renkler:
fontlar: 60% 70% 80% 90%
cemaat.com
orijinal fikir - farklı kalıp

Türban Kulübesinden Acılar da Geçer mi?

Marmara Üniversitesi'nin önünden geçerken gayri ihtiyari gözlerimi kapatırım. Genellikle üniversitesinin giriş kapısının hemen yanındaki duvara yüzünü dönmüş, saçlarını açan veya örtmeye çalışan kızlar bulunur.
Bakmamak için gözlerimi kapatır veya başka yöne çeviririm. Görmemem gereken bir manzarayla karşılaşmışım gibi, saçlarını görmemem gereken kızların utancını arttırıyormuşum gibi, günah işliyormuşum gibi...
Onlar hep oradalar...
Bir duvara yüzlerini dönüp başka bir kimlikle hayatta kaldıkları yerlerden devam ediyorlar.
Biz gözlerimizi kapatıyoruz. Bilincimiz bize taşıyamayacağımız kadar büyük bir acıyı hatırlatıyor çünkü. Bilincimizi silemedikçe, acıdan ve çaresizliğin doğurduğu usançtan, kılını kıpırdatmamanın verdiği utançtan kurtulmamız da mümkün olamıyor.
John Malkowich Olmak'ta böyle söylüyordu adam; "bilinç, korkunç bir lanettir. Düşünürsün, hissedersin, acı çekersin..."
Biz gözlerimizi kapatsak da, yaşanan acıların sürekli yenilediği ve bir türlü kabuk bağlamayan bir yara gibi duran bilincimiz lanetlemeye devam edecek.
Şimdi kalkmış kimi insanlar bilincimizi uyuşturmak ve yaralarımızı unutturmak için kendilerince yollar deniyorlar.
Bir eski belediye başkanı eşi gazetelere kendisinden başka herkese komik, acizce ve saçma sapan gelen şapkalarla sorunun çözülebileceği yaygarasını yayıyor.
Rize'de üniversitenin giriş kapısına ise bir "türban kulübesi" yapılmış. Yeter ki görmeyelim o kızları. Biz görmezsek sorun kendiliğinden kapanacak.
Oysa acı sürdükçe buna ne Marmara'nın duvarı, ne de Rize'nin kulübesi dayanacak.
Taş da, demir de yarılacak ortadan.
Kızların acısı günbegün taşı da, demiri de eritecek.
Bir tek insanların yürekleri kalacak duyarsız.
Taştan da demirden de daha acımasız.
Şair ne söylemişti;
Kör olasın demiyorum, kör olma da gör beni...

Yorumlar

Yorum izleme seçenekleri


Yazılar gibi yorumların sitede yayımlanmış olması, bunların site yönetimi tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına gelmez. Farklı görüşler de yorum kurallarına uygun olduğu sürece yayımlanmaktadır.

Yorum yazmadan önce standart yorum kurallarını dikkate almanızı önemle rica ederiz.

Dertsiz başıma...

Sevgili Ozgur

Ne işiniz var Marmara Üniversitesi'nin önünde?
Ya da Bayezıt'ta güvercin yemlemekten başka ne derdimiz olur?
Rize Üniversitesi'nin yaptırdığı Türban Klubünü gönülden destekliyorum sizi modernizasyona davet ediyorum
Bu sene trende şapka da var ilk bahar yaz koleksiyonlarını takibe çağırıyorum cümle alemi...

Allah Allah dertsiz (baş)ımıza ....

"Gül sunan elde daima bir miktar gül kokusu kalır"

korkarım ki...

Elif kardeş,
İnan ki ben de kaçıyorum. Ne görmeye tahammülüm var ne de oturup düşünmeye. Gel gör ki bu da benim imtihanım oldu. Allah suskunluğumu tokat gibi her duvarın önünde yüzüme savuruyor.
Korkarım benim için kaçış yok...
Korkarım Allah bizden yüz çevirecek..

önyargılarımız arkayargılarımız...sorun yok mu sizce?

önyargılarımız çok fazla galiba en az arka (arkabahçelerimiz)yargılarımızda olduğu kadar.birilerimizin aklılları karışmış.olay ne kadar trajik onu bile kestiremiyoruz.çünkü objektif bir acıyı gösteremiyoruz.acı gösterilir mi :yaşanır!!!

bir elif bir nur kadar ömür...

Âh!, âheste âheste çıkar da...

Kaderleri kef ile yazılanlar...

