güzel bir sabırdır. Sizin bu düzüp-uydurduklarınıza karşı yardım istenecek olan Allah'dır." Yusuf Suresi-18

Yusuf kuyudaydı Yakub hasrette. Birlikte sığınıyorlardı Allah'a. Sürüye tabi olmayı yeğleyenler, işin kolayını yoldaş edinenler anlayamazdı elbette Yusuf ve Yakub'un ayrı mekanlarda kuşatıldıkları sabrın, tevekkülün ve teslimiyetin nasıl aynı olduğunu. Sahi aynı yolun yolcuları nasıl ayrı düşürülebilirdi ki?

"Onu satın alan bir Mısır'lı karısına: 'Onun yerini üstün tut, umulur ki bize bir yararı dokunur ya da onu evlat ediniriz' dedi. Böylelikle biz Yusuf'u yeryüzünde yerleşik kıldık. Ona sözlerin yorumundan öğrettik. Allah, emrinde galib olandır, ancak insanların çoğu
bilmezler."
"Ergenlik çağına gelince kendisine hüküm ve ilim verdik. İşte biz, iyilik yapanları böyle ödüllendiririz." Yusuf Suresi-21/22

***

Karşımızda alabildiğine çıplak halde duran Allah'ın hayata müdahalesinin her daim olduğu gerçeğiyle yeniden yüzleşiyoruz. Genel geçer ifadelerle "kuyudan-saraya" diye adlandırdığımız durumun aslında Allah'ın hayatın akışına ne denli müdahil olabileceğinin bir göstergesini teşkil ettiğini görüyoruz. Alışkanlıklarla, basit bir söyleyişle geçiştirdiğimiz, dilimize pelesenk etsek bile anlamına vukufiyetimizin en iyi ihtimalle asgari düzeyde kaldığı bir ifadenin aslında insan olana nasıl bir yol göstericilik içerdiğini çoğu zaman gözardı ediyoruz. Anlam yüklü bir hayatın, anlamsızlıklar içerisinde dilimizde dejenerasyona uğramasına müsaade ediyor oluşumuz da aslında şaşılacak bir durumdur.

Yusuf suresi içerisinde "kadın" diye anılan ancak farklı kaynaklardan isminin Züleyha olduğunu öğrendiğimiz kadınla karşılaşıyoruz. Güzel olan her ne varsa Yusuf'la tarif edilmeye başlanıldığı bir dönemde Yusuf (a.s)'ın imtihanlarına bir yenisi daha ekleniyor. Bu hadise Yusuf suresinde şu şekilde aktarılmaktadır;

"Evinde kalmakta olduğu kadın, ondan murad almak istedi ve kapıları sımsıkı kapatarak: 'İsteklerim senin içindir gelsene' dedi. Dedi ki: ' Allah'a sığınırım. Çünkü o benim efendimdir, yerimi güzel tutmuştur. Gerçek şu ki, zalimler kurtuluşa ermez."
"Andolsun kadın onu arzulamıştı, -eğer Rabbinin burhanını görmeseydi- o da onu arzulamıştı. Böylelikle biz ondan kötülüğü ve fuhşu geri çevirmek için (ona delil gönderdik). Çünkü o muhlis kullarımızdandı."
"Kapıya doğru ikisi de koştular. Kadın onun gömleğini arkadan çekip yırttı. Kapının yanında kadının efendisiyle karşılaştılar. Kadın dedi ki: 'Ailene kötülük isteyenin, zindana atılmaktan veya acı bir azaptan başka ne cezası olabilir?'"
"Dedi ki: 'Onun kendisi benden murad almak istedi.' Kadının yakınlarından bir şahit şahitlik etti: 'Eğer onun gömleği ön taraftan yırtılmışsa bu durumda kadın doğru söylemiştir, kendisi ise yalan söyleyenlerdendir."
"Yok eğer onun gömleği arkadan çekilip-yırtılmışsa, bu durumda kadın yalan söylemiştir ve kendisi doğruyu söyleyenlerdendir."
"Onun gömleğinin arkadan çekilip-yırtıldığını gördüğü zaman 'doğrusu, bu sizin düzeninizdendir. Gerçekten sizin düzeniniz büyüktür.'dedi"
"Yusuf sen bundan yüz çevir. Sen de günahın dolayısı ile bağışlanma dile. Doğrusu sen günahkarlardan oldun." Yusuf Suresi 23-29

