30 Mart 2005 tarihli Yeni Şafak gazetesi Recep Yeter imzalı bir haberi çıkarmış sürmanşete. "Metal Fırtına'ya karşı Posbıyıklı Kasırga" başlıklı haberin girişinde şunları okuyoruz;
"Kurgusal olarak Amerika'nın Türkiye'yi işgalini anlatan 'Metal Fırtına' kitabının ardından, şimdi de politik bir bilim kurgu kitabı olan 'Amerika Bizimdir' çıkmaya hazırlanıyor. Türklerin Amerika'yı İşgali - Bıyıklı Kasırga - Amerika Bizimdir kitabındaki senaryolara göre, ülkücü bir genç uzaylıların verdiği bir cihazla Amerikan yönetimini ele geçiriyor ve Oval Ofis'te çiğköfte partileri düzenliyor, CNN'de kaynana yarışmaları yapıyor ve ABD'ye 'posbıyıklı özgürlük heykeli' dikiyor. Kötü çağrışımlar yaptığı için kovboyluk yasaklanıyor, yerine çobanlık mesleği getiriliyor. Kovboy şapkası da yasaklanarak, beş köşeli kasket tavsiye ediliyor. Beyzbol oyunu yasaklanarak ismi 'çelik çomak' olarak değiştiriliyor. Senaryoya göre, Türkler Kızılderilileri de unutmamış, Washington'a dev bir Kızılderili anıtı dikilerek katliam için özür dileniyor. Hayatta kalan Kızılderililere de savaş tazminatı ödenmesi ve Türkçelerini düzeltmeleri kararlaştırılıyor."
Henüz piyasaya çıkmadan oluşturulacak bir sansasyonun kitabın 50.000 basacak ilk baskısının satışı üzerinde pozitif bir etki oluşturacağı bilinen bir gerçektir. Daha ilk çıkışları itibariyle kullanılan yöntemi ele aldığımızda dahi, kitabın isminin Amerika Bizimdir yerine Amerika Biziz olması daha yerinde olur gibi düşünüyor insan.
Doğrusunu isterseniz Metal Fırtına ve Amerika Bizimdir benim kütüphanemde yerleri asla olamayacak iki kitaptır. Popüler olandan uzak durma kaygısıdır bana bu cümleyi kurdurtan. Popüler kurgular ; İstanbul' Barbaros Hayrettin Paşa'nın türbesine saklanan bir uzaylı, uzaylı ile karşılaşan ve ona yardım eden bir yardımsever ülkücü genç, 'dile benden ne dilersen' diyen uzaylı, bizimkinin 'bizimkilerin Amerikan yönetimini ele geçirmesi isterdim' demesi, Sting ve Müslüm Gürses'in birlikte jiletli konser tertip etmesi, İstanbul Ülkü Ocakları Başkanı'nın Amerikan Başkanı olması gibi sahneler.. ve daha neler..
Kitabın yazarlarından Erdoğan Ekmekçi kitabı yazma gerekçeleri olarak şunları söylüyor : "...Hepimiz ağır bir psikolojik baskı altındayız....Onları ciddiye almıyoruz. Bunu da bu romanla göstermek istedik.Bizde bir zamanlar hem de yüzyıllarca dünyanın hakimiydik ama başlarına çuval geçirip hakaret ettiğimiz bir kişi bile olmadı. Dolayısıyla bir gün ABD'yi yönetsek asla, yönettiği ülkelerdeki o manzaralar olmayacaktır. Yanlış, eksik, komik bir yönetim olacak. Bunu işleyip Türk halkına moral vermek istedik."
Masamın üzerinde bir kitap var bu aralar; 1332-1406 yılları arasında Endülüs'te yaşamış olan ve asıl adı Abdurrahman bin Muhammed bin Haldûn Hadramî olan İbn-i Haldun'un Mukaddime'si. 650 yıl öncesinde yazılmış ve sosyolojinin temel kitaplarından olan bu kitabın yirmi üçüncü faslındaki başlığı yaklaşık bir hafta öncesinde okumuştum. Şöyle idi başlık : Mağlupların, Hayat Tarzı, Giyimler, Âdetler, Ve Diğer Hususlarda Her Zaman Galipleri Örnek Almaya Düşkün Oldukları Hakkında.
Başlığın hemen altında yer alan cümleler ise şu şekilde :
"Bunun sebebi şudur: Nefis, her zaman, kendisine galip gelmiş ve boyun eğdiği kimsede bir mükemmellik olduğuna inanır. Bu, ya onu büyük görmesinde dolayı mükemmel olarak değerlendirmesinden, ya da boyun eğmesinin sıradan bir galip gelme dolayısıyla değil, galipteki mükemmellikten dolayı olduğuna kendisini -yanlış bir şekilde- şartlandırdığı içindir. Eğer kendisini buna şartlandırır ve buna bağlanırsa, bu onda bir inanç haline gelir ve her şeyde galibi örnek alıp ona benzemeye çalışır. Veya mağlup, galibin karşı konulmaz bir asabiyete ve güce sahip oluşundan dolayı değil de, gelenek ve âdetlerinden dolayı galip geldiği yanlış fikrine saplanır. Bu ise birinci sebep olarak söylediğimiz, galibi büyük görmektir. Bütün bu sebeplerden dolayı mağlupların her zaman, giyimlerinde, binitlerinde, silahlarında, âdetlerinde, ve diğer hususlarda galiplere benzemeye çalıştıkları görülür.... Hikmet gözüyle bakıldığında bütün bunların istilânın alametleri olduğu hissedilir..."