"...güllelerin yıkamadığı nice kaleler, kalbi kırıkların "Âââh!" toplarıyla yerle bir olmuş, toza toprağa dönüşmüş daima. Çünki "Âh", âheste âheste çıkar da mazlumların dilinden göklere, merhamet-i Yezdân'a erişince şimşek olarak döner zalimin başına."

diyor İskender Pala yıllar önce yazdığı bir yazıda...(http://212.154.21.40/2001/02/08/yazarlar/IskenderPALA.htm)

Dua mız eksik ve dahi gözyaşımız ve dahi "âââh!" ımız eksik belki Gayretullah'a uzanıp dokunacak ya da bunca musibet "âââh!" topları yüzünden başımıza yağıyor ,idrakimiz eksik anlayamıyoruz,anlayamıyorlar...Süresi dolunca her imtihan sona erermiş..Bir sonraki musibetin yada rahmetin kapısı açılsın deyu...
..
inne meal usri yusra
Fe iza ferağte fensab
Ve ila rabbike ferğab..

"Hafif acılar konuşabilir ama , derin acılar dilsizdir." Seneca
Müşahede edenin anlatması bu,yaşayanlarsa dilsiz...

/yoruldum mu?
daha yaşamaya başladım mı ki?/

...

"Bir müddet sonra o kulubeleri kullanma ihtiyacı duymayanlara, ya da o kulubede sadece başörtüsünü değil de başka şeyleri de bırakanlara ne diyeceğiz." diyeceğim ama, demiyorum.

Gerçekler acı ise.. söylenmesin her yerde.

"diyeceğim ama demiyorum". Başka nasıl diyebilirdiniz ki. Belli ki, bu blog, masumiyetini muhafaza edenler için yazılmış. Hani o, utanan, başını yerden kaldırmayanlar için. Sonradan, tarif ettiğiniz pozisyona düşenlerden bahsedilmemiş bilinçli olarak. Bozulmasın istendiği için, değişmesin.Yazan her şeyin farkında belki, hem de alabildiğine. Ve bunun için bahsetmeyişi. Çünkü kolay değil bahsetmesi. Belki sadece dile kolay.

Niçin bu denli rahatsız oldum. Kendimi yokluyorum. Belki bu bloğa girilmesinden dolayı sadece. İfade edilenler doğru olabilecekken. Hiç bir şey eskisi gibi olmamasına rağmen. Kusura bakma Ali Sarı, beni rahatsız eden bir şeyler var işte. Belki de gerçeklerin acı vermesinden.

...

Kolay olanı seçiyorum artık. İşime gelen bu.

Merhameti doğrulara kurban etmek.

Tenakuz arz eden fikir ve eğilimleri empati ile anlamak ya da katılmamakla birlikte mümin merhametiyle yaklaşmak bizce güzeldir. Lakin birine hak vermek ile diğerini tebrik etmek sonuç itibariyle iki fikrin de onaylanması manasına gelir. Bu çizgisizlik ya dae ilkesizliğin göstergesi değil midir?

Öngördüklerinizin, müslümanların Kuran'a bütüncül bir yaklaşım tavsiyenizle pek alakalı olduğunu düşünmüyorum. Madem bu yaklaşımınıza Kuran'ı referans gösteriyorsunuz. Bunu açmanızı rica etmek durumundayım.

Yüreğimizden merhamet eksik olmasın.. feraset de.

Sap ve saman

Üzerine basarak ifade ettiğiniz gibi sizi yine anlayamadım. Ya çok yukarılarda bir yerlerde duruyorsunuz ve bu yüzden sizi anlayamıyorum ya da zihninizde bir yerlere oturtmadığınız parçaları aktarıyor olmanızdan kaynaklanıyor bu. Her bir paragraf için uzun cevaplar yazmam gerekecek. Ancak hakkımdaki yaklaşımınızdan dolayı bunu yapmayacağım tabi.

Birbirine zıt eğilimleri onaylamanız üzerine, Kuran'ı referans verdiğiniz için, bunu yine Kuran'la ispat etmenizi rica etmiştim sadece. Oysa siz yine sorduğum sorudan uzak şeyler söylediniz sadece.

Son bir şey. Erbakan hoca şayet böyle söylemişse, bunda bir ilkesizlik yok. Sn. Erbakan ile Sn. Gülen günde on beş kez buluşuyor öyle mi! Buna kimse inanmaz.

İstişâresiz Okunmaz

Başörtüsü : Ufacık bi bez parçası. Kulübe : Okumaya inat edenleri koruma ve kollama derneği.

60 ihtilalinden sonra köşebaşlarını tutan menfî düşüncedeki kimselere mukabil, "Artık kadrolanmada biz de varız" diyen "İslamcı(!)" kesimin belki de en büyük yarasıdır başörtüsü. Başörtüsü takmak ya da takmamak : Üniversite eğitimi görmek ya da görmememek : İşte bütün mesele bu.