Arzularının peşine düşen ve türlü planlarla oluşturduğu tuzakla Yusuf (a.s)'ı kıskıvrak yakalayabileceğini ve düşünen kadın, hiçbir çıkış kapısı bırakmadığını düşünmektedir. Bu yolla kendisini asla reddedebileceğini düşünmediği Yusuf (a.s)'ın O'na sığınarak kaçışı karşısında kapattığını düşündüğü kapıların yanında kendi elleri ile bir kapıyı aralayıvermiştir: ikinci gömlek vakası. Allah'a kaçan bir Yusuf, kaçışın her ne pahası olursa olsun önüne geçmek için çaba sarfeden bir kadın ve arkadan yırtılan bir gömlek. Gömleğin ikinci şahitliği. Öyle bir şahitlik ki; fuhşa çağıranı, kaçanı, kurulan tuzağı, ihlası, günahı, sığınmayı, reddedişi, arzuları, iftirayı ve O'nun kesin kanıtını ortaya döküveren bir şahitlik.

İşin bu noktası efsanevi kurgularla oluşturulan ve maksadı mevcut akışından saptıracak içeriğe haiz Yusuf ile Züleyha aşkının da temellerini oluşturmaktadır. Güya Züleyha Yusuf'a aşıktır. Yusuf'da Züleyha'ya boş değildir. Bu ön kabullerle ve aşk denilen şeyin bizatihi kendisinin içerisinde barındırdığı kutsallıkla olayın algılanış şeklinin bir anda değiştiğini görmekteyiz. Fuhşa çağrı ve teşvik, yüz çevirme, kaçış, kaçmaya engel olma gayreti bir anda yerini aşka bırakmaktadır. Buradan yola çıkıldığında da bakınız an güzel kıssa nerelere uzanmaktadır.

Yusuf'la evlenen, Mevla'ya Yusuf'tan yol bulan ve yükseldikçe yükselen bir Züleyha...
Bu yükselişin ululuğunu, zahmetini ve sarfedilen gayreti temsilen kullanılan bir kavram: alınteri...
İftirasından çok irtifası(!) ile anılan bir Züleyha...
Ve enteresan bir şekilde zihnimize konumlandırılan tanımlama: muhammedi ahlak...
Çektiği çilelerin ve alın terinin karşılığı olarak Yakub'un yanı başında yer alan bir Züleyha...
Ahsen'ül kasâs'da su katılmamış muhafazakarlığı ile yer edinen Yakûb ve alın teriyle yer edinen Züleyha.... Ve her ikisini de yüce kabul etmemizin elzemliliği...
Bunların tamamı Kur'an'ın o kadın dediği Züleyha'nın aşkının peşinde katettiği inanılmaz mesafeyi tanımlamak için kullanılan ifadelerdir
Bu kurgular Yusuf'un o kadından Efraim ve Menşa adında iki çocuğunun olduğuna kadar gitmektedir ve tüm bunlar gömleği arkadan yırtılmış Yusuf'a gömleğini tersten giydirme çabalarından başka bir şey değildir. Biz de bu şekilde algılayış içerisinde olursak eğer, gömleklerimizin önden yırtıldığına her daim şahitlik etmek zorunda kalacağız. İslam'ın mistik bir algılanış çerçevesinde ele alınışında bu ve benzeri birçok hikaye ile karşılaşmaktayız. Bu hususlar aslında Kur'an'ın vermeye çalıştığı mesajın önünde bir perde olarak durmaktan başkaca bir görev üstlenmemektedir.
Bunlar okunduğunda düşülen hayretle beraber bildiklerinden tekrar emin olmak istiyor insan. Farkında olup olmadıklarını bilemiyorum ama fıtrata yabancılaşmamış her dimağı yeniden Kur'an okumaya yönlendiren bir kışkırtıcılığı da yanına katarak insanın üzerine çullanıyor bu cümleler. Yeniden hitapla yüzleşmenin gerekliliği beliriveriyor kararan ve karartmaya çalışan kelimelerin ardından. Bunların teker teker çürütülmesi elbetteki mümkün olmayacaktır. Bunun yerine tez olanın Kur'an-ı Kerim olduğundan yola çıkarak ve Kur'an'ın yol göstericiliğine sığınarak hayatı yorumlamamızın kaçınılmaz oluşunu görmemiz gerekmektedir. Ve gözlerimizin açılabilmesi için Allah'a teslim oluşumuza şahit gömleklerimizi yüzümüze sürmemiz gerekiyor. İşte bu da üçüncü gömlek vakasıdır. Yakub'a Yusuf'un gömleği neyse teslim olmayı tercih etmişler olarak bize de Yusuf Suresi odur.
"Andolsun, onların kıssalarında temiz akıl sahipleri için ibretler vardır. Düzüp uydurulacak bir söz değildir, ancak kendinden öncekilerin doğrulayıcısı, her şeyin çeşitli biçimlerde açıklaması ve iman edecek bir topluluk için hidayet ve rahmettir." Yusuf Suresi-111

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

Mistizm'i ele almak.