Hem Metal Fırtına'nın ve hem de Amerika Bizimdir'in öteden beri toplumumuzda varolduğunu düşündüğüm mağlubiyet psikolojisinin yazdırdığı kitaplar olduğunu düşünüyorum. Gitgellerle organize olmuş, galibiyet özlemiyle yazılmış, mağlubiyet psikolojisinin her sahnede bas bas bağırdığı kitaplar. Aktarıldığı kadarıyla kitapta, muhtemelen bize 'vay be' naraları attıracak, göğsümüzü kasaım kasım gerecek sahneler içerisinde, bu gitgelleri ve mağlubiyet psikolojisini sezinlemek mümkün. Mesela; oval ofis'te çiğköfte partisi; sadece çiğköfte bize aittir ne oval ofis ve ne de parti bize ait değildir. CNN'de kaynana yarışması; sadece kaynana bize aittir ne CNN -sonuna her ne kadar Türk kelimesi eklense bile- ne de kaynana yarışması bize ait değildir.
Sonuç olarak henüz okumamış olmama rağmen piyasaya önümüzdeki günlerde sunulacak olan bu kitabın, yenilgi psikolojisinin bir getirisi olarak yazılmış, aynı psikoloji ile galibi taklit ederek onun pazarlama stratejileri kullanılarak prim yapması düşlenen, kendi kimliğinden vazgeçip hakim kimlikle yeni bir kimlik oluşturarak tasarlanmış, çizgili pijamalarını giymiş bir Türk erkeğine sanal bir onur yükleyecek, belki ileride annelerin çocuklarına anlatacağı bir masaldan öteye geçemeyecek bir kitap olduğunu düşünüyorum.
Erdoğan Ekmekçi'nin dile getirdiği hususlar nazarında yola çıkış gayesinin olumlu olduğunu söyleyebiliriz. Ancak ortaya konulanların yenilgi psikolojisi altında ezildikçe ezilmiş bir toplumun ağzına çalınmış bir parmak baldan öteye geçemeyecek bir çalışma olduğunu söylemeliyim. Keşke kitap politik bilim kurgu romanı olarak adlandırılmamış olsaydı.
Acaba kitabın son sayfasını kapattığımızda ezilmişlik psikolojisi sona mı erecek, yoksa mağlubiyetin hazmı daha mı kolaylaşacak?
Ama bütün bunların üstüne ben şu mısrayı yükseltmek istiyorum;
"yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer vardır" Sezai Karakoç
Yorumlar
Kurgu da bir yere kadar...
Çar, 30/03/2005 - 23:22 — Günseli ÜmitNe metal fırtına ne de bu kitap benim de kütüphanem de olamayacak kitaplar. Ama görünüşe göre 2 kitap olarak kalmayacak, bundan sonrası da gelecek gibi bu tür kitapların. Bu kitabın da edebi değerinin olmadığını ve sadece ortalığı karıştırmak için yazıldığını okumadan da söyleyebilirim kesinlikle. Metal Fırtına tuttu şimdi de bu kitap... "Türk halkına moral olmak istemişler" Ya bu güzel insanlara bayılıyorum ben! Saçma sapan, gerçekle hiç bir alakası olmayan, kurguda bir yere kadar olur kardeşim dedirten bu kitaplardan kimler ve nasıl moral bulabilir yahu? Anlamıyorum ben bu insanları ve asla da anlamak istemiyorum.
not:Vakti çok olan, populer kitapları kaçırmayan, okumaya çalışan kültürlü okuyuculara bir sözüm yok amaa bu kitapları okuyup moral bulan ve de övünenen insanlar için pek de iyi şeyler düşünmüyorum:)
Fırtına'nın şiddeti
Per, 31/03/2005 - 17:14 — Elif ŞahinMetal fırtına çıktıktan sonra nerak ettim ve okumaya başladım.Yalnız başlamakla kaldım sonra.Çünkü kitap üçüncü dünya ülkeleriiçin çekilmiş savaş filmlerinin aynıydı. Tek yenilik Tayyip Erdoğanın ilk defa böyle bir filmde rol alması.
Bu kitapları okuyarak vakit kaybetmek yerine, hafta içi bir akşam özel TV lerin birinde Sinema Kuşağını takip etmenizi tavsiye ederim.
Okunacak çok şey var
Çok...
"Gül sunan elde daima bir miktar gül kokusu kalır"