Okula girdiğim zamanlar, başörtüsü giymeden üniversiteye devam edecek olan arkadaşlar için özel istişâreler düzenlendirdi. Başı açık olarak okulda okumak, dirayet, irade ve sabır isterdi. Ki nitekim bu vasıfları kendinden cem ettiğine hüsnü zan edilen arkadaşların okumasına istişarede müsaade edilirdi. Ancak bazıları, hiç istişare etmeden, gittiler okullarına. Sonrası mı? Pek de iç açıcı haberler beklemeyin benden.

İstişaret gayet doğru bi metoddu, ve kimileri tarafından "İstişare edilen kimsenin hürriyeti kısıtlanıyor" gibi cümlelerle istişarenin ulviyeti tahrip edilmeye çalışılıyorsa da, bence en doğru yol buydu. İstişaresiz bir şekilde okula devam edenler, bence yanılıyordu... (ben yanılma diyim, siz günah diyin buna)

Başörtüsü : Ufacık bir bez parçası. Kulübe : Türkiyenin yüz karası.

Hımm.. Şeair-i İslam'dan

Hımm.. Şeair-i İslam'dan olan bir konu hakkında istişare etmek. Bence ilk istişare edilmesi gereken mesele bu olmalı. Bunu kim yapmalı mevzuu daha önce geliyor tabi.
Bir süredir tesettür mevzuu hakkında konuşmak canımı sıkıyor.. konuşmamak kadar hem de.

Ya ben anlamadım şu istişare olayını!

celal kardeş,
şu ifadeni biraz açar mısın...
"başörtüsü giymeden üniversiteye devam edecek olan arkadaşlar için özel istişâreler düzenlendirdi. Başı açık olarak okulda okumak, dirayet, irade ve sabır isterdi. Ki nitekim bu vasıfları kendinden cem ettiğine hüsnü zan edilen arkadaşların okumasına istişarede müsaade edilirdi"
Şimdi sana şunu soruyorum ya da böyle düşünen arkadaşlara...
Başörtüsü sana göre dini bir gereklilik midir?
Dini bir gereklilik bir grubun insiyatifiyle nasıl ortadan kaldırılır?
Yok eğer dini bir gereklilik değilse neden isteyen dilediğini yapamıyor da istişare ediyor? Totaliter bir yaklaşım değil mi?
İstişare eden grup bu kızların yukarıda saydığın özellikleri aynı anda cem ettiğini bilebilecek yakınlığa sahip olan kimseler midir?(umuyorum bayanlardan müteşekkil bir gruptur)
Son durumda şöyle bir tablo mu çıkıyor?
Ayşe sen bu farzı terkedebilirsin. Çünkü sen iradeli, sabırlı ve dirayetlisin okula devam et.
Fatma sen sakın açma çünkü bu özellikler sende görülmüyor. Sen başın örtülü gez çünkü sabırsız, iradesiz ve dirayetsizsin.
Bu durumda başını açmayanların genel niteliklerini de öğrenmiş olduk.
Bu arada kadrolaşma denilen illetin de determinist bir anlayışla olmazsa olmazlığını neden kabul ediyoruz. İlle de bir yerlere gelmek saplantısı neden?
Benim kafam karıştı açıkçası bu istişare olayına..
Başını açmak ya da açmamak olayını son düzlemde en genel ifadesiyle (ayrıntılarına girmiyorum) bireyin Allah'la arasındaki ilişki biçimine bağlıyorum. Bunun içine sosyal, ekonomik, psikolojik, dini vb bir sürü sebebi de katarak..
Bu arada olayın esas sorumluluğunun da ümmetin üzerinde olduğunu düşünüyorum. Kadın/erkek ayırmadan...
sağlıcakla kalın...

İstişare ve İçtihad.

Sevgili zagor,

Mantık evreni, 1 ve 0'lardan, siyah ve beyazlardan müteşekkil değildir. Mantıkta bir esneme payı vardır, ve olgular ya da önermeler, siyahla beyaz arasında olan grinin tonlamalarının baskınlığına göre şekillenir. Buna islam mantıkçıları "sakal üsûlü" demiş, Batı milleti de fuzzy logic demiş, araştırmanı salık veririm.

Neden bundan bahsettim biliyor musun? Şu ifaden ve bu ifadenle beraber yaptığın yorumdaki esneklik payının biraz düşük olduğunu sezdiğim için.

"Ayşe sen bu farzı terkedebilirsin. Çünkü sen iradeli, sabırlı ve dirayetlisin okula devam et.
Fatma sen sakın açma çünkü bu özellikler sende görülmüyor. Sen başın örtülü gez çünkü sabırsız, iradesiz ve dirayetsizsin."