"İslamda mistizm unsurları" başlığı altında bir çalışma yapılmalı. Katkıları ve zararlarıyla ele alınarak, bundan sonra izlenilmesi gereken metodoloji hususunda fikir beyân edilmeli. İmam-ı Gazali'nin, kendisinden evvel gelen sufistlerin "radikal" söylemlerini, akıl yoluyla teskin eden bir metod izlemiş olması, kendisinden sonra gelen sufist kimselerin söylemlerine yansımış, ve bundan sonra Hallac ya da Beyazid gibi idamlar yaşanmamıştır.

Yusuf Bey, Yusuf suresi ve bize anlatmak istedikleri hususunda yapmış olduğunuz çözümlemeler ve çıkarımlar gayet aydınlatıcıydı. Kendi adıma oldukça istifade ettim. Ancak "yerinde bakmasını bilmeyen" kimselerin perspektifleri hakkında yapmış olduğunuz yorum, benim ilgimi çekti :

"Aslında akıl/gönül karışıklığına yol açan yapılar, Kur'an'ın kendisini muhatap aldığının ve kuşatıcılığının farkında olanların kolaylıkla bertaraf edebilecekleri durumlardır."

Bu cümlede geçen "farkında olmak" eyleminden kasdınızın, "bilmek" olmadığı hüsnü zannındayım. Kuranın kışatıcılığını ve hitabını her zerresinde duyumsamayan bir kimsenin, "akıl / gönül" ayrımının ele alındığı herhangi bir alanda handikapa düşebileceği düşüncesindeyim. Umulur ki "farkındalık" kavramını, geniş bir biçimde ele almış olasınız. Üstelik gayet de hoş bir tespit.

Ayrıca, Latif Erdoğanın Yusuf Sûresini tefsir eden kitabını da, bu yorumu okuyan kimselere tavsiye ederim.

Bizleri bundan sonraki yazılarınızla da aydınlatacağınızı ümit ediyorum.

Umutla ve Muhabbetle.

Umran dergisi Ocak sayısı

Umran isimli dergi, Ocak sayısını "İslam ve mistizm" konusuna ayırmıştı. Karşıt fikirler arasında mukayese yapmaya müsait olmasa dahi müstefid olunabilir.

Yusuf Misâli Kuyularda Erimekteyim; O Biçim Kalabalık'ım...

Bütün kuyulardan esirgeyemediğim Yusuf'larım adına,
Bütün arkamı dönüp kaçtığım Züleyha'larım adına,
"ne yapayım anne, incir ağacını kestiniz?"¹

-oysa şahdamardır tanrının bütün saltanatı?

oysa gök mavilenince çiçeklenir deniz
YUSUF kuyulandıkça daha kalabalık oysa
oysa insan acılandıkça daha dirençli
Yunus kovuldukça daha aşık oysa

¹: Bütün Eserleri, Kültür Bakanlığı yay.; Bir Adam Yaratmak, Büyük Doğu yay.; bilumum şeref sahneleri.

İslamda Mistisizm

Giriş: 'Kendime sorular , kendi halinde cevaplar'

Mistisizmi önce kelime manasıyla çözmeye çalışalım;

1-Tanrı'ya ve gerçeğe akıl ve araştırma yolu ile değil de gönül yolu ile, duygu ve sezgi ile ulaşabileceğini kabul eden felsefe ve din doktrini, gizemcilik.

2 -Bir konuda en üst derecede bulunabilme tutkusu

Aynı gibi görünen ama aslında uygulamada birbirinden ince ama keskin bir çizgi ile ayrılan iki anlam.

Bir kitap üzerine indirilen Hak dinlerin mistisizmden uzak olduğunu ilk anlam hasebiyle söylemek akla mantığa yakın düşüyor. Ammavelakin Hz.İbrahim ve Hz.Muhammedin içlerine doğan ilham ve arı düşünceleriyle Allah'a yaklaşma çabalarını nasıl değerlendirmeliyiz? Hz. İbrahim'in herkes güneşe aya taparken ardında yaradan olduğunu akletmesini, Hz. Muhammedin putlardan,şirkten kaçıp Nur dağında inzivaya çeklimesini, Hz. Yusuf'un rüyalarını?

Şüphesiz son kitap olduğu ve hiçbir harfinin değiştirilemeyeceği bize bildirilen Kur'an-ı Kerimin , biz gibi aciz , zavallı ve gönül yoluyla pek de gerçeği bulması muhtemel olmayan kullar üzerine indirilmesi ne büyük nimettir. ....................

Bu bağlamda kelimeyi ikinci hali ile yani 'bir konuda en üst seviyeye çekebilme tutkusu'ile algılamak gerekirse, üst eşiğe çıkabilmek için alt eşiklerin her birinden tek tek atlamak gerekliliği kaçınılmazdır. Üniversite yıllarından zihnimde kalan bir slogan vardır. 'Tüm kitaplar yalnız tek bir kitabı anlamak için okunur' . İşte burada olay karmaşıklaşıyor çünkü İslam üzerine yazılmış diğer kitaplarda mutlaka ve mutlaka yazarın kendi yorumu (belki mistisizmi) kendini gösteriyor ve çevrenizde bir ya da birkaç değil yüzlerce atlamanız gereken eşik çıkıveriyor ortaya. Bir sahifeye göre kendinizi tamamlamaya çalıştığınızı düşünürken 'Arkanızı döndüğünüzde' henüz yolda yürümeye dahi başlamadığınızı görüyorsunuz. Ve günü geldiğinde gönderilen bir tek kitabı dahi 'okuyamadım, anlayamadım' demekten korkuyorsunuz.

Velhasılı kelam kişiyi düşümekten , hayal etmekten , arzulamaktan, çözmeye çalışmaktan alıkoyacak güç yoktur. İşte burada devreye girmesi gereken sistem otokontroldür. Edilen sözler büyük olunca ecrinin ya da cazasının da büyüklüğü göz önüne alınmalı, bin düşünüp bir konuşmalıdır belki de.

Halk arasında yaygın bir tabir vardır görülen sahih rüyaların anlatılmaması aksi takdride bir daha görülemeyeceği hususunda. Allah'ın halifem sıfatıyla övdüğü adem dünyaya başlı başına bırakılmış değildir. Gök katlarıyla arasında değişen kuvvete gönlü bağlar mevcuttur. Yarı ölüm hali olarak tanımlanan rüyalar da belki de kişiye özel gönderilen mesajlardır. Bir insan için geldiği anlam diğeri için aynı olmayacaktır. Rüya ile amel edilemeyeceği gibi , paylaşımdan da yarar gelmeyecektir.
Söylemim odur ki ben gibi adamın Kur'an-ı okuyup yorumlama hakkı vardır kendince ama paylaşma hakkı yoktur hissedileni. Apaçık indirilen Kur'an ın kesin hükümleri dışında yalnız Allah katında saklanan 'elif, lam ,ra' gibi sırları adem sakın ha! üzerinde düşünmesin diye gönderilmiş olabilir mi? Ya da diğer pencereden bakarsak bir Allah'ın kulunun bulduğu cevaba tamam kesin olan budur denilebilir mi?

Bırakın herkes halis niyetle akletsin, hissetsin, sezsin , yakınlaşsın, hayatının içine alsın, konuşsun, yaşasın. Yeter ki korkuyla uzak durmasın.

Sonuç:'Herkes de ettiği kelama dikkat etsin'

"Gül sunan elde daima bir miktar gül kokusu kalır"

Geçte olsa yorum yapmak istedim

96. Fakat ne zaman ki, gerçekten müjdeci geldi, gömleği Yakup'un yüzüne koydu, hemen gözü açıldı. "Ben size demedim mi, b en Allah'tan sizin bilmediklerinizi bilirim." dedi.
Gömlek vakıasının bir başka bölümü;
Yusuf !..
Gönder bize de gömleğini
Açılsın görmeyen gözlerimiz

Gömlek değildi arkadan yırtılan
İffetimizdi
Keramet gömlekte miydi
Bu gömlek iffetti

Erdemlerimizi kaybettik Yusuf !...
Kaybettik iffetimizi
Faziletimizi

Yusuf !..
Gönder bize de gömleğini
Açılsın görmeyen gözlerimiz
Göz kusurlarımız çoğaldı Yusuf !...
Bir duayla ;
Allah inayetiyle yıkılmış her şeyi tamir buyurarak bizleri kaybettiklerimizi buldursun..Amin