Mefhum-u muhalifi kullanıp da böyle bi genelleme yapmak yanılgı olur. Elbette kimse kimse üzerinde biricik bi tasarruf hakkında sahip değildir ve kimse totaliter bi yaklaşım içinde değil. Ancak ortaya konan tavrı, bu cümleyle ifade ediyor olman, sence de biraz abes kaçmamış mı?

Şeriatta bi kaide vardır : Hayr-ı kesîr için şerr-i kalîl feda edilir ( Büyük hayır için küçük şer feda edilir). İstişare neticesinde, başı açık olarak okumaya mukavemet edebilecek genç arkadaşlarımızın ilerde yapacağı hizmetlerin, okul sürecinde işlemesi muhtemel olan günahlara nispeten daha fazla olacağı kanaatine varılarak bu istişare yapılır. Bunu kim yapar, nasıl yapar, bunları burda söyleyecek değilim. Ancak istişarenin önemi ve işlevi hususunda biraz daha hassas olmanını tavsiye ederim.

Ehl-i küfrün memleketlerine yollanan elçilerin seçilmesiyle, üniversitede okuması münasip görülen kimselerin seçilmesi arasında ne kadar fark gözetirsiniz bilemiyeceğim, ancak pek de farklı olduğu kanaatinde değilim. Elbette teşbihlerle, hiçbir mantıksal önerme ispatlanamaz, ancak karşıdaki kimsenin daha rahat kavraması için teşbihin kullanılmasında bi zarar görmüyorum.

Son bir şey daha. "İçtihad" kavramı da, istişare kavramı kadar ilgi çekici bir kavramdır. Her ne kadar artık içtihad kapısı kapanmış olsa da, "istişâre neticesinde" alınan kararların bir içtihad hükmünde olduğu da âşikardır. "İçtihad edenlerden doğru olanı yapan iki, yanlış yapansa bir sevap alır". Bunu bilen bir kimse, iyi niyetle hareket ettiği müddetçe, yapılan yanlışların dahi beraberinde hayrı getireceğini gözlemleriz.

Başörtüsüne olan hassasiyetiniz için bir kez daha tebrik eder, Rabbimin hepimizden razı olmasını temenni ederim.

Umutla ve muhabbetle.

fuzzy logic mi? Yoo.. hayır!

Sevgili celal,
Öncelikle cevabın için teşekkür ederim. Ancak birkaç noktayı daha nazarı dikkatinize arz etmeyi vazife bilirim.
Öncelikle ictihad kapısı asla kapanmaz! İfadelerinizden müntesibi bulunduğunuz "zan" ettiğim /yanlışsa düzeltelim cemaatin esin kaynaklarından büyük mütefekkir Said Nursi de icatihad kapısının her daim açık olduğunu net bir dille ifade ettikten sonra manilerini açıklamaya gayret eder.
Diğer meselelere gelince...
"sakal usülü" ya da fuzzy logic dediğin usuller asla Kur'ani bir esasın niteliğini tartışmaya sebep olabilecek usuller değildir. Mantık, sebebe ve hikmete dönüktür, "nas"sın değer yargısına karışamaz.

Kimin başörtüsü takacağına karar vermeniz ve bunun gerektirdiği nitelikler tarafımdan vulgarize edilmiş olsa da tamamen sizin cümlelerinizdir. Evet aynen böyle söylüyorsunuz; dirayetli, samimi, iradeli olanların başını açtırdık, diğerlerininkini açtırmadık!

Gelelim şeriattaki kaideye...
Bakınız hiçbir esas/nas/farz bir grubun daha büyük hayır getiriceği "zan" nıyla terk edilmez. Bu durum gaybı bilmekle eş değerdir. Siz yaptığınız hizmetin/ ehli küfüre elçi göndermek vb daha önemli olduğunu düşünüyor olabilirsiniz ama bunu dayatamazsınız. Doğrusunu Allah bilir. Bana göre de Allah onun esaslarına samimiyetle sarılırsak yeni kapılar ve yeni hayırlar açar önümüze.
Sizin determinizminizi reddediyorum!
Başını açarsan daha büyük bir hizmet yaparsın ne demek? Bu bir grubun öngörüsü ve tamamen siyasidir.

İstişarenin ve ictihadın önemine yeteri kadar vakıf olduğumu düşünüyorum açıkçası. Ancak "Seçici bir Kurul" oluşturup takva ölçeğiyle insanların başlarını örtme hususuyla nasıl istişare edilir anlamıyorum.
Bu durumda daha büyük hizmetler yapılması arzusuyla namazı terk etmek, zina etmek, yalan söylemek, içki içmek vb günahlara/ şerlere bulaşma izni hangi insiyatif tarafından makul görülecek?
Birileri siyasi ikballeri için doğru bulduğu hizmetlerin devamı için günahların ne kadarına bulaşılabileceğini nasıl tayin eder?
"Şeriatta bi kaide vardır : Hayr-ı kesîr için şerr-i kalîl feda edilir ( Büyük hayır için küçük şer feda edilir)." Bu kaideyi sizin iradenize teslim etmemizin koşulları nelerdir...
Baki selam..
zagor

İnsaf!

Sevgili zagor,

Eşari mezhebininin tevhid inancına göre, insan bir dağ başında, aklıyla başbaşa kaldığı vakit Allahı bulabilmeliydi; ancak Allah insana merhamet etti, ve Kendisini daha rahat bulabilmesi için, ona ekstra lütuf bâbından kitaplar ve peygamberler gönderdi. Ben bu inancı ve düşünceyi gayet makul buluyorum (sen bulmayabilirsin). Bu sebeple, "nas" olgusuna biraz daha zihinsel yaklaşmak gerekir diye düşünüyor ve "Aklınız sizin dininizdir" hadisini sana hatırlatma gereği duyuyorum. Fuzzy logic ya da başka bir üsul bir icat değil bir keşiftir. Nassın dahi âleme makul bir biçimde arzedilmesini gerektiğini düşünen bizlerin, herkesten evvel bu nassları ve kaideleri akleden bir kalple özümsememiz ve sonra da inanmamız gerekir. Bu esnada kullanılacak mantık metodlarının da, hikmete ya da inanca muhalif düşen bi yanı yoktur.

Öte yandan, inanın ki beni şu cümleniz çok ama çok üzdü. Bu cümleyi telaffuz etmemenizi çok isterdim :

"Birileri siyasi ikballeri için doğru bulduğu hizmetlerin devamı için günahların ne kadarına bulaşılabileceğini nasıl tayin eder?"

Ne yapıyorsa Allah rızası için yapmaya niyet etmiş kimselerin, Allah rızası için ortaya koyduğu bi istişare metodundan yola çıkarak, bu zümreyi "siyasi ikbal" gütmekle itham etmiş olmanız, gerçekten yürek kanatır cinsten. İslamın 6. şartına insaf derler, ve sizi bu 6 şarta itaat etmeye davet ediyorum!

Ben, bu hususta istişare etme gereği duyan kimselere hak veriyorum, ve neden hak verdiğimi de her platformda teferruatıyla izah edebilirim. Ancak son yorumunuzdaki bu rencide edici cümle ve tartışmanın, beraberinde hüsumet getireceği kanaatine varmış olmam, artık yazmamam gerektiğini söylüyor.Bundan böyle yorum yazsanız dahi mukabele etmeyeceğimi belirtmek isterim.

Allah hepimizden razı olsun.

madem ki...

sevgili celal,
Bir daha yorum ve cevap hakkını kullanmayacağını ifade ettiğinden, bunu fırsat bilip/ suistimal edip, cevap vermeni zorunlu kılacak /rahatsız edebilecek bir yorum yazmaktan kaçınacağımı ifade etmek isterim.
Yukarıda yazdığım yorumlar genel olarak başörtüsünün farziyetine inanan kimseyi muhatab alan sözlerdir.
Madem ki uzatmayacağız akıl ve nasla ilgili yorumlarımı şimdilik saklı tutuyorum. Zira İslam düşünce tarihinde de konunun tartışılma düzeyi yorumlara ne kadar açık olduğu hususunda da fikir verir.
Seni rahatsız eden cümle ise Allah biliyor beni de rahatsız ediyor ancak bu bende güçlü bir kanaattir. Kendi adıma sui-zannı aşan bir yoğunluktadır. Elbette genellemeler de bir çeşit baştan savma biçimidir.
Uzatıp da baştaki ifadelerimle çelişmeyeyim...
Allah hepimize feraset versin..
Amin..

Fuzzy logic, Mutezile ve akıl oyunları

"Aklınız sizin dininizdir" diye bir hadisi nerden buldunuz, pek merak ettim. Lütfen kaynak belirtiniz. Hadis ise sahih midir, hasen midir, mürsel midir munkatı mıdır, mudal mıdır,muallak mıdır, müdelles midir? Sahih ise muhtelif-ul Hadis midir?

"Allah katında tek din İslam'dır" (Ali İmran:19)
"Bugün dininizi kemal e erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve size DİN olarak İSLAM'ı seçip beğendim. (Mâide-3)

Allah Teala(c.c) böyle buyurmuşken peygamberin öyle buyurması makul mudur? Kur'ana muhalif hadis mümkün müdür?

Din hakkında konuşuyorken, kutsal metinlerden bahsediyorken referans kullanmaya özen gösteriniz. Aksi halde hatalarınızı başkalarına da bulaştırarak büyük bir vebal altına girme tehlikesiyle karşılaşacaksınız.

Fuzzy logic dediniz de aklıma Mutezile geldi. Hasan el-Basri hazretlerinin talebesi olan Vasıl b. Ata murtekibu'l kebirenin (büyük günah sahibinin) mü'min de kafir de olmadığı "beyne menzileteyen"de (iman ile küfür arasında) bulunduğu (sizin tabirinizle ne ak, ne kara, arada gri) görüşünü ileri sürerek hocasından itizal etmiş (ayrılmış) ve bu itizal, ileride Mutezile adını alan bir itikadi mezhebin doğmasına neden olmuştu.

Daha sonra da "Aklınız sizin dininizdir" diye bir hadis olduğundan bahisle aklı zirveye taşımış oldunuz. Sizin bu yaklaşımınızla Mutezili inancı arasında ne kadar dikkat-i şayan bir paralellik var değil mi? Nitekim Mutezile'ye göre de "akıl imandan üstündür". Fakat unutmamak lazım ki "akıl akıldan üstündür". Lakin bu üstünlükler para etmemektedir, nitekim bu nedenle "üstünlük takva iledir" buyrulmuştur.

gücü nerde arıyoruz??

bu blogu ve yorumları şimdi okudum.
Hepsini okurken hafif bir tebessüm vardı..
Nedeni üzerine düşüneceğim:
başörtüsü ile okula giremeyip örtülerini kapıda bırakanlara gülüyor olamazdım.
Bunu yasaklayanlara ise ancak acıyarak bakardım.
bunu yeteri kadar dert edinmediğini dert edinip paylaşanlara ümitle ve ihtiyatla ..
bu dert edinmenin mahiyetini eksik yahut hatalı bulanlara bazen hak vererek, bazen anlamaya çalışarak,bazen haksız bularak..
pek niçin gülümsüyordum?

Hayatımızın tam ortasında istisnasız hepimizi bir şekilde kıskıvrak yakalamış olan
Bu olay karşısındaki vahim durumumuza hayret ediyorum.
Gerçek kendini dayattığında kaçmak için köşe bucak dolaşmaktan başka bir şey yapmıyoruz.
Yüzleşmek korkutuyor!

Hepimiz bu konudan bahis açıldıkça bir şeyler söylüyoruz. Ama aslında söylediklerimizin pek de bir şey olmadığını biliyoruz.

Gülümseten bu belki! Hafif istihza içeriyor. Kendime ve herkese..

Hepimiz ne dersek diyelim her konuşmamızda :

acı çektiğimizi söylerken, elimizden gelebilecek olanı yapmadığımızı, elimizden başka bir şey gelmediğini söylerken, eksik olduğumuzdan dem vururken, Rabbin ayetlerini referans gösterip son sözü söylemeye çalışırken, cemaatimizin tavrını olumlayıp konjonktürel metodlar üretirken, ictihad kapısını kapatırken, sonsuza kadar açarken, akla prim verirken, vahyi öncelerken..
ne dersek diyelim her sözü sarfederken -önce kendimiz sonra başkaları için -bulunduğumuz konumu meşrulaştırmanın kılıflarını buluyoruz sanki.

Hangimiz yazarken tedirgin değil?

Niçin yaşayanlar daha çok susmayı tercih ediyorlar?

Çetrefil!

Başörtüsü yasağı:

insanların birkaç tel saçlarını göstermeleri yahut göstermemeleri sorunu değildir. Emin olalım bu yasağı uygulayanların etraflarında yeteri kadar saç vardır.
ve emin olalım onlar saçın naylon olup olmaması ile de ilgilenmezler.
Örtü kaldırıldığında beynin ve kalbin yerinde durduğunu onlar da biliyor.
Başka bi şey istiyorlar!! Bunun üzerine düşünmeliyiz

Ve başörtüsünü bir şekilde görünmez kılanlar da başörtüsünü açmadığından okullarına işlerine devam edemeyenler de onlara istediklerini vermekten kurtulamıyorlar!!!
(ki onlar istediklerini alıyormuş gibi pişkinler ve ısrarlı)

Buna seyirci kalan erkekler ve kadınlar, buna seyirci bile olmayan erkekler ve kadınlar, buna müdahil olup asıp kesenler, acıyarak bakıp başını öne eğenler, kendine acıyanlar, başı dik nutuk atanlar... herkes dahil: istenileni vermekten berî değiller. Değiliz..

Onlar güçlerini onaylatmaya çalışıyorlar. Biz onaylıyoruz:
-Güçlü sizsiniz yarışacağız.
Yahut -güçlü sizsiniz direneceğiz.
Kimse "güç ne siz de ne de bir başkasında" demiyor.
Herkes pastadan pay kapma yarışında
bu pasta bizim önümüzde ne arıyor?
Verili olan şeyler veriliyken bize bunu kim verdi demeyen biz, elimizden alınınca nasıl da çığlıklar atıyoruz.

Başörtüsü yasağı kalkıp etraf başörtülü dolduğunda bundan mutlu olmak akıl karı mı?

-bkz: bakara suresi; 44-45 -

son günlerde en çok yorum alan yazı...demek ki hala hassasız..söylediklerimizi kendimize mi kabul ettirmeye çalışıyoruz, yoksa...? slogan atar gibi savunulur mu bi dava? bir duvarı karalar gibi? yönümüz ne taraf? arkamız da kim var? haydi hep beraber içimize dönelim..içimizi içimize duyurana dek...
...
ayşenur, aslında hiç kimse hiç kimseye bişey vermiyor..kimse de bir şey alamıyor zaten..kimsenin kimseye faydası yok yani.."kendisine faydası olmayanın.." diye başlayan atamsözü, sonunu güzel bağlamış.. çünkü, ne onlar ne istediklerini tam olarak biliyorlar, ne de bunlar...

Allah Resûlü, Taif'te gördüğü

Allah Resûlü, Taif'te gördüğü işkencelerden sonra Utbe b. Rabia'nın bağına sığınıp Allah'a şöyle dua buyurdu:

"Allah'ım! Kuvvetsiz ve çaresiz kaldığımı, halk nazarında hor ve hakir görüldüğümü ancak sana arz ve şikayet ederim.

Ey merhametlilerin en merhametlisi! Herkesin hor görüp de dalına bindiği biçarelerin Rabbi sensin. Benim de Rabbim sensin...

Sen beni, kötü huylu, yüzsüz bir düşman eline düşürmeyecek, hatta işimin dizginlerini eline verdiğin akrabadan bir dosta bile bırakmayacak kadar bana merhametlisin.

Allah'ım! Senin gazabına uğramayayım da çektiklerim ne olursa olsun katlanırım! Fakat senin af ve merhametin bana bunları göstermeyecek kadar geniştir. Allah'ım, senin gazabına uğramaktan, ilahi rızana uzak kalmaktan sana, senin o karanlıkları aydınlatan, dünya ve ahiret işlerini yoluna koyan ilahi nuruna sığınırım.

Allah'ım! Sen hoşnut oluncaya kadar afvını dilerim.

Allah'ım! Her kuvvet ve kudret ancak seninle kaimdir." (Fıkhu's Siyre - Ramazan El - Buti- Gonca Yayınları sy. 143)

Ben bir imamhatipli ben bir başörtülüyüm....

Bir imamhatipde okumadım.....Bir başörtüsüne de sahip değilim...
Ama ÖSS' de puanları kırılan, ümitleriyle oynanan ,orta yerde gururları yıkılan,
hatta üzerinden rant sağlanan bu insanlardan hissetmişimdir kendimi her daim..
Her parti oy istedi...Verin , çözelim dedi...
Ama nerdeeeeee?Oylar cukka..Ya başörtüsü?
Çözüldü ya işte?!....

Açıp açmama mevzuuna gelince...Okuyabilmek için başını açan arkadaşlarım oldu...Birkısmı önce utanarak açtı başını...Sonra saçlarını sarıya boyattılar..Tırnaklar manikürlendi..Dudaklarda kırmızı ruj,yüzde pudra,fondoten,rimel,maskara... Dünyaya mavi lensli gözlerle tozpembe bakar oldular..Kıvırta kıvırta dar bılu cinler içinde gezenler böylece eril nefislerin şehvetini tahrik ve teşvik ettiler.. .Bir kısmı da hala başörtüsünün anlamının idrakiyle müslümanca hayatına devam ediyor...Baskı iyiler ve kötülerin ayrılmasına bir vesile oldu.....Unutulmamalı ki kabı ilk terkeden sıvı kaynama noktsı en düşük olandır!

Not : Sitedeki blog akışının yavaşlatılması biz okurların lehine olacaktır diye düşünüyorum...

Ben bir sülüğüm beyin zarında
Çok yaklaşma yakarım seni de anında...(imza)

O Kulübe Bizim Kalbimizdir içinden geçen ise ACI;

Hatırladıkça içimi burkan bir konuya parmak basmışsın ''zagor tenay'' kardeşim.
Ben de üniversite yıllarımda aynı manzaraları gördükçe içim kanardı..Gözgöze gelmemek için başımı eğer adımlarımı hızlandırırdım...Kimi tamamen açar başını,kimi türban üstüne şapka takar , kimi de perukla idare etmeye çalışırdı...Onların acısını yaşadığımı şu gün anladım..Bir gün üniversiteden , bir kız arkadaşımla buluşacaktık.Arkadaşım başörtüsünün üzerine peruk takmıştı.Konuşurken yüzüne mümkünatınca bakmamaya çalışıyor normal bir konuşma seyrini vermeye çalışıyor ona peruk içinde değilmiş gibi konuşma rolünü oynuyordum.(amacım ona her şeyin seyrinde olduğu hissini verebilmekti)Ama ses tonum ve lisan-ı halim bunu bir yere kadar götürebildi bunu.Ta ki kampus içindeki iki güvenlikçinin arkadaşımı uyarmasına kadar...Onun güvenlikçileri geçiştirmek için hızlı hızlı : '' tamam tamam'' deyişi ve sonrasında aramızdaki sessizliğin her saniyesi balyoz gibi nefsime inişi..O gece başımı yastığa koyduğumda kızcağızın sesi kulaklarımdan gitmiyordu.Hiç kendimi bu kadar savunmasız bu kadar ürkek bu kadar öfkeli bu kadar aşağılanmış hissetmemiştim.Ya arkadaşım?Ya o , bir kadın hissiyatıyla ruhunda kaç şiddetinde depremler yaşamıştı?
O nefse zor olanı yapmış.Kullanım alanı kötü yerler olan peruğu başına giydirmişti amacı diplomasını alıp Ümmet-i Muhammede hizmet etmekti.Bir doktor olup bin cana şifa olacaktı..Ama zalimler bunu ona çok görüyorlardı. Hitlervari davranışlarıyla ruhuna işkence ediyorlardı.
Kızmıştım...Bir şeyler yapmalıydım...Sorun ortadaydı...Çözüm bulunmalıydı... Bu vahametin müsebbiplerine buğz etmek geldi içimden ama dua müm'inin silahıydı.''Allah'ım sen onları hidayete erdir , yaptıklarından utandır'' dedim...

''yapmacıklarla değil gerçeklerle olmalı her şey''

başörtümü açar maskemi takarım mı??hadi ordan!!

bu yalnızca marmara ya ya da rizenin kulübesine has bir acı değil. hergün bir olaya şahid olur mu insan ve hergün bu zulüm gözlere gözlere batarda acı vermez mi?

bizim merdiven altımız var siz bilmezsiniz...ağlamaklı yüzler otobüsten ikinci sınıf vatandaş olmanın gururları yakan mürekkebimsi kızıllığı ve nefessizlik sendoromuyla iner.ağırlaşan adımlar ve geriye dönüp diploma sevdalılarına kızmak ve bu dünyadan kaçmak isteyen bakışlar..ben hergün bu oyunda hem oyun hem oyuncuyum.belkide birilerinin başörtüsünü oyuncak yaptığı aleme bir talihsizlikle düşmüşüm...

ben bu zulümden hergün bu rolü oynamaktan sıkıldım!!

Asrın İsmailleri

Sizlerin varlığından dolayı nefes alabiliyor,gözlerimi kapatma ihtimalini hiç de sıkıntılı görmüyorum. Zira arkamda sizler varsınız. Gevşemeyin ve üzülmeyin. Bıktığınızı biliyorum zulümden usandığınızı. Ama bir İsmail teslimiyeti içerisinde boynunuzu uzatın. Korkmayın. Sakın o zalimlerin karşısında ağlamayın. Dik durun. Onların içlerindeki rahatsızlık gün be gün artmakta ,alanları daralmaktadır. Sizin Rabbiniz var,onlarınsa şeytanları. İç huzurunu yakaladıktan sonra sizden güçlüsü sizden yüreklisi olamaz. Hemen Allah'a iltica edin. Bittim dendiği anda yeteceğinden emin olun. Yarabbi güçlüğün ardından kolaylık vereceğim diye vaad ediyorsun bekliyorum diye yalvarın. Kimbilir biz isteme kıvamına gelemedik belki,teslimiyetimizi zirvelere taşıyamadık,belki Rabbim bizden daha fazlasını bekliyor. Bırakmayalım bunun ucunu ,biz onun ipine sıkı sarıldıkça ,onlar savrulsunlar...Biz en sağlam kulpu bırakmayalım. Allah yar ve yardımcımız olsun ,genç ve daralan yüreklere inşirah suresi tecelli etsin.

ıstırap

başkasının acısını anlamaya çalışmadıkça, veya hissedip yaşamaya çalışmadıkça, öyle sanıyorum hakiki manada kul olamayız...
bir yalan rüzgarın peşine takılmak, sürüklenmek düşünmeden...